YÜREĞİM KALDI HATAY’DA

                    

                                                                                 “Kelimeleşmeyen “zevk-i tahattur” bir rüya


                                                                kadar soluk ve fani…”(Cemil Meriç,Bu Ülke, s.290)


 


20.07.2003, Adana


            Öğle saatleri. Adana otogarındayım. İstanbul’a mı döneceğime yoksa Hatay’a mı gideceğime karar veremedim henüz.


            Derken fiyat sorduğum Öztur kesiyor bileti Hatay’a.


            12.15’te Adana’dan kalkıp Hatay’a hareket eden otobüsle birlikte ben de oturduğum 9 numaralı koltukta zaman içinde bir yolculuğa çıktım: 1916 yılının Aralık ayının 12’sinde o zamanki ismiyle Reyhaniye (şimdi Reyhanlı)’de hayata gözlerini açan, kendi tanımıyla “hayatını Türk irfanına adayan münzevi ve mütecesssis  bir fikir işçisi olan Cemil Meriç’e kadar uzandım. Reyhanlı ile Antakya arasında başlayan hayatı bazen Halep’e uzanan bu değerli yazarı, düşünce adamını ortaya çıkaran, yoğuran topraklaraydı yolculuğum. Adım adım izini sürecektim, çocukluğunun ve gençliğinin ilk yıllarının geçtiği yerlerin. Antakya’daki Habibün Neccar Camii’nin yanındaki Habibün Neccar İlkokulundan başlayıp, ardından “üniversitemdir” dediği sonradan “Lyecée d’ Antioche” olacak olan Antakya Sultanisi ile devam eden süreç… “Işık Doğudan Gelir”ken, “Kırk Ambar”da biriktirilmeye başlayan “Kültürden İrfana” “Umrandan Uygarlığa” giden “Bir Dünyanın Eşiğinde”ki “Bu Ülke”ye “Fildişi Kuleden” aktarılan muhteşem bir birikim… 13 Haziran 1987’de bu fani dünyadan göçen büyük insanı ruhuna bir fatiha okuyarak yâd ettim.   


           Dalmışım.


           Kendime geldiğimde, geçtiğim yerlere dikkatlice bakıyorum. Buraları ilk defa gördüğüm için çevreyi gözlemliyorum, belleğime yerleştirmeye çalışıyorum.


           Otobüs 15.00’te geldi Hatay’a. Demek ki daha önce bana söylendiği gibi bir buçuk saat değil, 2 saat 45 dakika sürüyor yol.


           Hatay’a inince ilk işim Tourism Information’u aramak oldu. Buldum da. Ama kapalıydı. Bu ülkede bazı şeylerin değişmesi için iktidarların değişmesi yeterli değil. Kafaların değişmesi gerekiyor. Turizm tanıtma bürosu kapalı. Sebebi günlerden pazar olması. Ne demek bu? Turiste, pazar günü gelme mi diyeceğiz? Hem krizden çıkış umudumuzu, ülkenin düzlüğe çıkmasını turizme bağlıyoruz. Hem de Hatay gibi bir yerde pazar günü Tourism Information bürosu kapalı.


            Şehre girişte Tourism Information’un karşısındaki dört yol ağzında bir heykel karşılıyor sizi. Farklı bir çalışma bu. Mozaik resimlerden esinlenerek yapılmış bir heykel sanki.


            Oradan Antakya Öğretmenevine geldim. Gece orada konaklamak konusunda kararsız olduğum için gezilip, görülebilecek yerlerle ilgili bilgiyi onlardan aldım.


            Harbiye’ye gideceğim. Harbiye dolmuşu gelinceye kadar Asi nehri kenarında bulunan GirneTaksi Durağındaki yaşlı Hataylı ile sohbet ediyoruz. 




            Harbiye, Antakya il merkezine 7 km mesafede yemyeşil ağaçların, gürül gürül akan şelalelerin bulunduğu, Evliya Çelebi’nin “şehrin doğu yönündeki dağların eteğinden bir çok güzel sulu pınarlar akar” dediği  bayır bir yer. Yukarıdan aşağıya doğru iniyorsunuz. Birbirine karışan et, balık, mangal kokuları, müzik sesleri, su sesleri karşılıyor sizi.




            Aşağıya doğru iniyorum. Şelaleler diyor levhada. Efsaneye göre Zeus’un oğlu ışık tanrısı Apollon, ırmak kenarında gördüğü genç ve güzel bir kız olan Defne’ye âşık olur ve onunla konuşmak ister. Defne’yi kovalar. Defne kurtulamayacağını anlar. “Ey toprak ana beni ört, beni sakla, beni koru” diye yalvarır. Defne ağaca dönüşür. Apollon şaşırır… Bu olaydan sonra şiir ve silah zaferi defne dalıyla ödüllendirilir. Defne’nin gözyaşları bugün hâlâ Harbiye’deki şelalelere su vermektedir. Gürül gürül akan suyun muhtelif yerlerine gazinolar, restoranlar yapılmış. Masaların ayakları suyun içinde. Masada otururken sizde ayakkabı ve çorabınızı çıkararak, ayaklarınızı içine sokuyorsunuz suyun. Çok kalabalık. Ayrıca her türden insan var.


            Hatay’a gelince kültür birden farklılaşıveriyor. Hatta Adana otogarında bindiğimiz otobüsün şoför ve muavini yolculuk esnasında Türkçe’nin yanı sıra Arapça cümleler sokuşturmuşlardı konuşmalarının içine. Yani farklılık daha buraya gelen otobüse adım atınca başladı. Burada Arapça konuşan insanlar, Arapça dükkan levhaları, Arapça yazılı plakalı araçlar gördüm.


            Ben görülebilecek yerlerin hepsini görmek istiyorum.


