Türkiye Malezya olmasın ama Malezya’ya gezmeye gidilsin: Penang ve Kuala Lumpur

    Ana sayfaAsyaMalezyaTürkiye Malezya olmasın ama Malezya’ya gezmeye gidilsin: Penang ve Kuala Lumpur


Malezya’da halkın çoğunluğunu oluşturan etnik grup Malaylar, daha sonra ise çinliler ve hintliler geliyor. Bu halklar kendi aralarında elbette kendi ana dillerini konuşurken, diğer etnik halklarla iletişimi ingilizce olarak hallediyorlar veya malayca konuşabiliyor ise hintliler ve çinliler malayca da tercih edebiliyorlar.

Asya’nın en popüler budget havayolu firması Air Asia, kendisinin hastasıyız amiyane tabirle zira malezya’dan singapur’a geçerken vergi dahil 20 lira kadar ödedim bilete. Taipei’den KL’e 4,5 saatlik uçuş için de sadece 160-170 lira gibi bir para ödedim. Fiyatlar sizi ürkütmesin, uçakları ve hizmetleri son derece iyidir. Ayrıca hostesleri de çok güzeldir. Air Asia Kuala Lumpur merkezli bir hava yolu şirketi ve KL’da yaşıyor olsaydım bunun en güzel yanı Asya’da birçok yere nerdeyse bedava seyahat etmek olurdu herhalde. Ben Taipei’de yaşıyorum, Taipei’den şimdilik sadece Kota Kinabalu, KL ve Bangkok seferleri var, ileride rotalarını daha da genişletmeleri umudu ile efendim.

Tayvanlı arkadaşım Tracy ile birlikte geliyoruz malezya’ya. Gece saatlerinde varıyoruz KL’a, ertesi sabah Penang-George Town’a gitmek üzere hareket edeceğiz, eşyalarımızı bırakmak ve geceyi geçirmek için Polonyalı arkadaşım Michal’in evine doğru yol alıyoruz, kendisi ile Filipinler gezim sırasında Manila’da tanışmıştık, kendisi KL’a ne zaman gelirsem onu arayabileceğimi söylemişti, şimdi tam sırası şimdi. Ertesi sabah kendisi bizi otobüs terminaline kadar bırakıyor hatta bileti alana kadar .

yanımızdan da ayrılmıyor. KL’dan Penang’e yolculuk yaklaşık 5 saat sürüyor, otobüsler gayet
konforlu, türkiyedeki otobüs sistemi de gayet gelişmiş aslında ama
burda her sırada 4 değil 3 koltuk var, poposu büyükler için de gayet
rahatlar. Buyrun otobüs seferinden bir resim, resimde görmüşken, birçok
çok uluslu ülke gibi İngilizce yayınlar, uyarılar vesaire gerekli. İngilizce gazetelerden birini kapıyorum hemen, ülkede neler oluyor biraz fikrim olsun diye.

George Town Unesco Culture Heritage protection programına dahil edilmiş bir şehir. Her gittiğim yerde şehre iner inmez bir saatlik bir yürüyüş yapmaya bayılırım, birkaç saatten sonra şehrin o havasına kokusuna alışıyorsunuz çünkü, o ilk andaki tadı alamıyorsunuz sokaklarında dolaşırken, o yüzden amaçsızca dolaşmaya başladık ve kendimizi bir çin mahallesinde bulduk, endonezya’da gördüğüm china town gibi eski evlerin çok oldugu bir bölge. Gezi arkadaşım Tracy’nin en sevdiği şeylerdendir eski evleri incelemek ve resimlerini çekmek, o kendisini cennetin ortasında bulmuş duygusunu yaşıyor.

Aşağıdaki resin de aynı şekilde çin mahallesinden, taipei’den çıkmadan önce ayağımda bir sorun yaşamıştım, ayağımdaki sargı ile bu resmime baktığımda kendimi ameliyat sonrası soluğu koltuk altı değnekleri ile geceklübünde bulan ilhan mansız gibi hissettim.

