Stockholm – Kasım 2011

Stockholm – Kasım 2011





 


19 Kasım sabahı hafta sonu için Stockholm’e doğru yola çıkıyoruz. İlk durak Sabiha Gökçen Havalimanı, ikinci durak Stockholm Arlanda Airport. Uçak Stockholm’e doğru inişe geçtiğinde yukarıdan gördüğümüz manzara  büyüleyici.



Şehir 30 binin üzerinde irili ufaklı adalardan oluşuyor. Bunlardan 14 tanesi şehir merkezini oluşturan büyük adalar. Yaklaşık dokuz milyon nüfusu olan İsveç, kaleleri, milli parkları ve müzelerinin fazlalığı nedeni ile diğer İskandinav ülkelerine göre daha fazla turist çeken bir ülke. Stockholm ise iki milyon nüfusu ile diğer başkentlerin dört katı büyüklüğünde.



 En sıcak günde bile 20 dereceyi geçmeyen havanın Kasım ayında 3 derece olduğunu okuduğumuzdan oldukça kalın giyisiler içindeyiz.  Yine bu ayda havanın sabah sekizde aydınlanıp, öğleden sonra üçte karardığını biliyoruz ve programımızı buna göre hazırlıyoruz. Öğleden sonra oranın saati ile 13.15 de Arlanda Airport’ta oluyoruz.(Saat farkı bir saat) Havaalanından şehir merkezine gitmenin iki yolu var ya 20 dakika süren hızlı tren Arlanda Ekspres (www.arlandaexpress.se,tek yön 220 SEK) yada otobüsü kullanabiliyorsunuz.Otobüs olarak Swebus (www.swebus.se) yada Flygbussarna’yı kullanabilirsiniz.  Biz ikincisini tercih ediyoruz. Gidiş dönüş kişi başı 198 SEK ve onbeş dakikada bir kalkıyor, kırk dakikada şehir merkezine ulaşıyor.Gidiş dönüş olan biletimizi  havaalanındaki otomatlardan kredi kartı ile alıyoruz. Daha uzun bir tatil için gittiyseniz  ve çok müze gezmek isterseniz size Stockholm kartı önerebiliriz.(www.europeancitycards.com)


Havaalanından şehre giden yol uçsuz bucaksız ormanlar , yer yer sanayi bölgeleri ve tanıdık birçok markanın bulunduğu işyerleri ile kaplı.Volvo,Ericson,İkea



İstasyonda iniyoruz ,daha önce otelimizin yerini öğrendiğimiz için, zorluk çekmeden otele varıyoruz. Rex Otel üç yıldızlı (Luntmakargatan 73) 19.yüzyıldan kalma bir binada.



Yeri çok merkezi, şehrin en ünlü caddesi Sveavagen’in bir paralelinde ve metroya iki dakika uzaklıkta. Biz metro kullanmadık, oldukça pahalı olduğu söyleniyor. Her yere yürüyerek gitmeyi tercih ettik ve zaten her yer yürüme  mesafesinde. Stockholm çok pahalı bir şehir. Vitrinlerdeki etiketler ve yemek fiyatları insanı şaşırtıyor.


 



Otel odamız çatı arasında, oldukça bakımlı ve güzel. Sabahtan gece yarısına kadar otel lobisindeki kahve otomatını ücretsiz kullanıp, yeni çekilen Lavazza kahveleri  yudumlamak mümkün.



Etrafta dolaşan otel görevlisi yok denecek kadar az kendimizi evimizde hissediyoruz. En önemlisi kahvaltı oldukça doyurucu.


Eşyalarımızı bırakıp elimizde haritalarla hemen yollara düşüyoruz.  Hava kararmadan şehri biraz olsun anlamak istiyoruz. Harita bulmak konusunda şehir çok yeterli, bilet satılan her yerde harita bulabiliyorsunuz. Sveavagen caddesine çıkıp deniz tarafına doğru yürümeye başlıyoruz. Bu caddenin sonu en eski yerleşim yeri olan Gamla Stan’a ulaşıyor.



Şık mağazaların ve hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçerek Gamla Stan’a ulaşıyoruz ama asıl amacımız burayı gezmeyi yarın gündüz saatlerine bırakmak çünkü hava kararmak üzere ve biz oldukça acıkmış bulunmaktayız.



