VİETNAM – KAMBOÇYA

Vietnam –Kamboçya mutlaka görülmesi gereken bir bölgemi yoksa görülse de olur görülmese de denilebilir mi .. Biz 12 arkadaş buraya gitmeye karar verdiğimizde ve programımızı yapıp ödemelerimizi Şubat ayında tamamladıktan sonra bekleme sürecimiz başladı çok uzak gibi görülen Kasım ayındaki gezimiz yaklaştıkça tereddütlerimizde artmaya başladı. Biz ne yaptık nasıl böyle bir hata yaptık diye düşünmeye başladık ve kime söylediysek gideceğimiz yeri ne işiniz var orda gibi tepkiler aldık …. Ama yok gerçektende biz iyi ki gitmişiz dedik sonradan…. Vietnam Resmi adı Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti .Güneydoğu Asya ‘da Çin hindi yarımadasının doğusunu kaplayan bir ülkedir. Uzun dar bir kara parçası üzerinde yer alan Vietnam’ı kuzeyde bırakan Çin batıda Kamboçya ile Laos güneyde ve doğuda güney Çin . Önce kuzey Vietnam ve güney Vietnam olarak iki ayrı cumhuriyete bölünmüş olan ülke 1976 ‘da Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti olarak birleşmiştir. Dağlık bir ülkedir.Başlıca ürünleri pirinç, manyok,mısır,kahve,çay ,kauçuk ve elişleridir. Önemli kentleri ise HO Chi Minh City , Hanoi , Haifong. Eğitim 12 yaşına kadar ücretsiz ve zorunludur.Vietnam 19.yüzyılda Çin-Hindi olarak Fransız lar tarafından sömürgeleştirildi . Halk toprakları elinden alındığı için tepkiliydi ama ellerinden de bir şey gelmiyordu.

Bu kısa bilgiden sonra turumuz için Atatürk Havalimanında buluştuk ve 12 saat sürecek olan yolculuğumuz başladı.23.30 da uçağımız havalandı Yerel saat ile 16:40 gibi Vietnam havalimanına indik . Bizi bekleyen otobüsümüz ile otelimize hareket ettik . Tabiî ki havalimanından dışarı çıktığımızda bizi bekleyen sıcak ve nemin yanı sıra keskin ve ağır bir koku ile karşılaştık .Ama 5-10 dakika içinde kokuya alışılıyor fakat bu kokuları genelde ülke içinde duymak mümkün . Otelimize gittiğimizde hepimizin odalarının hazır olduğunu otelin oldukça şık ve temiz olduğunu zaten otellerin olduğu bölgenin genelde dışarıdan gelen yabancı zenginlerin yaşadığı kaliteli ve temiz bir bölge olduğunu görüyoruz. Bizleri otelde yöresel kıyafetleri ile şık ve oldukça güler yüzlü genç kızlar kokteyller ile karşılıyorlar . Zaten genel olarak bütün otellerde veya restorant lar da çalışanların hemen hemen hepsi oldukça güler güzlü ve nazik ama gözlerinde hep hüzün ve korkuyu da görmemek mümkün değil. Otelimize yerleştikten sonra kısa bir dinlenmeden sonra mini bir tur yapmaya başlıyoruz.

İlk önce Saigon nehri kıyısın da kurulmuş olan Sigon ‘u gezmeye başlıyoruz. geniş caddeleri ,parkları ve bahçeleri ile Fransızların eseri olarak gözlemlenmektedir. Saigon nehri ise önemli bir nehirdir liman görev yapmaktadır. Fransızların asaleti ile yaşamış olan saigon bugün gürültülü bir şehir olmuş ve o asaletten eser kalmamıştır. Belediye Binası 1800 yıllarında inşa edilmiş FransızlarınSaigon’a hediyesidir. Bu gün Saigon şehrinin belediye binası olarak kullanılmakta .Amerikalıların kumanda merkezi olarak kullanılan Rex otel burada bulunmaktadır. Şehrin her yerinde Ho Chi Minh heykellerini görmek mümkün .Şehrin nüfüsü her geçen gün artmakta . Şık opera binasının olduğu bölge ise şehrin merkezi olarak gösterilmektedir. Cadde adları 1976 dan sonra değiştirilmeye başlanıyor şimdilerde Fransızlar dan kalan sadece 4 cadde adı hala kullanılmakta bunlardan biri olan Pastör caddesinde bulunan Rex otelde kalan Amerikalıları sık sık nehir bölgesinden tünellerden gelip bombalıyorlar.Amerikalılarda onlara hayalet adını takmışlar ne zaman gelip ne zaman nereye gittiklerini bir türlü anlayamamışlar. Hatta yaygın bir söz var orada aman bastığınız yere dikkat edin ayağınızı timsah kapabilir veya bir hayaletle karşılaşabilirsiniz. Timsah kapabilir demelerinin sebebi de saigon ‘un nehir bölgesi bataklık olduğu için ve burada timsahlar yaşadığı için böyle deniyor düşünebiliyor musunuz yürüken birden karşınızda bir timsah ….

Saigon yani şimdiki adı ile Ho Chi Minh City yani anlamı Ormanın Şehri . Nedeni de orman ve nehir deltası bataklık olduğunu söylemiştim. Fransız meydanı ise büyük parklar ,bahçeler,ağaçlar ile donatılmış tam bir Fransızların Sanzelize si gibi büyük bir meydan görünce orayı çağrıştırıyor .Tabi Fransızlar zamanında dizayn edilmiş olduğunu söylemeye gerek yok. Buraya çok büyük birde Katedral inşa etmişler ama tuğlalarını bir başka yerden getirmişler Fransızlar dillerini getirirken dinlerini de getirmişler. Bu güzel cadde zaman zaman resmi geçitler için törenler ve bayramlar için kullanılmış ve hala kullanılmaya devam edilmekte. Bu arada Gustav Eyfel tarafından yaptırılmış olan posta binasına giriyoruz. Meryem Ananın bir heykelinin önüne insanlar bir çok çiçekler bırakıyorlar nedenini sorduğuzda bu çiçeklerin akşama kadar burada durmasıyla kutsandığını sonrada çiçekleri alarak evlerine götürdüklerini ve evlerine bereket ,mutluluk getirdiğine inanıyorlar. Kadetralin içinde hiç süsleme yok birkaç Meryem Ana ve isa heykeli bulunuyor fakat küçük küçük mozaik taşları gibi taşlar var yerlerde ve bunların üzerinde isimler yazılı nedeni de katedralin yapımı için bağış yapan kişilerin isimlerini ölümsüzleştirmek.

