ürdün’den bölük pörçük

Ürdün’den bölük pörçük

Nisan ayında gittiğim İran hayatıma sadece şiiri katmadı
yeniden. Harika insanlar da kattı. Ellisine gelince yaşamın bittiğine inanan 74
model Pansiyon yeni dostlarından her yaşın ayrı bir güzelliği olması üstüne,
dostluk üstüne, derinlere dalmak, paylaşmak, dayanışmak, bazen aşkla, bazen
inançla dolmak üstüne çok şey öğrendi ve onları çok sevdi.

İran grubu her
biri şahsına münhasır yeni harika insanlarla büyüdü. 29 Ekim’i fırsat bildik, dünya harikalarının izini sürmeye 15 kişilik
grubumuzla Ürdün’e
gittik.


Sadece
3 günümüz ve görülesi çok yerimiz vardı. Sabaha karşı Ölüdeniz’deki otelimize
vardık. Ortaokul yıllarından ismi hafızama kazınmış olan Lut Gölü (Ölüdeniz)
dünyanın en alçak ve en tuzlu gölü. Ziyaret ettiğim dunyanin ‘en’leri listesine
bir yenisi daha böylece eklendi. Tabii ki gerekli tüm şebelek şeyler yapıldı. Tuzun
yoğunluğu nedeniyle kaldırma kuvveti şaşılası derece büyük olan suya batma
denemeleri, Kleopatra’nın kozmetik dünyasına kazandırdığı ve gölün içinden
avuçlamak suretiyle çıkarılan çamuru sürerek “cildimi ne gaddar şahane yumuşattı
di mi?” muhabbetleri, bir el mesafesindeki Batı Şeria’ya “kaç saatte yüzerim
abii?” hesaplamaları…


Lut Gölü’nden sonra rotamızı karayoluyla 3-3,5 saat uzaklıktaki
Petra’ya çevirdik. Petra, uzun süre saklı kalmış “Gül Şehri”. Indiana Jones
serisinin birinden hafızama kazınmış, mutlaka bir ara görülecek listesine
alınmış, dünyanın yeni 7 harikasından biri.

Zaten
biliyordum, tekrar hatırladım ki bir mekanı sevmem için güzelliği, tarihi
dokusu, allanıp pullanmış hikayesi filan yetmiyor. Benim mutlaka orada bir
deneyim yaşamam gerekiyor. Aşağıda gördüğünüz resimlerin bir kısmı devenin, bir
kısmı da eşeğin üstünde çekildi:) Petra’dan bende kalan bir iz varsa bu da
hayvanlar alemi sayesindedir.

El kadar eşeğin sırtında 900’e yakın basamak çıktım, dağın
tepesindeki Manastır’a ulaştım (Göz kırparak hala 2 karılık kontenjanı olduğunu
söyleyen ve Petra içindeki mağarada yaşamını sürdüren eşekcimin verdiği bilgiye
kadar 250 kg’ya kadar yük taşıyormuş bu hayvancağız). Eşeğimle Petra’da
mutluluğu yakaladım yani. Hem Oğuz’un söylediği gibi o merdivenleri yürüyerek
tırmanmak için gerçekten cimri olmak gerekiyor!:)


Petra’nın
mağara erkeklerinin çoğu sürmeli. Zeytin zeytin gözleri ile ‘yerinde’ bakılırsa
oldukça da çekici. Aramızda konuşmadık değil; bunları alsak, yıkasak paklasak…
“Çiçek dalında güzeldir”e bağladık tartışmayı.

Italyan bir kadınla tanıştık. Uzun saç-sürme göz-mağara ve eşek
sahibi kocasıyla gül gibi geçiniyordu boncuk satarak. Ardımızdan arya söyledi.
Güzeldi. Mutlandırıyor insanı böyle hikayeler. Başka hayatları görmek, istersen
bu bambaşka hayatın bir parçası olabileceğini düşünmek… Dünyada hala
tüketilmemiş seyler var.

Son
günümüzde Lawrence of Arabia filminin çekildiği Wadi Rum’da jip safari yaptık.
Planda yoktu ama Ürdün’ün Kızıldeniz kıyısındaki sahil şehri Aqaba’ya gittik.
Sharm’dan yeni dönmüş bir insan olarak karşılaştırma yapmam gerekirse Sharm
balık çeşitliliği açısından çok daha zengin. Ama Aqaba’nın mercanları da estetik
açıdan Sharm’ı döver.

Araya zaman girdi ve duygumu kaybettim işte. Ortada da bu
uyduruk yazı kaldı.

http://ozlem-pansiyon.blogspot.com


3 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*