Tuna Ve Sava nehirlerinin buluştuğu Belgrad

Tuna Ve Sava nehirlerinin buluştuğu Belgrad İstanbuldan saat 13:00’da uçağa bindik ve 13:20’de Belgrad’a indik. Çünkü yerel saat Türkiye’nin bir saat gerisindeydi. Buna bile sevindik..Havaalanından şehre doğru giderken, etrafımızın yemyeşil olması dikkatimizi çekti. Ekim ayında bu yeşilliği beklemiyorduk açıkçası. Belgrad ormanı tabiri buradan galiba.. Aslında Beograd(Beo:beyaz, grad:şehir) beyaz şehir demek. Etrafımızı şöyle bir genel inceledik, Türkiye’den daha gelişmiş olmadığı trafiğinden, arabalarından, şoförlerinden ve yollarından anlaşılıyordu. Kalacağımız otele yerleştik ve zaman kaybetmeden şehir içerisine çıktık. Cep telefonumuz çalışmadı hemen bir büfeden sim kart aldık, belge yok, kimlik yok, beklemek yok, taktık telefona çalıştı. Kartın üzerindeki call center numarasını aradık ve ilk defa “Press 9 for English” uyarısına sevindik. Otelden şehir içine doğru yürüdük ve bir meydana geldik. Tren garından geçtik ve bizimkilere benzeyen farklı bir özelliği olmayan trenlerini gördük ancak yol boyunca etrafımızdaki tarihi ve görkemli binalar bir Avrupa şehri görüntüsünü andırıyordu. Önlerinde küçük heykellerin bulunduğu binalar gerçekten de şahane görünüyordu. Ama şehri diğer Avrupa şehirlerinden ayıran çok önemli bir şey vardı. Bu binalardan bazıları yani askeri veya devlet için stratejik önemi bulunan binalar Bosna savaşı zamanında NATO uçakları tarafından vurulmuştu ve öylece vurulmuş halleri ile duruyorlardı. Böyle duruyor olmalarının nedeninin ibreti alem için olduğu söylendi ama bana mantıklı gelmedi. Örneğin yanyana duran üç binadan sadece ortadaki vurulmuş yanındaki kütüphane veya benzeri zararsız bina hiç zarar görmemişti. Bir yandan da “vay be iyi, isabet ettirmişler” demeden geçemiyorsunuz. Neyse biraz ilerledikten sonra Slavya Meydanı dedikleri yere ulaştık. Büyük Anadolu şehirlerinin kalabalık meydanlarına benzeyen bir meydan ve hemen köşede birşeyler yemek için en uygun yer McDonalds..Gittik, bişeyler atıştırdık farkettik ki paspas atan kadın bile İngilizce biliyor McDonalds’ta ama tuvalete girişler şifreli ve o şifre de yemek fişinizin üzerinde yazıyor, garip bir uygulama ama anlaşılan sadece tuvalete girmek için gelenleri önlemeye çalışmışlar..Yani tuvalete gitmek için önce yemek almalısınız. Sonra çıkıp şehri gezdik, şehrin içinde Tuna ve Sava Nehirleri birleşiyor ve ortada bir adacık oluşturuyorlar, şehre de muazzam bir güzellik katıyorlar. İki nehrin birleştiği noktayı izlemek için yüksekten o manzaraya bakılan bir yer de var adını hatırlayamadım.Ayrıca su üzerine yüzen kafeler yapılmış ve Belgrad’ın ünlü kahvelerini içme fırsatı buluyorsunuz. Burada insanlar bizim çaya düşkünlüğümüz kadar kahveye düşkünler. Gelelim insanlarına; Türk olduğumuzu söyleyince neredeyse herkes aynı tepkiyi veriyor “Marmaaaris, Kuuuşadaasii” veya “500 year, we live together”. Tabiki şaşırıyoruz çünkü beklentimiz müslüman oluşumuza veya Bosnaya verdiğimiz desteğe yapılacak dokundurmalar üzerineydi. Sohbet ettiğimiz tüm insanlar bu ve benzeri şeyleri konuşuyorlar ve neredeyse üç kişiden birisi Türkiye’ye gelmiş. Biz pek gitmiyoruz ama onların denize girmek için gittikleri yerler Yunanistan, Türkiye