Postane içinde küçük hediyelik eşya dükkanları her zaman olduğu gibi dikkatimizi çekiyor ve alış veriş yapıyoruz. Yöresel güzel biblolar ve buranın olmazsa olmazı konik şeklindeki şapkalar.Postane halen daha işlevini sürdürmeye devam ediyor. Burada insanlar genelde cumartesi ve Pazar günleri evleniyorlar bu bölge şehir merkezi olduğu için gelinler genelde buraya gelip resim çektiriyorlar .Ülkede Latin alfabesi kullanılmakta buda bizimde işimizi kolaylaştırıyor.Latin alfabesi de Fransızlar tarafından getirilmiş. Çin ,Tayland,Hindistan gibi ülkelerin kendine has alfabeleri var .Aleksander 1651 yılında 15-16 yıllık bir uğraştan sonra Vietnamca alfabeyi buluyor ama bu o kadar zor ki Latin alfabesini tercih ediyorlar örneğin bir MA kelimesini 6 değişik anlamı var bu anlamlarda lehçelere göre değişiyor Ma : anne ,hayalet, yarım, veya ,ad anlamına geliyor.

Nefcan nehri bir çok ülkeyi birbirine bağlıyor 9 adet kolu var her bir kolu Dragon olarak görüyorlar ve dragonun geçtiği her yere uğur ve bereket getirdiğine inanıyorlar .Dragon ‘un çok önemli olduğunu öğreniyoruz erkekleri dragon olarak sembolize ediyorlar . Tabiî ki bunu duyan bizim grup arkadaşlarımız hemen kendilerine de pay çıkarmaktan geri kalmıyorlar. 8,5 Milyon nüfus var bunların % 80 ‘i Budist %8’ i Çinli.

Büyük kağıttan heykellerin bulunduğu bir tapınağa giriyoruz . İsim hafızam iyi olmadığı için isimleri çok iyi hatırlayamıyorum. Bu kağıt heykeller gerçekten kağıt ve tutkaldan yapılıyor sadece sertleştirici bir madde ilave ediliyor. Kesinlikle bronz ,taş gibi maddeler kullanılmıyor. Yerel halk buraya Kaplumbağa tapınağı diyor. Burada küçük dükkanlarda kaplumbağalar ,kuşlar ve balıklar satıldığını görüyoruz. Bunun nedeni de hepsinin bir anlamı olduğu ve bunlardan satın alarak kaplumbağaları havuzuna atınca uzun ve sağlıklı bir yaşam dilemiş oluyorsunuz. Eğer minik kuşlardan uçurursanız sevgi ve aşk diliyorsunuz. Balık alıp onları da havuzuna dökerseniz o zaman da para dilemiş oluyorsunuz. Bu tür batıl inaçlar her ülkede olduğu gibi burada da çok yaygın . bizim arkadaşlarımızda dileklerini yapmaktan geri kalmıyor.

Tapınak 1700 yıllarında yapılmış Çinliler yapmış eğer tapınakta yılan şeklinde Dragon var ise o tapınak Çin tapınağı Taoistler de bu simgeyi kullanıyor. Vietnamlıların bir kısmı Konfiçyus bir kısmı da Buda dininden .Buradaki gezimiz bitirdikten sonra Cu Chi Tünellerine doğru yola çıkıyoruz. Yol üzerinde Asya’nın tipik konik biçimindeki yöresel şapkalarından da almadan geçmiyoruz . Bu şapkaların özelliği bölgede yağmur zamanı yağmur eksik olmadığı için yağmurdan koruyor ama sular direk yere akıyor kesinlikle giyisiler islanmıyor. Sıcak olduğu için güneşten ve sıcaktan koruyor başa tam oturmadığı içinde hava sirkülasyonunu sağlamak amacı ile yüksek duruyor .

Tarlada özellikle pirinç tarlalalarında çalışanlar , sokak satıcıları hemen hemen hepsi kullanıyor.Burada ulaşım motosikletlerle sağlanıyor tahmin bile edemeyeceğiniz kadar çok motoru burada görmek mümkün .Öyle ki ailece biniyorlar , çocuklar üzerinde uyuyor. Eşya taşıyorlar satış yapıyorlar bu kadar çok motor olduğu için hava kirliği yaratıyorlar ve hepsi genelde maske takıyorlar. Ayrıca kollarına uzun kolluklar takıyorlar bu kolluklarla güneşten korunuyorlar. Onlara göre bir insan ne kadar beyaz tenli ise o kadar asil . Bizim saatlerce bronzlaşmak için güneşte yattığız veya bir sürü para vererek solaryum a girdiğizi sanırım biliyorlardır .Ama onlar doğal bronzluklarından hiç memnun değiller ve mümkün olduğu kadar güneşe engel olmaya çalışıyorlar. Vücütlarında erkek ve kadın tüy bulunmuyor .

Ekonomik olarak en önemli şehir Saigon olduğu için buraya göç çok fazla oluyor ama göç eden kişi eğer Saigon lu değil ise burada çalışabiliyor ,ev kiralayabiliyor yaşıyor ama kesinlikle oradan mülk edinemiyor . Burada 300 adet kurum bulunuyor .Asya ülkelerinde patent almak çok önemli olduğundan normal ülkelerde yılda 2500 patent alınırken burada ayda 2500 icat yapılıp patent alınabiliyor. Bu arada unutmadan Saigon Bizim güzel İstanbul’umuzla kardeş şehir olduğunu söylemek istiyorum. Motorla binenler kesinlikle kask takmak zorunda ama kasklar o kadar uyduruk ve tenekeden yapılmış ki ceza yememek için takıyorlar ama dikkatimiz çeken bir başka şeyde sadece motoru kullananlar takıyor diğer yolcular takmıyor.İnsanlar çömelerek yaşıyorlar dinlenirken ,yemek yerken bir şey ,içerken alış veriş yaparken sürekli çömeliyorlar .

