TANRILARIN TEPESİ

TANRILARIN TEPESİ


Fotoğraflar,AdıyamanBelediye’si fotoğraf arşivinden alınmıştır.


Nemrut’ta gün batımı.
—-


Nemrut’a Malatya’dan da, Adıyaman’dan da çıkmak mümkün. Biz Adıyaman’dan çıkmayı tercih ettik. Havaalanından 77km. süren  antik  yol, Anadolu’nun en büyük kitabesinin bulunduğu Arsemia’dan geçirdi önce bizi. 
Şehir, krallığın yazlık yönetim yeriymiş. Yeni Kale’de, Cendere Köprüsü’nde, Karakuş Tümülüsü’nde mola vererek çıkışımızı sürdürdük. Zirveye  yaklaştıkça dik, uçurumlu ve tehlikeli olmaya başlayan yol iyice  daralıyordu. Keskin ve daracık virajlardan dönerken arkamıza bakmamaya çalışıyorduk. Çünkü aşağıda yalnızca derin uçurumlar gözüküyordu.
Arabadan indiğimiz yerde turistik heykelciklerin ve eşyaların satıldığı bir kaç tezgah ve mallarını satmaya çalışan köylüler vardı.
450m. lik tırmanışı bu kez yaya olarak yapacaktık. 
Zirveye vardığımızda hepimiz nefes nefese kalmıştık. Ama değmişti doğrusu.
Dünyanın tepesinde, kaidelerinden kopmuş, hâlâ güçlü duruşlarıyla tarihin derinliklerinden bize bakmayı sürdüren heykellerle buluşmak heyecan vericiydi.
Tüm gizemleriyle, yalnızlıklarıyla övünç duyan, dünyayı oradan izleyen tanrılardı onlar…




Kimilerine göre adını Yunanca’da genler topluluğu demek olan “Komagene” sözcüğünden aldığı söylenen Komagene Krallığı’na dair  çok farklı bilgiler var.
Çeşitli efsanelerle, farklı yorumlarla dünyanın dikkatini üzerine çekmeyi başaran, UNESCO tarafından korunmaya alınan, dünya üzerindeki en görkemli anıtları bile gölgede bırakacak kadar gizemli ve yalnız bir dağ Nemrut Dağı…
Denizden 2150m. yükseklikte akıl almaz bir insan emeği ile gerçekleştirilmiş tümülüs ve boyları kaideleriyle birlikte 15m.ye varan heykellerin arasında dolaşırken, sürekli esen rüzgar adeta konuşuyor.
Kimsenin eş olamadığı bir yalnızlık hissi kaplıyor.
Zirveler hep yalnızlığın da simgesidir ya…Ne kadar doğru.
Ufku kaplayan, hiç bitmeyecekmiş gibi sonsuza doğru uzanan sıra dağların zirvelerinde yüce bir sessizlik hüküm sürüyor.
Sessizliğin asaletini ve gücünü derinden hissederek rüzgarı dinlemeyi sürdürüyorum.
Ve her şeyin dinlemekle başladığını kavrıyorum. 

*** 

(MÖ.62-32)I.Antıochos tarafından yapılan bu muhteşem anıt, gerçekten tanrısal bir edayla bakıyor dünyaya…









Antichos kült yazıtlarda şöyle diyor: “Bu tanrısal gücün bana ve tanrılaşmış atalarıma gözle görülür yardımlarını şükran borcu bildim. Tüm tanrılara adadığım ortak bir meskeni atalarıma ve şahsıma yakışanı bu kutsal dağın zirvesinde gerçekleştirdim. Tanrıların yanına kendi suretimi de diktirdim.”
Bu yazıtlar 2000 satırdan oluşuyor. Tümülüs’ün doğu ve batı terasında tekrarlanmış. Tanrıların adları da sırasıyla şöyle:
ZEUS,OROMASDAS    APOLLON,MİTHRAS,HELİOS,HERMES, HERAKLES-ARTAGNES-ARAS.

Tümülüs ise kırma taşlardan yapılmış 50m yükseklikte  150m. çapında bir anıt mezar. Aslında yükseklik 150m.iken doruğun bozulmasıyla küçülmüş. Tahminen ağırlığın da 600ton olduğu söyleniyor.
Dört tarafındaki teraslarda, yazıtlar, kabartmalar, heykeller bulunuyor. Doğu terasında ise bir sunak var. Ancak çok yıpranmış. Restorasyon çalışmaları var ama çok yavaş. 