Yemeğimizi Östermalm bölgesindeki Östermalm Saluhall’de yemek istiyoruz. (www.ostermalmshallen.se) İçinde çeşitli bar ve kafeleri bulunduran bu merkezde İsveç’e özgü çeşitli lezzetleri bulmak mümkün. Dışarıdan bakılınca orta çağ bir müze havası veren kübik bir yapı. Mevsimler ve aylar önemli değil, içeriye girince deniz ürünleri başta olmak üzere tüm balık, kuş çeşitleri ile en iyi et ve türlü ağız tadına ses veren meze marketlerinin burada olduğunu biliyoruz.


Grand Hotel’in yanından geçip Nybroplan isimli koya geliyoruz orada Östermelmstorg meydanını sorup merkeze ulaşıyoruz ama  cumartesi günü saat 16.00 da burası kapanıyormuş. Büyük bir hayal kırıklığı ile şehri dolaşıp yemek yiyecek bir yer arıyoruz.



Bir şeyler atıştırdıktan sonra gitmeyi planladığımız Nordic Sea Otelin alt katında yer alan Icebar’ı buluyoruz. Bara giriş kişi başı 190 SEK . Girişte size içi kürklü pelerinler ve eldiven giydiriyorlar. İçerisi oldukça karanlık, buzun ışıltısı ve soğuk ilk anda çok etkileyici geliyor.



İçerideki her şey buzdan yapılmış, fiyatın içinde yer alan bir kadeh içkimizi de buzdan bardaklarda içerek  yirmi dakika kadar bir sürede donmadan oradan ayrılıyoruz. Oldukça değişik bir atmosfer burası. 15-24 arası açık. (www.nordicseahotel.com)


Otele gidip yatıyoruz ertesi gün için dinleniyoruz.



Sabah 8’de otelden ayrılıp, İlk hedefimiz  City Hall(Stadhusset). Burası belediye binası. Nobel ödülleri bu binada veriliyor. Mavi salon ve altın salon ancak saat başı rehber eşliğinde olan 45 dakikalık turlarla gezilebiliyor (60 SEK).



1939 yılında New York fuarı için yapılan tahta at Stockholm şehrinin sembolü olmuş. Binanın ortasındaki avluda tahta atı (Svea) görüyoruz. Burası şehrin limanına hakim bir yer rıhtımından eski şehri izleyebilirsiniz.



Hava sürekli gri olduğundan fotoğraf çekmek için uygun bir mevsimi seçmemiş olduğumuza üzülüyoruz.  Köprüden geçerek Riddarholmen’e  (soylular adası) varıyoruz. İlk olarak bizi 1270’te inşa edilen Fransisken Manastırı  Riddarholm karşılıyor. Buradaki meydanda İsveç kralı Stockholm’ün kurucusu kral  Birger Jarl’in bir heykeli bulunmakta. 


Gamla Stan’a gelip Royal Palace önünden yürüyüp,Strömbron köprüsü ile Grand Hotel’in önüne geliyoruz. Burada bulunan teknelerle kanal turu yapmayı amaçlıyoruz.



 


Royal kanal tur (Stockholm Sightseeing)yarım saatte bir, yaklaşık 55 dakika sürüyor ve 150 SEK. Alçak uzun teknelere binip kanala açılıyoruz. Şehrin doğası harika pazar sabahı olduğundan herkes iki taraflı parklarda çeşitli sporlarla uğraşıyor. Kürek çekenler, ata binenler her tarafta spor yapan insanlar ve  ormanların içinde yer alan nefis evler görüyoruz.



Önünde küt burunlu, kuzeyli teknelerin bağlandığı şık bir caddeden  yürüyüp, ünlülerin ve zengin tabakanın ikamet ettiği sosyete adası Djurgarden Adası’na geçiyoruz.



 


İlk hedef Vasa Müzesi’ndeki eski bir gemi batığını görmek. Müzeyle aynı adı taşıyan 68 metre uzunluğundaki gemi, 1628’de yapılmış.



Bu muhteşem gemi, tek gülle atamadan, tek kılıç sallamadan ilk seferinde, mühendislik hatası nedeniyle kendiliğinden, adanın bir mil uzağında batmış. 1990’da çıkarılan gemi, tersaneden yeni çıkmış görüntüsüyle ziyaretçileri büyülüyor. Müzedeki tahta heykeller dikkat çekici.