Önce Khmer ler gelmiş buraya sonrada Viet dedikleri kendi halkı yerleşmiş.km kareye 20500 kişi düşüyor tek partili sosyalist rejimle yönetiliyor .Bu arada muz yapraklarının içinde pirinçten bir tatlı yapılmış olduğunu görüyoruz bunları sokaklarda satıyorlar bu tatlı yaprak içinde bir hafta bozulmadan saklanabili yormuş. Yolumuzun üzerinde Lak denilen bir işlemin yapıldığı atölyeye uğruyoruz ve lak yapını yakından görüyoruz gerçekten çok güzel ve etkileyici bu işle yumurta akı ,sedef ve kauçuktan yapılan bir işlem bazıları sedeften bazıları yumurta akından yapılıyor .En son kauçuk sütü ve normal süt ile karıştırılıp üzeri kaplanıyor ve kuruduktan sonra parlatılıyor. Neler yapılıyor tabaklar ,tablolar ,şaraplıklar ,her çeşit süs eşyası hatta paravanlar ,masa ve Sandalyelerde yapılabiliyor.Ve yolumuza devam ediyoruz. Bu arada önümüze yöresel kıyafetli bayanlar çıkıyor.

Bunlar ipekten pantolonları olan üzerinde uzun yanları yırtmaçlı ister uzun ister kısa kolu elbiseleri olan kıyafetler giyiyorlar. Bunlar önceden sadece beyaz renkliyken şimdilerde desenli ve değişik renklerde olanları da yapılmakta. Bu elbiseleri genelde törenlerde ,bayramlarda, özel günlerde giyiyorlar ve başlarına o geleneksel şapkalarından takıyorlar. Ama şimdilerde artık şapka yerine çiçek çok sevdikleri için saçlarına çiçekler takıyorlar . Vietnamlılar her şey yiyorlar motosikletlerin arkasına kafesler koyuyorlar bu kafeslere topladıkları köpekleri koyuyorlar Köpekleri uzun saplı filelerle yakalıyorlar.

Restourant lara satıyorlar. Yılanları yakalıyorlar onları da satıyorlar. Restourantta yılanın önce kanını süzüyorlar onu içiyorlar sonrada yılan ve köpek eti ile karışık pişirilmiş olan yahniyi afiyetle yiyorlar. Aman dediğinizi duyar gibiyim sanırım bundan böyle her yahni yiyişte aklınıza gelecektir. Ama bunlar az olduğu için olduka pahallı her halde bizim ülkemize gelseler hele cunda adasında kedi kalmazdı .Orada sokaklarda kesinlikle kedi ,köpek yok . Yoldan geçerken bazı yerlerde de kavrulmuş böcekler tepsilerde üzerine baharat serpilmiş minik sümüklü böceklerin satıldığını görüyoruz. Burada büyük büyük ağaçlar görüyoruz bu ağaçların üzerinde bir takım rakamlar var nedeni de bu ağaçlardan sorumlu kamu görevlilerinini olduğu her görevliye 50 ağaç düştüğünü kesinlikle bu ağacın kurumaması gerektiğini öğreniyoruz.

Güney bölgelerde yılan,fare, akrep,su kurdu,su çekirgesi, karafatma gibi böceklerde kızartılarak tepsilerde yerini alıyor . Erkek keçilerin erkeklik organını dişi keçilerinde memelerini yiyorlar. Çocukları olmayanlarda erkek keçilerin testislerini şarabın içine koyarak değişik bitkilerle karıştırıp içiyorlar güç vereceğine inanıyorlar. Ama çoğunlukla domuz etini de tercih ediyorlar. 1,5 saatlik bir yolculuktan sonra savaşın cereyan ettiği ormanlık alana varıyoruz. Vietnam savaşı yer altında geçiyor . Saigon’dan Karpatçaya kadar labirent şeklinde bir çok giriş çıkışı olan tüneller kazıyorlar. Bu tünellerde yaşıyorlar, hastaneleri var, depoları var, silah yapılan yerleri ,mutfakları var Amerikalardan korunmak amacı ile yapılmış olan yer altı şehri. Burayı gezmeye başlıyoruz gerçekten çok etkileyici olduğunu görüyoruz. Vietnamlılar birden bire sanki buhar olup uçuyorlar.

Amerikalılar başlattıkları ilk olay 420 metre karelik bir alanı bombalıyor lar. Burası onlar için sonradan haç yeri oluyor etrafını çeviriyorlar ve buraya sonradan ziyaretçiler geliyor. Toprak altına inmeleri 25 yıl sürüyor. Bu toprak kazdıktan sonra kesinlikle yıkılmıyor bomba bile etkili olamıyor. Çünkü farklı bir toprak kazılınca sertleşiyor ve bu tünelleri oluşturuyorlar. Ve yaşamaya 1940 yıllarının sonunda silahsız kırsal kesim ve modern silahlı bir orduya karşı şavaşmaya başlıyorlar. Önce aralarında örgütlenirken bir yerden bir yere gitmek için tünellerini kazmaya devam ediyorlar. Saigon ‘u ele geçirmek için sabotajlar yapıp sonrada buralarda saklanıyorlar. İhtiyaçlarını almak için çıkıp tekrar geriye dönüyorlar.

