Stockholm / Mavi-Yeşil şehir

İskandinavya yolculuğumuzun son durağı Stockholmdeyiz . 8 gece – 9 gün süren bu yolculuk sırasında ilk kez bir otelde 2 gün kalacağız . Ama artık bavulları boşaltıp dolaplara yerleşmeye fazla gücümüz yok . Kirli poşetleri dolmuş . Bir haftanın alıkşanlığı ile kenardan kenardan idare ediyoruz .



Stockholm , İsveç’in başkenti ama İsveçlilere göre İskandinavya’nın başkenti . Mavi ve yeşil şehir olarak biliniyor . Gerçekten de Malaren Gölü kıyısında ve 14 adanın üzerinde kurulmuş olan şehir Avrupa’nın en yeşil başkentlerindenmiş . Günümüzde nüfusu yaklaşık 800 bin .



Vikingler , daha önce bölgede yerleşim yerleri kurmuşlarsa da Stockholm’un ilk kuruluş tarihi 1252 yılı olarak kabul ediliyor . Bu tarihte Birger Jarl isimli bir şahıs , Baltık Denizinden gelecek olası saldırılara karşı bugün Gamla Stan olarak bilinen adada bir kale ve liman yaptırmış .



Hikayeye göre gelen gemilerin yanaşmasına uygun liman yerini seçmek için denize bir kütük bırakılmış . Akıntıların kütüğü sürükleyip karaya bıraktığı yerde liman ve ardında kale inşa edilmiş . Şehrin adı da bu olaydan türemiş . Stock (kütük) ve holm (ada) . Şehir daha sonra bu kalenin etrafında gelişmiş .



Hansa Birliği , bu şehri de ihya etmiş . Lübeck’li tüccarlar ile yapılan anlaşmalar şehrin gelişmesini sağlamış . Stockholm , Danimarka ile İsveç arasında bir kaç kez el değiştirmiş . Ama en son I. Gustav Vasa tarafından İsveç’in başkenti ilan edilmiş . Kısa bir hatırlatma yapayım ; İskandinav ülkelerinin uzun süre hakimi Danimarka olmuş .



Stockholm’de  bir akşam üstünden yaklaşık 48 saat sonra bir öğleden sonrasına kadar kaldık ve bu süreye olabildiğince aktiviteyi sıkıştırmaya çalıştık . Stockholm diğer İskandinav şehirlerinden daha dolu . Olağanüstü güzel işleyen ve kolay anlaşılır metro sisteminin bu kadar aktivitenin yetişmesinde büyük katkısı olduğunu itiraf etmeliyim . 110 İsveç kronu ödeyerek 24 saat sınırsız (bu fiyatın 20 kronu kartın depozito parası) yeraltı-yerüstü ve belediyeye ait deniz ulaşımından yararlanabiliyorsunuz . Gezi otobüsleri ve gezi teknelerinde bu kart geçerli değil .


Bir metro istasyonu

Gamla Stan Adası şehrin kalbi . Eski şehirin tarihi 13. yüzyıla kadar uzansa da şehir 18. yüzyıldaki yangınlarda büyük ölçüde yanmış ve yeniden inşa edilmiş . Tarihi merkezdeki kırmızı evler 17. yüzyıldan , sarı evler 18. yüzyıldan , gri ve kırık beyaz evler ise 19. yüzyıl ve sonrasından kalmış .


Gamla Stan

Gamla Stan’ın yıldızları Kraliyet Sarayı ve Storkyrkon da denilen St. Nicholas Katedrali ya da Stockholm Katedrali . Kraliyet Sarayı ( Kungliga Slottet ) kralın resmi ikametgahıymış ama kral bugünlerde şehrin biraz daha dışında kalıyormuş . Saray 16. yüzyılın sonunda eski kalenin yerine kurulmuş ve 608 odalıymış . Kare şeklinde bir meydanı çevreleyen devasa bir yapı . İçinde kilise de var .


