Stockholm ve Oslo / Bir Nobel Öyküsü

Nobel ödüllerinin yaratıcısı Alfred Bernhard Nobel , 1833 yılında Stockholm’de doğmuş bir kimyacı-mühendis ve sanayici . İngilizce , Fransızca , Almanca ve Rusça biliyormuş . Babasının Petersburg’taki fabrikası iflas edince İsveç’e dönüp sıvı nitrogliserin imalatına başlamış . Ama 1864 yılında fabrikada bir patlama olmuş ve küçük kardeşi Emil’in de içlerinde olduğu 4 kişi hayatını kaybetmiş . İsveç hükümeti ikinci bir fabrika kurmasına izin vermeyince çalışmalarını bir mavnada sürdürmüş . Sıvı nitrogliserini daha güvenli bir hale getiren dinamit lokumunu ve balistit adını verdiği dumansız barutu bulmuş .

Alfred B. Nobel , 10 Aralık 1896 yılında San Remo’da öldüğünde dünyadaki birçok patlayıcı fabrikasının ve Bakü bölgesindeki petrol yataklarının en büyük hissedarlarındanmış . Bu büyük servetini kurduğu Nobel Vakfı’na bağışlamış .

İlk Nobel ödül dağıtımı , Alfred B. Nobel’in 5. ölüm yıldönümünde , 10 Aralık 1901 tarihinde yapılmış . Nobel ödülleri 1969 yılına kadar 5 dalda – fizik , kimya , tıp veya fizyoloji , edebiyat ve barış dallarında – verilmiş . 1969 yılından itibaren İsveç Merkez Bankası tarafından ekonomi dalında da verilmeye başlanınca ödül sayısı 6 olmuş .

Alfred B. Nobel’in vasiyetnamesine göre Nobel ödül dağıtımına üçü İsveç’te , biri Norveç’te bulunan 4 kurum karar veriyor . İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi ( fizik – kimya – ekonomi ) , İsveç Karolinska Kraliyet Tıp-Cerrahi Enstitüsü ( tıp veya fizyoloji ) , İsveç Akademisi ( edebiyat ) ve üyeleri Norveç parlamentosu tarafından atanan Norveç Nobel Komitesi ( barış ) . Buradan da anlaşılacağı üzere Nobel Barış Ödülü Norveç’te ( Oslo’da ) , diğer ödüller ise İsveç’te ( Stockholm’de ) veriliyor . Bunun böyle olduğuna İskandinavya’ya gidene kadar dikkat etmediğim için de burada kendimi kınıyorum .

İşin finansal kısmı vasiyetnameye göre kurulan Nobel Vakfı tarafından sağlanıyor . Ancak bu vakıf adaylık ve seçim sürecine asla karışmıyormuş . Ödüller bir altın madalya , bir ödül belgesi ve bir miktar paradan ( 1 milyon USD ) oluşuyormuş .

Barış ödülü dışındaki ödüller sadece bireylere , barış ödülü ise bireylere veya kurumlara verilebiliyormuş . Ölüler aday gösterilemezmiş . Ama aday gösterildikten sonra ölenler ödül alabilirlermiş . Ödül kararlarına itiraz edilemezmiş . Layık kişi veya kurum bulunamaması halinde ödüller verilmeyip ertelenebilirmiş ( Tahmin edeceğiniz gibi en çok ertelenen ödül barış ödülüymüş ) . Aynı kişi 1’den fazla ödül alabilirmiş .

Ödül törenleri her yıl 10 Aralık tarihinde yapılıyormuş . Ve yine tahmin edebileceğiniz gibi kendisini dev aynasında gören bazı küçük kafalılar Nobel ödülleri ile de uğraşmışlar . Hitler , 1937 yılında çıkardığı bir kanunla alman vatandaşlarının Nobel ödülü almalarını yasaklamış .

Bu kadar hatırlatma yeter . Şimdi şu Nobel ödüllerinin verildiği , törenlerin yapıldığı salonları gelin beraber gezelim . Bence bu geziler İskandinavya turlarının en yapılması gerekenlerinden biri .



Oslo Belediye Sarayı (kuzey cephesi)

Önce Oslo’dan , Nobel Barış Ödülü’nün verildiği Oslo Belediye Sarayından başlayalım . Buraya giriş ücretsiz . Elinizi kolunuzu sallayarak girip güzelce gezebilir , hatta meclisin toplantı salonuna girip konuşulanları dinleyebilirsiniz ( Norveç dilinde konuşulduğunu ve Norveçlilerin yaşadıkları yörelere göre birbirlerini bile zor anladıklarını hatırlatayım )


Oslo Belediye Sarayı (deniz cephesi)

Oslo Belediye Sarayı’nın yapımına 1931 yılında başlanmış ama araya 2. Dünya Savaşı girince ancak 1950 yılında resmi açılışı yapılabilmiş . Arnstein Arneberg ve Magnus Poulsson isimli mimarlar tarafından tasarlanmış . Doğu kulesinde her saat başı çalan bir çan varmış . Bu bina 2005 yılında Oslo halkı tarafından yüzyılın yapısı seçilmiş .