Amerikalılar bu insanların nerden geldiğini anlamıyorlar ve engel olmak için ağaçları kesiyorlar kurumasını bekliyorlar ve benzin döküp yakıyorlar belki dışarı çıkarlar diye düşünüyorlar . Bu yangın öyle bir sıcaklık yapıyor ki sıcak yağmuru tetikliyor yağmur başlıyor ve yangın sönüyor. O kadar farklı yöntemleri var ki şaşırmamak elde değil. Yapay karınca yuvaları oluşturup bunların üzerine şeker serpiyorlar .Böylece kendilerine havalandırma delikleri yapıyorlar. Bunlarla başa çıkamayan Amerikalılar çareyi köpek getirtmekte buluyorlar ama Vietnamlılar köpekleri de yanıltıyorlar. Ölen Amerikalı askerlerin giyisilerini ve onların kullandıkları sabunları tunel çıkışlarına koyuyorlar ve onları da alt ediyorlar. Amerikalılar çıldırıyor bu kez her kıpırdıyana ateş etmeye başlıyorlar. Ama Vietnamlılar korkunç tuzaklar hazırlıyorlar . Büyük çukurlar açarak buraya demir kazıklar dikiyorlar bunların üzerine de kokmuş domuz etleri saplıyorlar tuzağa düşenler zaten her tarafından yaralanyorlar birde etlere değince kangren oluyorlar. Bu tür tuzakları evlerine de yapıyorlar.

1960 yılına kadar sürüyor mücadele ama başa çıkamayan Amerikalılar çekilmeye karar veriyorlar.16000 Vietnamlının 10000 ‘i kaybediliyor. Kahraman şehir ilan ediliyor burası .Tüneller 20 metre yükseklikte 80 metre genişlikte girip çıkabiliyorlar .Onların vucüt yapıları minyon olduğu için zorlanmıyorlar ama tüneller hep virajlı yapılıyor ki ateş edildiğinde isabet etmesin diye.Bizim grubumuzdan da bazı arkadaşlar tünellere girdiler değişik çıkışlardan çıktılar ama aşağısının çok zor olduğunu kesinlikle insanların can havli ile kendilerini oraya attıklarını düşünüyorlar . bu savaş 1965 yılından 1973 yılına kadar sürüyor. 1969 yılından ihtibaren Amerikalılar çekilmeye başlıyor. Ülkenin bayanları savaş süresince askerlerin kıyafetlerini dikiyorlar. Birde ayaklarına giydikleri lastik sandaletler var onlarda eski araba lastiklerinden yapılıyor Ho Chi minh ölene kadar sadece bu sandeletler den giymiş günümüzde hala giyenler var. Savaşın etkileyici tuzaklarını ve tünellerini dolaştıktan sonra yorgun sıcak ve nemden dolayı otelimizin yolunu tutuyoruz.

Sabah kahvaltısının ardından havalimanına transfer oluyoruz ve Vietnam havayollarının uçağı ili 2 saatlik bir yolculukla Vietnam’ın başkenti Hanoi ‘ ye hareket ediyoruz. Hanoi’ye indikten sonra başarılı ve bilgili rehberimiz ile birlikte otelimiz yerleşmeye gidiyoruz. Otelimize yerleştikten sonra panoramik gezimize başlıyoruz. Ho Chi Minh in evi tek kollu pagado gördükten sonra Fransız koloni döneminden kalma küçük caddelerden oluşan Oki Quarter bölgesini ve Vietnamlıların yüzyıllardır kullandıkları üç tekerlekli Cyclo adlı yerel araçları ile bölgeyi gezmeye başlıyoruz. Burada bu araçlara tek tek biniyoruz ve yerli halkın kullandığı önü koltuk arkası bisiklet olan araçlarla geziyoruz. Oldukça kalabalık bölgelerden geçiyoruz. Bize değişik gelen bir mağazacılık sistemi ile karşılaşıyoruz. Bir sokak sadece ayakkabı satıyor. Bir sokak sadece gözlük ,bir sokak sadece giyisi ama bunlarda kendi inde ayrılıyor. Bir sokakta yiyecekler gibi farklı görüntüler ile yolumuza devam ediyoruz. Bir tarafta oldukça ucuz ve halk tipi ihtiyaç malzemeleri satılırken geçtiğimiz geniş ve şık caddede ise bütün dünya markalarının satıldığını görüyoruz. Buda aradaki farkı yine gözler önüne seriyor. Bu gezintiyi tamamladıktan sonra otelimize dönüyoruz.

Akşam yemeğimizi kendi 12 kişilik grubumuzla birlikte sık bir restourant ta yiyerek geceyi tamamlıyoruz. Burada deniz mahsülleri yemek her zaman daha garantili oluyo veya İtalya pizzası. Sabah kahvaltısının ardından UNESCO tarafından koruma altına alınmış olan Halong Bay körfezine doğru yola çıkıyoruz. 160 km lik yolu 3,5 saatte ancak alabiliyoruz . Halong Bay ‘a ulaştıktan sonra bir karmaşa bir curcuna ile karışık heyecanla bizi Körfez içinde bulunan teknelerimize götürecek olan küçük ama güvenli motorlarımıza binerek teknemize ulaştık. Hemen küçük fakat çok sevimi odalarımıza yerleştikten sonra teknemiz yavaş yavaş körfez içinde gezmeye başladı bizlerde hazırlanmış olan güzel masalarda lezzetli deniz ürünlerinden oluşan yemeğimizi yemeğe başladık. Yemek bitiminden sonra teknemizin üst katından o muhteşem Halong Bay körfezini mükemmel kayaların güneşle dansını izlemeye koyulduk .burası anlatılmaz yaşamak ve orda olmak gerekir. Zaten tekne içinde yapılacak hiçbir şey olmadığı için sadece fotograf çekip manzara seyretmek bütün yorgunuğumuzu alıyor ve iyi ki gelmişim dedirtiyor.

