Zanzibar (1)

Dünyanin belki de en sicak, en samimi, en yoksul ama en güler yüzlü insanlarinin ülkesi Tanzanya’dayiz yine. Esimin Daüsselam’da iki günlük toplantisi akabinde bu sefer Tanzanya’nin adasi Zanzibar’a geçmeye karar verdik. Zanzibar’a feribot veya uçakla geçilebiliyor, ancak havaalanina gidis yolunda zaman kaybedecegimize Darüsselem’da kaldigimiz otelin hemen yakinindaki limandan kalkan feribotla Zanzibar yolculugumuza baslamayi uygun gördük.

Yillardir hayallerimi süsleyen Zanzibar, özellikle Türkiye ve Avrupa’da birçok bar ve restorana adini vererek beni ve benim gibi birçoklarini “Acaba nerede bu Zanzibar?” diye haritaya bakmaya sevkeden bir ada kimliginden siyrilirken merak ve heyecanla karisik degisik duygulari ayni anda tatmama neden oldu. Sabahin köründe limana geldigimizde hava nemli ve hayli sicakti. Limanda feribotun kalis saatini beklerken oturdugum yerden kah Zanzibar’a gitmek üzere kuyruga itis kakis giren yerli halki gözlemlerken kah da Solmaz Kâmuran’in romani Kiraze’nin satirlari arasinda çikmis oldugum tarihi yolculuga devam ettim. Feribota bavullarimiz, sirt çantalarimiz ve elimde içinde Darüsselam’dan kendimiz için özenle seçtigim tingatingalarin (Tanzanya’ya özgü bir resim sanati)  bulundugu rulo ile bindik. Bindik binmesine, ama inerken bir eksikle, tingatinga rulosunu feribotta unutarak iniverdik. Zanzibar polisinin pasaportlarimizi kontrol ederken “Jambo” (merhaba), “Karibu” (hosgeldiniz) diyerek bembeyaz 32 disi ortada bizi karsilamasindan sonra hele aklimiza bile gelmedi tingatinga rulomuz.

Stone Town’un merkezinde Zanzibar Palace Hotel’e yerlestikten çok sonra bir anda simsek çakti beynimde ve odada tingatinga rulosunu aramaya basladik, ama nafile. Neyse, ertesi gün planladigimiz baharat turu akabinde feribotun varis saatine denk limana gidip umudumuz olmasa da rulomuzu sormaya karar verdik. Limandaki kayip esyalar bürosuna gittigimizde ruloyu duvara dayali görünce açikçasi çok sasirdik, ama yine de adada hirsizlik yok düsüncesiyle seyahatimiz boyunca tedbirimizi elden birakmadik.Adinin Perslerden geldigi söylenen Zanzibar farsça “Zangi-bar”, yani siyahlarin sahili anlamina geliyor. Aslinda Pemba, Unguja ve Maphia takim adlarinin ortak adi Zanzibar.

Günümüzde Zanzibar olarak bilinen adanin asil adi ise Unguja. Ancak adinin popülerliginden olsa gerek bu takim adalardan en turistik olani, yani Unguja günümüzde Zanzibar olarak aniliyor.Otele yerlestikten sonra Stone Town’u (Zanzibar’in bassehri) kesfe çikiyoruz yayan olarak. Daracik sokaklarda beberler, hirdavatçilar, bakkallar, terlikçiler, tamirciler… Dükkaninda sicaktan bunalmis bir terzi pedalli dikis makinasini dükkaninin önüne çikartmis, haril haril siparis aldigi isini yetistirmeye çalisiyor. Yol kenarina dizilmis yerli kadinlarin yayvan hasir sepetlerinde tropikal meyve öbekleri… Kadinli erkekli yogun bir kalabalik. Nüfusun % 95’inin müslüman oldugu adada kadinlarin çogu rengarek yerel giysili, kimisi ise çarsafli, genc kizlar baslarinin üzerindeki sepetleri ve bohçalari dimdik tasiyorlar, erkekler ise üzerlerindeki entarileri, baslarindaki fes ve takkeleriyle çizdikleri tabloda insani adeta zaman tünelinde 200 yil öncesine götürüyorlar. Insanlar çok agir hareket ediyor, adeta zaman durmus gibi. Ya da bir film setinde yüzyillar öncesi canlandiriliyor da biz de konuk sanatçilariz. Ama o üzerimizdeki modern kiyafetlerle o dekora ne kadar uyuyoruz tabi o tartisilir.

Yerli halk fotograf çeken turislere alismis. Eger fotograf çekmek için izin isterseniz genelde izin veriyorlar, bazilari bunu gelir kaynagi haline bile getirmis. Az bir miktara anlasip yerli halki fotograflariniza model yapabilirsiniz. Bu arada bir çocuk evinin süslü kapisini aralamis çekingen bakislarla gelen geçeni gözlüyor. Bir kaç fotografini çekip çantama çocuklara veririm düsüncesiyle attigim sekerlerden veriyorum. Sekerlere çok seviniyor, ama “Kalem de var mi? Okul için lazim da.” diyor. Yanimda olmadigini söylüyorum, ama yarin ona kalem getirecegimize dair söz verip, içimiz parçalanarak ayriliyoruz yanindan. 8.yüzyilda adaya gelen Araplarin egemenligi 19. yüzyila kadar sürmüs, sonra Almanlara, daha sonra da Ingilizlere geçmis yönetim. 1866’da Ingilizlerle olan savas tarihin en kisa savasi, Zanzibar 45 dakikada teslim olmus. Daracik sokakli Stone Town’un tüm kapilari oymali, kakmali, metallerle bezeli. Arap gelenegine göre kapi, ev sahibinin varliginin simgesiymis. Yerliler ne yapip edip o yoksul klübelerine birer süslü kapi takarmis. Kapilar genelde tik agacindan yapilmis oldugu için günümüze kadar gelebilmisler. Stone Town’da dolasip hemen hemen tüm süslü kapilari fotografliyoruz.



Dolasirken Hotel Hurumzi’nin terasinda mola verip Zanzibar manzarasina karsi yemeklerimizi yerken buz gibi lokal Klimanjaro biralarimizi yudumluyoruz.






























Arkasi devam edecek yazilarimda…

3 yorum

  • MIYU dedi ki:

    tam da ” sanki yüzyıllar öncesine gidilmiş ” gibi düşünüyordum ki, siz de zaten duygularınızı o şekilde dile getirmişsiniz. Adını verdiği lüks restoranlardan çok farklı olduğu belli, hemen yazılarınızın devamını okumaya koyuluyorum. Bu arada anlatım tarzınızı çok sevdim :)) ellerinize sağlık

  • gulliblecow dedi ki:

    ters yazılarını okuduğum için yazını okurken ön bilgim var gibi artık yerler yabancı gelmiyo.çok keyifli yine.zanzibar bu isim çok tanıdık.bu yazıdan sonra artık bar tabalelarına bakarken aklıma halkala ilgili bilgiler gelir.çıkışta bilemem yalnız:)teşekkürler.

  • NEŞE dedi ki:

    Adanın nüfusunun hemen hemen tamamı Müslüman olunca,alkollü içki de yasaktır diye düşünmüştüm ama yanılmışım.Kapılar harika….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*