Toronto’ da bir beyzbol maçı




Daha önce hiç beyzbol maçı izlememiştim. Bugün, Rogers Centre’deki Toronto Blue Jays-Seattle Mariner maçını izleyerek milli oldum!:)

Olcay beni erkek gibi olmakla suçladı. Ben de onu çağ dışı kalmışlıkla…

Bu beyzbol tuhaf bir spor. Bana biraz bayık geldi. Yani en ufak bir zeka gerekliliği göremedim ben. At, vur, tut, koş. Zaten en başından belliydi pek de heyecanlı bir aktiviyete gelmediğim. Medeni bir şekilde aldık biletleri; kuyruksuz, itiş kakışşız, fortçu tacizlerinden uzak girdik stada. Çocuğunu kapan gelmiş. Bir nevi piknik ortamı. Maç 3,5 saat filan sürdü. Yedik, içtik, güneşlendik. Ben ve taraftarlar. Canım memleketimde futbol maçına gidenin 3 gün sesi çıkmaz.

Renk gelsin ortama diye bağırdım gayri ihtiyari: Go Jays! Go!…
Nafile.




Not: En ucuz yerden bilet alip 1 saat sonra VIP’e sizdigimi da itiraf ediyorum. Turkluk yaptim yani. Pisman degilim:)




çoban pastası (shepherd’s pis)




Çalıştırıyorum cocukları… Dün akşam Phil Shepherd’s pie yaptı. Irlanda mahalli yemeğiymiş. Arkadaşlarımın birazdan verecegim tarife bakarak yemeği yapma ihtimali bence sıfır… da, hani dünya mutfağını araştırırken rastlantı eseri bloga yolu düşen okur olursa, bir faydamız dokunsun.





Pembe derililerden iyi bir yemek çıkmaz sanıyordum. Yanıldım. Basit ama lezzetli bir yemekti. Siz de deneyin.




Gereken malzemeler:

– Kıyma
– Barbekü sosu
– Bezelye
– Havuc
– Patates
– Zeytinyağı
– Peynir

Çok kısaca olayımız şudur: Kıyma, zeytinyağı, ve barbekü sos ile kavrulur. Sonra süzgeçten geçirilerek yağları süzülür, boş bir kaba dökülür. Buharda haşlanmış bezelye ve havuş ikinci kata, üstüne patates püresi ve biraz da rendelenmiş peynir …5 dk fırında uısıtmaca. Oldu bitti maşallah! Off bana yazarken fenalık geldi size kolay gelsin!




 






16 Temmuz, 2006





volver a amar





 


Cristian Castro’nun bu sarkisini henuz kesfettim. Ne kadar duygu dolu, bakar misiniz?.. Ispanyolca her gecen gun daha da etkiliyor beni.

Kanada’da gunler dostlar icinde huzurla gecerken bir yandan da guney yarimkuredeki gercek yolculuguma hazirlaniyorum. Bu kabizlikla Ispanyolca ogrenemeyecegimden ve bu yuzden de cok yakinda bin cesit aciya suruklenecegimden neredeyse eminim. Artik bu damar sarkilari dinler dinler aglarim:)




 14 Temmuz, 2006





gay village, toronto





Toronto oldukca ciddi bir gay popülasyona sahip (yaklasik 400 bin kisiymis). Şehir merkezinde bulunan gay village’a gittim bugun. Gay mahallesinin meydanında Alexander Wood isimli bir şahsın heykeli bulunuyor. Bu heykelin altında da yanda fotoğrafını gördüğünüz kabartma var. Adamın ve kabartmanın hikayesi pek bi enteresan; paylaşmamak olmaz!

Alexander şehrin kuruluş yıllarında mühim bir adammış. O yillarda bir kadına tecavüz edilmiş. Kadın ifadesinde, tecavüzcünün yazmanın uygun olmadığı bir yerini çırmaladığını söylediği için bizim amca şehri ileri geleni olması sıfatıyla herhalde, kontrol operasyonuna dahil olmuş. Zanlıların ilgili bölgesini tek tek kontrol ederken de gay olduğunu anlamış ve şehrin gay liderlerinden olmuş. İşte bu kabartma o davanın hatırası.

Yıllar içinde şehirdeki gayler arasında bir inanç gelişmiş. Kabartmadaki popoya dokunanın, o gece şansı bollaşıyormuş ve eve yanlız dönmüyormuş:)

Heykelin yanındaki alana beach deniyor. Millet kaldırımın yanına oturmuş piyasa yapıyor plajda gibi. Alemler vallahi…

İşte bu meydanda tontiş bir gay amca ile tanıştım. Marty amca 19 yaşındaki hotdog’cu çocuğa aşık. Çocuk harbi güzel, amca haklı. Ortaya çıktı ki bu amca ünlü biriymiş. Marty and Avrum isimli bir yemek programı var TV’de (soldaki, ama simdi daha yasli). Dedim amca beni de çıkar programa. Bir kebap yapayım da Kanada yemek neymiş öğrensin!