Dinlendikten sonra körfezde su üzerinde yaşayan yerel halkı daha yakından görmek için küçük motorlarımızla teknemizden ayrılarak minik iskeleye varıyoruz. Burada bize verilen can yeleklerini giyerek sandallarla onlara daha yakın gitmek üzere hareket ediyoruz. Sandallarımızın kürekleri genç kızlar tarafından çekiliyor. Ve deniz üzerinde ayakları ile kürek çekerek bize show yapan küçük çocukları seyrediyoruz. Burada yerel halk kültür incisi yetiştirip bizim gibi turistlere satmaya çalışıyorlar . Ama benim gözlemlediğim bir şey de asla insana saldırarak bir şeyler satmaya çalışmıyorlar.Burada onların ne kadar sefalet içinde yaşadıklarını görüyoruz. Medeniyetten tamamen uzakta bir yaşam sürüyorlar . İhtiyaçlarını ise yine teknelerle giderek başka yerlerden temin edebiliyorlar. Keyifli bir geziden sonra geceyi geçirmek üzere teknemize dönüyoruz.

Akşam yemeğimizi teknede aldıktan sonra aşçılardan birinin bize yapmış olduğu yemek süsleme ile ilgili gösterisini izliyoruz .Bu arada da erkek misafirler için oltalar veriliyor ve onların balık tutmalarını istiyorlar . sadece bizim 12 li grup balık tutmak için kalkıştı ama tuta tuta minicik bir balık ancak tutabildiler. Her şey çok güzeldi ama tekne mürettebatı biraz hijyenden uzak yaşamaya alıştığı için mutfak lavabosunda diş fırçalayıp el yüz yıkamaya başlamaları biraz canımızı sıskada yapacak bir şey olmadığını gördüğümüz için boş verdik. Ama bize gece oturmak için bir yer vermemeleri ise bayağı canımızı sıktı. Çünkü restourant olarak kullanılan yerde çalışanlar uyuyorlarmış dışarıda bulunan bütün minderleri toplayıp kendilerine yatak yapmaları ve bize oturacak hiçbir yer göstermemeleri bayağı canımızı sıktı. Erken saatte yatmak zorunda kaldık.
 
Sabah kahvaltının ardından Halong Bay körfezini tepeden gören ama çok fazla merdiveni olan minik adaya gittik bazılarımız ben dahil aşağıda oturup kahve içerken bizim diğer arkadaşlarımız muhteşem manzarayı fotograflamak için merdivenleri sabırla tırmandılar . Onlar geldikten sonra Hindistan cevizi suyumuzuda içip teknemize ve oradan da yine deniz yolu ile Hanoi ‘ye gittik. Ve daha sonra havaalanına vardık. Oradan da ,UNESCO tarafından insanlık mirası olarak nitelenen efsane Angkor tapınaklarına ev sahipliği yapan Siem Reap ‘ uçuyoruz. Adım attığımız andan ihtibaren büyülü bir atmosferin içine gireceğimiz Kamboçya gezimize başlamış oluyoruz.

Akşam saati olduğu için yine otelimize yerleşip akşam yemeğimizi aldıktan sonra dinleniyoruz. Çünkü yarın çok yürüyüp çok koşacağız. Kahvaltının ardından hareket ediyoruz ve çok sevdiğimiz rehberimizden Kamboçya hakkında bilgiler alma başlıyoruz.Kamboçya Vietnam’a göre daha fakir bir ülke 2000 sene öncesine gidilince ticaret amacıyla Hintliler geliyor. Daha Güney de Tayland ta 15milyon nufüs var 500 km de sahil şeridi bulunmakta. Hintliler geliyor Budizm i getiriyor ve Asya da yayıyorlar bir Hintli prens sayesinde Budizm doğuyor Tornido gölü civarında yerleşim oluyor. Güney Asya nın en büyük gölü tatlı su olduğu içinde tarım için oldukça fazla hayat kaynağı oluyor. Yağmur zamanı gölün yüzölçümü 16000 km kare kadar yükseliyor. Ama kurak mevsimde ise 2500 km.kareye kadar düşebiliyor. Sular olduğu zaman ağaçlar suların içinde kalıyor ama asla çürümüyor bu ağaçlardan böcekler balıklar besleniyor.Doğadaki bütün hayvanları besliyor. Tatlı su çeltik tarlaları içinde çok kullanılıyor ve çok bereketli oluyor.

Kanallar açılarak su her yere gidebiliyor aynı zamanda bu kanallar ulaşım içinde kullanılıyor Ülkede yol yok denecek gibi yollar hep toprak 9.Yüzyıl ile 13. Yüzyıl arasında muhteşem gelişmeler oluyor .Angkor tapınakları Tayland kralı Siyam tarafından işgal ediliyor. Siyam burayı işgal ettikten sonra okur yazar takımı Halong Bay ‘ a kaçıyor. Ve karanlık yıllar başlıyor. Siyam güçlü bir kral burada değerli taşlar var ve Angkor tapınagı da burada olduğu için her kes bunlara sahip olmaya çalışıyor. 1863 ‘te Fransızlar geliyor Kamboçya Khmer lerin ülkesi 60 milyon insan yaşıyor Hindu ve Budizm dini olan bir ülke. Bu arada yolumuzun üzerine yerel satıcılar görüyoruz bunu anlatmadan geçemeyeceğim süper tadı olan kocaman bir torba ananas ve kocaman bir hevenk muz alıyoruz ve bütün otobüsümüzde tam tabiri ile çatlayana kadar her kes yiyor çok lezzetli ananas ve muzlar turumuz süresince hep ilk sırada olacak.

Ülke tarım ile uğraşıyor tabi yine en başta pirinç üretimi geliyor. Ayrıca büyük dünya markaları burada tekstil işçiliği yaptırtıyor ama sahte mal üretilmesin diye her bir parçasını başka yerde diktirtip topluyor. 10 yıldır tekstil olmasına rağmen yine açlık ve fakirlik devam ediyor. İnsan geliri ise yılda 773 dolar olduğunu öğreniyoruz. Safir bulunuyor ülkede ama güvenip alamıyoruz çünkü çoğunun sahte olduğunu söylüyorlar. 9 kasım kurtuluş günleri biz o günde oradayız kötü beslenme ve hastalıktan milyonlarca insan ölüyor. 1000 kişiye 1 doktor düşmüyor. Kral var ama sembolik veto hakkı bile yok sadece yönetimin kararlarını usulen imzalıyor.25 yıldır ülkeyi bir diktatör yönetiyor.Eğitimle gelişmeye çalışıyorlar .