            Hatay’da sokaktaki kartlı telefonların hemen hemen hiç biri çeşitli nedenlerle çalışmıyor. Buna karşılık neredeyse her sokakta bir Türk Telekom bayi ve dolayısıyla kontürlü telefon mevcut.


            Harbiye’den geri dönerken minibüsten Habibün Neccar Camii’nin önünde indim. İkindi namazını burada kıldım. Sonra caminin kuzeydoğu köşesinde yerin 4 metre altında bulunan Habibün Neccar ve Şem’un Safa’nın kabirlerini ziyaret ettim. Ardından çıkarken, içeri girişte fark etmediğim Hz. İsa’nın Elçileri Yahya ve Yunus’un kabirlerini de ziyaret ettim. Hatay İl Müftülüğü’nce hazırlanıp kabirlerin yanlarına asılan levhalardaki bilgileri özetleyerek not aldım:


          


            MÜJDELENEN ŞEHİT HABİBÜN NECCAR


            Antakyalı bir Allah dostu olan Habibün Neccar bir inanış abidesi  ve Kur’an-ı Kerim’de Yasin suresinde övülen bir şehittir. Marangozluk yaptığı için Neccar ismiyle anılmıştır. Şehrin yakınlarında bulunan dağdaki mağarada Allah’a ibadet ediyor ve puta tapanlardan ayrı yaşıyordu.  Dağda koyunlarını otlatırken iki elçiyle karşılaştı (MS 33). Elçilerle arasında bir takım konuşmalar geçti. Şehir halkı onun nasihatlarını dinlemedi. Habibün Neccar’ı taşlayarak öldürdüler. Şehit  olan Habibün Neccar, Allah tarafından Cennet’le müjdelendi.


            “Keşki milletim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!” demişti. (36/26)


 


            Hemen yanındaki kabirde Şem’un Safa var. Onunla ilgili de şu bilgiler asılı:


            ŞEM’UN SAFA


            Hz. İsa daha önce gönderdiği elçilere destek olsun diye Antakya şehrine üçüncü elçi olarak Şem’un Safa’yı (Batris) gönderdi (MS 33). Çok dikkatli davranan Şem’un kendisini elçi olarak tanıtmadı. Tedbirli ve akıllı davranışlarıyla saray halkına karşı dostluk sağlayarak güven kazandı. Böylece hükümdara hapishanedeki elçileri hatırlatarak onlarla konuşmasını  ve onları dinlemesini tavsiye etti. Hükümdar isteği kabul ederek elçileri çağırdı.


            Şem’un, elçiler ve hükümdar arasında konuşmalar geçti.


            Bunun üzerine hükümdar her ne kadar iman etmişse de halk elçileri yalanlamıştır.


           


            Çıkışta ayrıca yan yana iki kabir var. Girişinde Hz. İsa’nın Elçileri (Yahya ve Yunus) yazıyor. Onun yanındaki levhada ise şunlar yazılıydı:


            HZ. İSA’NIN ELÇİLERİ (YAHYA VE YUNUS)


            Hz.İsa otuz yaşında iken ona peygamberlik verildi. Üç yıl süreyle kavmini ilahi dine davet etmesine rağmen sadece on iki kişi iman etti. Bunlar Hz.İsa’nın havarileridir.


            Meryem oğlu İsa: “Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat’ı  doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmet olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim” demişti. Ama o elçi, kendilerine belgelerle geldiği zaman: “Bu apaçık bir sihirdir” demişlerdi. (61/6)


             Hz.İsa kendine ve inananlara karşı Kudüs’te Yahudilerin ölüm planı hazırladıklarını sezince ilahi dini tanıtmak için havarilerini çeşitli ülkelere gönderdi. Bu arada havarilerinden Yahya (Yuhanna) ile Yunus (Pavlov) Antakya şehrine gönderildi.


             Hz.İsa’nın iki elçisi Yahya ve Yunus, Antakya halkını ilahi dine davet ederek son peygamber Hz.Muhammed’in geleceğini müjdelediler. Allah’ın izni ile hastaları iyileştirip, körlerin gözünü açıp ve ölüyü dirilterek elçi olduklarını ispatladılar. Şehir halkı bu elçileri yalanladı ve hükümdar Antiochi onları hapsetti. Bunun üzerine Hz.İsa üçüncü elçi olarak Şem’un Safa’yı (Batris) Antakya’ya gönderdi. Bu sayede hapisten kurtuldular.


 


            Bir de caminin tarihçesini yazmış Hatay İl Müftülüğü. Cami girişinde bulunan tarihçe bilgilerini de yazdım not defterime:






            
            HABİBÜN NECCAR CAMİİ


            Amik ovasında MÖ 8000 yıllarına ait yerleşim izleri tespit olunmuşsa da Antakya şehri MÖ 300 yılında İskender’in komutanlarından Seleukos tarafından babası Antiochi adına kurulmuştur. MÖ 64 yılından itibaren Romalılar’ın hakimiyetine girmiştir. Hz.İsa’nın elçilerinin yalanlanması ve Habibün Neccar’ın şehit edilmesi üzerine Allah’ın meleği Cebrail’in güçlü bir haykırışı ile Romalılar  yok olarak hükümranlıklarını kaybetmişlerdir.


            Ondan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik: zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık… o kadar, hemen sönüp gittiler. (36/28-29)


            Antakya MS 636 yılında Hz.Ömer’in komutanlarından Ebu Ubeyde b. Cerrah tarafından fetholunarak İslam topraklarına katılmış ve fetih sembolü olarak Habibün Neccar Camii o tarihte inşa olunmuştur. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde inşa edilen ilk cami budur. Muaviye tarafından Müslüman 42 aile Antakya’ya getirilmiştir.