Vasa’nın hemen yakınında dünyanın en eski açık hava müzesi olan ve İsveç’in değişik yerlerinden getirilen 150 civarında tarihi binanın olduğu Skansen Müzesi bulunuyor. (www.skansen.se)



Hava kararmak üzere olduğundan ve bu parka uzun bir zaman ayırmak gerektiğinden kapıya kadar gidip, mağazasından alışveriş yapıp geri dönüyoruz. Mağazada değişik hediyelik eşyalar bulmak mümkün.



Yürüyerek  Kungstradgarden Meydanı’na geliyoruz.



Hediyelik eşya satan küçük dükkanların arasında dolaşırken, mangallar gözümüze çarpıyor, meydanın dört bir yanına konan mangalların yanında, birer çuval odun duruyor, üşüyenler  ateşe odun atıp ellerini uzatıp ısınıyor, bu arada içine, tarçın,karanfil, badem ve kuru üzüm atılmış sıcak şarap (glögg) almayı ihmal etmeyin. Bir yandan İsveç’li bir hanım bir kenarda konser vermekte, ortam mükemmel, tam kış havasını hissedebiliyorsunuz.



Meydanın ortasında buz pistini görüp, deniz kıyısına doğru yürüyün, ünlü Opera binasının önüne gelin. Bu binada tam 117 yıldır perdeler açılıp kapanmakta. Burası kentin kültür mabedi. Zaten Stockholm’de her sokakta bir kültür merkezi, tiyatro veya sinema salonuna rastlıyoruz, kapıları tıka basa insanlarla dolu (70 müze, 100 sanat galerisi var). Binanın altındaki Operakallaren (08-6765802 www.operakallaren.se) İskandinavya’nın en meşhur restoranlarından biri. Ölümü, Verdi’nin ünlü eseri Maskeli Balo’ya ilham kaynağı olan ve 1792’de bir maskeli baloda suikasta kurban giden Kral III. Gustav’ın emriyle açılan restoran, ambiyansı, servisi ve mükemmel şarap listesiyle göz dolduran bir mekanmış biz girmeye cesaret edemedik.



Gustav Adolf Torg anıtını geçip, Riksbron köprüsüne yöneliyoruz. Köprüye yaklaştığımızda dalgalara karşı suyun üzerinde durmaya çalışan insanları görüyoruz bu tek kişilik kanolarla yapılan ilginç olan bu sporu  uzun bir süre seyrediyoruz. Gamla Stan’a geçip eski şehirdeki dar sokaklarda  dolaşıyoruz.



Bu sokaklardaki tüm binalar eski. Birçok kapının üstünde 1600’lü, 1700’lü yapım tarihleri yer alıyor. Bir eczane 1656, bir lokanta 1722, bir pastane ise 1785 yılından beri aynı yerde hizmet verdiklerini belirten tabelaları, dükkanlarının en görünen yerine asmış.Küçük oteller, lokantalar, kahveler, caz kulüpleri bulunan bu adada daha çok yazarlar, sanatçılar ve politikacılar oturuyor.



Bu dar sokaklar bizi  kralın kışlık sarayının (Kungliga Slottet) önüne çıkardı. Bu sarayın tamı tamına 608 odası var. Eğer bu binanın yakınındayken öğlen saatine denk gelirseniz askerlerin nöbet değişimini izlemelisiniz. Sarayı gezmek isteyenler 70 SEK vererek geziyorlar. Stora Kyrkan kilisesinin bulunduğu Stortoget meydanını görün bu meydanda  Nobelhuset ( nobel müzesi) var. İleride  Tyska Kyrkan (Alman kilisesi) kiliselerini görüyoruz.



 


Adadaki eski mekanlardan çıkıp yeni caddelere yöneliyoruz, amacımız biraz çarşı pazar gezmek, Konser salonunun bulunduğu Hötorget meydanında sabah kurulan pazar kalkmış bile, bizde  Kungsgatan’daki (Kral Caddesi) şık mağazalara giriyoruz.



Şehir bizimkilerle kıyaslanınca AVM anlamında biraz yetersiz, en çok neredeyse her sokak başında H&M mağazasına rastlıyoruz.



NK (Nordiska Kompaniet) mağazaları İsveç’in en ünlü mağazalarından biri, biz Kungsgatan caddesindekine giriyoruz. Bu cadde üzerinde Kunshallen diye bir merkez var, burada çeşitli yemek alternatifleri mevcut.



Sveavagen caddesinden yürüyerek  Kulturhuset binasının bulunduğu meydana geliyoruz, cam kaplı bu binanın içinde tiyatrodan, cafelere her şey mevcut, meydanda birçok mağaza bulabilirsiniz.



