YOLUM KOCA MUSTAFA PAŞA’YA DÜŞTÜ

     

Evvelki hafta yolum iki kez Koca Mustafa Paşa’ya düştü. Bu semtin kültür zenginliği konusunda tecrübeliyim,fotoğraf makinem yanımda.Aksaray’da tramvaydan inip,bir gün Cerrahpaşa caddesi boyunca,diğer gün Haseki caddesi boyunca ara sokaklara da dalıp çıkarak yürüdüm.

Haseki caddesi üzerinde içinden sokak geçecek kadar büyük yapılar silsilesi Bayrampaşa Külliyesi 17. yüzyıl eseri. Onun hemen yanında Hürrem Sultan’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı Haseki Külliyesi de Mimar Sinan’ın İstanbul şehrine inşa ettiği ilk bina olma özelliğini taşıyor.

   

Cerrahpaşa Caddesi üzerinden yürüdüğümde ise önce solumda Cerrahpaşa Camisi ile karşılaşıyorum.Cami, yedi tepeli şehir İstanbul’un tepelerinden biri olan Koca Mustafa Paşa’ya ,kısa bir süre sadrazamlık da yapmış olan Cerrah Mehmet Paşa tarafından, Mimar Sinan’ın talebesi Davut Ağa’ya yaptırılmış.

     

Cerrah Mehmet Paşa, saraya berber ve dolayısıyla cerrah olarak girmiş, III. Mehmet’in sünnetini yapmış, o padişah olduğunda da kendileri sadrazamlığa terfi etmiş.Caminin bahçesinde sekizgen türbe Cerrah Paşa’nın. Osmanlı İmparatorluğunda padişah ve ailesinin dışında kimse, birden fazla minare yaptıramadığından tek minareli bir cami. Bu kuralın benzeri, Çin’de Yasak Şehir’deki binalardan daha yüksek bina yapılmaması ve imparatorluk binaları dışında sarı rengin kullanılmaması şeklinde vardı.


 

Cerrahpaşa Cami karşı sırasında II. Selim’in kızı Gevher Sultan’ın yaptırdığı aynı isimli medrese var.Caddeyi takip ettiğimizde solda Cerrahpaşa Hastanesinin binaları başlar. Belki biraz absürd ama ,dört yıl önce o hastanede yattığım operasyon öncesi günlerde  hoşuma giden binaların fotoğraflarını çekmiştim.

1893’te İstanbul’daki kolera salgını sırasında tedavi ve tecrit için kullanılan Takiyeddin Paşa’nın ahşap konağı, belediye tarafından satın alınmış. Daha sonra yıkılıp 150 yataklı olarak hastanenin ilk binası yapılmış.

 
Cerrahpaşa Hastane Binaları
 

Hastane Binasının karşısındaki Davutpaşa Lisesi ise İstanbul’un en eski Türk okulu olma payesini taşıyor.1485’te II. Beyazıt zamanında sadrazam Davut Paşa tarafından sıbyan mektebi olarak yaptırılmış. 1894 depreminde ön cephe duvarı dışında yıkılan bina yeniden yapılarak eğime devam edilmiş.Mezunları arsında kimler mi var? Aziz Nesin, Tekin ve Oğuz Aral, Celal Bayar, Fatma Girik, Aydın Boysan,Perran Kutman …onlardan bazıları .

Yandaki daracık sokaktan girildiğinde ise Davut Paşa’nın Cami ve Külliyesi var. Fetih öncesi Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan cami okulla aynı tarihli. İstanbul’da planı  T biçimi olan ender camilerden. Ve karşısında bir hamamın kalıntıları.

      

Biraz daha ilerlediğimde akşam güneşinin kızıllığının vurduğu 18. yüzyıl tarihli Hekimoğlu Ali Paşa Cami  ve külliyesi çıkıyor karşıma.Mimari olarak barok izler taşıyan bu külliyenin sebili ve ağaçlar arasında cami çok güzel görünüyor.