            1268’de Memluk Sultanı Baybars, Habibün Neccar Camiini yeniden yaptırmıştır. Medrese duvarında bulunan taş üzerindeki kitabede El Melikü’z-Zahir ibaresi Sultan Baybars’ın ünvanıdır. 1829’da cami yeniden tamir olunmuş, 1853’te cami şadırvanı yapılmış, 1857’de Habibün Neccar türbesi yeniden onarılmış ve 1940’ta cami Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiştir.


            İslam beldesi olan Antakya’da okunan ezanlar kutlu elçilerin müjdelediği tek Allah inancını her gün ilan etmeye devam etmektedir ve sonsuza kadar Antakya Allah’ın izniyle İslam Türk yurdu olarak kalacaktır. 


           


            Hatay İl Müftülüğünü kutlamak gerek. Araştırma ürünü çok yararlı bilgileri ziyaretçilerin ilgisine sunmuşlar.  





           
            Eski Hatay’ı dolaştım camiden çıkınca bir süre.




            Hatay çok farklı bir kültüre sahip. Evliya Çelebi burayı “sekiz saraylı, mâmur haneleri Âsi nehri tarafında yer alan müstahkem surlara sahip bir yer” diye anlatmaya başlar. “Antakya kalesinin duvarlarının ve burçlarının yüksekliğini başka hiçbir yerde görmedim. Doğu yönündeki dağlar üzerine oturan duvarları 80 arşın yüksekliğindedir. Asi nehri kıyılarındaki duvarlar ise yalınkat 20 arşındır. Kalenin yapıldığı taşların her biri birer fil gövdesi kadardır. Ustası, taşları birbirine öyle yanaştırmıştır ki, tek bir kaya zannedersiniz” diye de ekler. Bitmek tükenmek bilmeyen bir tarih ve uygarlık hazinesi. Akdeniz Bölgesi’nin doğu ucunda Suriye ve Lübnan Dağları arasındaki El Bekaa Vadisi’ni içine alan Gor çukurluğunda oluşan bir sınır ilimiz. Kuzeyden güneybatıya doğru uzanan Amanos (Nur) Dağları ve Kel Dağ ile Suriye platoları arasında kalan ilin verimli topraklarına sahip olan Amik ovası, batıda şerit halinde uzanan bir kıyı ovasını oluşturmakta.




            Hatay’da ilk yerleşimin ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemekte. MÖ 3000 yıllarından itibaren Akad, Hurri, Hitit, Asur, Pers, Makedonya, Selökid, Roma, Arap, Emevi, Abbasi, Handani, Bizans, Selçuklu, Haçlılar, Memlük ve 1516 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık Savaşı’nı kazanmasından sonra Osmanlı egemenliğine girmiştir. Şehir 1916 yılına kadar Halep sancağına bağlı kaldı.


            I.Dünya Savaşı sonunda 1918 sonbaharında İngilizler tarafından işgal edilen Hatay, sonra da Fransız idaresine geçti. 21 Ekim 1921’deki Ankara Antlaşması ile Fransa, İskenderun sancağı denilen bölgeye idari özerklik vermeyi kabul etti. Ocak 1937’de Paris ve Ankara’da yapılan görüşmelerden sonra iki devletin garantisinde Hatay adıyla bir devlet oluşturulması kararlaştırıldı. Milletler Cemiyeti’nce hazırlanan Anayasası 29 Mayıs 1937’de onaylandı. Türkiye garantör sıfatıyla 5 Temmuz 1938’de Hatay’a askeri birliklerini soktu. 2 Eylül 1938’de Hatay Cumhuriyeti Millet Meclisi devlet başkanlığına Tayfur Sökmen seçildi. 23 Haziran 1939’da imzalanan antlaşma ile Hatay’ın Türkiye’ye katılması kesinleşti. Aynı gün Hatay Millet Meclisi bu doğrultuda bir karar aldı ve bakanlar kurulu yetkilerini Hatay olağanüstü temsilcisi Cevat Açıkalın’a devretti ve varlığını sona erdirdi. Böylece Hatay vilayeti ve onun merkezi olan Antakya, 3711 sayılı yasa ile Türkiye Cumhuriyeti’nin bir parçası oldu( *). 23 Temmuz, 64 yıl önce gerçekleşen bu anavatana katılışın yıldönümü. Bu nedenle bu yıl 19. su yapılacak olan festival düzenlenmiş.


            İlin merkezi olan Antakya’nın adı kentin kurucusu olan Selevkos Hendanı’nın ikinci hükümdarı “Antiochus”tan gelmekte, Araplar tarafından “Antakiye”, Batı dillerinde “Antiochia” olarak bilinmekteydi. Hatay, Türkiye Cumhuriyeti’ne katıldıktan sonra bu adı aldı. Bu adın Hititler döneminde “Hattena” diye anılan yöreden ve Hititlerin kendilerine “Hatti” demelerinden kaynaklandığı sanılmaktadır.


            İlerlerken sürekli aynı levha ile göz göze geliyorum: St. Pierre Kilisesi (St.Peter Church). Yola devam ediyorum. Bir yokuşun başına geliyorum. Senpiyer Caddesi yazıyor. Yukarıda yeni olduğu izlenimi veren bir yapı ve orada dalgalanan bir Türk bayrağı görülüyor. Tırmanıyorum yokuşu. Kiliseye yaklaşırken bir sokak adı çekiyor dikkatimi: Cennet Sokak. Senpiyer Caddesi Cennet Sokak.


            Petrus’un  Antakya’ya geldiğinde vaaz verdiği yer olarak Hıristiyanlığın ilk mabedlerinden sayılan mağara kiliseye geldiğimde görevli kapıyı kapatmış, önünde motosikletini çalıştırmaya uğraşıyordu. Saat 19.00 civarı. Çok bile durmuş görevli.