Kalmayı planladığımız otelin adresinin yazılı olduğu kaybedince elimde cep telefonum wireless sinyali aramaktayım, o sırada hintli birisi yanıma gelip: “do you need a room?” diye sordu, akabinde odayı gördük ve fiyatın ucuzlugu karısında şaşırdım, kişi başı 7 lira kadar vererek ikiz yataklı, klimalı bir odayı toplamda 14-15 lira gibi fir fiyata kiraladık. Banyolar katlarda paylaşılan şekilde ama bunun dışında hiçbir sorun yok, konforlu bile sayılabilir. Penang’e gitmeyi düşünen ve bu yazıya bu amaçla ulaşanlar için söylüyorum, Tourist Guest House, Chuliah caddesinde, ana otobüs terminalinden yürüyerek sadece 5 dakika kadar uzaklıkta. Eşyalarımızı bırakıp duşumuzu aldıktan sonra soluğu deniz kenarında alıyoruz, ilk dikkatimi çeken aşağıdaki sosisler oluyor, zira Taipei’de salam ve sosis ya domuz etindendir ya da ülkede çok bulunan vejeteryanlar ve budistler için etsizdir, etsiz salam? kulaga garip geliyor elbet, bezelye ailesinden yapılıyormuş ve baharatlarla birlikte et tadı veriliyormuş. İdare eder ama gerçek etin yerini tutmuyor tabi.

Belediye otobüsünde tanıştığımız hong konglu arkadaşımız Adco ile bir gece pazarına giriyoruz 3 kişi olarak, yediğimiz yemekleri merak edenler için söyleyeyim, daha sonra asian food diye bir yazı yazacağım fotoğraflarla birlikte. Asyayı gezmeye bayılan ve en büyük hobisi yerel yemekler denemek olan biri olarak sizi temin ederim ki gayet zengin bir yazı olacak, asya yemeğine literal anlamda olmasa da doyacaksınız. Aşağıda şimdilik “satay” (endonezyada “sate” denir) resmi paylaşıyorum, kendisi şiddetle tavsiyemdir, bir de Hokkien yemeği olan “çao guo tiao” yı mutlaka deneyin derim.


George Town’ın en güzel yanı kültürel zenginliği, sokaklarda gezerken hint kültürü, çin kültürü, malay kültürü her birini yakından gözlemliyorsunuz ve “hangi ülkedeyim yahu ben?” tarzı bir duygu oluşuyor. İşte bu benim çok hoşuma gitti, malezyadan sıkıldın mı, arka sokakta little india var, bir hindistan havası alıp gelirsiniz, ee ordan uçağınız çin’e kalkıyor, chiba town da çok uzakta değil. Ülkeler arası olmasa da kültürel sınırların kaldırıldığı bir şehir burası. Aşağıdaki resimdeki barı, Penang ile ilgili başka bir yazıda görmüştüm ve Texasvari havasına vurulmuştum, o barın önünde resim çekileceğim mutlaka diyordum ve dediğimi yaptım da. Bir de ekleyeyim, o bol çiçiekli fosforlu pantolon yukarıda bahsetmiş olduğum batiklerden bir model. Yaz sıcağında çok iyi gidiyor, çok rahat.


Aşağıdaki afişi eklememin sebebi, 7 temmuzdaki kültürel kutlamaların yarattığı atmosferi soyutluktan kurtarıp gözünüzde biraz daha canlanmasını sağlamak. Kutlamalar kendtin çeşitli bölgelerine dağılmış durumda ve dağıttıkları afişlerden adrese, içeriğe ve saatine bakıyorsunuz . Mesela hint mahallesinin yakınlarındaki camide bu kutlama var:

Kutlamaların olduğu el broşürüne bakarken tanıdık bir isim gözümüze ilişiyor, 孫中山 veya diğerlerinin kullandığı ismi ile Sun Yat San. Kendisi 1911de Republic of China devletini kuran isimdir, aslında Tayvan adasının adı ile anılan ülkenin resmi ismi, daha sonra 1970 civarı birleşmiş milletlere kabul edilen Mao’nun People Republic of China’sı dolayısıyla, 1949 yılında Taiwan adasına kaçan “milliyetçi Çin”in devlet kurucuları. Kendisinin Malezya’daki üslerinden bir tanesi varmış burda, hani 1911 yılında Mançu imparatorluğunu yıkıp Çin Cumhuriyeti’ni kurduğu Xin Hai Devrimi’ni siyasi arkadaşları ile tartıştığı planladığı üslerden bir tanesi, bir ev.