 


En cıvıl cıvıl alışveriş sokağı Drottninggatan (Kraliçe caddesi) burası trafiğe kapalı güzel mağazaların bulunduğu bir cadde.



 


Otele dönüyoruz, akşam yemeği için heyecanlıyız, Tripadvisor’de Stocholmdeki en iyi restaurant sıralamasında 11. sırada yer alan  Grill restaurantta gelmeden günlerce önce internet üzerinden yer ayırttık.(www.grill.se-Drottninggatan 89)



Dekoru atmosferi ile  hiçbir stile oturtamadığımız bu restaurant gerçektende kendine özgü. Kişibaşı 295 SEK karşılığında açık büfe salatalardan ve sınırsız grill’den faydalanabiliyorsunuz. İçeri girdiğinizde inanılmaz güzel et kokusu sizi karşılıyor. Restaurantın ortasında yapılan bu barbeküde, tavuk,domuz,sığır ve kuzu etinden doyasıya yiyebiliyorsunuz. Salatalar ve ekmek çeşitleri oldukça yeterli üzerine yediğimiz crem brule ve cheesecake ise hem sunum hem lezzet açısından mükemmeldi. Güzel bir gece geçirip otelimize dönüyoruz.



Ertesi sabah havaalanına gitme vakti gelene kadar sokaklarda dolaşıp bulduğumuz marketlerden alışveriş yapıyoruz ama İsveç’te kendine özgü yiyecek bir şey bulamıyoruz.


Gidemediğimiz ve gezemediğimiz, bir sürü müze ve bölgelerde aklımız kalarak önce canım İstanbul, sonra İzmir’e dönüyoruz.


  

6 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Kış günü ,hafta sonu geçirmeye Stockholme gidiş….Tebrikler ve takdirler gönderiyorum,hem de İzmir den…Günlerin kısa ,havanın soğuk ve zamanın kısa oluşu sizi durduramadı.Wasa gemisi beni de çok etkilemişti,mühendis hakkında idam kararı çıkmasına rağmen zavallı daha önce hücresinde üzüntüden ölmüş…ne kader…

  • mertakinci dedi ki:

    şehir birbirine köprülerle bağlanan 52 adet adadan oluşuşan ve gerçekten görülmeye değer bir doğa güzelliği

  • arkutbay dedi ki:

    Çok güzel ve bilgilendirici bir yazı olmuş . Çok işimize yarayacak . Paylaştığınız için teşekkürler .

  • hitchcock dedi ki:

    emeğinize sağlık, tüm detayları üşenmeden yazmışsınız.Harika bir yazı olmuş.Ben de sizin gittiğiniz dönemde gideceğim.Ekim sonunda.Ama birkaç endişem var;soğuk,havanın erken kararması dolayısıyla yarım kalacak turlar,bir de araştırdığım kadarıyla ulaşım seçeneklerinin pahalı oluşu.Siz feribotu kullandınız mı?benim tur programımda visby ve 1-2 ada var fakat feribot fiyatları sanırım sıkıntı yaratacak.bir de araç kiralama seçeneği de masada var.4 günlük bir tatil olacak kısmetse.feribotlar için de toplu kullanım kartı tarzında birşey var mıydı?şimdiden teşekkürler

  • hitchcock dedi ki:

    emeğinize sağlık, tüm detayları üşenmeden yazmışsınız.Harika bir yazı olmuş.Ben de sizin gittiğiniz dönemde gideceğim.Ekim sonunda.Ama birkaç endişem var;soğuk,havanın erken kararması dolayısıyla yarım kalacak turlar,bir de araştırdığım kadarıyla ulaşım seçeneklerinin pahalı oluşu.Siz feribotu kullandınız mı?benim tur programımda visby ve 1-2 ada var fakat feribot fiyatları sanırım sıkıntı yaratacak.bir de araç kiralama seçeneği de masada var.4 günlük bir tatil olacak kısmetse.feribotlar için de toplu kullanım kartı tarzında birşey var mıydı?şimdiden teşekkürler

  • venividivici dedi ki:

    Aralık ta gitmeyi olanaklar hata mı ettik acaba diye düşünüyorum ama 3gun de ne olur ki değil mı ? Sayenizde elimizde yazınızın çıktısını almış dolaşıyor olacağım hiç kuşkusuz 🙂 verdiginiz detaylı bilgiler için teşekkürler….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*