            Oysa dünyanın ilk katedrali (Katolik kilisesi) olarak kabul edilen bu kilise, Hıristiyanlığın yayılma döneminden kalan tek yapı olduğu için Kudüs ve Roma gibi kutsal bir yerdir Hıristiyan âlemi için. Bu nedenle 1963’te Papalık tarafından kutsal hac yeri olarak kabul edilmiştir. Katolikler her yıl 29 Haziranda burada Aziz Pierre (Piyer) Gününü kutlamaktadırlar.


            Başka insanlar kenarlara oturmuş etrafa bakıyorlar. Görevli gitti. Girişteki demir parmaklıkların arasından içerideki yazı okunabiliyor: “Giriş ücretlidir. Türk vatandaşları için… Yabancılar için…” Buna rağmen ziyaret klasik mesai saatleri ile sınırlı. Pek çok insan gelip, kapalı olduğu için geri döndü.


            Kilisenin yan tarafındaki kayalara oyulmuş küçük mağaracıklar ve bir büst var. O dönemde çıkan bir veba salgını sırasındaki ölümleri durdurmak amacıyla bazı sözler yazılarak kayalara oyulmuş çok büyük bir insan büstünün adı Haron. 


            Habib’ü-n Neccar Camii’ni ziyarete gelenlerin 10-15 katı kadar insan gördüm buraya gelen. Yanına gelip, avlu kapısından içeri girinceye kadar camiyi gösteren hiç işaret ya da levha bulunmazken, kilise için neredeyse adım başı bir levha dikilmiş. 


            Bu akşam İstanbul’a dönmeye karar vermişken Hatay yemeklerini tatmadan gitmek olmazdı. Otogar yakınlarında döner dürüm yedim önce. Sonra künefe yemek istedim. Künefe buluncaya kadar bir hayli lokanta, pastane ve tatlıcıya sormuş oldum. Burada da Adana’da olduğu gibi esnaf kendisinde bulunmayanın nerede olabileceğini ayrıntılarıyla size tarif ediyor. Yaşadığımız şehirde böyle bir şeyle karşılaşmadığım için farklı geldi bana. Aynı zamanda Fatih’in, fetihten önce esnafı denetlemesi geldi bir an gözümün önüne.


            Asi nehri kenarında Hatay Künefecisi’nde üzerine kaymak konulmuş peynirli künefemi yerken, nehrin karşısı tarafındaki tarihi bina dikkatimi çekti. Garsona sordum. Hatay Meclisi binası olduğunu söyledi. Heyecanlandım. Müze mi soruma, “Hayır, değil. Müze, karşısındaki bina. Hem de dünyanın sayılı ikinci mozaik müzesi” cevabını verdi garson.


            Künefeyi yedikten sonra, o binaya bakmaya gittim. Garsona inanamamıştım. Hatay Meclisi binası ve müze değil. Gittim baktım, baktım. Bir tek iz, yazı, plaket… aradım. Ama boşuna. Göremedim. Alt katın yeme-içme ile ilgili dükkanlar, satıcılar; üst katın ise porno filmler oynatan bir sinema olduğu anlaşılıyordu oradaki afişlerden. 




            Bu binanın karşısında belediye var. Üzerinde “Bayramınız kutlu olsun. İris Şentürk Belediye Başkanı” yazan ışıklı bir levha vardı.


            Künefecinin yan sokağında ise bir minare görülüyor. Cami görünmüyor, etrafındaki dükkanlardan. İçeri girdim. Ulu Cami imiş.


            Tarihi, kültürel ve dini değerler ve mekanlar ticari değerlere, maddeye, paraya feda mı ediliyor, peşkeş mi çekiliyor?




            Hatay Meclisi binasında, onu belirten / tanıtan hiçbir iz bulunmaması üzdü beni. Yerel yönetim adına belediyeye ayıp. Devlet adına valiye, kültür ve turizm müdürlüklerine, milli eğitim müdürlüğüne ayıp. Dahası TBMM’ye, Kültür-Turizm Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na, Milli Eğitim Bakanlığı’na ayıp. Murat Sökmenoğlu’na ayıp. Hataylılara ve tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ayıp.


            Milattan önce yapılmış bir kiliseyi koruyup -ki korunması da gerekir- varlığını adım başı duyururken yakın tarihimizdeki çok önemli olayların tanığı, tarihimizin kilometre taşlarından biri olan olayların yaşandığı binayı tanıtan, anlatan, gösteren hiçbir iz, işaret ya da levha yok. Umarım vardır da, karanlıkta ben görememişimdir.


            Hatay’da neredeyse bütün elektrik trafoları üzerine mozaik resimler yapılmış.


            Otogardaki büfeye hediyelik olarak yerel ne var diye soruyorum. Defne sabunu ve Hatay lokumu olduğunu söylüyor. Lokum almak istiyorum. Bu arada büfedeki adamla laflıyorum. Bu lokumun özel bir adı olup olmadığını soruyorum. Büfedeki adam “mesleğin nedir, lokumun adını illa öğrenmek istiyor musun” diye ard arda sorular sıralıyor. Sonunda lokumun adını Arapça olarak söylüyor. Türkçesini söylemiyor bana nedense.


            Sonra İstanbul’a gidecek otobüslerde yer olmadığını öğrenince öğretmenevine gidiyorum. 


Nasip bu gece burayaymış. 603 no.lu odada kalıyorum Antakya Öğretmenevi’nde. Adana’nınkinden daha güzel, daha modern ve lüks burası. Aynı zamanda daha ucuz. Öğretmenevi, Antakya Lisesi’nin bahçesinde.


            Yarın ilk işim Tourism Information, Müftülük ve Belediyeye uğramak olacak. 


            Yeni güne Hatay’da uyanacağım inşallah. İyi geceler Hatay.