Kraliyet Sarayı

Sarayın büyük kısmı günümüzde müzeye çevrilmiş . Hazine odaları , silah odaları varmış . Bizim görmek isteyip göremediğimiz ve en çok üzüldüğümüz yer burası oldu . Dilerim ”bizim hikayemiz” çifti görmüşlerdir ve bize güzel güzel anlatırlar .



Stockholm Katedrali ise 1200 lerin ortasından kalma . Son şeklini 1740 yılında almış . Başlangıçta gotikmiş , sonra barok öğeler yüklenmiş .


Gamla Stan

Eski şehrin ortasında bir kenarını Nobel Müzesi’nin , diğer kenarlarını ise altlarında güzel kafelerin olduğu eski evlerin süslediği , ortasında bir çeşme olan küçük bir meydan bulunuyor . Nobel Müzesinde Nobel ödülleri ve ödülleri alan kişiler hakkında daha çok teorik bilgiler veriliyormuş . Tur arkadaşlarımızdan müzeye girenler böyle söylediler . Fazla beğenmemişler . Nobel ile ilgili Stockholm’de gezilmesi gereken yerin Belediye Sarayı olduğunu ve ”Bir Nobel Öyküsü” adlı yazımızda bu gezimizi anlattığımızı hatırlatayım .



Gamla Stan’ın dar , taş döşeli sokaklarında gezmek en güzeli . Yağmurlu havalarda taşlar oldukça kaygan olabiliyor , sokakların inişli çıkışlı olması nedeniyle dikkatli olmakta fayda var . Hediyelik eşya satıcıları , şirin ama pahalı lokantalar bu sokaklarda inci gibi dizilmişler .



Biz de bir akşam yemeğini bu sokaklarda bir İtalyan lokantasında yedik . Norveç’e göre daha ucuzdu . Lokanta şefinin Boşnak olduğunu öğrendik ama Türkçe bilmiyordu . İtalyanca ve çat pat İngilizce . Daha çok işinin ticari boyutuna odaklanmıştı . Seçtiğimiz şarabın kalmadığını , biraz daha pahalısını ( arada 110 kron fark vardı ) verebileceğini söyledi , battı balık yan gider dedik ve kabul ettik . Ama hesapta ucuz şarabı yazmıştı . Bilmiyorum bir hatamıydı , yoksa bir jest mi ? Türkiye’de olsa sorardım , orada ise hiç soracak halim yoktu . Hızlıca hesabı ödeyip kalktık .



Şimdi soracaksınız , bu bulut nereden çıktı diye . Akşam otelimize döndüğümüzde gördüm bu bulutu . Mammatus olarak ta bilinen mamma bulut oluşumları . Bir zaman önce bulutlara kafamı takmış olduğum için ilginç geldi . Çok tipik değil ama fena da sayılmaz .



Memeye benzediği için bu ismi alan mammatuslar , çeşitli bulutların alt yüzeylerinde ortaya çıkabiliyormuş ve bulutun üst kısmındaki havanın kararsız olduğunu gösteriyormuş ( Kaynak : Bulut Gözlemcisinin Rehberi / Tübitak Yayınları ) Yakında hava bozacak . Nitekim , ertesi gün yağmurlu bir havaya uyandık .



Konumuza geri dönelim . Gamla Stan’dan birkaç köprü ile kuzeye , yeni şehire geçilebiliyor . En batıdakinden geçerseniz Stockholm Belediye Sarayı’nı görebilirsiniz .


Stockholm Belediye Sarayı

Sarayın içini anlatmıştık . Dışından birkaç detay verelim . Kulenin üzerinde bulunan 3 taç İsveç Kraliyet Ailesinin sembolü .



Sarayın dış duvarında bir çıkmada ejderhayı öldüren Aziz George’u görüyoruz . Burada ejderha , Danimarka’yı simgeliyormuş . Yani dinsel bir motiften eski düşmanlarına atıfta bulunmuşlar .



