UÇSUZ BUCAKSIZ ANADOLU-8.BÖLÜM (5000 km)MİDYAT / MARDİN / DARA ANTİK KENT

UÇSUZ BUCAKSIZ ANADOLU-8.BÖLÜM (5000 km)MİDYAT MOR GABRİEL MANASTIRI / MARDİN / KIRKLAR KİLİSESİ /DEYRULZAFARAN MANASTIRI

Sabah otelde kahvaltıdan sonra Midyat’a yaklaşık 23 km uzaklıkta Mor Gabriel Manastırını göreceğiz. Yol düzgün. Hiç trafik yok desem olacak. Issız.

Manastır hafif bir tepeye kurulmuş. Meşe ağaçları arasında.397 yılında yapılmış. Ana binaya ek olarak daha sonraları yapılan ilaveler ile genişlemiş.Belli saatler arasında açık olduğu için acele ediyoruz.Açıkçası ben ilk defa bir Süryani manastırını ziyaret edeceğim.Doğanın sarısı ile bütünleşmiş yapı hiç görmediğim bir mimaride. Manastıra Roma İmparatorları tarafından sürekli bağış yapılmış. Midyat , Süryanilerin Anayurdu olarak biliniyor.Manastır Hz İsa’nın konuştuğu dil Aramice’ nin bir lehçesi olarak kabul edilen Süryanice duaların genç kuşaklara öğretildiği bir merkez. Biz Suriye’de Malula Köyünde böyle bir manastır gezmiştik. Ama o bu yapının yanında çok ufak kalıyor. Ama ilk kez Aramiceyi orada işitmiştim. Aram Suriye’nin eski adıymış. Aramca Dünyada konuşulan ilk dillerdenmiş. Aramca artık ölü bir dil ama hala lehçeleri konuşuluyor.

Urfa lehçesinden Süryanice dili doğmuş.”Mor” Süryanicede “Ulu, Yüce,Aziz” anlamlarına geliyormuş.Giriş ücretli.Bir rehber eşliğinde geziyoruz.Bay Kuryakos Acar.Her yeri detaylı bir şekilde anlatıyor.Hayran olmamak elde değil.Çok güzel bir yapı.

Burayı gezdikten sonra Süryani Şarapçılık yolumuzun üstünde.Uğruyoruz.Çok güler yüzlü insanlar.Kuryakos burada da karşımıza çıkıyor.Çok büyük bir yer değil ama şarapları mükemmel.Daha sonra Mardin’de satış yerlerini gördük.Her yere gönderiyorlarmış.

Artık Mardin’e doğru yol alıyoruz.Uzak değil.Tepeye doğru eski şehire tırmanıyoruz.Daha girişte “Kebapçı Kadir Usta”da nefis bir öğlen yemeği yiyoruz.Onun tavsiyesi üzerine “Mardin Hotel”e gidiyoruz.Mükemmel bir yer.Mardin manzaralı oda. Burada deniz manzaralı denilmiyor ama Mardin manzaralı demek doğru oluyor.
Mardin M.Ö 4500 yılından başlayarak birçok medeniyete ev sahipliği yapmış .Dolayısıyla değişik kültürler şehri.Şimdilerin en popüler gezi yerlerinden biri.Ama bana göre de bunu hak etmiş.İzmir’de kordona karşı,İstanbul’da boğaza karşı oturursunuz ya önünüzde muhteşem bir deniz manzarası burada da tarihi şehirde bir terastan bakınca aşağıdaki ova özellikle gece öyle bir manzara gözler önünde ki anlatılmaz.

Otelden çıkıp şehrin dar sokaklarında dolaşıyoruz.Şehir tepede olduğu için sürekli yokuş tırmanmak ya da merdiven çıkmak zorunda kalmak bir hayli yorucu.
Mardin fotoğraflarında her zaman gördüğümüz Ulu Caminin değişik minaresi.