Kızıl Khmerler bütün okumuş ve aydın kişileri gözlüklüleri öldürüyor ki kendilerine karşı çıkmasınlar diye. Hala kolera hastalığının ayakta olduğunu öğreniyoruz. Çok fazla turist geliyor .Fransızlar ,Japonlar, İspanyollar artık bizleri de saymaya başladıklarını söylüyorlar. Ülkenin %90 ı Khmerler çok az Vietnamlı ve Tayland lı var 68 yaşına kadar yaşıyorlar hemen hemen her ailede 3 çocuk var.%60 lık kesimde içme suyu var % 80 erkekler okuma yazma biliyor kadınlar %65 okul sistemi gelişmemiş ülkey gelen yabancılar okul getirmiş ama su üzerinde yaşadıkları için kayığı olmayan okula gidemiyor. Bir rivayete göre Buda meditasyon yaparken yağmur başlamış orada bulunan 7 adet kobra yılanı şemsiye gibi birbirlerine dolanarak onu korumuş onun için yılanlar onların simgesi olmuş. Angkor tapınaklarını gezmeye devam ediyoruz.1200 ıl önce inşa edilmiş ve uzun yıllar yağmur ormanlarının içinde saklı kalan tapınaklar dünyanın 7 harikasından biri. Evet anlatılmaz yaşanır. Muhteşem bir tapınak nasıl o taşlar oyulmuş nasıl yapılmış nasıl bu kadar güzel korunmuş bunları anlatmam mümkün değil ancak resimlerimle kendiniz nasıl olduğunu görebilirsiniz.

İlerleyerek köklere ulaşıyoruz kökler kocaman gökyüzüne ulaşan ağaçlar burası çok fazla yağış aldığı için ağaçlar çok büyüyor ama o kadar kuvvetli ki çevreye kökleri uzanıyor aynen dragon gibi her tarafa oldukça kalın olarak Yayılıyor o kadar kuvvetli ki bütün betonları patlatarak yeryüzüne çıkıyorlar ve yoluna devam ediyorlar. Bir ağacın kökünün nerde bittiğini bulmakta zorlanıyoruz. Burada bulunduğumuz gün su bayramı kutlanıyordu su bayramı yağmurların bitip artık yağmursuz havaların olacağı ve yağmurlara teşekkür etmek için kutlanan bir bayram. Budizm Hindistan da doğuyor orada yaşayan bir kralın oğlu varmış bu bir rivayet tabi oğlunu herkesten sakınırlarmış asla sarayın dışına çıkmamış bir gün kimsenin olmadığı bir zamanda dışarıya çıkıyor orada hiç görmediklerini görüyor hasta, sakat, ölüm açlık görüyor ve çok etkileniyor gerçek yaşamın bu olduğunu anlıyor.

İnsanlara yardım edeceğini söylüyor ailesinin karşı çıkmasına rağmen kafasını kazıtıyor bir beze dolanarak ormana gidiyor ve meditasyon a başlıyor. Doğduğun da da harika bir çocukmuş doğar doğmaz yürümüş. Meditasyon 7 yıl sürüyor yürüdüğü her yerde lotus çiçeği çıkıyor bastığı her yerden lotus çiçekleri fışkırıyor .Lotus çiçeği onlar için çok önemli her yerde görmek mümkün oldukça güzel laleye benzeyen bir çiçek o kadar önemli ki insanlar hep lotus çiçeği şeklinde selamlıyor lar bizleri. 7 yıl sonra insanlığa nasıl yardım edeceğini buluyor .Buda kelimesi aydınlığa ulaşmış anlamına geliyor buda rengi de turuncu güneşin rengi güneşte aydınlığı simgeliyor. Budist rahipleri zaman zaman görüyoruz turuncu bezlerine dolanmış kafaları kel . Orada bize dilek bileklikleri takıyor Budist rahipler kırmızı iplerden.

İnsanlık için bulduklarını şöyle sıralıyor .Çiçek koklama onun kokusundan haz alırsın yatakta yatma düz bir tahta üzerinde yat yatak konfordur , çok yeme zarar görürsün az ye mutlu olmak istiyorsan isteklerin o kadar az olsun ki mutlu ol. Ama bunun yanı sırada çok eşliliği öneriyorlar tabi bunların hiç biri bizim için değil. Angkor tapınağı sonradan restore ediliyor Angelina Jolie 19 milyon dolar almış çektiği filmden bu paranın 1,5 milyon dolarını restorasyon çalışmalarına bağışlamış. Burası oldukça keyifli bir yer burada taksi pek yok anlaşma yapılmış olan bir çok tuk tuk çu ile her yere gidiliyor. Tuk tuk nedir motosikletin arkasına fayton bağlanmış harika bir araç trafik sorunu yok klima istemiyor giderken oldukça havalanıyorsunuz. Sürücülerin arkasında numaraları var siz onları çok bir birlerine benzedikleri için tanımıyorsunuz ama onlar asla sizi unutmuyorlar.