Köprülerden kuzeye geçince yeni şehire gelmiş oluyorsunuz .



Merkez İstasyonu hemen oracıkta . Dröttninggatan denilen ve kuzeye doğru giden yürüyüş yolu alışveriş ve gelen geçeni seyretmek için ideal . Bu cadde üzerinde bir çikolata-şekerleme dükkanı var ki hararetle tavsiye ederim . Üstelik ucuz .


Dröttninggatan

Biz de sabah kahvelerimizi bu sokakta yudumlayıp yorgunluk attık .



Stockholm’u bir de yükseklerden seyredeyim diyorsanız istikamet Skyview . Ericsson Globe’ta denilen bu yapı dünyanın en büyük küresel yapısıymış . 2000 yılında hizmete açılmış . Buz hokeyi pisti olarak yapılmış ama konserler , kongreler için de kullanılıyormuş . Yanında büyük bir stadyum inşaatı sürmekte .


Skyview

Küresel yapının dış yüzeyinde 2 adet şeffaf kapsül bulunuyor . Her birine 16 kişi alınabiliyormuş . Kapsülün içinde hangi yöne baktığınızda nereleri görebileceğinizi gösteren levhalar yerleştirmişler . Kapsüllerin havalandırmaları iyi .



Kapsüle girmeden önce 8-10 dakikalık bir tanıtım filmi izliyorsunuz . Kapsül macerası yaklaşık 20 dakika sürüyor . Çatının tepe noktasına ulaştığınızda yerden 130 metre yükseklikte oluyorsunuz . Biraz durduktan sonra tekrar aşağıya iniyorsunuz . Güzel bir deneyim . Maliyeti kişi başı 130 İsveç Kronu . Biletinizi aldığınızda hangi saatte kapsüle gireceğiniz biletinizin üstünde yazıyor . Bu süre zarfında Ericsson Globe’un etrafındaki kafelerde oturabilir , mağazalarda alışveriş yapabilirsiniz .





Ericsson Globe’a metro ile ulaşmak çok kolay . Merkezden yeşil hat T 19 Hagsatra metrosuna binip Globen durağında ineceksiniz . Globen , Gamla Stan’dan başlarsanız 5. durak . Skyview yorumum , ilginç bir deneyim . Turistler arasında çok popüler . Ben de deneyin derim . Biz çok eğlendik . Yükseklik korkunuz varsa dikkat .



Stockholm’e gelip Viking ve İskandinavya tarihi hakkında bir müze görmeden olmaz derseniz Historiska Museet ( Ulusal Tarih Müzesi ) sizi bekliyor .



Metrodan T 13 Ropsten kırmızı hattında Gamla Stan’dan 3 durak sonra Karlaplan istasyonunda inince Narvavagen Caddesinde kısa bir yürüyüş ile sağınıza gelecek . Giriş 80 İsveç Kronu .


Altın Oda

Müzenin başlıca 3 bölümü var . İlki Altın oda . Müzenin en kıymetli bölümü . Burada Vikinglerin altın-gümüş takıları , paraları ve çeşitli aksesuvarları sergileniyor . Bu bölümde fotoğraf çekmek yasak .



Müzenin ikinci bölümü Viking tarihine ayrılmış . Burada Vikinglere ait mezar taşlarını , yazıtları , o çağlardaki yaşama ait günlük eşyaları-takıları sergiliyorlar .







O zamanlarda bile şimdiki bayraklarının da renkleri olan sarı ve mavi-laciverti takılarında kullanmışlar .



Bu salonun bana en ilginç gelen , bayağı da hüzünlendiren – herhalde yaşlanıyorum , gözümün ucunda hep bir damla ile geziyorum- kısmı bir çocuğa ait iskelet ile çocuğun oyuncaklarına ait parçalardı . Vikingler çocuklarına çok önem verirlermiş . Sevdikleri oyuncaklarını da kaybettikleri çocukları ile beraber gömmüşler . Düşünün , bin yıldan uzun bir süre önce hayatın ne olduğunu bile bilmeden ölen bir kız çocuğunun bebeğinin ayağı ve belki de yatıp beraber uyudukları ördeği .