 


21 Temmuz 2003, Hatay


            Sabahleyin erkenden kalktım. Cumhuriyet Caddesi’nden yürüyerek dün iyice göremediğimi düşündüğüm Hatay Meclisi binasını görmeye gittim. Aradım, taradım geçmişten bir iz bulamadım. 8.30 civarında Tourism Information’a gittim. Bu saatte açıktı. “Size nasıl yardımcı olabilirim?” diye güleryüzle karşıladı beni, görevli. Derdimi anlattım. Bana haritalar, tanıtım broşürleri, afişler verdi. Gezilip görülecek yerler ve nasıl ulaşabileceğim hakkında detaylı bilgiler verdi. Hediyelik eşyaların neler olduğu (ipek dokumalar, defne sabunu, bakır kaplar) ve yerel tatlar (künefe, lokum) konusunda da açıklamalarda bulundu.


            Ben lafı Hatay Meclisi binasına getirdim. Görevli çok merak ettiğim bu konuda da aydınlattı beni. “Orası özel bir mülk, bir şahsa ait. Valilik orayı kamulaştırmak için girişimlerde bulundu. Ancak astronomik fiyatla satmak isteyen kişiyle görüşmeler sürüyor. Orası müze yapılacak.” Derin bir nefes aldım bu açıklamalar üzerine.


            “Hatay’ı Tanıyalım Gezileri” afişini de sordum. Belediyenin düzenlediğini, detaylarını oradan öğrenebileceğimi söyledi. Teşekkür ederek ayrıldım.


            Belediyenin Basın Yayın Müdürlüğüydü yeni durağım. Basın yayın müdüründen gezi ile ilgili bilgi aldım. Bugün yapılacak gezi Arkeoloji Müzesi, Hatay Devleti Müzesi, Ortodoks-Katolik, Sen Piyer  Kiliseleri, Habibün Neccar Cami Ziyareti, Kaleden Gün batımı Antakya’yı kapsıyormuş. Müdür Bey bir de Hatay’ın Anavatana Katılışının Yıldönümü Programını takdim ederek saat 14.00’te yapılacak geziye davet etti.


            Oradan belediyenin karşısındaki Cumhuriyet alanında bulunan Arkeoloji Müzesi’ne gittim. Yapımına 1939’da başlanan bu müze 1948’de ziyaretçilere kapılarını açmış. Mozaik koleksiyonu bakımından dünyada ikinci sırada yer alan Hatay Arkeoloji Müzesi, Prehistorik, Demir Çağı Helenistik, Roma, Bizans dönemlerine ait eserler bulunduruyor bünyesinde. Kapalı yazıyordu, ama kapı açıktı. İçeri girdim.Gezebilir miyim sorusuna “Hayır, bugün kapalıyız” cevabını aldım. Önemli bir yıldönümü, bir festival var ve o gün müze kapalı. Bazı şeylerin değişmesi gerekiyor. Yılda bir defa bir pazartesi günü müze açık olsa ne olur? Kıyamet mi kopar? Genç, dinamik, enerjik bir insan olan Kültür ve Turizm Bakanı’nın dikkatine arz ederim.


            Belediye parkına geçtim. Park içinde önceki belediye başkanlarından ikisinin büstü var. Asi nehri kenarında uzanan park 51.000 metrekarelik bir alana sahip. Büyük ağaçlar ve güzel çiçeklerle kaplı. Festival nedeniyle standlar hazırlanmış, kurulmak üzere. Asi üzerindeki köprüden karşıya geçtim. Eski Hatay’a uğradım. Eski Antakya evlerine baktım bir kez daha uzun uzun. Genelde iki katlı, taş, kerpiç ya da ahşaptan yapılmış. Ahşap direkli ve önü açık sofaları var. Çoğunda geniş avlu, havuz, su kuyusu, meyve ağaçları ve çiçeklerle süslenmiş bahçeler de bulunmakta.


            Ardından çarşıları gezdim. Katip Çelebi Antakya içinde yedi çarşının bulunduğunu, bunların üçünün üstü kapalı olduğunu yazmış Cihannüma’da. Kunduracılar çarşısı, semerciler çarşısı, giyim-kuşam, yiyecek-içecek satılan çarşılar… Hediyelik almak için yerel olanı aradım. Ne yazık ki, yerel yok denecek kadar azınlıkta.


            Çarşıları epeyce dolaştıktan sonra tekrar belediye meydanına geldim. Her yan bayraklarla süslenmekteydi. Görevliler caddelere boydan boya Türk bayrakları ve belediye bayrakları asmaktaydılar. Caddeyi ve Hatay Meclisi’ni fotoğrafladım.


            Tourism Information’a doğru giderken Hatay Kültür adlı bir kitap kafe gördüm. Kitaplar ve hediyelik eşyalar satılıyordu burada. Bir bölümü de kafe olarak düzenlenmişti. Kitaplara bakıp, hediyelikleri de uzun uzun inceledikten sonra dinlenmek için kafe tarafına geçtim. Orada bir Hatay köşesi yapılmış. Hatay’la ilgili kitaplar, yayınlar Hatay’da çıkan yerel dergiler ve küçük süs eşyaları var bu köşede. Hatay Basın Tarihi, Hatay Efsaneleri, Hatay’ın Kurtuluşu ile ilgili anı kitapları,  Hatay’da Önder, Hatay Rüzgarı ve daha önceki yıllarda bana da gelen Güneyde Kültür gibi dergiler de vardı. Kitap ve dergileri incelerken buz gibi bir şişe suyu içtikten sonra kalktım.




            Dün bahsettiğim heykeli fotoğraflayıp otogara gittim. 12.00’de İstanbul’a hareket edecek olan Hatay Nur Turizm’e ait otobüse bilet aldım. Otobüs kalkıncaya kadar son defa Hatay’da dürüm ve tatlı yemek için otogar yakınında bulunan dürümcü ve tatlıcılara gittim. Karnımı doyurduktan sonra otogar çevresindeki çarşıyı bir kez daha dolaştım.


