Yalnız ve Güzel Ülkeme

 


Kalkan’dan Kaş’a doğru giderken, otobüsün camından Kaputaş Plajı’nı gördüğüm noktada benim için Kaş tatili başlamış demektir. Mavi, turkuvaz ve sarıdan ibaret bir dünyanın müjdecisidir Kaputaş.


 



 



“Vahşi, el değmemiş”. Kaputaş’ı betimlemek için en uygun sözcükler bunlar olsa gerek. Vahşi sözcüğü, köpürüp şişesinden taşan sodayı andıran dalgalarından dolayı yakışır Kaputaş’a. El değmemişliği, kum-çakıl karışımı sahilinde insan yapımı hiçbir şeyin olmayışından.



 


   



Kalkan – Kaş arasındaki sahil yolu üzerinde bulunan plaja yol üzerinden kuşbakışı bakıp, önce gözlerinize ziyafet çekebilirsiniz. Plajın turkuvaz sularında kaybolmak için, yaklaşık 190 basamağı inmeniz gerekiyor. Denizin turkuvazı, kumsalın sarısı öyle davetkar görünüyor ki, o basamakları görmüyorsunuz bile, adeta uçuyorsunuz aşağıya. Sonrasında da zaten büyük kucaklaşma geliyor. Koşarak kendinizi suya atıyorsunuz, dalgaların arasında yitip gidiyorsunuz. Sabah saatlerinde durgun olan deniz, akşamüzeri kuduruyor. Dalgalarla oynarken kendinizden geçiyorsunuz. 


   


Bu yıl Eylül ayında Saklıkent turunda tanıştığım arkadaşlardan adaşım olanının öğrettiği “Ölü Gibi Yapma Oyunu”nu oynadık. Tamam, oyunun adı kulağa hoş gelmiyor ama oynarken kendinizi, yaşınızı, mesleğinizi, unvanlarınızı her şeyi unutturuyor. Oyun şöyle oynanıyor: Dalgalar çekildiğinde yüzüstü plaja uzanıyorsunuz, ölü gibi hiç kıpırdamıyorsunuz, birazdan arkanızdan gelen kocaman dalgalar sizi içine alıp, kıyıya sürüklerken çığlık çığlığa gülmekten katılıyorsunuz. Yalnız dalgalar çok hızlı ve çok güçlü oluyor bu nedenle iyi yüzme bilmiyorsanız, sudan korkuyorsanız denemeyin derim. Sadece izlemek de yeterince keyif veriyor zaten. Plajdaki çakıl ve kumlarla kendinize peeling de yapabilirsiniz. Kaputaş’ın suyunun da, kumunun da, çakılının da şifalı olduğuna inanıyorum 🙂 Hiçbir şeye olmasa da ruha iyi geldiğini garanti edebilirim.
 


 


    




Merdivenlerde bir teyze meyve, haşlanmış mısır türü yiyecekler satıyor ama her zaman orada mıdır bilmiyorum. Tüm gününüzü orada geçirmeyi düşünüyorsanız yanınızda yiyecek, içecek ve güneşten korunmak için şemsiye götürün, plajda bunları temin edebileceğiniz bir yer yok çünkü. İyi ki de yok. Kaputaş’ı Kaputaş yapan, dünyanın “en seksi 10 plajı” arasında yer almasını sağlayan da bu özelliği değil mi? Çölün ortasında bir vaha gibi. Bulduğumuz her yere beton tesisler kondurmayı marifet sayan bir turizm anlayışıyla, yöresel farklılıkları öne çıkarmayı ihmal ediyoruz. Gitgide her yer birbirine benziyor. Kaputaş şimdilik doğallığını korumayı başarmış ancak ne yazık ki orası da tehdit altında.




   



Rehberimiz Kaputaş Plajından geçerken, zengin ve tanınmış bir iş adamının burayı satın almak istediğini söyledi. Senaryo hemen zihnimde canlandı gözlerimi kapayınca: Kaputaş Plajının adı “Kaputaş Beach”e dönüşecekti. Halka açık olan plaja giriş ücretli olacaktı. Kendilerine daha ziyade Bodrum, Alaçatı, Çeşme’de rastladığımız “ikoncan” diye tabir edilen tatilci türü, en “in”, en “trendy” beach olduğu için buraya akın edecekti. Beach bar’dan aldıkları “drink”lerini, “eller havaya” şarkılar eşliğinde yudumlarken, bir yandan da göz ucuyla birbirlerinin bikinilerini, terliklerini, çantalarını, güneş gözlüklerini süzeceklerdi. 

   
   


Gözlerimi açtım. Nuri Bilge Ceylan’ın, Cannes Film Festivalinde aldığı “En İyi Yönetmen” Ödülünü, “tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme adıyorum” sözleri geldi aklıma. Bu ülke gerçekten de güzel ama bir o kadar da yalnız diye düşündüm. Yalnız çünkü doğal güzellikleri, tarihi zenginlikleri bir bir yok ediliyor, kimse de çıkıp bu duruma itiraz etmiyor. Böyle pek çok güzelliği yok ettik, hiç olmazsa Kaputaş Plajını korusak.



   

Özür Dileriz Kaputaş


Kaputaş Plajı için endişelenmeyi biraz abartıyor muyum diye düşünürken, http://www.kalkanhaber.com adlı internet sitesinde okudum ki, Kalkan Belediyesi buraya kafeterya türü bir tesis yapılması amacıyla beton ve demirler dökmüş. Ancak Kaputaş Kanyonundan gelen akıntılı sular beton ve demirleri yerlerinden sökmüş. Demir ve beton atıklarının yukarı taşınması için ciddi bir maddi kaynak gerekmekteymiş. Haber “Özür dileriz Kaputaş” cümlesiyle sona eriyor. İş işten geçtikten sonra özür dilemenin anlamı yok. Hiç olmazsa bu sefer, bir şeyin değerini elimizdeyken bilsek, yitirdikten sonra değil.


 


8 yorum

  • mugeyidogan dedi ki:

    yazıyı okumadan sadece fotoğraflara baktım önce, çoook özledim Kaş’ ı çoookk

  • rome_o dedi ki:

    fotoğraflar ne kadar iyi hele sahilden çemiş olduun 2.nci fotoğraf kaputaştan geçersem ben de aynı pozu deneyeceğim

  • aysek dedi ki:

    teşekkürler 🙂

  • Zeynep dedi ki:

    fotoğraflara bakınca denizin turkuvazı, kumsalın sarısı resmen seni de bekliyorum gel der gibi zaten çok beğendiğim bir yer Kaş bende orda olmalıydım okurken size çok imrendim :((

  • MIYU dedi ki:

    inanılmaz imrendirici olmuş gerçekten de , fotoğraflar şahane!!

  • aysek dedi ki:

    teşekkürler 🙂

  • NEŞE dedi ki:

    1970 Lerde Kaputaş ı ilk gördüğüm de üzerinde yol aldığımız adına “karayolu “denilemiyecek kaya parçalarının verdiği sıkıntıdan delirecek gibiydik ve o güzelim görüntü bize ilaç gibi gelmişti…Sonra her yıl geçtikçe gelişmeleri izledik..Önümüzdeki yıllarda söz ettiğiniz kötü görüntüleri hiç yaşamamak dileği ile teşekkürler.

  • aysek dedi ki:

    Ben de çok teşekkür ederim Neşe Hanım..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*