Yukarıdaki maddelerden 2.sini okumanızı tavsiye ederim, Mançu imparatorluğunu devirip Çin Cum.’ni kuran Sun Yat Sen aslında Asya’nın tek cumhuriyetini kurmaktaydı o zamanlar. Ve aşağıdaki cümlesi de bu evden çekilme bir fotoğraf gene:

Yarım saat kadar Sun Yat Sen’in evini gezdikten, yazıları okuduktan sonra(içerik beklediğimiz kadar zengin değildi açıkçası) bir kafe ve önündeki nargileler dikkatimi çekti. Tayvan’da bir nargileye 30 lira vermekten mütevellit ben, 15 Ringgit yani 7 liraya hemen bir nargile sipariş ediyorum. Bu sırada kafenin genç sahibi ile sohbete dalıyoruz, siyaset ve tarih konuşuyoruz. Kendisi otelde karşılaştığım Mısırlı çocuk gibi tayyip erdoğana olan hayranlığını dile getiriyor, teşekkür ediyorum ben kendisine karşı olsam da. Karşı olma fikirlerimi kısaca özetliyorum ve hoş bir tartışmadan sonra kafeden ayrılıp Pekin Operası izlemeye doğru ilerliyoruz.

Çok büyük bir tapınakta gösterimizi izlerken önümdeki çinli çocuğun şirinliği dikkatimi çekiyor uzun uzun onun konuşmalarını dinler, hareketleriniz izlerken buluyorum kendimi

Tayvan’da yaşıyor olmanın nedeni ile çin tapınaklarını es geçiyorum, yeteri kadar gezmişliğim var ama şu Hindu Dini tapınağı dikkatimi çekiyorum, daha önce görmediğim bir tarzda heykeli incelemeye başlıyoruz. Sanırsak Hindu dinindeki toplumsal hiyerarşiyi simgeliyor, tabii bu sadece bizim tartışmamızda muhtemelen doğru olduğuna inandığımız bir önerme sadece

Önceki gece önünden geçerken gördüğümüz şu barda ispanya- almanya maçını izlemek üzere otele biraz kestirmeye gidiyoruz, malezya ve türkiye saat farkı yazın 5 saat(kışın ise 6 saat oluyor, türkiyenin yaz saati uygulamasından ötürü böyle bir fark var), yani yerl saat ile 2.30a doğru bara geliyoruz.



Ayağımdaki sorundan ötürü doktorun verdiği antibiyotikleri uslu bir çocuk olarak alıyorum, dolayısıyla soft drink’lerle yetinmek zorunda kalıyorum, halbu ki ambiyans o kadar da içme isteği uyandırmıştı ki bende. Tracy’nin birasından tadıyorum, Tiger Beer, Malezya’da da sık içilen bir Singapur birası, ona acı geliyor tadı bense beğeniyorum ama birayı o içiyor, bense Kamerun çayı. Aslında Cameron dağlarının çayıymış, bense Kamerun çayı içiyorum sanıyorum.

Penang’de geçen 3 günün ardından son bir yemek yiyerek KL’a dönmek üzere yola çıkıyoruz.

Michal diyor ki, 34 kartlı bir bina var, arkadaşım eskiden orada kalıyordu sık giderdim, partiler yapardık en üst katında havuz kenarında, harika manzarası var, kaçak olarak girmeyi biliyorum. Önce çekiniyoruz, tedirginliğimizi gördükten sonra gidiyoruz diyor, size sormuyorum, kabul etmiş sayıyorum, haydi. Asansörün içerisine girdik, flash card denilen bir nesne ile çalıştırabiliriz sadece asansörü, ama bekliyoruz, 5 dakika olmadan yukarıdan çağırırlar diyor asansörü. Aynen dediği gibi de oluyor, kaçıncı kattan çağırdıklarını bilmiyoruz zira elini kapıları kapat düğmesine basılı tutuyor, bu şekilde en üst kata kadar çıkmayı başarıyoruz 34 düğmesine bastıktan sonra. Azıcık birazcık action havası almış olduk, fena da olmadı hani. İşlerini ciddi yapan FBI ajanları pozlarını veriyorlar bakar mısınız?

Yukarıda manzara gerçekten de harika, en üst katta bir yüzme havuzu
üstü kapatılabilen cinsten. Ne fakir insanlar var diyorum, herkes aynı
yüzm havuzunu kullanıyor, her dairenin kendi yüzme havuzu bile yok,
sokakta gördüğüm üstü başı yırtık insanlarla aynı fakirlikteler. KL tower’a bu kadar yakın olamazdım herhalde.

Ertesi gün Singapur’a uçuyoruz, çinli bir arkadaşım sizinle tanışmak istiyor, akşam yemeği ısmarlamak istiyor diyor, eyvallah diyoruz. Yol üzerinde twin towers’ın bir resmini çekip, arasına inşa edilmiş alış veriş merkezinde de oyalanıyoruz az biraz.