            Levhalarda Arapça yoğun olarak kullanılıyor. Çarşıda bir gazete bayiinin Arapça gazete ve dergileri dükkanın önündeki tezgaha yerleştirdiğini görmüştüm. Hatta dün Habibün Neccar’ı ziyarete gelenlerden birinin “Suriye Malı” terlik giydiğini görmüştüm. Otogardaki bir dükkanda farklı bir madeni para gördüm. Onun Suriye parası olduğunu, burada Suriye parasının kullanılabildiğini,  Suriye’den buraya bavul ticareti için gelindiğini öğrendim.


            Belki de bu otogardaki tüm otobüs firmalarının Suriye seferleri var.


            Reyhanlı’ya daha yeni olan dolmuş tipi araçlar gidiyor. Reyhanlı’dan Halep 9 km imiş. Buradan Halep 1-1.5 saat sürüyor. Kırıkhan minibüslerine yolcu toplayan çığırtkan “Kirikhaan, Kirikhaan” diye bağırıyor.  Şam ise 6 saat mesafede.


            Otogardan  12.15’te  hareket etti otobüs İstanbul’a.


            Ama Samandağ Çevlik’te Titus Tüneli ve Kaya Mezarları, Bakras Kalesi, İssos Harabeleri, St.Simeon Stlit Manastırı, İskenderun Payas’taki Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi,Yenişehir(İmma), Güzel Yayla, Gelinler Dağı Antik Yerleşimi, Kızlar Sarayı, Türkmen Mezarları,  Hıdırbey köyündeki 2000 yıllık tarihi Çınar Ağacı, Koz Kalesi, bir zamanlar deniz kızlarının karaya vurduğu ve bir şehir kurduğu söylenen Arsuz harabeleri gibi bu kez göremediğim yerler var aklımda.


            Hatay’da pek çok medeniyete ev sahipliği yapmasının doğal sonucu olarak çeşitli kültürleri paylaşan, değişik dinlere mensup, farklı dilleri konuşan pek çok insan el ele, gönül gönüle bir arada sevgi, huzur, mutluluk içinde yaşıyor. Ama hepsi de sıcakkanlı ve sevecen insanlar Hataylıların.


            Burada kurulan Mustafa Kemal Üniversitesi’ne ait yüksek okul ve fakülteleri gördüm yol boyunca.. Kampüslerden birine Tayfur Sökmen’in adı verilmiş.


            Dönüşte ilk olarak 15.10’da Adana otogarında 20 dakika mola verdik.


            Ardından 16.50’de Pozantı’da yemek molası verildi. İskenderun otogarında da 10 dakikalık bir mola vardı sırada. İskenderun otogarının karşılarına gelen bir bina var. Üstte Mevlana Vakfı yazısı, altta ise dev bir Mevlana resmi kendini gösteriyor yoldan geçenlere.


            Pozantı’dan Aksaray’a kadar, oradan da Tuz Gölü’ne kadar “Zamanı Aşan Şehirler”ini okumaya devam ettim Ersin Gürdoğan’ın.


            Aksaray’da bir market gördüm: Afra Alışveriş Merkezi. İki yanında kocaman Coca Cola reklamı.


            Tuz Gölü’nü seyrettim uzun uzun. Ardından güneş batıyordu. Tuz Gölü’nde gün batımını izledim otobüsten. Fotoğraflayamadım tabii.


            Ankara otogarındaki duraklamadan sonra yine yola koyuluyoruz.


 


 






* Mahmut Ali Meriç’in hazırladığı Cemil Meriç Kronolojisi’nde Hatay’ın 29 Haziran’da Türkiye’ye katıldığı yazıyor. (Bu Ülke, Cemil Meriç, İletişim, s.63)

Bu yazı, KERVAN Gezi Kültürü Dergisi’nin Temmuz-Ağustos 2003 sayısında yayınlanmıştır.

36 yorum

  • mctumer dedi ki:

    YAZIYI BİR PUNTO BÜYÜTÜRSENİZ DAHA OKUNUR OLACAK SAYGILAR

  • bosfor dedi ki:

    Uzun zamandır bu kadar detaya giren bir yazı okumamıştım, insan not alsa gezmeye vakit bulamaz, görev gibi yani ama gidecek olanlara güzel bilgiler vermişsiniz.

  • ZİKO dedi ki:

    Antakya ençok gitmek istediğim şehirlerin başında geliyor.Kısmet olur da gidersek bilgi dolu yazınızdan faydalanabiliriz.Paylaştığınız için teşekkürler.

  • rome_o dedi ki:

    bilgi dolu bir yazı olmuş .. antakyanın yemekleri de ; anlatığın tarihi kadar güzeldir.. ..ben aslında hiristiyanlık kelimesinin ilk türediği yer olan ve ilk (mağrada olsa) kilisenin olduğu bu kenti nasıl olurda bütün dünyaya yayamıyoruz anlamıyorum …

  • abidindemir dedi ki:

    Dört dörtlük bir yazı. Tesekkurler

  • hburcu dedi ki:

    Harika bir yazı olmuş. Hem gözlem bilgisi hemde tarihi bilgi açısından. Cemil Meriç’in ruhu şad olsun. Ellerinize sağlık. Paylaştığınız için teşekkürler.

  • abt_smyrna dedi ki:

    Çok başarılı, detaylı, ilgi çekici ve sürükleyici olmuş!

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Belli ki arşivden çıkmış, “eski”; ama bizim için “yeni” bir yazı… Ufkunuza sağlık!