Gün boyu sizi gezdiriyorlar ve 10 dolar para alıyorlar ve gittiğiniz her yerde sizi bekliyorlar geç kaldınız diye kızmıyorlar , tekrar dön bu tarafa deseniz hiç itiraz etmiyorlar .Hep gülüyorlar ve size hizmet etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Şehir oldukça temiz tabi pis olan bölgelerde var biz zengin kesimde kaldığımız için çok temiz. Ama kötü yerlerde de ne zaman lavabo arasak kesinlikle hiç pis bir yerle karşılaşmadık. Yemekler genelde deniz ürünleri ama pirinç her yerde bulmak mümkün pirincin içine bezelye e havuç koyup tatlandırıyorlar ama kesinlikle yağ ve tuz koymadan pişiriyorlar. Akşam yemeği için Barlar sokağı denilen bir yere Tuk Tuk çularımız götürdüler bizi orada yine bir çok hediyelik eşya ve gümüş takı satan dükkanlar bulunuyor .Ayrıca çıplak ayaklı k üçük çocukların kendi el emeği olan çeşitli bileklikleri sadece onlara yardım etmek amacı ile alıyoruz. Etrafımızı o kadar çok sarıyorlar ki ilk defa burada rahatsız oluyoruz birde tuktuk çular müşteri kapmak için peşimizde dolanıyor .Bu sokakta çeşitli dans gösterileri ve yarışmalar yapılıyor çok kalabalık ve gürültülü bir yer olduğu için yemeğimiz bitince fazla kalmadan şık otelimize dönüyoruz.

Ertesi gün boş zamanımız çok olduğundan biraz da alış veriş yapalım diyerek yılan derisi ve timsah derisinden yapılmış olan çantaların satıldığı mağazaların olduğu yerlere gidiyoruz. Çok şık olan yılan derisi ve timsah derisi çantalardan çok sıkı pazarlık sonucunda birkaç tane alıyoruz. Gerçek olduğunu söylüyorlar gerçeğe de benziyor ama uzman olmadığımız için bilemiyoruz.Fakat eşim ve arkadaşlarımızdan biri gerçek doldurulmuş birer timsah alıyorlar bürolarına koymak üzere. Ama siz siz olun verilen ücretin kesinlikle yarısını teklif edin çünkü çok pazarlık etmek gerekiyor. Daha sonra gümüş takı satan yerlere gidiyoruz orada gümüş işleyen genç kızları izliyoruz. Öğleden sonraki gezimiz için yola çıkıyoruz ve alış veriş yapmak için ve yemek yemek için güzel bir yerde mola veriyoruz .Burası oldukça güzel ipek fularların yastıkların yelpazelerin çeşitli hediyelik eşyaların bulunduğu ve yemek yenecek yerleri olan güzel bir yer daha öncede bir başka yerde daha aynı mağazadan alış veriş yapmıştık .

Burada yemeklerimizi beklerken bu günün 10 Kasım olduğunu fark ediyoruz ve tamda bizim orada olduğumuz saate denk geliyordu Canım Türkiyem de saatler 09:05 ‘i gösteriyordu ama bizim bulunduğumuz yerde 14:05 ‘i gösteriyordu olsun Türkiye saati ile saat 9,05 te Atamızı saygıyla andık saygı duruşumuzu yaptık ve görevimizi yerine getirmenin mutluluğunu orada hep birlikte yaşadık insanlar bizim dinsel bir şeyler yaptığımız sandılar ama sevgili rehberimiz onlara bizim Ulu Önderimiz Atamızın ölüm yıldönümü olduğunu ve onu saygıyla andığımızı anlattı onlar bile bizim bu duyarlı davranışımız karşısında lotus çiçeği yaparak bizi selamladılar. Uzak Doğuya gidip te masaj yaptırmadan olmaz tabi . Her kaldığımız otelde her gittiğimiz yerde bazen şık masaj salonlarında her fırsatı değerlendirerek muhteşem 12 olarak masajlarımızı yaptırdık. Sırt masajı müthiş yapıyorlar.Ama o kadar çok yürüdükten sonra otelinize gelip de harika bir ayak masajı yaptırdığınız zaman bütün yorgunluğunuz bitiyor.

Evet biz yemeğimizi yedikten sonra otobüslerimizle yerel halkın yaşadığı Tonia Sap gölüne doğru yola çıkıyoruz burada gerçek Kamboçya yaşamının hüküm sürdüğü bir köye geliyoruz .Burada araçlarımızdan inerek onlar için almış olduğumuz bisküvi ,şeker kraker gibi elimizde ne varsa onlar oradaki çocuklara dağıtıyoruz ama asla bir saldırma veya ısrar olmadığını görüyoruz ve onların aç olmasına rağmen insanlara nasıl sevgi ile baktıklarını görüyoruz. Onlarla biraz vakit geçirirken küçük bir kızın resimlerimizi çektiğini görüyoruz ve acıyoruz eski makine aile ne yapabilir ki diyor düşünüyoruz. Orada biraz vakit geçirdikten sonra oldukça ilkel olan teknelerimiz ile 150 km ‘yi aşan büyüklüğü ile Kamboçya ya damgasını vurmuş olan bu büyük gölde ilerlemeye başlıyoruz yoğun olarak kuşlar bize eşlik ediyor . Şarkılar söyleyerek yolumuza devam ediyoruz bazı yerlerde pirinç tarlalarının sular altında kalmış olduğunu görüyoruz .

Zaten biz gelmeden evvel bu bölgede oldukça büyük sel baskınları olmuştu .Gelirken bizde tereddüt etmiştik. 45 dakikalık bir külüstür tekne yolculuğundan sonra sonunda su üstünde yaşayan insanların köyüne geliyoruz . Nasıl yaşadıklarını anlamak mümkün değil çok zor şartlarda yaşıyorlar çok kötü şartlarda yaşıyorlar orda doğup orda büyüyüp orda ölüyorlar. Zaten köyde hiç yaşlı görmedik hepsi genç ve çocuk çok fazla bize yine gösteri ler yapıyorlar ayakları ile kürek çekerek. Yanaşarak hediyelik eşya satan bir bölüme çıkıyoruz oradan kilisenin okulunda sular ile kaplı olduğunu görüyoruz hiçbir kara parçası yok orada. Ölülerini yaktıkları bir yer yapmışlar o da suların arasında kalmış . Orada 1 saatten fazla kalıyoruz küçük bir su kaplanının orada kendi kendine yalandığını gören arkadaşlarımız onu süt ile besliyor. Bir başka yerde yavru siyah bir timsah görüyoruz. Cam bir akvaryum içinde yılanlar . Alt kısımda ise büyükçe bir timsah bizi selamlıyor.Oradan da çeşitli hediyelikler alarak onlara yardımda bulunmaya çalışıyoruz. Ve dönüş yoluna geçtiğimizde de saç traşı olan bir adamı pis suda sebzelerini yıkayan kadınları balık ve yılan ayıklayan insanları Bize sevgi ile bakan gençlerin fotograf larını çekerek onlara öpücükler göndererek oradan ayrılıyoruz.

