SULAR ALTINDA KALMADAN SON BİR BAKIŞ: bERGAMA ALLIANOI

SULAR ALTINDA KALMADAN SON BİR BAKIŞ: ALLİANOI


 


Hastanemiz gezi topluluğu olarak gezi programımızı yapmak için toplandığımızda hiç tartışmasız ilk sıraya Bergama – Allianoi gezisini aldık. Acelemiz vardı; en iyi korunmuş durumdaki Roma devri termal banyo kalıntıları Yortanlı Barajının suları altında kalmadan son bir kez görmek için aceleciydik.





Pazar sabahı, puslu bir bahar sabahına uyandık. Saat 07.30 da ekibimizi toplayıp yola çıktık. Rehberimiz Dündar OZAR’ın güzel İstanbul Türkçesi ile verdiği bilgileri dinledikçe yaşadığımız bölgenin eski uygarlıklar açısından ne kadar zengin olduğunu ve bu konuda ne kadar az bilgiye sahip olduğumuzu anladık. Yolda Yeni Şakran yakınlarında kahvaltı molası verdik. Bergama’ya vardığımızda ilk hedefimiz kale ve Akropol’du. Dar ve virajlı yoldan tırmandığımızda girişte bizi bi sürpriz bekliyordu. Önceleri %80’lik devlet memuru indirimi ile yaklaşık iki üç YTL olan ören yeri giriş ücretleri 10 YTL ye yükseltilmişti. Ören yerleri ve müzeleri gezme kültürü olmayan halkımızı bir de ödeyemeyeceği giriş ücretleri belirleyerek buralara nasıl çekeceğiz? Her neyse, biz buraları görmek için gelmiştik ve ücreti ödeyerek girdik.




Akropol


Kütüphane


Tiyatro

            
 


Dündar Beyin rehberliğinde önce ana yapısı Berlin Müzesine kaçırılan Zeus Sunağının temellerini izlerken ana yapıyı hayalimizde canlandırdık; kütüphanenin kalıntılarını gördükten sonra,. Dünyanın en dik ve seyyar sahneye sahip tek tiyatrosunu gördük oynanan oyunları ve konserleri düşledik. Kemerli ve tonozlu yapılarla oluşturulan platform üzerine inşa edilen tapınak ve kral saraylarından sonra yeniden otobüsümüze binip tarihin ilk tıp kompleksi olan ve kapısında “ Buraya Ölüm Giremez” yazan Asklepion’a indik. Ana caddesi, kütüphanesi, odeonu, termal su ile ısıtılan banyoları, hidroterapi ve psikoterapi bölümlerinden oluşan kompleksi yine Dündar Beyin anlatımı ile dolaştık.




Asklepion ana cadde


Odeon

    
Termal çeşme                                    Telkin verilen koridorlar

 


Öğle yemeğinden sonraki hedefimiz, Allianoi idi. Yakın bir zamanda Yortanlı Barajının suları altında kalacak ve 17 metre su ile örtülecek olan iki ana caddesi, çift kemerli Roma Köprüsü, 9700 metrekarelik kullanım alanıyla Anadolu’nun en büyük termal yapısı, anıtsal çeşmeleri ve nekropolüyle bir termal merkez Allianoi.  Halen kurtarma kazılarının ve sivil toplum örgütlerinin kurtarmaya yönelik yoğun kampanyalarının devam ettiği ören yerini buruk bir hayranlıkla geziyoruz.




Roma Köprüsü


Termalbanyo







                                 

Bir hafta boyunca aralıksız yağan yağmur sularının ve onların getirdiği millerin dolduduğu kazı alanını görünce, ekonomik ömrü elli, altmış yıl olan bir baraj gölünde birikecek ve Allianoi’yi yok edecek çamur birikimini düşündük. Bir taraftan da baraj mı?, tarih mi? İkilemini düşünüyorduk..



Yazı ve fotoğraflar: Dr. M.Cengiz TÜMER 


 

9 yorum

  • abt_smyrna dedi ki:

    Duyarlılığınız için teşekkür ederim.
    En yakınımızda olan bitene bazen gözlerimizi kapatabiliyoruz.

  • BÜLTER dedi ki:

    vay canına, sular altında kalacak ha. 1983 te rahmetli babamla gitmiştim, sayenizde hem hatırladım hem de üzüldüm. (sular altında kalacak olmasına)

  • cnr_mtnt dedi ki:

    fotoğraflar muhteşem.. böyle tarihi yerleri bir kaç yıl sonra kaybetmek ne kadar kötü.. hasankeyf geldi aklıma.. ve hasankeyfi yazmaya teşvik etti bu yazı beni.. çok teşekkürler.. yüreğinize sağlık..

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Aslında son 150 yıldır değişen bir şey bu ülkede. 1800’lerin ikinci yarısında kazı yapanlara, bulduklarını yanlarında götürmek istediklerinde “bizde her yer, dere tepe taş zaten, buyrun lütfen” demedik mi? Dünya harikalarının Lonrda, Viyana, Berlin, Louvre… müzelerine bu şekilde gitmesini tetiklemedik mi? Değişen bir şey yok! Şimdi de baraj yapıyoruz. Ama diğer yandan da Zeus Altarı’nı geri istiyoruz.
    Hasankeyf, Zeugma, Allianoi, Fırtına deresi ile Gökova’ya santral ve Bizans Sarayı’nın üzerinden geçecek Marmaray… Bir de Bergama’da, İda’da siyanürlü altın kazıları var elbet. Bunlar ilk aklıma gelenler. Çığlıklar yükseldikçe, ekonomik ve toplumsal yarar esaslarıyla izinler bir çırpıda alınıyor. Bu yüzden bazen şöyle düşünüyorum; zamanında Artemis Tapınağı Londra’ya, Zeus Sunağı Berlin’e ve niceleri dünyanın dört bir tarafına iyi ki kaçırılmış. Kendi topraklarında kalsalardı, bir şekilde mahvedecektik onları… Çünkü zamanın Padişah Hazretleri’nin buyurduğu gibi; “Bizde zaten her yer taş, kireç, mermer…”

  • tütü dedi ki:

    Gündemde tutmamız, duyarlı olmamız gereken konuları içeren güzel yazınız için teşekkürler Dr.
    Eylulada arkadaşımızın güzel ve bilgilendirici yorumundaki gibi,son 150 yıldır
    DEĞİŞMEYEN bir şey bu, ülkemiz için.Görkemli tapınaklar heykeller trenlerle ,gemilerle bu ülkeden götürülürken ,yol masraflarını Osmanlıdan
    talep edecek kadar cüretkar olanlar; maalesef ama , belki de daha korunmasını
    sağladı onlara ait olmayan bu kültür varlıklarının.

  • gintro dedi ki:

    Cengiz Bey,
    Bu duyarlı paylaşım için teşekkürler. Bu harikaların sular altında kalacak olması gerçekten üzücü.

  • Zeynep dedi ki:

    yazınız ve fotoğraflarınız çok güzel olmuş umarım toplum örgütlerinin kurtarma kampanyaları sonuç verir

  • çitlembik dedi ki:

    Bu güzel yazı için çok teşekkürler… Ne yalan söyliyeyim içim burkuldu okurken. Hele son cümleniz baraj mı tarih mi ikilemi …

  • Demetimben dedi ki:

    çok duyarlı bir paylaşım tebrikler …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*