  • süleyman dedi ki:

    Eylülada’ya katılıyorum arşivden çıkmış güzel bir yazı eline sağlık

  • ayşegül- dedi ki:

    Antakya’yı anlatırken bence eski mahalleleri, o daracık ama gerçekten daracık sokaklarını da unutmamak gerek. Sokağın ortasında durup kollarınızı iki yana açarsanız iki yandaki binalara dokunabiliyorsunuz. Evler çok eski fakat ne bir koruma ne bir onarım, tarihi bir değerleri yokmuşcasına sefalete bırakılmış.Ayrıntılı ama yaşanmışlığı az bir yazı, teknik bilgilendirmeler daha yoğun. Elinize sağlık.

  • keşfetmekiçinbak dedi ki:

    ilginize teşekkürler ayşegül hanım
    ama bu zaten sadece bir günlük bir hatay macerası
    bir günün yaşanmışlığı
    eminim bir kaç günlük bir hatay olsa bir kitap çıkardı buradan

  • ayşegül- dedi ki:

    Haklısınız siz birkaç gün kalsanız, Antakya rehber kitabı yazabilirsiniz. Benim demek istediğim, sizde kalan izleri pek göremedim yazınızda. Yoksa bilgilendirme açısından hiç bir eksiği yok yazınızın. Bunu da alelacele herşeyi görmek telaşına vermek lazım.Ben yazınızı beğendim , elinize sağlık tekrar.

  • enise dedi ki:

    Ellerine sağlık.Paylaşımın için teşekkürler…

  • mctumer dedi ki:

    Font değişimi için teşekkürler. Güzel bir gezi yazısı olmuş. Dini turizm için de, tarih ve doğa turizmi için de mükemmel bir zenginlik sunuyor Antakya. Sevgili arkadaşım Mehmet Yılmaz’ın çağrılarına rağmen hala gidememiş olmanın hüznünü yaşıyorum

  • mctumer dedi ki:

    Ha.. bir not ta sevgili Oğuz’; Başlığa ne dersin sevgili Oğuz ” yüreğim kaldı Hatay’da” yerine ” yüreğim Hatay’da kaldı” olmalı mıydı acaba diye düşündüm

  • BÜLTER dedi ki:

    Yazı çok bilgi dolu, bu açıdan güzel…lezzeti nasıl? , Nedret Beye katılıyorum. “Görev gibi”

  • TALYA dedi ki:

    Dünyada ki ilk Kilise ve yine dünyanın en önemli 2. mozaik müzesi Hatay’ı görmek için en önemli 2 nedendir.İkisi de atlanmış, yazık.Mükemmel mozaik müzesi G.Antepte’kinden daha çok sayıda ama sunum açısından(ambiyans) çok fakirdi 2008 yazında gezdiğimde.

  • keşfetmekiçinbak dedi ki:

    Sayın Talya, hem mozaik müzesi hem de hem de St.Pierre Kilisesi (St.Peter Church) ile ilgili bilgiler yazıd detaylıca mevcut. Okurken atlamışsınız diye düşünüyorum.

  • SEVDAM dedi ki:

    Yazı ve resimler için çok teşekkürler elinize sağlık güzel olmuş.

  • SEVDAM dedi ki:

    Yazı ve resimler çok hoş olmuş bizlerle paylaşımınız için teşekür ederiz elinize sağlık.

  • poetrey dedi ki:

    Daha tüm yazıyı okumadım, devam ediyorum okumaya ama bir ara verdim ve yorum yazayım dedim, ne çok bilgi katmışsınız.
    Apartopar GAP turu sırasında gidilen bir Hatay var kafamda, ne sokaklarında kayboldum, ne de konuştum insanlarıyla…

    Kaleminize sağlık,

    devam edeyim okumaya ben …

  • maliho dedi ki:

    Ben bir Antakya’li olarak Hatay hakkinda yazilmis her turlu olumlu yazi beni mutlu eder, ilk once onu soyleyeyim. Yazinizin geneli icin tesekkur ederim. Eger izin verirseniz birkac not eklemek isterim.
    Hatay ildir ( Antakya, Iskenderun, Reyhanli, Samandagi, Altinozu, Yayladagi ve bircok yerlesim yerini icine alan) il merkezide Antakya’dir.Siz Antakya’yi ziyaret etmissiniz, ama bazen Antakya bazen Hatay demissiniz bence yazininizda Hatay diye yazdiginiz yerlerde aslinda Antakya demeniz gerekirdi.
    Antakya’da Arapca da konusulur konusanlarda Alevi, Hiristiyan ve Yahudi kardeslerimizdir. Onlarin anadilleri budur. Turkceyi ilkokula gitmeye hazirlanirken ogrenirler. Fakat Suriye parasi, ulkemizde euro veya dolar ne kadar gecerli ise o kadar gecerlidir. Suriye sinirinda oldugunuz icin boyle durum hasil olmus herhalde, Bulgaristan sinirinda olsaydik belkide Bulgar parasi gorulebilirdi. Yani yazinizda Arapca konusulmasindan ve surye parasindan bahsederken biraz abartili buldum vurgulamanizi ama yanlista hissetmis olabilirim. Arap plakali araclara gelince onlarda yurtdisindan gelen turist araclari olmasi lazim, su siralarda ben Istanbul’da da cok gormeye basladim. Antakya yemeklerinden sadece durum ve kunefe yemissiniz, yiyemediklerinizden bazilarini yazmam gerekirse, oruk, cigkofte, sermisek, kaytaz boregi, sigilmahsi, cevizlibiber, asir, eksiasi, boreniye vs.
    9 Ay suren Hatay Cumhuriyeti Devlet’inde, Hatay Vali’liginde bir odanin o zamanki meclis genel kurul salonunun sekline cevrilmis hali vardir. Tam hatirlamiyorum ama yaklasik 40 milletvekilinden mensup olan mecliste 4veya 5 ermeni, 4 veya 5 yahudi, bir okadar hiristiyan ve geriye kalanlarda sunni ve alevi Hatay’lilardan kurulu oldugu belirtilmistir. Dediginiz gibi ne yazik ki Meclis binasi ozel mulkiyete gecmis oldugundan maalesef yazinizda bahsettiginiz menfi durumla karsi karsiya kaldik.
    Halep, Turkiye sinirindan itibaren 60 km uzakliktadir, size 9 km demisler ama yanlis bilgi.
    Not: Su anda kullandigim klavye