Bu uygarlığın da Mısır gibi Orion takım yıldızı ve Sirius’la derin bağları olduğundan söz ediliyor. 
Hatta Matta İncil’inde ki üç kral öyküsü ve MÖ.7’de bir Mesihin doğacağı kehanetinin bu krallığın kahinlerince bilindiği anlatılıyor.
MÖ.109’da Krallığı kuran Mithridotes Kallinikos, soy ağacında kendisini  baba tarafından  Pers Kralı I.Darius’a, annetarafından  ise Büyük İskender’ e bağlıyor.
Gerçekten inanç, kültür ve genlerin karıştığı güçlü bir krallık Komagene…
Roma’nın büyük gücüne ve baskısına karşın 200 sene ayakta kalmayı başarabilmiş bir uygarlık.
Yine bir Roma istilası ile MS. 72’de yıkılmış olsa da, görkemli tarihi Anadolunun kadim uygarlıkları arasında ışıldamakta…


Cendere Köprüsü


İlk kez 1890’da Humann ve Puchstein’in keşfiyle Almanca bir kitapta toplanmış bu uygarlığa ait bulgular. Daha sonra ünlü Osman Hamdi Bey ve Osgar efendi 1883’de arama yapıyorlar.
1938’de ise Dorner ve Noumann keşfi gerçekleştiriyor.
Esas ses getiren arkeolog ise 1947’de tek başına zirveye çkarak yıllar boyu bu bölgede yaşamını sürdüren Teresa Goell oluyor.
Adeta kendini Komagene’ye adayarak akademik çalışmalarını sürdürüyor.
 Öyle ki artık  bir Anadolu köylüsü oluyor.
“Neden evlenmediniz?” diye sorulduğunda;”Ben bu uygarlığın son anası olarak görüyorum kendimi, kazı esnasında çıkarılan tüm eserlere ana şefkatiyle baktım hep, ana gibi davrandım, bu nedenle evlenmeyi hiç düşünmedim.” diyor.

***

Komagene krallarından Nemrut’un Hz. İbrahim’i ateşe attığı rivayet edilen efsaneyi hemen herkes bilir ancak ben tarihi açıdan bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum.  Çünkü bizim Bildiğimiz İbrahim Peygamber Tevrat’a göre MÖ: 4200 yıl önce yaşamış. Oysa burada anlatılan hikaye günümüzden yalnızca 2000 yıl önce yaşanmış.
“Putları kırarak herkesi etrafında toplayan İbrahim’in ateşte yakılmasını emreden Nemrut, mancınıkla ateşe attığı İbrahim’in
 yanmadığını görür. Ateş yeşil bir bahçeye, odunlar balığa dönüşmüştür. Hatta kızı da İbrahim’e inanmış ve âşık olmuştur,  arkasından ateşe atlar ve o da gül bahçesine dönüşen bir cenneti görür ateşin içinde. Sonradan her iki ateşin yakıldığı yer göle dönüşür ve Şanlı Urfa’da bu iki gölde kutsal balıklar hâlâ yüzmektedirler.”
Hatta çiğ köfte bile o zaman keşfedilmiş söylentiye göre.
Güya İbrahim’in yakılacağını duyan halk yakılacak bir şey kalmasın diye ne odun ne de çalı çırpı bırakır ortada.  Hatta ateş bile yakmazlar. Yemek pişirmek  sorun haline gelir. Bir avcı ceylan avlar eve gelir, öyle açtır ki, eti döverek pişirmeye başlar ve lezzetli köfteler yaparak komşulara dağıtır. Böylece çiğ köfte o bölgeye has lezzetli bir yemek olarak anılmaya başlar.
Daha böyle sayısız söylenceler var Anadolu’da…
Harran’da Konik evleri gezerken, Şanlı Urfa’da Balıklı gölde dolaşırken , Diyarbakır’da, Gazi Antep’te müthiş zenginliklerle karşılaştık.

