St.Vincent ve Grenadinler – 1 –

St.Vincent ve Grenadinler







































Trinidad-St,Vincent seferini yapan kucuk ucaktayim. St.Vincent’in havalaani kucuk oldugu icin buyuk ucaklar inemiyor. 40-50 kisilik pirpir ucakla gidiyoruz. Ucak dolmus mantigina gore hareket ediyor, yolda Martnique adasina inip yolcu alip bosaltiyor, devam ediyoruz. Asagida deniz olabildigince mavi, dalgasiz, gokyuzunde tek bir bulut bile yok. Ucagin ufak penceresinden bakarken ufuk cizgisinde deniz ile gokyuzunu ayirmak zor zenaat. Bir ara yanimdaki yolcu ile konusmaya daliyorum. Pilot’u Grenadinler uzerine geldigimizi ve ucmayi bu tur manzaralar yuzunden sevdigini soyluyor. Asagiya bakiyorum: mavinin ve yesilin tum tonlari sanki yarismaya karar vermisler, hepsi burada en guzel yanlarini gosteriyorlar. mavilerin ysillerin aralarinda mercan kayaliklariinin oldugu yerlerde kahverengilerde buradayim diyor. Gercekten tek kelimeye muhtesem. Asagida degisik boylarda belki yuze yakin yelkenli var, hepsi bu doga harikasini gormeye dunyanin bu ucra kosesine gelmisler. Pilotun dediklerini icimden tekrarliyorum; “bende iste bu yuzden gemeyi seviyorum”.

Uzerinden gectigimiz Tobago Cays, Grenadinlerin en guney ucunda yer aliyor. Tobago Cays, mercan kayaliklarindan meydana gelen 5 adalik bir alani kapliyor ve yakin bir zamanda milli park ilan edilmis. Diger adalar da guney-kuzey dogrultusunda tipki bir gerdanliga dizilen inciler gibi dizilmisler. Pilot, adalarin uzerinden gecerken ilgi cekici yerlerini anlatiyor. “ Su yanimizdaki ada Mystique, ileride kumsallarinin gozunuzu alan Bequaqe, su gordugunuz kucuk ada Palms Island ve ozel mulk. Onumuzdeki heybetli, yesil ada ise St.Vincent”.

Ne uzun isimli ulke, degil mi? Toplam 32 adadan olusuyor. En buyuk ada St.Vincent, diger 31 ada da Grenadinler. Nufus dagilimi da ilginc. St.Vincent’ta 110 bin kisi yasarken diger 31 adanin nufusu toplam 9 bin. St. Vincent’ta insanlar tarimla geciniyorlar ve turizm gelismis degil. Geri kalan adalarda ise sadece turizmden gelir elde ediliyor. St.Vincent volkanik bir ada, en son 1979’da volkan harekete gecmis ve adanin kuzey kismini lavla kaplamis. Bugun tam bir ada turu yapmaniz mumkun degil ; adanin kuzey batisindan kuzey dogusuna yol yanardag patlamasindan bu yana kapali. Yanardag patlamasinin tek avantajinin patlama sirasinda puskuren minerallerden dolayi topragin cok verimli hale gelmesi oldugu soyleniyor. Cevre bunu kanitlarcasina cilgin bir yesillik icinde. Binalar ve yollar disindaki her yer her sey yesil. Inanin bu toprak uzerinde iki saatten fazla beklemeye gelmez, bakarsiniz cidden kokleriniz falan cikar, o kadar verimli. Bu volkanik yapisindan dolayi ada cok inisli cikisli. Kaldigim pansiyon harita uzerinde sehir merkezine sadece 2 km, ancak yuruyerek bir saatten once varmaniz mumkun degil: surekli inis-cikis-inis-cikis. Yine volkanik yapidan oturu sahildeki kumlar siyah ve gri. Ilk bakista insana garip geliyor, hatta icinden “amma da kirli ya” derken kendimi yakaladim. Rengi disinda bildigimiz kumdan farki yok. St.Vincent kumsallari son derece dar ve birden derinlesiyor.



Kingstown



St.Vincent’in baskenti Kingstown, denizle arkadaki siradaglar arasina sikismis dort paralel caddeden ibaret kucuk bir sehir. Eski binalar kemerli yapildigi icin “kemerlerin sehri” olarakta aniliyor. Sehrin en mesgul noktasi minibus terminali ve terminalin onundeki kapali sebze meyva pazari. Bu alanlarda kaldirimlar isporta tezgahlari ile kaplandigi icin yayalar caddelere tasiyorlar. Insanlar cana yakin ve yardima hazir. Bir minibus muavinine yol soruyorum, dort-bes kisi cevreme toplanip anlatmaya basliyorlar. Karayiplerde adet oldugu uzere en iyi mekanda KFC olmadan olmuyor, St.Vincent’tada oyle. Ogle vakti geldiginde okuldan cikan ogrenciler biranda butun yemek mekanlarina hucum ediyor.
 


Musterisi ozellikle fazla olan bir lokantanin onunden gecerken ne satiyor diye bakiyorum: bir cesit borek, hamur ve icinde etli sebzeli bir karisim. Seyyar yemek arabalari da Karayiplerin tanidik yuzlerinden, onlar da caddede yerlerini almislar. Sadece oglenleri caddenin kenarina vanlarini cekip hazirladiklari ev yemegini bagaja koyduklari tencerelerden servis eden saticilarin (ne isim tamlamasi oldu be) hemen hepsi bayan. Yemek yerken masada oturan iki kisiyle tanisiyorum,: Liverpool Foundation ve Prince Small. Isimleri alisilmadik oldugu icin bir kez daha soruyorum, cikarip kartvizitlerini veriyorlar. Ikisi de elektrik teknisyeni, kartlarini verirken “ buradayken elektrikle isin olursa bizi ara” diyorlar. Ohhh rahatladim, St.Vincent’ta Liverpool Cesme ve Kucuk Prens sayesinde artik elektrik sorunum olmayacak. Bana gormem icin iki mekan tavsiye ediyorlar, sonra haritada isaretleyip nasil gidecegimi anlatiyorlar. Garanti ediyorlar mekanlardan birinde karayip korsanlari var, ciddi. Daha ne isterim? Yarin gorusuruz, Jack Sparrow.

5 yorum

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    keyifli bir yazi olmus, zevkle okudum.

  • BÜLTER dedi ki:

    bu yazıyı tarihte buldum.kısa ve az fotoğraf ama yine uçurdu beni…iyice mr.no durumu oluşmuş…70 civarı doğanlar okumuştur mr. no yu……

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Siz maden (!) mühendisi değilsiniz değil mi, Mr (!) Bülter? Eski hazineleri bulup gündeme getirmekte üstünüze yok hani! // Sevgili Başar; esprili yazınızı beğendim. Elbette yine bilinmeyen ve uzak bir coğrafyadan gelen ayrıntılarınızla birlikte…

  • ZİKO dedi ki:

    Yazılarınızı okudukça size daha çok imreniyorum.

  • butun_2882 dedi ki:

    Zevkle okudum … imrendim..

butun_2882 için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*