Vrahassi, Lentas, Matala, Sitia, Agios Nikolaos, Girit IV.Bölüm

Bugün Girit'in güney kesimi Matala ve diğer yerleşim yerlerini görmeye karar verdik. Heraklion'dan 70km.Yollar bu kesimde çok güzel değil.Ada Avrupa Birliğinden özellikle yol yapımı konusunda bayağı destek almışlar.Her yolun girişinde alınan yardımın miktarını belirtir bir tabela görebiliyorsunuz.Herhalde daha önce yollar bu kadar iyi değilmiş.Dağ yollarında giderken Vrahassi diye bir köyde soluklanıyoruz. Geleneksel bir Yunan köyü.

Burada birşeyler yiyelim diyoruz ama daha sonra anlıyoruz ki burası diğer köyler gibi değil oldukça yüksek bir fiyat geliyor.Fakat manzara muhteşem.Ben geleneksel ev yazısını görünce hemen gezmek istiyorum.Açık olduğu saatlere rastlamışız

Bu tipik bir Yunan evi.Köyün en yaşlılarından biri kendinin yaşadığı mekanı şimdi müze gibi yapmış.Benim ilgilendiğimi ve Türk olduğumu anlayınca daha detaylı ve çok da severek gezdiriyor.Sahibi çok yaşlı ama gururla anlatıyor.Katerina ve Maria Lembidaki.

Bizim eski köy evlerine çok benziyor.Zeytinyağı elde ettikleri yer,dokuma tezgahları.Çok hoşuma gitti.Çıkarken ne kadar vereceğimi sorunca hiç öyle şey olur mu deyip beni mahçup ediyor.Birşeyler de satmaya çalışmıyor. Bize gelip gezdiğimiz için teşekkür ediyor.

Köy sokakları dar ve çiçek içinde.Ama dağ köyü olduğu için hep yokuş çıkmalısınız. Aşağı köy meydanında yemeğe iniyorum. Bizde köy evlerini satın alan ve orayı restore edip yerleşen çok kişi var.Acaba burada da böyle birşey var mıdır diye düşünüyorum. Bu sırada dağlarda dolaşan safari grupları geliyor anlaşılan yemek molası veriyorlar.

Başka bir köye daha uğrayıp kahve içiyoruz.Buralardaki köyler hepsi başka güzel.Doğal olduğu gibi kalmış.

Lentas köyüne geldik .Burada çok fazla pansiyon var.Hemen yanaşıp "Kalacak bir yeriniz var mı? diye soruyorlar.Burada iniyoruz ve Girit'te gördüğümüz en tuhaf yere doğru gidip bir restorana oturuyoruz. Taverna Odysseas.Tuhaf diyorum zira burada oturan kişiler insana garip garip bakıyor.Başka bir dünyadan gelmişsiniz gibi.Anlaşolan burada kalan kişilere benzemediğimizden kaynaklanıyor.Hepsinin yüzünde "bunlar da nereden çıktı" der gibi bir ifade yakalıyoruz.Restorandaki garson kız cep telefonuyla oynuyor,sahibi yemek için fiş alın diyor.Fiyatlar sudan ucuz.Ama çok rahatsız olduk.Açıkçası ürktük.

Plajda şemsiye falan yok. Herşey doğal gözüküyor.

Burada fazla oyalanmadan Lentos'a yakın Matala Plajına gidiyoruz.Yollar çok kötü.Anlaşılan daha Avrupa Birliği buralara yetişememiş.Matala bir balıkçı köyü .Eskiden hippilerin gelip kaldığı bir yer.Plajda volkanik bir doğa var.Bizim Kapadokya gibi doğal mağaralar oluşmuş.Hippiler burada yaşamışlar.Şimdi ücret karşılığı gezebiliyorsunuz.Katmandu'dan sonra en popüler yer burasıymış. Zaten her yerde bu izlere rastlamak mümkün. Katmandu'da muhteşem bir hava hissetmiştim ama burada böyle bir şey hissetmedim.Deniz açık deniz ve Afrika Kıtasına en yakın nokta.Bob Dylan ve Cat Stevens da burada bir süre yaşamışlar.Kumu siyah.Plaja park ücreti ödüyorsunuz.

