St Petersburg – Dostoyevski Müzesi

İlk gençlik yıllarımda Dostoyevski okumaya bayılırdım.
St Petersburg’a gitme sebeplerimden biri yazarın evini görmek, hikayelerini nasıl bir ruh haliyle yazdığını anlamak kısacası onu daha yakından tanımaktı.

Yazar 1878’de Şimdiki adıyla Dostoyevski Caddesi’nde olan evine taşınmış ve ölümüne kadar – sadece 3 yıl- orada yaşamış. Zaten hiçbir evde 3 yıldan fazla yaşamamış. Ölümünün ardından ailesi evden taşınmış, ev unutulmuş. Yıllar sonra Moskova’da ilk Dostoyevski Müzesi açılmış, sonra doğumunun 150. yılında yaşadığı ev Müzeye çevrilmiş ve o zamandan beri ziyarete açık.

Girişte Dostoyevski’nin o meşhur şapkası selamlıyor ziyaretçileri.



Eşi Anna, girişteki odayı kitap deposu yapmış ve buradan ülkenin heryerine Dostoyevski kitaplarını gönderiyormuş.
İlk karşınıza çıkan oda ise Dostoyevski’nin çocukları Luibov ve Fyodor’a ait. Onlara ait pek çok özel eşya hala burada sergilenmekte.
 
Aslında yazarın ikinci eşi Anna’dan 4 çocuğu olmuş. Kızı Sonechka 3 aylıkken, oğlu Alyosha da 3 yaşındayken ölmüş. Ve oğlunun ölümünden Dostoyevski inanılmaz etkilenmiş. Hatta bu etkiyi Karamozov Kardeşler’de oğlunu kaybeden Snegirev’in acısını okuduğunuz sayfalarda hissedebilirsiniz.
Yazar çocuklarını o kadar seviyormuş ki, seyahatlerinden onlara sevgi dolu mektuplar yazar, eve gelir gelmez bir kahve alır ve çocuklar nerede diye sorarmış. Onların eğitimine çok önem vermiş ve dönemin yazarlarını okumalarını sağlamış. İncil’i de. Yatmadan önce çocuklarına kitap okurmuş. 

Aslında gayet düzenli bir hayat yaşayan biriymiş Dostoyevski, oysa ben hep dengesiz bir ruh hali olduğunu düşünmüştüm.

Çocuk odası eşi Anna’nın odasına açılıyor. Burası tipik bir işkadını odası şeklinde döşenmiş.


Anna eşini ölesiye sevmiş, yaşamını ona adamış. Onca finansal zorluğa rağmen yılmamış, hep eşine destek olmuş. Eşinin yazılarını edit edip daktiloyla yazma, kitap basımı, çoğaltılması, satışının yanı sıra çocuklarına bakmış. Tanıştıklarında henüz 20 yaşındaymış, ona sekreterlik yapmak için iş başvurusunda bulunmuş. Sekreterlik yaptığı dönemde birbirlerine aşık olup kısa süre içinde evlenmişler, aralarındaki onca yaş farkına rağmen çok mutlu olmuşlar.

Nerde şimdi böyle aşklar demekten alamıyorum kendimi.

Dostoyevski’nin ölümünde Tolstoy “Eğer Dostoyevski’nin eşi gibi eşleri olsaydı birçok Rus yazar kendini çok daha iyi hissederdi ” diyerek Anna’yı onurlandırmış.

Anna’nın odası da yemek odasına açılıyor. Bu evde tüm odalar birbirine açılıyor. Aile burada akşam yemeği için biraraya gelirmiş. Sonrasında 11-12 gibi Dostoyevski yazmaya başlar sabahın ilk ışıklarına kadar yazarmış. Yatağına yatmadan önce yatağı yeniden yapar sonra başını kapatacak şekilde iki battaniye arasına girip üzerine de eski bir ceket örtermiş. Öğlene kadar uyuduktan sonra yeniden yemek odasına gelir kendisine demli bir çay yaparmış.Hatta çayını kendisinden başka kimseye hazırlatmazmış. Akşam 6’ya kadar yazılarını edit eden yazar 6’da ailesiyle yine bu masada akşam yemeği yermiş. Saat 8’e kadar yanlız oturup, 8’de üzerini değiştirir ve yürüyüşe çıkarmış.
Gerçekten enteresan bir yaşam tarzı..