Aşağıdaki resim de Air Asia’nın kendi havaalanı LCCT(low cost carrier terminal). Singapur’a geçiyoruz, 1 senedir uzak kaldığım Türkiyem’e dönüş için son 4 gün.

P.s. Arkadaşlar bu ilk yazımdı, nasıl bir tarzda yazayım bilemedim, ben istiyorum her şeyden bahsetmek ama ne mümkün her şeyden bahsederken yeteri kadar detaya inebilmek? Dolayısıyla ondan biraz bundan biraz, yüzeysel kalıyor. Gezinin duygusunu veremedim diye hissediyorum bu sefer de, açıkçası ben kişisel olarak tatmin olmadım ama hiç yazmamaktan iyidir diye düşünüyorum. Olumlu- olumsuz her türlü eleştirilerinizi duymak isterim elbet. Asya’dan bildirmeye devam etmem umudu ile. Durmak yok yola devam

7 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Hoş geldiniz,sayenizde uzak diyarlara gittik…Ben de ilk yazımda ,sizin gibi çok genelden başlamıştım,şimdi daha özeli,tek şehirlik,bir günlük anıları daha rahat yazıyorum.Çok çok güzel anlattınız,yemekleri ve Singapur u da bekliyorum,bana 10 yıl önceki Singapur seyahatimi hatırlatın,o güzel şehri yeniden yaşatın!

  • ge ji kai dedi ki:

    Neşe hanım yorumunuz için teşekkürler. Malezya uzak sayılmaz artık, bana göre uzaklık kavramı mesafe ile değil ülkelerin gidiş-girişlerinin zorluğu ile orantılı, bir de zaten memlekette değil asya’da yaşamış olmanın bir getirisi olarak buralar hep dibimiz 🙂

    ben de düşünüyorum ki yazdıkça daha da oturacak tarzım ve yazıların akıcılıkları da artacak.bir de yurtdışında yaşamanın bir getirisi ya da daha doğrusu götürüsü ile türkçe yazarken ince eleyip sık dokuyorum, ama gene de dilbilgisi hataları ve anlatım bozuklukları oluyor.

    yemekler ve singapur gelicek, şimdi türkiye’de tatildeyim, memleketle hasret gideriyorum biraz, o yüzden çok vaktim olmuyor, sıkılmaya başladıkça yazıların arkası gelecektir mutlaka, fiipinler ve endonezya da keza. tayvana gelince, tayvan benim için memleket, yani ne yazsam tatmin olmayacağım biliyorum, anılarımı yazsam kitap olur derler yai o sebepten tayvan hakkında sadece yüzeysel bir yazı yazmayı düşünüyorum.

    tekrardan teşekkür ederim eleştiriniz için,saygılar

  • Zeynep dedi ki:

    öncelikle ayağınız için geçmiş olsun…yazınızı keyifle okudum ve neşe hanımda dediği gibi en kısa zamanda singapur yazınıda okumak isterim.

  • incialp dedi ki:

    ilk yazım demişsiniz bence oldukça iyi, detayları bende merak uyandırdı ama. özellikle yemekler konusunda. singapur kısmını da merakla bekliyorum.

  • ge ji kai dedi ki:

    Zeynep Hanım beğenmenize sevindim. Bakalım, en önce nereyi özlediğimi hissedersem ora ile ilgili yazı yazacağım, ama hepsi gibi Singapuru da elbet yazacağım 🙂

    İncialp sanırrsam yemek kısmını “az sonra” tadında geçiştirmem merak uyandırdı, aslında benim için gezilerin en güzel yanı yerel yemeklerdir, asya’da geze geze her şeyi yiye yeye 20 kilo verdim 1 senede, vatana dönünce herkeste bir şaşırma oldu haliyle 🙂 ama her yazıya resimleri eklesem çok uzun bir yazı olur, belki de sadece resimlerini ekleyebilir ve altlarına kısaca açıklayabilirim. bir sonraki yazımda bunu aklımda tutacağım, teşekkürler

  • mertakinci dedi ki:

    insanlarıyla kültürüyle mimarisiyle ve denizi, güneşi, sualtı maceralarını sevenler için büyüleyici bir ülke…..

  • ge ji kai dedi ki:

    Mert Bey su altı maceraları için Filipinler’de Boracay ve Palawan başta olmak üzere birçok ada ve Endonezya’da Bali adası da Asya’da çok popüler, tabii çok popüler olması sizi aldatmasın, Palawan hariç bu 2 yer gayet uygun fiyatlı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*