***


Karakuş tümülüsü



Dünyanın pek çok yerinde gün batımlarıyla övünen kentler var.
Nemrut’ta güneş başka şeyler söylüyor…
Burada dağlar, gök, serin rüzgâr, mağrur heykeller, kitabeler, yazıtlar, insanı içinde taşıdığı yüce bir şeyle buluşturuyor… 
Günün batımı da ,  doğumu da ayrıcalıklı bir ışık salıyor yeryüzüne…
Yaşanmışlığın, derinliğin ve onurun simgesi bir tarih yatıyor Anadolu’da… 

16 yorum

  • Alinda dedi ki:

    Nemrut ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.Nemrut’ta güneş başka şeyler söylüyor ve sizin yazılarınızla ufkumuzu aydınlatıyor.Yazmaktan sakın vazgeçmeyin.

  • asust dedi ki:

    SEVGİLİ ALİNDA, TEŞEKKÜRLER…

  • everest dedi ki:

    Paylaşım için teşekkürler…

  • m2hyt dedi ki:

    elinize kaleminize sağlık…

  • oymakas dedi ki:

    Bir solukta okudum. O kadar guzel anlatmissiniz ki.

  • ayşegül- dedi ki:

    Dediğiniz gibi dünyanın tepesinde , Nemrut’un zirvesinde 2000 yıldır direndikleri tüm doğa olaylarına, kışa kıyamete rağmen bütün azametleri ve hükmedicilikleriyle günümüze kadar ve daha yüzyıllara kadar yaşayacak olan bu anıtlarda bir tanrısallık olduğuna inanmamak elde değil…. Her zamanki etkileyici anlatımınızın da bunda etkisi olduğunu düşünüyorum. Teşekkürler.

  • abt_smyrna dedi ki:

    Nemrut’u gören görmeyen herkes bu yazıyı okumalı diyorum.

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Son derece lezzetli bir yazı okudum. Teresa Ana’yı, kendi anam yerine koydum. Ve Doğu’nun mistik masallarına, söylencelerine ve uygarlığına bir kez daha hayran oldum. Teşekkürler Asuman Hanım… Ufkunuza sağlık!

  • mctumer dedi ki:

    Sevgili Asuman Hanım, hr zaman hayranlıkla izlediğim nemrutu ne yazıkki görmek henüz kısmet olmadı. 1985 yılında malatya erhaçta askerliğimi yaparken niyetlendik ama nevruz dönemine denk geldiği için garnizon komutanlığı garnizon dışına çıkmamıza izin vermemişti. ve o günden bu yana da o tarafa yolum düşmedi. sayenizde çok ayrıntılı bir şekilde gezmiş oldum.

  • asust dedi ki:

    Sevgili Dr. Cengiz Bey, Eylülada, brt_smyrna, Ayşegül,Everest,Oymakas,güzel yorumlarınıza teşekkürler.

  • rome_o dedi ki:

    yazıalrınızı okumak büyük keyf ..nemrutta bir gün muhakkak gitmeliyim ..

  • ZİKO dedi ki:

    1989 yılında İzmir Tarih Vakfının Kommagene Krallığı ile ilgili düzenlediği bir multivizyon gösterisine katıldığımdan beri merak ederim bu bölgeyi.Ama gidip görmek kısmet olmadı.Keyifli anlatımınızla bu isteğim biraz daha kabardı.Zirvedeki yorum ve hislerinizle insanoğlunun binlerce yıldır bu tür yerleri neden kutsal addettiği çok iyi anlaşılıyor. Güzel paylaşımınız için teşekkürler.

  • Honeyseller dedi ki:

    Yine nefis bir yazı//evet her şey dinlemekle başlıyor.Yalnız dili olanı değil dilsiz olanı da duymak gerekir.//iki yıl önce adıyamanda bir düğünde kaçırdığım fazla çiğ köfte ve ezmenin mideme verdiği acılarla gezmiştim Nemrut Dağını.Ama eminim hasta olmasam dahi sizin kadar dinleyemezdim Nemrutun rüzgarını.Ellerininize sağlık Asuman Hanım

  • enise dedi ki:

    Gap turunda gitmiştim bu bölgeye, okuyunca gezim canlandı gözümde.Nefis bir paylaşım.Son söz yazma enerjiniz ve kaleminiz hiç bitmesin.

  • asust dedi ki:

    Sevgili Enise, her zaman içtenliğinizi hissettirdiğiniz güzel paylaşımınıza ve size çok teşekkür ederim.

  • bosfor dedi ki:

    Çok güzel anlatmışsınız, İstanbul’da birbiri ardına açılan Komagene çiğ köftecilerinin krallıktan başka ne anlama geldiğini de öğrenmiş oldum.Teşekkürler,

Alinda için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*