YAşadıkça İsveç

Çok küçükken, bir elinde buz pateni
diğer elinde iple tuturulmuş kitaplarıyla okul yolu tutan
maceradan maceraya koşan bir kız ve yaşadığı buzlar ülkesini
anlatan bir hikaye okumuştum.Cindirella gibi çilekeş değildi(aşk
meşk peşinde koşmak için fazla küçüktü de), ne de pepe kadar
da akıllı!O kocaman buzdan bir gölü dans ede ede geçerek
okuluna gidebilirken. ben ufacık karda yere on kere yapışa yapışa
okulun yolunu zor bulduğumdan olacak, bu küçük kıza çok
özenirdim.(bir de adını hatırlayabilseydim) Çok uzattım,
çoçukluk, kitaplar, buz pateni bu konu uzar gider! Neyse o zamanlar
böyle bir karlar ülkesi benim için işte cinderella, pamuk
presensesin ülkesinden daha gerçek değildi! Coğrafya bilgimin
okulda öğrenemediklerimden biraz daha ileri gitmeye başladığı
zamanların birinde haritada en uzaklarda gördüğüm upuzun pembe
renkli ülkede bir gün yaşayacağım, o masaldaki çocukları
göreceğim üstüne üstlük o uzun kış günlerini sevebileceğim
hiç aklıma gelmezdi.

Tanıdığım herkes gibi benim de bu ülkeyle
ilgili fikirlerim medeniyet,özgürlük,kültür, sosyal devlet,kar
buz gibi güzel kelimelerden ibaretti. Yaşar Kemal’in burda uzun
süre yaşadığını,Zülfü Livanelinin sevdiğim çoğu şarkısını
burda bestelediğini,Bülent Ecevit’in hep örnek olarak burayı
gösterdiği beynimin bir köşesinde, Abba’nın şarkıları
kullaklarımda (annem çok severdi) ilk gidişim bu ülkeye

İlk izlenim
‘çook değişik bir yer burası’, adaları tepsi gibi dümdüz bir
kere! Karanlık ve durmadan yağmur yağıyor
( ekim en kötü zamanları, karanlık geçen gündüzler başlamış
ama yere havaya enerji verecek kar henüz düşmemiş). Yağmur çamur
demeden insanlar bisiklet tepesinde, Şaka gibi! bisiklet üstünde
telaşla kliseye düğünlerine yetişen gelin ve damat önümden
geçiyorlar! sakin sakin inip kiliseye
giriyorlar alkış kıyamet! (Keşke resimlerini çekebilecek şansım
olsaydı). Herkes sarhoş ya da bana öyle
geliyor! Polis yolda durdurup elinizde ki içecek alkollümü değil
mi kontrol ediyor!(sokakda içki içmek feci yasak) ayrıca polisler
holywoodan fırlamış gibi yakışıklı!

Öğrenmeye başlıyorum:

Ülkenin güneyi vikingler kuzeyi
saomiler (benim tanımlamam eskimolarla tatar karışımı bir ırk
)bölgesi. Kuzeyin yerlileri saomiler zamanında çok dışlanmışlar
dilleri yasaklanmış, kültürleri engellenmiş yabani görülüp
dışlanmışlar! ( her coğrafya kendi içindeki ötekini
yaratmayı nasıl da becerebiliyor)

Herkes genç yaşta çalışmaya
başlıyor, 9 milyonluk bir ülkede her türlü iş için adama
ihtiyaç var hepsi okumuş adamlar, okurken çalışıyorlar, yada
çalışırken okuyorlar. Marketteki kasiyer çoçuk üniversitede
filozofi okuyor olabilir yada kahveniniz getiren kız keman viritözü,
hepsi her yaşda her işi yapabildiklerinden as üst ilişkisinde
ezmek hor görmek sıfır! Kimse kendini garsondan değerli görmüyor
profösör küçükte büyükte dağlar benim havasında değil,
herkes herkese isimiyle hitap ediyor, beyim bayım durumu yok.

Genç yaşta miletvekili olabilirsiniz,
dünyanın yarısını dolaşmanızı sağlayacak bir gelecek
kaygısızlığı hep sizinle!Bir doktor ellilerinde ay daraldım
kandan hasta görmekten ben tarih okuyacağım diye işini gücünü
bırakabiliyor. Atmışlarında yeni dil öğreneceğim diyene de
emekliliğinde bateri çalma denemesi yapan bir dedeye de kimse deli
muamelesi yapmıyor! (yazarken kıskançılığımı
saklayabiliyormuyum bilmem).

Eğitiminin tam ortasında araverip yok
efendim Alplerde kayak öğretmeni yapmaya başlayanları, Afrika’nın
deyim yerindeyse tanrını unuttuğu birköyünde açlıkla savaşacağım
diyerek yollara düşenleri de nerde bir tusunami olsa gönüllü
öğrenciler ordusuyla yola çıkanlarıda hep onlardan(al işte
başka bir kıskanma da ne yap durumu)!

