Tiflis

Tiflis.. Türkiye’nin doğusuna attığım ilk adım..
Yolculuğa tek başıma çıkıyorum, daha doğrusu fotograf makinam, çantam ve ben.
Huzurluyum, yanlız ilk defa İngilizce’nin çok konuşulmadığı bir ülkeye gidiyor olmak biraz endişe verici. Pasaport polisi pasaportuma fazlasıyla ses çıkararak mühür vurduktan sonra bana bakıp gülümsüyor ve küçük bir paket veriyor. Şaşırmam üzerine, Gürcü şarabı, Gürcistan’a hoş geldin diyip başıyla selamlıyor. Üzerinde Tblisi-The City that Loves You yazan kapı açılıyor ve havaalanından dışarı çıkıyorum. Bu sıcak karşılama içimi ısıtıyor ve endişelerim yok olup gidiyor.
Yatağıma yatınca tertemiz serilmiş çarşafların mis kokusunu alıyorum. Bu çalıştığım firmanın ürettiği benim de favorim olan deterjanın kokusu. Her kokuyu bu sandığım için kendime gülüp uykuya dalıyorum.
Sabah yüzümü yıkamaya gittiğimde ise kokusuna bayıldığım o deterjan çamaşır makinasının üzerinde bana bakıyor, yanılmıyorum. Detaylar, ince jestler hep mutlu olmamı sağlar ve o gün de mutluyum işte..

Güne yükseklerde bir kilisede yaktığım mumla başlıyorum. Herhangi bir dine olan inancımdan değil, tanrının evinde olmamdan gelir bu.
 

Kiliseyi aşkla süpüren kadına saygıyla bakarak dışarı çıkıyorum. Zaman biraz da yükseklerden Tiflis’i seyretme zamanı.
Tiflis alabildiğince gözümün önünde, tahminimden daha yeşil, daha el değmemiş.




Kahvaltıda ise tavsiye üzerine tadını bizdeki çökelekli yumurtaya benzettiğim pizza görünümlü bir börek seçiyorum. Yanında meyveli soda. Biliyorum kahvaltı için uyumsuz görünebilirler ama denememe değiyor.


En önemli durağımsa Rustavelli Bulvarı. Bana en heyecan veren yer. Yol boyu yerel halkı seyrediyorum, yüzlerine bakıyorum, anlam arıyorum. Türk insanından ne anlamda farklı olduklarını anlamaya çalışıyorum.


Yol kenarında sıklıkla birşeyler satan insanlar var. Bir kovadan taşan mor, olgun üzüm salkımları, işiyle fazlasıyla ilgilenen bir sahaf, bir kaç şifalı ot, bir boynuz kesiyor önümü. Satıcıların hepsi işini çok ciddiye alarak yapıyor ve çoğu- ki bu bence çok önemli bir fark- beklerken birşeyler okuyor. Yolda klasik müzik yapan bir gruba rastlıyorum. Gencinden yaşlısına bu şehir sanata, edebiyata değer veriyor.

Rustavelli üzerinde bir başka kiliseye uğrayıp ortodox düğününe katılıyorum. Sade giyimleri acaba burada düğün değil başka bir seromoni mi yapılıyor diye düşünmeme sebep oluyor. Nikahı kıyan din adamı fazlasıyla gösterişli giyinmiş, kalın pelerine benzer uzun ceketi, başında işlemeli bir şapkası var. Bu haliyle çok otoriter görünüyor.


Hava kararmadan altın çarşısına gitmeliyim. Aynı zamanda hemen yanında bulunan tren istasyonuna gidip bilet almam gerekiyor. Rustavelli’den altın çarşısı taksiyle yaklaşık 5-6 lari yani 6 TL gibi. Metro da yaklaşık aynı fiyata denk geliyor. Ben metroyu tercih ediyorum, böylece kendimi daha lokal hissediyorum, lokal hayatı biraz daha deneyimliyorum. Yolumu bulacağıma olan inancımı test ediyorum. Metrolar inanılmaz kalabalık ve gürültülü.

Çocukken öğrendiğim bir hikayede “gideyim Gürcistan’a da güzel bir kız alayım” diye bir satır vardı. İçimdeki çocuk güzel Gürcü kadınlarını arıyor, hikayedeki kadın upuzun örgülü saçlı, beyaz tenli, esmer. Ne yazık ki onu Tiflis sokaklarında göremiyorum.

Altın çarşısının önünde kocaman eski yıkılmaya yüz tutmuş sovyet binaları duruyor. Nedense yakıştıramıyorum onları Tiflis’in orta yerine, şaşırıyorum. Çarşıda kimse İngilizce konuşmuyor, fiyat yazarak anlaşıyoruz. Buradan kendime ve kardeşime pırlantalar alıyorum, Aslında bu niyetle gelmesem de Türkiye’dekin 3’te 1’i fiyatına gördüğüm kolyeler gözümü kamaştırıyor,dayanamıyorum.
Biraz pazarlık yeteneğim olsa çok daha ucuza alabilirim diye düşünmüyor değilim ama ben de buyum işte, söylenen fiyat neyse onu öderim. Bedelini düşürmeye çalışmam. Hem pırlantaları oldum olası severim, yakıştırırım. Eşine, sevgilisine güzel hediyeler almayı düşünenler için Tiflis’in iyi bir alternatif olduğunu düşünüp oradan ayrılıyorum.

Tiflis’te güzel vakit geçirmeniz dileğiyle
(:

6 yorum

  • gezmen dedi ki:

    nimnih güzel yazınızı keyifle okudum. Tiflis’i bende çok merak ediyorum, Ermenistan ile birleştirilmiş Tiflis’i kapsayan bir rotam var bekleyen umarım gerçekleştirme fırsatım olur. Güzel yazınıza eşlik edece güzel fotoğraflarınızı da bekliyoruz.

  • NEŞE dedi ki:

    Nasıl cesaret ettiniz bilmediğiniz bir yerden pırlanta almaya?Halı,kürk ve pırlanta satın almak hep cesaret işidir,hangi ülke olursa olsun…Eski Sovyet rejimi işte böyle kültürel ve sanatsal bir alt yapı oluşturdu,hala onun kalıntılarıdır bunlar….Teşekkürler ama fotoları da bekliyorum..

  • nimnih dedi ki:

    Neşe Hanim, dedigim gibi altin carsisina ozellikle alisveris icin gitmemistim fakato kadar goz kamastiriciydilar ki.. İlkin yok yok bu riski alamam deyip gitmistim. Beni birsey geri dondurdu ve aldim. Saticiya da guven duydum bir sekilde. Dediginiz gibi cesaret isi biraz, ki bende deli cesareti ziyadesiyle var. Aslinda onlar hayatima anlam katiyor.
    En kisa surede fotograflari da paylasacagim.

  • ahmetozengi dedi ki:

    Sevgili Nimnih, yazınızı bir solukta okudum, Tiflis’e bir ay içinde gideceğim. Yazınız benim için öğretici oldu. Emeğinize sağlık

  • Midgard dedi ki:

    Çok akıcı, güzel bir yazı olmuş, elinize sağlık 🙂 Yazılarınızı Google Chrome ile mi yazıyorsunuz? Ya da Explorer’da uyumluluk modunu açmadan? Paragraf ayrımı ve fotoğrafları yazının içine koyabilmek için Explorer’da uyumluluk modunda kullanabilirsiniz yazı yazma bölümünü.

  • nimnih dedi ki:

    Teşekkürler Cihan Bey, yazımı sonunda düzenleyebildim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*