Vikinglerin bir başka değerleri de halen devam eden alkol alışkanlıkları . Bir yazıtta boynuzlardan içki içmelerini tasvir etmişler .



Müzenin üçüncü bölümünde ise 1000 li yıllardan itibaren İsveç tarihi anlatılmış . Yerdeki bir tarih skalasının üstünde yürürken etrafınızda  o tarihlere ait objeler biraz da esprili bir dille sergilenmiş .



Eğer tarihe ve özellikle Viking tarihine merak duyuyorsanız bu müzeyi kaçırmayın derim .

Size bir de eğlenceli alternatif sunayım : Ice bar . Duymuşsunuzdur , tamamen buzlardan oluşmuş bir bar . Her yer buz , kadehler bile buzdan . Aslında biraz hayal kırıklığı yaratıyor . Nordic Sea Otelinin resepsiyonunda küçük bir odanın bara çevrilmiş şekli . Ama para basıyor . Çok popüler . İçeriye belli sayıda insan alınıyor ve onların çıkmasını bekliyorsunuz . Duruma göre birkaç saati bulabiliyormuş , emin değilim ama sanırım rezervasyon yapılabiliyormuş .



Herhalde bizim şansımıza 10-15 dakika kadar bekledikten sonra yaklaşık 1 saattir bekleyen tur arkadaşlarımızdan bir aile ile beraber giriverdik . Giriş 190 İsveç kronu . Girerken eldivenleri de olan başlıklı kar montları giyiyorsunuz . Buzdan kadehlere konan ilk içki giriş ücretine dahil . Bir süre sonra ayaklardan başlayarak donmaya başladığınızı hissediyorsunuz . Müzik ve dans bile kurtarmıyor . Süresini dolduran veya ikinci içkisini isteyen olduğunu hiç sanmıyorum .



Kişisel yorumum : Hiç yapmadığınız bir şey ise güzel ve değişik bir anı için yapılır derim .

Evet dostlar . Stockholm öyle 48 saatte bitirilebilecek bir yer değil . Bütün hızımıza rağmen ancak bu kadarını yapabildik . Vasa Müzesini de mutlaka görülmesi gerekenler listesine ekleyelim . Görmeyenler şimdilik daha önce yazdığımız ”Vasa Müzesi” yazımız ile idare etsinler .

Yapılacakları sıraya koymak için bu şehire gelenlere -daha önce de önerdiğim- turizm ofisleri ve otellerden ücretsiz edinebilecekleri çok ayrıntılı ve pratik şehir kitapçığını almalarını tekrar önereyim .

Sevgi ve saygılarımla…















4 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Yıllar önce yaptığımız Stockholm gezimizin yetersiz olduğunu detaylı yazınızı okuyunca daha iyi anladım sevgili Doktor..Binaların yüzyıllara göre renklenmesi hoşuma gitti,küresel kapsül korkuttu,Viking müzesi meraklandırdı…Denizi olan şehirleri seviyorum…Teşekkürler Doktor..

  • bizim hikayemiz dedi ki:

    Maalesef bizde Kraliyet Sarayı’nda bahsettiğiniz hazine ve silah odalarını göremedik. Çok güzel bir yazı olmuş. Stockholme’e gitmek isteyenlere kesinlikle okumalarını öneririz. Akıcı dil, görsel şölen işte bu. Sizinle aynı gezide olup da geziyi sizin gözünüzden takip etmek çok güzel. Sevgiler…

  • mertakinci dedi ki:

    güzel bir yazı ve güzel fotoğraflar ellerinize sağlık

  • arkutbay dedi ki:

    Neşe Hocam , sevgili bizim hikayemiz ve Mert arkadaşım . Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*