2 temmuz, 2006





ilk vukuatlar




Internet baglanti problemi icindeyim. O yuzden cektigim fotolari blog’a koyamiyorum. Bu cephede sunlar olmakta:

– Dun gece apartmanimizin onunde adam olduruldugu icin cadde trafige kapatildi. Kanada polisi ile ilk muhabbet gerceklesti. Bizi eve sokmadilar, arka kapidan sizdik iceri.

– Bir onceki gece ise yangin alarmi verildi; dakikalarca susmayan siren sonunda beni bile uyandirdi. Olc ile napsak diye konustuk (10 dk filan da bole gecti); esyalarim yanacaksa yasamama gerek olmadigina kanaat getirip yerimden kipirdamadim:)

Olc 2 gunun icindeki bu hareketlilige saskin. Benim gittigim yerde olay bitmez. Soyluyorum, kimse inanmiyor.

– Halkla dialog ise fena duzeyde. Bu gidisle konusmayi unutacagim.

Halk: Can I get a cigarette?
Ben: No, sorry.
Halk: Do you have any change?
Ben: No, sorry.
Halk: Do you know where X building is?
Ben: No, sorry.

Bunun disinda bi adam “Sofiiiaaa” diye kosarak yanima geldi. Az kaldi sarilip opusecektik.

Harita almaya calistigim metro bilet gorevlisi de beni azarlayip 100 kisilik kuyrugun sonuna yollamaya calisti. Kustum metro teskilatina, yuruyorum simdilik:)

Disarda deli yagmur. Yagmur azalana kadar TV seyredecegim galiba. Yeni sezon gelismelerini merak ettiginiz dizi varsa bildirin, hemen kontrol ediiim:)





toronto’ nun “en” leri






– Tum dunyanin en uzun caddesi olan Yonge Street (1896 km) Toronto’nun ana arteri. Sehirdeki tum adresler west ya da east olarak bu caddeye gore pozisyonlaniyor.


– Dunyanin en uzun yapisi CN Tower (533.33 m) Toronto’nun da sembolu.


– Yaklasik 30 milyonluk Kanada nufusunun 1/3’u Toronto ve civarindaki 160 km’lik alanda yasiyor. Bu durum Toronto’yu Kanada’nin en kalabalik, kuzey Amerika’nin ise 5. kalabalik sehri yapiyor (Ilk dort; Mexico City, NYC, LA, Chicago).


– Toronto’da yuzun uzerinde dil ve dialekt konusuluyor. Dunyanin en kozmopolit sehirlerinden biri (Toronto yerli dilinde ‘meeting place’ demekmis. Bakiniz sehir bile isminin kaderini tasiyor).

– Kisin sogukta bu adamlar nasil yasiyor diye merak ediyordum. Anladim ki cozumu toprak altina cekilmekte bulmuslar. Toronto’nun yeralti sehri PATH, Guinness’e gore dunyanin en buyuk yeralti alisveris merkezi (genisligi 10 km’nin uzerinde)




10 Temmuz, 2006





bilin bakalim, neredeyim? 🙂





Ilk gun ozeti:

– 30 kg ceken tekerlekli bavul ile yola ciktigimi,
– Check in sirasinda varligi saptanan bavul fazlaliklarimi (7 kg kadar) posete aktarmak suretiyle sinirdan gecirdigimi,
– An itibariyle, bu agirliga coktan bin pisman oldugumu,
– New York’ta ucaga binemezsem Radife’lere gider kalirim diye sinsice planlarken, Radif’in esi Tolga ile ucakta karsilastigimi… kalkisina 15 dk kala yakaladigim Toronto ucagina kosarken esini almaya gelen Radife’yi de otomatik kapi acildiginda 5 saniye kadar gordugumu (bu hangi bal?),
– 20 saat suren yolculuk sonrasi, sehir merkezine ucuz ulasim bulmak icin yaptigim tum gecmis arastirmalari sallayarak, buldugum ilk taksiye tereddutsuz bindigimi (50 CAN$-gacirt!)

itiraf ediyorum





http://ozlem-pansiyon.blogspot.com

4 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Aslında bu yazıda üç bölüm var,birinci bölüm, maç sonra yemek tarifleri ,sonra da “gay” vaziyetleri geliyor,nereye odaklanacağımı şaşırdım,herhalde bir “blog” dan alıntı olunca böyle oluyor.

  • Zeynep dedi ki:

    yemek tarifiniz ve Alexander Wood’un ilginç kısa hikayesi için teşekkürler başınızdan geçen vukuatları ise şaşkınlıkla okudum diyebilirim :((

  • MIYU dedi ki:

    Neşe ablama aynen katılıyorum, açıkcası ben noluyoruz, nasıl ?? demekten yazıdan pek bir şey anlayamadım. Keşke ayrı ayrı yazılsaydı…

  • maliho dedi ki:

    Shepherd’s Pie tarifinize göre bu akşam yapmayı deneyeceğim, yarın nasıl olduğunu söylerim 🙂 Yazınızı çok beğendim, teşekkürler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*