Burası da onun ziyaretçilerini kabul ettiği, mektuplarına cevap verdiği yer.

Ona yazılan hiçbir yazıyı cevapsız bırakmazmış, o nedenle en çok burada vakit geçirdiğini düşünüyorum. Ayrıca tütün bitmeden yenisini yakar çok sigara içermiş. Doktorlar akciğer yetmezliğinden ötürü sigara içmeyi ona yasaklasalarda kendisinın iki farklı aromayı karıştırıp sardığı sigaralarından vazgeçmemiş. İçtiği sigaralar hala masanın üzerinde durur. Öldüğü gün kızı tütün paketinin üzerine “28 Ocak 1881, babam bugun öldü” yazmış. Öylece duruyor.


Ve nihayetinde en dipte kalan oda onun çalışma odası. Herşey çok düzenli, hiçbirşeyin ondan izinsiz dokunulmasına izin vermezmiş. Gazeteler, aldığı mektuplar, sigaraları hep belirli bir yerde durur en ufak bir düzensizlik onu kızdırırmış. Arkadaşlarının bile bu odaya girmesine izin yokmuş.
Sosyal çevresi bir hayli geniş olup dönemin önde gelen yazarlarından oluşuyormuş. Puşkin’i kendisine hep örnek almış.
Karamazov Kardeşler ve Puşkine yazdığı meşhur yazı bu odada yazılmış.

    

Odadaki saat Anna’nın kardeşi tarafından ona öldüğü gün armağan edilmiş. O günden beri de tarih 28 Ocak’ta duruyor.

Apartmanın diğer kısmını ise onun yazıları, ilk gençlik yılları resimleri ile doldurulmuş.
Budala’nın bir portesi burada bulunur. Hatta Raskolnikov’un evinin ve Sonya ile karşılaşmalarının bir tasviri de burada. Tam hayalimdeki gibi.. 
Yine burada yazarın askeri eğitim aldığını ve aslında mühendis olduğunu öğreniyorum.  Abisiyle birlikte okuyor, hatta St Petersburg’a gelişi de üniversite eğitimi için. Mühendisliğin ona uygun olmadığını anlayarak kendini edebiyata adamış. Birçok yazar gibi o da bir süre saklanmış, hapsedilmiş. Farklı olarak hayattayken ve de gençken Rusya içinde ve dışında tanınır olmuş.

Böylece müzede geçirdiğim saatlerin ardından huzurla oradan ayrılıyorum.

6 yorum

  • arkutbay dedi ki:

    Çok güzel bir yeri anlattınız , aynı zamanda da çok dramatik . Sigaralara bakarken gözlerim doldu . Dostoyevski ile 17 yaşında tanışmıştık 😉 Tıbbiyeyi kazanma ödülü olarak kendime Budala’yı almıştım . Suç ve Ceza , Karamazov Kardeşler denir ama benim kalbimde Budala’nın yeri başkadır . Prens Mişkin , Nastasya Filippovna Baraşkova , Rogojin üçgeninin kurgusu ve trajik sonu muhteşemdi . Nastasya Filippovna , klasik romanların en çekici kadınıdır benim gözümde . Ellerinize sağlık . Çok teşekkürler .

  • pel71 dedi ki:

    Nim eline saglık hemen Karamazov kardeşleri en kısa zaman da okuyacagım

  • NEŞE dedi ki:

    Dostoyevsky sanki içerdeki odadan çıkıp bize selam verecekmiş gibi…..Böyle yazıları seviyorum,çok teşekkürler..

  • aysealmatra dedi ki:

    SEvgili Nİmnih, yazılarınız çok içten, teşekkürler paylaşımınız için

  • aysealmatra dedi ki:

    yazıkki St Petersburg’a gittiğimde sadece beyaz geceler ilgimi çekmişti. Yazınız üzerine tekrar gidip bu defa Dostoyevski müzesini ziyaret etmeye karar verdim.

  • nimnih dedi ki:

    teşekkür ederim, en sevdiğim yazarlardan birinin, Dostoyevski’nin hayatına yolculuk yapmak o kadar heyecanlıydı ki, onu anlamaya çalışmak aynı zamanda tüm kitaplarını kahramanlarını hatırlayarak bağlantılar bulmak sanki bir bulmacayı çözmek gibiydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*