  • keşfetmekiçinbak dedi ki:

    sevgili poetry ve maliho yorumlarınız için teşekkürler.beni çok etkileyen bir şehir oldu hatay. bir günlük dolu dolu ziyaretin sonucunda çıkmıştı bu yazı. eksikler ya da abartı dediğiniz anlatım heyecandandır. sevgiler. yeni yazılarda görüşmek dileği ile

  • haylaz dedi ki:

    slm bn hakan antakya lıyım antakyayı dolaşmak istiyorsan yanında mutllaka biri olmalı cünkü okadar yer varki türkiyedeki tek ermeni köyü burda antakyada uc dil konuşuluyor arapca turkce ve ibranice ama pek kişi degil bunu bilen antakyaya yonunuz düşerse mutlaka haberim olsun sizi asi nehrinin ortasındaki degirmeni görmelisiniz nagura denir uneconun kardeşlik kenti sectigi antakyada biryandan can bir yandan ezan okunur mükemel
    biyer bana mutlaka ulaşın

  • haylaz dedi ki:

    slm antakyayı begendigine sevindim ama antakyada okadar yeri gezmemisinki ve dönmüşsün burada ki insanları bir günde cözemesin konuşulan dilleri nağurayı aşagıdan yukarı akan nehiri şaka yapmıyorum görmemisin affanı gezmemissin tarihi ipek yolundan gecmemisin tarihi binaların altındaki lüks lokanta ve magazaları gezmemisin bir yandan ezan biryan dan can calan yerleri türbeleri görmemisin ben aslen antakyalıyım ama fransada yaşıyorum ibranice konuşulan arapca konuşulan vetürkce konuşulan bu yerde yolda yğrğyen üc kişiden ücününde farklı dil bildiklerini söyleyebilirim avrupa da yapılan anketlerde avrupaya ilk girmesi istenen şehir antakya türkiyenin tek ermeni köyü olan vakıflı köyünü gezmemisin antakyada yürürken caddenin ortasında türbeler görürsün inanmıycasınız ama onları yol yapımındaki kepceler kıramadı antakya mükemmel haem laik men modern hemde tarihle yaşıyan şehir mutlaka görmelisiniz

  • haylaz dedi ki:

    slm çoğu şeyi yanlış yazıyorsunuz anlattıgınız bi cok yer antakyada hatay dige bahsedilmesi yanlış antakya ilin merkezidir antakyada olanı hatay diye belirtmeyelim

  • hburcu dedi ki:

    Sevgili Haylaz, yazan arkadaşımız 1 gün gezme şansım oldu diye belirtmiş. Bir günde koca şehrin her köşeside gezilemez zaten. ee oranın yerlisi olmadığı içinde Antakya’nın sınırı nerde biter, Hatay’ın sınırı nerde başlar bilemeyebilir. Eminim bir dahaki gidişinde arkadaşımız bu detaylara dikkat edecektir. Ayrıca sizden de yanlışsız bir Hatay yazısı beklemekteyim. Sevgiler.

  • keşfetmekiçinbak dedi ki:

    Daha iyisini siz yazarsınız sayın haylaz, biz de okuyup eksiklerimizi tamamlarız. Ayinesi iştir kişinin

  • haylaz dedi ki:

    tamam haklısınız ben sadece daha görmediğiniz yerler oldugunu söylemek istdim şehrimin doğru tanıtılmasınından yanayım bende aslında buralı değilim ama uzun zamandır burada yaşıyoruz bu yüzden biraz heycanlı bi yazıydı özür dilerim ok ama gercekten yolunuz bidaha buraya düşerse haberim olsun sizi misafir etmekten onur duyarım hemde birgünden fazla kalırsınız yorumuma cvp verdiğiniz icin teşekürler

  • keşfetmekiçinbak dedi ki:

    İlginize ve konukseverliğinize şimdiden teşekkür ederim. Umarım yolumuz tekrar düşer bir hatay’a. Selamlar.

  • vildan dedi ki:

    hataya hep gidip oranın yemeklerini yemek istemişimdir yüreğinin orda kalması normal bir yakınımda iskenderunluydu galiba orayada uğra..eline sağlık süper bir yazı olmuş..

  • fgul dedi ki:

    bir hataylı olarak fazlasıyla beğendim….eline sağlık….yaşadığım yerin hakkını iyi vermişsin..

  • sordek dedi ki:

    Antakya ve çevre ilçeler konu alan bir site önermek istiyorum http://www.hataylife.com umarım faydalı olur arkadaşlar

  • sultanege dedi ki:

    gezi yazınızı okurken içimde Hatay’ı görme isteği birkez daha uyandı. Hatta arkadaşımla plan yaptık yaz bitmeden gidelim Hatay ve Mardin’e diye. Ülkemizde görmemiz gereken yerlerden birisi bence de Hatay..Ayrıca vermiş olduğunuz tarihi ve kültürel bilgiler kaynak niteliğinde.. Elinize gözünüze ve yüreğinize sağlık..teşekkürler

  • definya dedi ki:

    dolu dolu bilgilendirici ve çok aydınlatıcı bir yazı olmuş.hele de bir gün kalındığı düşünülürse.hocam,teşekkürler.

  • besteerbak dedi ki:

    Yazınızı zevkle okudum.Kaleminize sağlık.

ayşegül- için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*