Binanın kuzey cephesindeki astronomi saati dünyanın en yeni astronomi saatiymiş . Binanın orijinalinde yokmuş , birkaç yıl önce buraya yerleştirilmiş . Avludaki havuzun kuğuları kraliyet ailesinin simgesiymiş .



Avlunun iki yanındaki revaklarda Norveç tarihinden mitolojik hikayelerin anlatıldığı tahta kabartmalar bulunuyor .


Ödüllerin dağıtıldığı salon

İşte Nobel Barış Ödüllerinin dağıtıldığı salon burası . Binanın diğer gezilecek yerleri de salona bakan balkonların ardındaki koridorlar ve irili ufaklı odalardan oluşuyor .



Salonun duvarlarına Norveç tarihini ve Norveç halkının yaşamını anlatan freskler yapılmış .



Fresklerden birkaç detay sunayım .





Meclisin toplandığı salon da binanın içinde . Onarım çalışmaları yüzünden salona giremedik ama bize tahammül gösterdikleri süre içinde kapıdan bir fotoğrafını çekebildik .


Meclis Salonu

Üst kattaki salon ve odaların duvarlarında da freskler ve tablolar bulunuyor . Odalardan birinde freskler üç boyutlu imajı uyandırıyordu . Bunlardan da birkaç örnek ekleyelim .







Ve gelelim ödüllerin çoğunun verildiği Stockholm Belediye Sarayı’na . Bu bina Oslo’daki arkadaşına göre daha ihtişamlı görünüyor . İçi de öyle ki binaya giriş ücretli : 90 İsveç kronu . Her yarım saatte bir İngilizce , belirli aralıklarla da diğer belli başlı dillerde rehberli turlar ile 45 dakika kadar geziliyor . Girişte Türkçe bilgi veren bir sayfalık bir döküman da var .


Stockholm Belediye Sarayı

Stockholm Belediye Sarayı , 1911-23 yılları arasında İsveç ulusal romantik stilinde , 8 milyon adet tuğla kullanılarak inşa edilmiş . Mimarı Ragnar Östberg . Bu güzelliği yaratan mimarı unutmamak için mimarın büstünü de binanın bir köşesine koymuşlar .



Ödül törenlerinin yapıldığı salon ”Mavi Salon” olarak biliniyor . Rehber kızımız törenler sırasında salonun mahşer yeri gibi olduğunu ballandıra ballandıra anlatıyordu ama etrafta mavi renkten eser yoktu .


Mavi Salon

Öğrendik ki mimar kırmızı tuğlalardan çok etkilenmiş ve üzerlerini sıvayıp maviye boyamaya kıyamamış . Ama planlarda mavi salon olarak yazdığından adı öyle kalmış . Dünyanın en büyük orgu da bu salonda bulunuyormuş . İşte Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığı salon burası .


Meclis Salonu

Merdivenlerden çıkıp salona bakan koridorlara ve birbirini takip eden odalara giriyoruz . Önce 200 kişilik oturma yeri ile Stockholm Belediye Meclisi salonu . Toplantıları izlemek burada da serbestmiş . Odanın tavanı çok ilginç , aynı zamanda da çok güzel . Vikinglerin ”Long House” dedikleri toplu halde yaşadıkları evleri andıran tarzda yapılmış . Üstünün açık olduğu hissini uyandırıyormuş .


Meclis salonunun tavanı

100 tonozlu antreden geçilerek resepsiyon salonlarına geliniyor .


100 tonozlu antrenin tavanı

Goblenler ile kaplı küçük oval salon prensin galerisine açılıyor . Burası cumartesi günleri 14-18 saatleri arasında nikah salonu olarak kullanılıyormuş ve burada evlenmek çok prestijliymiş . Bu yüzden bu salonda evlenmek isteyenler aylar öncesinden sıraya giriyorlarmış .


Oval Salon

Prensin galerisi özel davetler için kullanılıyormuş . Galerinin sol tarafındaki camlardan Stockholm manzarası görülebiliyor .


Prensin Galerisi

Galerideki her camın iki yanındaki duvarlarda kadın ve erkek kabartmaları yapılmış . Bu kabartmalar salonu boylu boyunca ikiye bölen sütunlarla eşit sayıdaymış ve ikiz sütunların birinin yuvarlak diğerinin köşeli olması kadın ve erkeği simgeliyormuş .



Sütunların arkasındaki duvara ise güzel freskler yapılmış .



Galeride , camların arasına aynalar ve aynaların önüne de yarım avizeler konulmuş . Ayna sayesinde yuvarlak ve tam görülüyorlar .



Ve final , ama geröçekten çok etkileyici bir final : Altın salon .


Altın Salon

Birer ton ağırlığındaki iki bakır kapıdan giriyorsunuz ve gözlerinizi duvarlardan alamıyorsunuz . Tüm duvarlar 18 milyon adet cam ve altın parçalarından oluşmuş mozaikler ile kaplı .