Hertürlü bilim dalı uygulanıyor ve
her türlü spor yapılıyor.(Futbol bizimkinin tam tersi, milli spor
olmakdan fersah fersah uzak ama icehockey de onlar için spor değil
yaşam!bebekler emekliyorlar ve sonra buzda kayıyorlar!) Sivil
Toplum örgütleri çok gelişmiş (kitabını onlar yazmış
diyelim) o yüzden deli gibi gönüllü var , her türlü konuda
organize olabilir her türlü konuda muhalafet yapabilirsiniz ,
karışan yok, sorgulayan yok, döven hiç yok !

Televizyonda herşey orijinal dilinde
gösteriliyor, düblaj pahalı, ülke küçük, film çok sonuç
herkesin kullağı onca dille duyarlı! (Okuma yazma bilene kadar bir
çocuk anlamadan tüm çizgi filimleri ya ingilizce ya almanca ya
italyanca seyrediyor) Türkçe bilenine rastlamadım ama her biri en az
iki yabancı dilli dehşet güzel konuşuyor, her hangi bir köyünde
tarlanın ortasında ingilizce yol sorun aksanlarıyla sizi dumura
uğratıveriyorlar.

Tanıdıkça,

Farklı olmayı seviyorlar 2000’de
2003’te de 2005’te ve eminim hala da öyle, kendilerine has 80lerden
kalma Abba’dan aşırma bir moda! Aşırı bir alış veriş
düşkünlüğü erkekler metroseksüelliğinde ötesinde özenli.
Burada herkes saçını platin rengine boyuyor erkeği kadını genci
yaşlısı yani doğuştan o renk değil tüm o başlar.

Dehşet bir milliyetçilik ve aynı
zamanda Tv dizilerin birazda politikanın etkisiyle (şaşırtıcı
bulduğum) bir amerikan hayranlığı, her evin önünde bir bayrak
(sarı-lacivert), sadece kendi mallarını kullanma hastalığı,nerde
üretildiğinin önemi yoktur İsveç marka olduktan sonra!

Kibar hemde çok kibar, eğer bir iki
isveçli tanıdığınız varsa diğerleriyle de kolayca tanışıp
arkadaş olabilirsiniz.kimseyi tanımıyorsanız barda biriyle süper
bir arkadaşlık kurabilirsiniz, ama sabah sizi sokakda görünce
tanımazlarsa şaşırmayın. Bana genel olarak verdikleri izlenim:içmeden
sosyalleşemiyorlar! Uzun uzun her konuda sohbet edebilir hangi
ülkeden gelirseniz gelin ülkenizin sağlık sektöründeki
problemlerinden tutun, darbelerine, insan hakları sorununa, birkaç
yazarından her türlü sporuna uzanan geniş bir yelpazede
konuşabilirler çünkü nasıl oluyorsa herşeyi bilirler.Sizi
sorularıyla utandırmazlar, cevaplarınızı yargılamazlar
(yargılasalarda siz sohbetten bunu çakamazsınız), her türlü
fikire son derece açıktırlar, ama her zaman en son söz
onlarındır, en iyi onlar bilirler ve malasef şu dünyayı en çok
onlar gezerler!

Yaşadıkça,

Öyle ahım şahım bir mutfak
kültürleri yok, Köttbullar
dedikleri bildiğimiz köfte en ünlü yemekleri!Şekli kocaman
misket tadı acayip güzel çünkü geyik etinden!durmadan yedikleri
diğer şey böğürtlenli pay ayrıca yabani böğürtlen çorbası!
Çok ünlü gevrekleri var çeşit çeşit buğdaydan yapılmış
kuru peksimetler(galeta). Fika dedikleri beş çayları pek
önemli her şehirde bir sürü sevimli kafede fika saatinde çeşit
çeşit kekler kurabiyeler, sayısını bilmediğim kadar çok farklı
aromalı çaylar ve kahve eşliğinde bir öğleden sonra keyfi!
Çaylar ballarla şekerlendiriliyor kahveler küçük (!)
leğenciklerde (daha uygun bir benzetme bulamadım doğrusu) ikram
ediliyor ve tadları çok güzel

Herkes süt içiyor, durmadan spor
yapıyor çok sağlıklı ve uzun ömürlü (80 yaşında duran
kimbilir 90 kaçlarındaki anneaneler bisiklet tepesinde görmek çok
doğal). İlk gördüğümde gözlerime inanamıyorum,
yoğurt reyonun zenginliğine ve yunan, bulgar türk yoğudu diye bir
ayrım yapacak kadar farklı yoğurt çeşitliliğine. Türk yoğurdu
yazan,ülkemin hiçbir coğrafyasında bulunmayan yöresel kıyafetli,
ifade edemiyeceğim kalın ve çirkinlikte koca bıyıklı bir
amcanın sırıttığı yağlı boya kutusu gibi bir kutuda ama bir
litrelik! halis mulis süzme yoğurt tadında isveç yoğudu tam bir yıl baş tacım oluyor!