Köyde gezdiğimizde değişik görüntülerle karşılaşıyoruz.Bu arada fazla turist geldiği için turistik eşya satıcıları da çok fazla ve fiyatlar astronomik.

Dönüş yolunda Sivas diye bir levhaya rastlayınca hemen fotoğrafını çekiyoruz.

Bir yol ayrımı bize eşek çifliğini gösteriyor. İyiki de ziyarete gelmişiz.Burası kocaman bir çiftlik.Sahibi bizi kapıda karşılıyor.Bir ücret ödemiyoruz.Aslında eşeklerin yanında başka hayvanlar da var.Bize açıklamalar yapıyor.Eşekler bayağı büyük.Ata benziyorlar.Yıllarca böyle bir yeri kurabilmek için uğraşmış beyefendi.Türkleri çok sevdiği gibi Türkiye hakkında birhayli bilgisi var.Sohbet ediyoruz.

Bazı şeyler satıyor bu geliri de eşeklerin bakımına harcıyormuş.Böyle emekçilerle tanışmış olmak bana seyahatin en keyifli zamanlarını yaşatıyor. Yeniden Heraklion'a dönüyor ve "Thalassinos Kosmos" tavernada akşam yemeğimizi yiyoruz.

 Ertesi gün yüzme zamanı diye düşündüğümüz için Agios Nikalaos'ta Ammoudi Club'e gidiyoruz.Çok güzel bir yer.Düzgün bir işletme.Ve fazlasıyla Rus turist var.Bize gelemedikleri için burada bir patlama olmuş.Giritliler de şaşırmış. Burada yemek de yiyoruz.Müzik açılı ama asla insanı rahatsız edecek kadar değil.

Öğleye kadar vakit geçiriyoruz.Oldukça kalabalık.Ama kimse kimseyi rahatsız etmiyor.Yemekten sonra yine yollara düşüyoruz.Hedef adanın en doğu kısmında bulunan Sitia şehrine gitmek. Birbirinden güzel manzaralar eşliğine ilerliyoruz.Yol hem çok virajlı hem de pek geniş değil.Bazı yerleri de yeni yeni yapılmakta.Agios Nikolaos'tan 80km.Ama yoldan dolayı insana daha uzakmış gibi geliyor.

Sitia ilginç bir şehir.Doğu bölgesinin baş şehri.Antik Minos uygarlığının beşiği olduğu söyleniyor.Venedikliler bu şehri doğu Akdeniz'e yapacakları saldırılar için merkez olarak kullanmışlar.Daha sonra da Osmanlıların eline geçmesin diye yıkmışlar.Şehir epeyce bir süre boş kaldıktan sonra buradaki çifçiler 18692da şehri yeniden yavaş yavaş kurmuşlar. Buranın bir özelliği de yerli turistin yabancıya göre çok daha fazla olması.Ünlü şair"Vincenzos Kornaros"un da doğduğu yer.

Limanı pek güzel.Kocaman Palmiye ağaçların çevrelediği kordonda restoran ve kafeler var.Şehir sakin.O kalabalık turist grupları da yok.Biraz çarşısında gezdik.Mağazalar lüks.

Burası fazla yabancı turist tarafından tercih edilmediği için bize sakin geldi.Kordonda birçok restoran var.Onlardan birine oturduk.Genelde bu kafe ve restoranlar yolun öbür tarafında bulunan otellere ait .Biz İtanos otelin deniz kıyısı restoranına oturduk. Servis oldukça yavaş..Bu şehirde bir telaş yok.Akşam iyice çökünce kordonda dolaştık. Burada rastladığımız biri aile büyüklerinin Foça'da oturduğundan oradan buraya göçtüğünden söz etti.İlk defa geçen sene Foça'ya gidip ailesine ait evi görmüş.

Ünlü şair Vincenzo Kornaros'un antı ve onun şiiri" Erotokritos"

Antik Çağın yedi bilgesinden biri Mytos'un heykeli.

 

Güzel bir şehir.Sakin.Aslında adanın en çok kafa dinlenebilecek yeri.

Fotoğraflar yazara aittir.

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*