Altın Salon

Duvarlarda İsveç Mitolojisi ve İsveç tarihine katkıda bulunmuş kişiler betimlenmiş . Tam karşımızdaki duvarda İsveç’in koruyucu tanrıçalarından ”Malaren Gölü Kraliçesi” sağında batı dünyası , solunda doğu dünyası , tepesinde ilahi ışığı ile dünyayı onurlandırıyor .



Biraz çirkin bir kraliçe . Özellikle odalardan birinde gördüğümüz başka bir tasvirine göre oldukça çirkin . Ama salonu düzenleyen Einar Forseth , kendine yöneltilen eleştirileri fazla önemsememiş . Çirkin ama kolları-bacakları-duruşu ile güçlü bir kraliçe tasvir ettiğini düşünüyormuş . Sağolsunlar , doğu dünyasında bize de küçük bir yer ayırmışlar .



Mozaiklerden birkaç detay ekleyelim .





Buradan tekrar ana salona çıkılıyor . Salonun birkaç fotoğrafını daha çekip Stockholm sokaklarında yeni öyküler aramaya koyuluyoruz .

Sevgilerimle…









11 yorum

  • enisnuhoglu dedi ki:

    Hocm harıkasınız…sehır yasam ve yemek yok mu yazınızda:)

  • arkutbay dedi ki:

    Enis arkadaşım , o dediklerin daha sonra . Ama şunu söyleyeyim , yemeği unut . Slovenya’da 40 Euro’ya yediğim yemeğin uyduruğunu Bergen’de 120 Euroya yedim . Oslo’da hayat Aker denilen liman bölgesinde cıvıl cıvıl . Lokantalara yaklaşma . Pizzacılardan 30-40 Euroya çıkarsın . Stockholm nispeten daha ucuz ama gene de pahalı . Eski şehir sokaklarında lokantalar güzel . Ice Bar denenebilir . Bu şehirlerde otellerde ve turizm bürolarında yaklaşık 100-120 sayfalık şehir rehberleri var. İçinde her türlü müze-atraksiyon vb. ayrıntılı olarak bulabilirsin .

  • bora arasan dedi ki:

    Yazı için diyecek birşey yok. Bu standarta bizi alıştıran sizsiniz.
    Ama demek ki kuzeyde de yemek yok bize…

  • arkutbay dedi ki:

    Bir kalemşörden böyle bir iltifat almak ne güzel . Bora arkadaşım , senin yaz rotanda yemekte büyük problem olmaz .

  • gezmen dedi ki:

    Hocam,gören gözlerinize,yazan ellerinize sağlık çok güzel yazı olmuş,harika fotoğraflarda tamamlamış. Uzuz coğrafyaların gezgini olarak,maliyetler bana ürkütücü geliyor 🙂

  • arkutbay dedi ki:

    Sevgili gezmen , her şeyin bir zamanı var . Sen benden çok daha önce başlamışsın gezmeye . Buralara da birgün sıra gelir . Ayrıca o yemeği de sadece bir kere yiyebildim . Diğerlerini hiç sorma 🙂 Para vermek te sorun değil ama 2,5 liraya yüzüne bakmadığımız Norveç uskumrusu onlarca euro’ya insanın karşısına çıkınca sinirlerim bozuldu 🙂

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Doktor,yıllar önce Oslo belediye binasını ilk gördüğümde bir türlü kanım ısınmamıştı,oldum olası savaş sonrası mimarisini sevemedim,şimdi ,acaba yanıldım mı diye güzel fotolara dikkatle baktım…Fikrim değişmedi…Ama Stockholm için aynı şeyleri söyleyemem hele hele sizin güzel fotolardan sonra…Altın mozaikler çok hoş,aynalı duvar aplikleri göz alıcı..Wasa müzesini de bekliyorum..Fiyatlar felaket tabii,herşey Avrupanın iki-üç katı…Gidecekler dikkatli olacak…Teşekkürler Doktorum..

  • arkutbay dedi ki:

    Neşe Hocam , Oslo Belediye Binası – özellikle kuzey cephesi ile – ataları Normanların kalın , kaba kiliselerini hatırlattı bana . Ama onlarda bile bu binaya göre daha şık ayrıntılar var .

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Doktor,Bergen yolunda ve daha kuzeyde 90 derece kutup dairesine doğru öyle güzel ahşap kiliseler var ki…bu belediye binası hangi geleneğe dayanıyor hiç anlayamadım,bence Art-Deco dan modern mimariye geçiş de böyle ilginç uygulamalar bir geçiş süreci…

  • arkutbay dedi ki:

    Neşe Hocam , tahta kiliselerden de -hatta en eski olduğu iddia edileni de- görme şansımız oldu . O kadar çok anlatılacak şey var ki . Onları da paylaşacağım .

  • ayca42 dedi ki:

    Çok güzel ve eğitici bir yazı olmuş , okumaktan büyük keyif aldım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*