Çok içiyorlar vodka bağımlısılar (boşuna Absolut İsveç markası değil!)Alkol devlet kontolünde sınırlı
sayıda satılıyor, her allahın günü açık olmayan bu
marketlerde ki kuyruk akla zarar!vergi o kadar yüksek ki Fiyatlar el
yakıyor bu kadar kontröle rağmen herkes hep içiyor(belkş de
bana hep böyle denk geldi!) Haliyle ben de çok içiyorum vodka deli pahalı o yüzden arada bir
Finlandiya’ya gidip duty freeden yararlanan topluma ben de kolayca ayak
uyduruyorum! (Bu vodka olayı en kolay adapte olduğum şey!) Kapalı alanlarda sigara içmek 2004te
yasaklanmıştı hatta o yıllarda bazı sokaklarda da sigara içme yasağı
tartışılıyordu! O yüzden herkes şeker gibi tütünmüdür nedir
acayip bir şeyi çiğneyip duruyor! Rivayette göre ağız kanseri
yapan bu zımbırtı birçok ülkeden yasak olduğundan sigara
tütüren eşe dosta denetmek için getirmeyi gözüm yemiyor.

Dünyaya ilaç üreten en gelişmiş
labratuvarlar onlarda ama şehirlerde ki eczahane sayısı bir elin
parmakalarını geçmeyecek kadar az, çünkü eczaneler devlet kontrolünde
yani  özel eczane açmak yasaktır, dolayısyla ilaç almak derttir ama
zaten çok da ilaç içmiyorlar! Soğuğa karşı doğuştdan dirençli
olduklarından gripte olmazlar. (eksi 15lerde ince çoraplı mini
etekli kızlar, kışın ortasında t-shirtle dolaşan bağrı yanık
delikanlılar!) Doğaya uyum sağlasın diye anne babaları güzel
güzel resturantta yemek yerken dışarda soğuğun ortasında
pusetinde uyumaya terkedilmiş bebişler görürsünüz!(ilk
gördüğümde tepkim ‘Bizde olsa bebekleri çalarlardı’oldu sonra eee bunlar
soğukda donmuyorlar mı dedim ikisi de olmuyor!sonuç sağlıklı
soğuğa dayanıklı nesiller! O soğukdada virüs mirüs
barınmıyor tabi)

Sevmediğim yanları görmeye başlıyorum,

Sokaklarda zenciler asyalılar, arada
bir araplar görmek mümkün, çoğu politik irtica eden ülkesinin
aydını, yazanı çizeni,besteleyeni, doktoru mühendisi ama çoğu
aynı muameleyi görüyor.NErde bir savaş olsa İsveç o ülkenin
insanına kucak açıyor ama ülkenizde ki popülerliğinizle
bağlantılı yaşamlar kavuşuyorsunuz! Büyük şehirlerde mülteciler ayrı
binalarda konuçlandırılıp burda İsveç milli değerleri
öğretilerek hizaya çekiliyorlar, isveçce öğreniyorsunuz
isveçlilerle yaşamadan!, Şehrin genelde uzak uzak yerdeki evlerde
yaşayanlar ‘kara kafa’ lılar (isveçlilerin çok sık
kullandığı bir laf :,(

Sarı kafalılar en iyi işlere
sahipler, ve eğer anne babanızdan biri karakafalılardan biriyle
evli ve sizde bu genleri vermişse ömrünüz diğer sarı
vatandaşlara sizinde onlardan biri olduğunuzu anlatmakla
geçiyor!(çok örnek dinledim, gözlerimlede şahit oldum). Ama yine de  Finlandiya, Norveç yada
Danimarka’dan daha çok yabancı seviyorlar, turist olarak
gittiğinizde ya da öğrenciyseniz hayat çok güzel ama,iş aramaya
geldiğinde yada komşuluk ilişkilerine dönüştüğünde Avrupalı
olsanız bile işler biraz zorlaşabiliyor….

4 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Bizi bir rüya ülkeye götürdünüz,güzel şeyler anlattınız..İnanın hiç foto olmasa da yaşattınız bize kendi yaşadıklarınızı..Devamı gelecek mi ,bilmem ama ben yazınızı dört gözle bekleyeceğim.

  • erozgen dedi ki:

    Bir ülkeyi kısa süreli ziyaret edenle oraya yaşayan arasındaki gözlem farkını ortaya koyan bir yazı. İlginç detaylar, sıkmayan, akıcı bir üslup. Çok güzel bir yazı olmuş…

  • mugeyidogan dedi ki:

    en sizin kadar kıskanım, hatta daha fazla kıskandım çünkü siz gidip gördünüz, yaşadınız İsveç’ i. Bu refah düzeyinde olmayı isterdim

  • venividivici dedi ki:

    yazınızı çok beğendim. İsveç e gitme planları yaptığım şu günlerde sanırım prınt alıp yolda bir lez daha okusam iyi olacak diye düşündüm . Gezginler için çok faydalı olmuş tebrikler …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*