     

Caminin yüz metre yukarısında Bizans döneminden kalan Makios Sarnıcı Fatih Çarşamba’daki Aspar Sarnıcı gibi önce bostan, günümüzde betonlanmış açık hava çarşıları konumunda (Kaynak: İstanbul Gezi Rehberi,Tarih Vakfı Yayınları)

 

Mimar Sinan’ın hayatının son günlerinde yaptığı Ramazan Efendi Caminin bahçesinde atık vaziyette duran Bizans sütun başlarından Haseki Civarında bir caminin bahçesinde daha görmüştüm. Sanıyorum medeniyet zenginliği bize birkaç beden büyük geliyor.Caminin içinde İznik’in en parlak döneminden çiniler var.

 
Yol boyu sürprizler…

Koca Mustafa Paşa Cadddesi, Cerrahpaşa Caddesinin devamı ve yol bittiğinde karşınıza Koca Mustafa Paşa Cami çıkıyor. Geçirdiği değişiklerle yapısal karakteri değişmiş olsa da burası eski bir Bizans kilisesi, Hosios Andreas en te Krisei. Önünde uzun bir mezar var,taşında bir Bizans prensesine (!) ait olduğu yazıyor.Bahçe içinde Sünbül Efendi’nin türbesi var.

  

Ve soldan aşağı Samatya’ya doğru inersek, 1640’a kadar Ermeni Patrikhanesi’nin de olduğu bu bölgede bir çok ermeni ve rum kilisesi var.Hatta bunların arasında yeri rumlardan alınıp, ermenilere verilen Sulu Manastır’ın bir de hikayesi var. “Çok şişman bir kadın isterim” diye tutturan Sultan Deli İbrahim’e gösterilen kadınlar arasında, beğenip “şekerpare” adını verdiği ermeni kadının hatırına kilisenin yeri ermenilere verilmiş,denir.(Kaynak:İstanbul Gezi Rehberi,Tarih Vakfı Yayınları)

    
     Ayios Georgios Kilisesi

Samatya Caddesi ve ara sokakları boyunca birçok kiliseyle karşılaşırız.Bunların bazıları yerlerinde Bizans zamanında da kilise olan ama şimdiki binaların sonradan yapıldığı kiliseler.Ayios Georgios bunlardan, 1830’larda yapılmış.Daha ilerde Ayios Minas, Aya Nikola, Analipsis Kiliseleri.
     

      
       Analipsis Kilisesi




Sokaklar, evler  başlı başına görsel çeşitliliktir bu semtte…

 

Bir kedicik sabah güneşini pencerede oturarak duyumsar..
Trenden inenler işlerine doğru hızlı hızlı yürür…

 

Samatya Caddesi’nin sonlarına doğru büyük ve süslü bir çan kulesi olan  Ayios Konstantinos ke Eleni Rum Ortodoks Kilisesi çıkar karşımıza. 1563 ‘e tarihlenen kilisenin bugünki binası Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul işgal altındayken İngilizlerin yardımıyla yenilenmiş. Yunan alfabesiyle Türkçe yazan Karamanlı Rum cemaatinin kilisesi.

     

Bu kiliseyle ilgili  küçük bir anım var. Dört beş yıl önce sürpriz bir şekilde karşıma çıkan kiliseyi gördüğümde, o sırada yanımdan geçen  ufaklığa “bu kilisenin adını biliyor musun?” diye sormuştum. Çocuk kafasını kaldırıp,camdan bakan annesine en yüksek tondan seslenerek,”mamaa, mamaaa bu kilisenin adı ne?”deyişini hatırlar gülerim.

Burası İstanbul, bu şehir 8500 yıl boyunca  kültürler görmüş……..

  

Ayios  Konstantinos ke Eleni Kilisesinin biraz ötesindeki, Bizans dönemi Studion Manastırı kalıntısı Ayios İonnis Kilisesini ben gezemedim.İstanbul’da kısmen ayakta kalan en eski kilise olduğunu, 15.yy. sonunda İmrahor İlyas Bey Cami’si olarak kullanıldığını, 1894’te depremde yıkıldığını biliyorum. Ama değişmediyse,gezmek için izin belgesi almak gerektiğini sanıyorum. Bununla beraber, muhteşem sütun başlarını ve yer mozayiklerini Bizans sanatıyla yakından ilgilenen bir Amerikan Vakfının internet sitesinde görmüştüm.