Otobüslerimizi olduğu yere geldiğimiz zaman ise biz bir süprizin beklediğini görüyoruz ve çok şaşırıyoruz o küçük bize resim çeken kızın bizim resimlerimizi basarak bir seramik üzerine yerleştirerek bize verdiğini görmek gerçekten hepimizi son derece duygulandırıyor . Güzel ve yoğun duygularla oradan ayrılıp havalimanına gitmek üzere otelimize gidip eşyalarımızı alıyoruz. Hanoi havaalanına gelip uçuş için hazırlıklarımızı yapıyoruz çok mutlu güzel anılarla evlerimize dönmeye hazırlanıyoruz . Uçağımıza yerleşiyoruz zaten bavullarımızda bir daha İstanbul ‘da göreceğiz her şey hazır . Yerleşiyoruz 20 dak .Rötar deniyor Sonrada Ho Chi Minh City havalimanında sorun olduğunu uçuş izni alamadığımızı söylüyorlar. Derken bizleri uçaktan indiriyorlar bizim gibi 3 uçak yolcusunu daha indiriyorlar. Biraz heyecan biraz korku ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz ve 3 saat daha burada olduğumuzu pistin asfaltının çöktüğünü yapılmaya çalıştığını öğreniyoruz. Ne yapalım uzun zaman buradayız bizde muhteşem 12 olarak ayak masajı yaptırmaya gidiyoruz.Ve zaman geliyor biz uçağımıza binip hemen Ho Chi Minh City uluslar arası havalimanına inip hiç vakit kaybetmeden kendi uçağımıza alınacağımız düşünüyoruz . THY yollarına bilgi verildiğini 46 yolcusunu bekleyeceğini biliyoruz içimiz rahat.

Fakat umduğumuz gibi olmuyor biz piste indiğimizde bizim memleketimizin sevgili ülkemin devlete ait olan uçağımız bizi bırakarak havalanıyor ve hiçbir gerekçe göstermiyor biz 46 yolcu uçağımızı kaçırmış oluyoruz. Bizim vizemiz yok hiç birimizin havalimanında kaldık çıkmıyoruz da Bize kendi havayolumuz değil (bu arada hepimizin check-in leri yapılmıştı) Arkadaşlarımızdan biri uçağımızın kalktığını söyledi ama biz inanmadık ama gerçektende kalkmıştı. Biz ne yapacağımız düşünürken Vietnam havayolları bize sahip çıktı pasaportlarımızı alarak bizim dışarı çıkmamıza izin verdiler bize otel ve akşam yemeği sabah kahvaltısı verdiler . En azından havalimanında sabahlamamıza izin vermediler. Biz otelde dinlendik ama bazı misafirler sanki bu durum rehberin suçuymuş gibi davranıp ona hakaretler ettiler .olmaması gereken şeylerdi ama ne olursa olsun bizim keyfimizi kaçıramazlardı .

Tur şirketimiz bize sabah hemen bir yerel rehber ve bir otobüs gönderdi rehberimizde bizi çin pazarına götürdü orada biraz vakit geçirdikten sonra hepimiz ayrıldık ilk geldiğimizde kaldığımız otelimize gittik ve orda hareket saatine kadar bekledik. Daha evvelde mükemmel bir İtalyan restourantın da nefis yemeklerimizi yedik. Ve Güzel ülkemize dönmek üzere havalimanına transfer olduk geriye dönüşümüz sorunsuz bir şekilde başladı ve İstanbul ‘da bitti.

Bu tatil çok farklı ve çok güzel geçti hiç korktuğumuza değmezmiş meğer ne kadar güzellikler varmışta biz onları yaşamaya gitmişiz. Bir daha gidermisin deseler gidermiyim yol yakın olsa belki ama ben şimdiye kadar 28 ülke gezdim aynı yere gitmektense değişik destinasyonları görmeyi tercih ederim sırda neresimi var Finlandiya Lapland bölgesi ve Volga Volga nehri.. Umarım yazımı beğenirsiniz sevgiyle kalın güzel yerler görmek dileğiyle….

5 yorum

  • merakles dedi ki:

    Yazınız çok güzel ve ayrıntılı teşekkürler. Ama keşke biraz daha büyük punto ile yazsaydınız yaşlıları da düşünerek 🙂 Bir de eğer tur şirketi ile gittiyseniz hangisi öğrenmek isterim.

  • Zeynep dedi ki:

    etkileyici doğal güzelliklere sahip zengin kültürü, tarihi ve geçmişte yaşanan acılarını yüreklerine ve tarihin derinliklerine gömmüş güler yüzlü ve sıcakkanlı insanlarınların bulunduğu yer…bu güzel yazınız ve birbirinden güzel fotoğraflarınız için teşekkürler

  • NEŞE dedi ki:

    Vietnam ve Kamboçya deyince bizim yaşımızdakilerin kötü anıları canlanır,hergün gazetelerde neler okurduk o günlerde,savaş felaketi içimizi burkardı…Korkunç savaşın acı kanıtları yanında çok güzel yerler de anlattınız bizlere ,teşekkürler.

  • neviny60 dedi ki:

    Zeynep Hanım ve Nese Hanım yazımı okuduğunuz ve güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim .

  • ayca42 dedi ki:

    Yazınızı keyif alarak okudum , Vietnam ve Kamboçya’yı genelde Amerikan filmlerinden gördüğüm için ordaki asıl yaşamı hep merak etmişimdir , yaşadıkları acıya ve zor koşullara rağmen , umutlarını kaybetmemeleri ve yüzlerinin hep gülmesi çok güzel…teşekkürler bu bilgilendirici yazı için…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*