Taş Çağı mezarları-(Dolmen-Menhir ) – Trakya 4

Edirne’den çıktıktan sonra Tekirdağ’a doğru yol almaya başladık.Yol üzerinde çeşitli yerlerde Dolmen’lerin olduğunu okumuştum.Bunları görebilmek için köylere girmek gerekiyor. Dolmen Taş Çağı mezarları. Genel olarak iki tane yana bir de bunların üzerine konmuş üç kayadan oluşuyor. Oda gibi. Toprak üzerinde ya da altında kalanları var. Dünyanın çeşitli yerlerinde bu mezarlara rastlamak mümkün. Bu mezarların içine ölülerin çeşitli değerli eşyaları konulurmuş. Bu nedenle de mezarlar yıllar boyunca yağmalanmış. Tabii mezarların yapılabilmesi için bu büyük taş blokların da bulunması gerekirmiş. Türkiye’de bazı yerlerde Dolmen’lere rastlansa da en çok Tekirdağ bölgesinde,Lalapaşa civarında görülüyor.Yörede bunlara Kapalıkaya deniliyor. İnsanlığın gelişimi bu mezarların içinde bulunan eşyalardan yola çıkarak bulunmuş. Yörede yüzün üzerinde Dolmen varmış. Biz de bir köye girip sorduk.Köylülerden biri buralarda böyle bi,r yerin bulunduğunu ama inip yürümemiz gerektiğini söyleyip bize eşlik etti.Dağda patika bir yoldan Dolmen’e vardık. Tabii bakımsız ,kendi haline terk edilmiş. 

Aynı şekilde Dikey olarak dikilmiş kaya parçaları da böyle mezarları simgeliyor ve Menhir adıyla anılıyor. Bu kaya parçaları çok yüksek oldukları için halk arasında bir korku yaratıyormuş.Tarlaların arasında bu mezarlar kendi kendi kaderine terk edilmiş duruyor.Üst kısımları parçalanmış. Yolda sıkça Ayçiçeği tarlarını görüyoruz.

Tekirdağ Ereğlisi,Yeniçiftlik sahil kesiminde bir akrabamızın evinde kalacağız. Bu kıyıda çoğunluk İstanbullu ve Tekirdağlıların yazlıkları var. Kıyıda birçok martı tarlalara konmuş birlikte havalanıp denize gidiyorlar sonra tekrar geri dönüyorlar. Çok ilginç bir görüntü.

Deniz güzel ama kıyıda fazlasıyla yosun var bu da yüzmeyi zorlaştırıyor. Tekne ile gezerek kıyıyı boydan boya görüyoruz. Güzel yerler. Yeşil ve mavi birleşiyor. 

Buraya yakın “Şato Nuzun Bağları”nı görmeye gidiyoruz. Sahipleri 2005 yılında Çeşmeli Köyünde büyük bir arazi alarak şarap üretimi için bağlarını kurmuşlar.Şimdi oldukça verim alıyorlarmış.Organik tarım sertifikaları var. Telefon edip randevu alarak gittik. Şaraf mahzenini gezdik bilgi aldık. Çok güzel bir gezi oldu.

Ertesi gün Eceabat, Seddülbahir‘den arabalı vapur ile Çanakkale‘ye geçtik. Çanakkale Boğazının en dar yerinde Anadolu yakasında Çimenlik Kalesi (Kilitbahir Kalesi) gözüküyor.Bu kale 1462 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un savunması amacıyla yaptırılmış.Kale çeşitli zamanlarda kullanılmış.Şimdi restore edilmiş. Diğer Osmanlı kalelerinden farklı. Silindirik bir yapısı var. Üç yapraklı yonca planıyla inşa edilmiş.

Eceabat’tan ayrılırken  Kilitbahir Köyü sırtlarında “Dur Yolcu”yazısı ve bir asker figürü göze çarpıyor.Yarım asırdan fazladır bu yazı Çanakkale’nin sembolü olmuş. Böylece Çanakkale Boğazının en dar bölgesinden karşıya geçmenin keyfini yaşıyoruz. Çanakkale’ye varınca arabayı park etmek için bir yer arıyoruz.Pek kolay değil. Çok kalabalık ve bir yer bulmak zor.Ana caddede epey ilerledikten sonra meşhur “Aynalı Çarşı” yakınlarında bir yer buluyoruz.Yürüyerek tarihi yere ulaşıyoruz.Bu arada ara sokaklardaki yapıları da fotoğraflamayı ihmal etmiyoruz.

Aynalı Çarşı (Halyo Çarşısı) 1890’da şehrin Musevi cemaatinin ileri gelenlerinden Eliyau Hallio tarafından yaptırılmış. Kapalı Çarşı. Aslında çok fazla bir özelliği yok.Anlatılanlara göre Evliya Çelebi Seyehatnamesinde buradan bahsetmiş. Bu nedenle tarihinin daha eski olduğu düşünülüyormuş. Burada eskiden atlar için koşum ve süs eşyası satan dükkanlar bulunurmuş. “Ayna” adı verilen at gözlüklerinin burada satılmasından çarşıya”Aynalı Çarşı”denilmiş. Çanakkale Savaşlarında çarşı önemli rol oynamış. türküsünü de unutmamak gerek.Şimdi Çanakkale’ye ait turistik eşyalar satılıyor.Çıktıktan sonra İzmir’e gitmek üzere yola çıkıyoruz. Uzun bir yol. Güzel bir gezi.

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*