Uzun Bir Yol Hikayesi: Kangaroo Point-BRISBANE

                    

Kanguru Noktası, bir semt ismi olursa akla ne gelir öncelikle ? Kangurular değil mi? Ama, Yeldeğirmeni’nde değirmen, Bakırköy’de bakır, Çengelköy’de çengel olmadığına göre, Kangaroo Point’te de kanguru yok tabii ki.



Yalnız, şu da var ki; bir yerin adı, genellikle geçmişinden izler taşıdığından, belki de Kangaroo Point de, bir zamanlar kanguruların en çok sevdiği yerlerdendi. Hele, yüz elli yıl önce ilk evler yapılmaya başlamadan, mangrov ormanları ve çayırlarla kaplı olduğu düşünülürse.




Brisbane’ın bu en eski semtlerinden birinin, nehre yakın kısmını çok katlı apartmanlar, büyük bölümünü ise bahçe içinde, tek ya da iki katlı evler süslüyor. Evi küçük gelen bizdeki gibi üste bir kat daha çıkmayıp, binayı kaldırtarak alttaki boşluğa garaj, depo ya da kat ilave ediyor.



Belediyenin, yürüme ve bisiklet yolları yaparak halka sportmen bir yaşam tarzı sunduğu nehir kıyısı boyunca, duvar gibi yükselen granit kayalarda zorluk derecelerine göre sınıflandırılmış tırmanma bölgeleri,barbekü yapmak için oturma alanları da unutulmamış.

         



Alışverişe gittiğinizde, bizde de büyük marketlerde kasa görevlisi ‘hoş geldiniz’ der ama, burada bir de ‘gününüzün nasıl geçtiğini’ sormak gibi güzel bir adetleri var.



Kangaroo Point’in Wellington Caddesi’ndeki on beş günlük evimizin sabah ve akşam iş saatlerinde trafik yoğunluğu dışında, gün boyu sakin ve sesiz çevresinde büyük bir park var. İkinci Dünya Savaşı’nda Japonlar Pearl Limanı’nı bombalayınca, Avustralyalılar o kadar korkmuş ki, şehrin muhtelif yerlerine sığınaklar yapmışlar.



Şehrin kültür mirasına dahil edilen, o sığınaklardan iki tanesi de bizim evin yanındaki bir adı da Pineapple Park olan Raymond Park’ta. Yüz yıldan fazla zaman önce, şehrin ilk futbol takımları maçlarını bu parkta yaparlarmış.



İki eski ve küçük kiliseden başka, yanından çok sık geçip, önceleri ne olduğuna bir türlü karar veremediğim bir de mormon kilisesi var Kangaroo Point’te. Dünyada yüz kırk bir, Avustralya’da dört tane olan bu kiliselerin beşincisi olarak yapılan bina, granit kaplı ve klasik kilise mimarilerine hiç benzemiyor.



Spora çok önem veren Mormonların kiliselerinde büyük bir salon, ibadet salonu olarak kullanılırken, arkada tam saha basketbol ve voleybol sahası olurmuş. Dans etmeyi, müziği, özellikle piyano çalmayı çok sevdiklerinden, bir de tiyatro sahneleri varmış.

      



Mormonları, çok eşli Amerikalı bir tarikat olarak bilirken, ne olduğunu tam anlayamadığım bu binayı araştırmam, dünyada onbeş milyon mormon olduğu ve tek eşli olmalarının yanısıra, ayrılma olayına da sıcak bakmadıkları bilgisine ulaştırıyor beni.



Şehrin simgesi Story Bridge’in bir ayağı Kangaroo’ya basıyor. Sydney’dekinin küçük bir modeli gibi olan köprüye de tırmanma turları düzenleniyor. Köprünün altında nehir kıyısını yine şehir belediyesinin projelendirdiği güzel parklar süslüyor.



Kangaroo Points’ten South Bank Park alanına on beş yirmi dakika yürünebildiği gibi nehir boyunca ulaşım yapan teknelerle gidilebilir. Story Bridge’in karşıdaki ayağı Brisbane ‘ın gece hayatının göz bebeği, komşu semt Fortitude Valley’e basar. Semtin batısına doğru giderseniz de, Aussiei’lerin göz bebeği sporları kriket maçlarının yapıldığı Gabba Stadyumu’na varırsınız.



 



Avustralya’da yaşasam herhalde ben de Brisbane’da, Kangaroo Points’in sessiz sokaklarındaki bahçeli evlerden birinde ya da yüksek binalardan birinin nehri gören bir dairesinde yaşamak isterdim diyerek, oradaki bizdenlere el sallıyorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*