ve İtalya. Türkiyeyi de oldukça seviyorlar. Biraz genel bilgi de vermek isterim; Şehirde Osmanlı izleri var tabiki çünkü 500 yıl Osmanlıya bağlı kalmışlar. Sırpçada 10bin civarında Türkçe kelime olduğunu öğrendik “börek, baklava, pide, çebap” gibi. Domuz etini saymazsak yemek kültürleri bize benziyor ve pek çok yemeğimiz aynı hatta isimleri bile benziyor. Ama Sırpça konuşulduğunda Türkçe kelimelerin bulunmasının size faydası yok, bir şey anlamanız mümkün değil daha çok Rusçaya yakın. Bunların dışında şehirde Bayrak adında bir Camii ve Sveti Makro Sırp Ortodoks Kilisesi adında Avrupanın en büyük Ortadoks kilisesi olduğu söylenen ibadethaneler var, görülmeye değer. Kale Megdan adında Keltler tarafından yapılmış ancak Osmanlılar tarafından uzun süre kullanılmış Kale Meydanı adını andıran bir Kale var.. Sokaklarda börek, dilim pizza veya kebapçı büfeleri var, Arnavut kebapçısında yediğim tepeleme dolu ekmek arası köfte ve yanında büyük ayrana bayılmıştık hem de 4 lira vermiştik, eti ucuz ama diğer gıda ürünleri bizdeki fiyatlara yakın. İçki ucuz, ulaşım ucuz ama halkın gelir ortalaması bizim oldukça altımızda. Bir de caddelerin ortasından troleybüs geçiyor, 20-30 yıl öncesinde İstanbul’da da varmış, elektrikli otobüs aslında ama elektriği üzerindeki antene benzer şeyle elektrik kablolarından alıyor; otobüs tramvay karışımı bir araç işte. Belgrad’da gece hayatı da oldukça meşhur, insanlar gece ikide bile sokaklarda zaten, şehrin merkezinde Stefan Braun adında bir binanın 7.katında bir gece kulübü var. Belgradın diğer bir özelliği 7 kadına bir erkek düşmesiymiş öyle söylüyorlar ama gerçek mi bilmiyorum; gece kulüplerine damsız girmek erkekler için değil bayanlar için sorun oluyor dolayısıyla sanırım gerçek. Bir de Njez Mihejlova caddesinden bahsetmeden geçemiyeceğim sadece yayalara açık olan ve her türlü Belgrada özgü hediyelik eşyaları bulabileceğiniz bir cadde. Oradan yürümeye başlayıp Cumhuriyet meydanı, meclis binası, cumhurbaşkanı binası vb. yerleri gezerek yaya şehir turu yapabilirsiniz, biz yaptık yorulduk ama güzeldi. Aslında daha anlatacak çok şey var ama şimdilik böyle olsun..Görülmeye değer bu balkan şehri biz de güzel anılar bıraktı..(Türk Büyükelçiliğinde 29 Ekim resepsiyonuna katıldık, onu da sonra anlatayım, detay vermeye değerdi çünkü)

3 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Eski Yugoslavya dağılmadan önce ,otomobil ile Avrupa gidişlerinde Belgrad da bir gece kalırdık…Sırplar bizi sevmezler,500 yıllık Osmanlı egemenliğini silmek için çok uğraştılar,şimdilerde de ticaret ve turizm sebebi ile bize biraz yüz veriyorlar,yokluk yıllarında Türkiyeden giden mallar olmasaydı,daha zor olacaktı onlar için..Binrota da Belgrad konusunda pek yazı görmemiştim ,teşekkürler..

  • Zeynep dedi ki:

    ellerinize sağlık

  • gezedur dedi ki:

    devletlerin menfaat ilişkileri vardır ve devlet dostluğu olmadığı gibi bence milletler arasında da düşmanlık yok… yunanlılar ile nasıl karşılaşınca nasıl düşmanca davranmıyorsanız, sırplar da aynı şekilde davranıyor..bosna katliamının büyük bir suç ve hata olduğunu da açıkça söylüyorlar…o bakımdan neşe”ye katılmıyorum..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*