Biraz ilerde bir merdivenle çıkılan Kırklar kilisesi. Kilisenin adı 3.yüzyılda Hiristiyanlar üzerinde büyük bir baskı kuran Roma İmparatoruna isyan ettikleri için Sivas’taki bir buz gölüne sürülen ve orada donarak ölen 40 askerden geliyormuş.Kilisenin özellikle 1500 yıllık perdeleri ilgi çekiyor.Halen faal durumda olan bir Süryani Kilisesi.


“Şahmeran “figürü Mardin’in simgesi.Yolumuza devam edince son derece güzel ve otantik ürünlerin olduğu bir dükkana rastlıyoruz.Hasan Özcan Usta bizi güler yüzle karşılıyor ,hem anlatıyor hem çalışıyor.Kendisi Şahmeran Ustası. Aldığımız maşrapaya isim yazıyor. Dünyada pek çok kişinin onu tanıdığını söylüyor.Şimdi işi oğullarına devretmiş ona sadece keyifli kısmı kalmış.Suriyeli mültecilerin kamplarını ziyaret etmek için gelen sinema yıldızı Anjelina Jolie onun dükkanına uğramış Hasan Usta kendisini tanımamış. Hemen internete bakın diyor.Çay ikram ediyor sohbet ediyoruz.
Bu arada Mardin badem şekerleriyle ünlü.”Artuk Bey” Şekerlemelerinden tadıyor almadan edemiyoruz.Bu kadar mı güzel olur. Mardin telkari işleriyle de ünlü bir yer.Her tarafta kuyumcu var.Ayrıca doğal sabunlarıyla da tanınıyor.
Akşam otelimizin yan terasında manzaraya karşı güzel bir yemek yiyoruz. Keyfimize diyecek yok.Sabah güneşin doğuşula uyanıyor,doğanın sesini dinliyorum.Güzel bir kahvaltının ardından bavullarımızı alarak yola koyuluyoruz.Mardin’de kesinlikle daha fazla zaman geçirmek gerekir.
Sırada Deyrulzafaran Manastırı var. Manastır M.Ö Güneş Tapınağı olarak anılıyormuş.15.yüzyılda manastırın etrafında yetiştirilen safran (zafran) bitkisinden dolayı Deyrulzafaran yani Safran Manastırı adını almış.Ziyaretçileri bir gurup haline gelmesi beklendikten sonra bir rehber eşliğinde geziyoruz.Oldukça büyük.Kuryakos burada da karşımıza çıkıyor.O da yanında arkadaşları ile geziyor.Çıkarken biraz sohbet ediyoruz.Buraya çok yakın Dara Harabelerine mutlaka gitmemizi söylüyor.İyi ki de söylemiş.Buralara kadar gelip de Dara’yı görmeden gitseydik çok üzülecektim.Mardin’e 30km uzaklıkta.

10 bin yıllık bir yerleşim. Dara Doğu Roma İmparatorluğu tarafından Perslere karşı savaşlarda bir askeri üs olarak yapılmış.Tarihi ipek yolu üzerinde bulunuyor.Adını Pers Kralı Darius’tan almış.5km uzunluğunda şehir surları,sarnıçlar,kiliseler,agora,silolar kocaman bir şehir ama ancak yüde onu çıkarılabilmiş.Dara köyü de harabelerin üzerine kurulmuş.Anıt ve tolu mezarların bulunduğu alanlar inanılmaz. Bir köy evinin altında köylülerin Zindan dediği 40m derinlikte su sarnıcı muhteşem. Girişte yerel rehberler var sizi gezdiriyorlar.Bizi de Muhammed gezdirdi.Harabelerin tam karşısında okul rengarenk boyalı.


Dara ile ilginç bir nokta daha var. İzmir’de Gümüldür’e devamlı midye satmaya gelen biri de Daralıymış.Bizim Mardin’e gideceğimizi duyunca “Aman mutlaka Dara’ya gidin” demişti.Onun köyüymüş.
Harabelerin yanında bir restoranda nefis bir ayran içip çok değişik güvercinleri izliyoruz.

ETİKETLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*