  
 

16 yorum

  • Honeyseller dedi ki:

    Başlığı okuyunca yolunun Koca Mustafa Paşa’ya neden düştüğünü merak ettim doğrusu.Hastane ile ilgili olmaması sevindirici.Yazını okuyunca ise aynı gerçek suratıma patladı.Hergün arşınladığımız şehrimizi bile tanımıyoruz.Tanıttığın için Teşekkürler soyadaş…

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Tülay Hanım… Hani İz Tv’de bir belgesel var; “Ömür Biter İstanbul Bitmez” diye… Konu sıkıntısı çekmezler gerçi, ama Rüknü Özkök ve Eray Canberk, bu sıkıntıya düşerlerse size danışmalılar bence…

  • mctumer dedi ki:

    sevgili melise öneri: tülay hanımın yazıları toplanıp 2010 istanbul kültür başkenti programına yetiştirilmeli

  • oymakas dedi ki:

    İstanbul’u seninle yeniden gezmeye başladım. Unuttuğumuz mekanları yeniden hatırlattığın için teşekkürler.

  • BÜLTER dedi ki:

    Tülay hanım tebriekler, fırsat buldukça istanbulu yazınız ki hem gezelim hem öğrenelim.

  • Kedim dedi ki:

    Harika/ belgesel niteliginde.

  • abt_smyrna dedi ki:

    Yolunuz iyi ki düşmüş diyorum. Bu sitedeki büyük bir çoğunluk kendi yaşadığı bölgeyi aktararak bir tanıtım görevini yerine getirmiş oluyor. (Oğuz Abi ve Cengiz Bey’in İzmir yazıları gibi ya da kizirbeyin Karadeniz’i) yazmaya devam ettikçe farklı yerleri yaşayanların gözünden okuyabileceğiz. Ellerinize sağlık.

  • rome_o dedi ki:

    harika .. çok büyük keyf aldım okurken ..ellerine sağlık .. yeldeğirmeni gezimizden sonra belki bizi kocamustafa paşaya da götürürsün ..

  • ayşegül- dedi ki:

    Açıkçası işimiz düşmese , yolumuzun hiç düşmeyeceği bu muhitlere gezmek görmek için gitmeniz , gerçek bir gezgin olduğunuzu anlatıyor. Bu bilgiler ve fotoğraflarla dolu yazılarınız da bizlere güzel birer armağan. Ellerinize sağlık

  • abidindemir dedi ki:

    Çok keyifle okudum yazınızı. Ellerinize sağlık.

  • haymatlos dedi ki:

    eski semtim ‘paşa’… görsel açıdan düzgün bir şekilde gezilkdiğince çok keyif verecek bir mekan. fotograflardan gördüğüm kadarıyla sizgezilecek yerleri bulmuşsunuz. elinize ve ayağınıza sağlık.

  • m2hyt dedi ki:

    hemen hemen hergün buralardan geçerim, dolanırım hiç görememişiim meğer… farkettirdiğiniz için teşekkürler…

  • ZİKO dedi ki:

    Harika bir yazı.Beyoğlundan sonra Koca Mustafa Paşa.Geriye dönüp tüm İstanbul yazılarınızı araştırıp okumak şart oldu.Tebrikler ve teşekkürler..

  • hburcu dedi ki:

    Ellerinize sağlık. Fotoğraflar çok güzel. Açık hava müzesi gibi İstanbul..

  • gelmedi-rukiye dedi ki:

    Tarih kokan bir yazı ve kareler.Kaleminize sağlık….

  • tutu... dedi ki:

    NTV´de Saffet Emre Tonguç´un ´´Paha Biçilmez İstanbul´ programı bugünlerde Kocamustafapaşa´da çekim yapıyormuş…..O yayına girmeden, 2009´da ben yolumu düşürmüş, böyle anlatmışım Kocamustafapaşa´yı 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*