St. Petersburg Dönüşü

Geçtiğimiz ay, Rusya’nın ikinci, Avrupa’nın dördüncü büyük şehri St. Petersburg’daydım. Çar Büyük Petro tarafından 1703’te Rus Çarlığı’nın Avrupa’ya açılan kapısı olması amacıyla kurulan şehir, 200 yıl Rus Çarlığ ‘nın başkentliğini yaptı. Rus İç Savaşı sırasında Petrograd, Sovyetler Birliği döneminde Leningrad olarak anıldı, St. Petersburg adını ise 1991 yılında aldı.


Rough Guide’ın St. Petersburg rehberinin en başında, SSCB döneminden kalma bir Rus esprisine yer verilmiş:
– Nerede doğdun?
– St. Petersburg
– Nerede okudun?
– Petrograd.
– Şu an nerede yaşıyorsun?
– Leningrad.
– İleride nerede yaşamak isterdin?
– St. Petersburg.



Hayatı boyunca şehrini terk etmemiş bile olsa, bu kadar çok farklı yeri ‘dolaşmış’ olmak ancak St. Petersburglulara has bir ayrıcalık olabilir. Şehrin Birinci Dünya Savaşı’ndan başlayarak uğradığı isim değişiklikleri, geçirdiği tarihsel dönüşümlerin ve birbirini izleyen farklı evrelerin aynası gibi.


Bir doğu şehri sayılan Moskova’nın aksine St. Petersburg, beş milyonluk nüfusuyla Rusya’nın Avrupa’ya dönük yüzünü temsil ediyor. Geniş bulvarları, dingin suları, köprüleri ve çarlık mimarisinin örnekleri, şehrin Kuzeyin Venedik’i olarak anılmasına sebep oluyor.


Çarların geniş özel sanat koleksiyonlarına ev sahipliği yapan dünyanın en büyük müzelerinden biri olan Hermitage Müzesi; Dostoyevski, Puşkin, Anna Akhmatova ve Rimsky-Korsakov’un müze olan evleri St. Petersburg’a ayak basar basmaz gözümüze çarpıyor. Dostoyevski’nin ünlü romanları “Suç ve Ceza” ve “Ezilenler”e ilham veren bu şehri grubumuza anlatmak için sabırsızız…


Rus Çarı I. Petro ülkesini Avrupa’ya açarken kuzeyde, Neva’nın Baltık Denizi’ne döküldüğü bataklık bölgede yoktan yeni bir başkent var etti ve Rusya’nın yeni başkenti halkın kısaca ”Piter” dediği azizin adıyla anılır oldu.





Petro’nun kenti, İtalyan mimar Domenico Trezzini tarafından, Neva’nın deltasına serpilmiş adalar üzerine inşa edildi. Sarayların yüksekliğini Petro’nun bizzat kendisi belirledi. Hatta Peter ve Paul Kalesi’nin ilk taşını çar kendi elleriyle yerleştirdi. Granit rıhtımlar; Avrupa kentleri, özellikle de Amsterdam örnek alınarak mümkün olan en rasyonel biçimde düzenlendi. Görkemli sarayların, Barok kiliselerin, en az Versailles’ın bahçeleri kadar geometriden nasibini almış parkların, kuytu avluların şehri St. Petersburg…


Şehirde bir zamanlar soyluların yaşadığı, Sovyet döneminde el konulan, günümüzdeyse plansız programsız özelleştirilen sarayların cepheleri yenileniyor. Nevski Bulvarı’nın vitrinlerini dolduran, Fransız konyağından havyara, İskoç viskisinden kristal sofra takımlarına lüks tüketim maddelerini, dolayısıyla bir şehrin kabuk değiştirdiğini görmek için St. Petersburg’a gidilmeli.


Prospekt Nevski, Sovyet döneminde olduğu gibi bugün de kentin atardamarı, en canlı, en kalabalık alışveriş merkezi. Straganov’un sarayı, iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık Gostiny Dvor mağazasının galerileri, Kazan Kilisesi’nin isli sütunlarıyla kentin en albenili yapılarından Alexandra Tiyatrosu ve ışıklar, ışıklar…


Neva’ya doğru kentin güneyini neredeyse tam ortadan ikiye bölüyor. Adını, Petro’nun 1712’de yaptırdığı ”Muzaffer Novgorod Prensi Aleksandr Nevski” manastırından alan Prospekt Nevski, tam dört kilometre uzunluğunda. Altın kaplama sivri kulesi, eski Yunan tapınaklarını andıran beyaz sütunların çevresine dizilmiş heykelleri ve göğü delen okuyla kentin simgesi sayılan Amirallik Binası’ndan, at heykelleriyle süslü Aniçkov Köprüsü’ne dek eski kentin, oradan Nevski Manastırı’na kadar uzanan yeni kentin görülmeye değer noktalar olduğunu söylemek gerek.


Bir adı da Hermitaj olan ve kuşkusuz dünyanın en zengin resim ve heykel koleksiyonlarının yanı sıra, çarlık döneminin tüm hazinelerini barındıran Kışlık Saray’dan, Grandük Mikhail Pavloviç’in sarayına kadar görülecek o kadar çok yer var ki… Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”da St. Petersburg’a haksızlık ettiğini, kentin hiç de bu ünlü yazarın betimlediği kadar iç karartıcı olmadığını düşünmemek elde değil.





Edebiyatın ölümsüz kıldığı bir Petersburg geleneği her zaman var olacak, müthiş bir tarihsel özgünlüğe sahip bu kentin esrarlı ruhu, öyle ya da böyle sokaklarında gezinmeye devam edecek. Parktaki bronz bir heykelde, daracık bir köprüde, taş bir avluda, ya da haziran sonlarına denk gelmişseniz, beyaz bir gecenin ayazında karşınıza çıkıveren bir ruh bu. Sadece kent merkezine değil, dünyanın en derin metrosu olarak bilinen yerin 170 metre altındaki dehlizlere, şehrin dış kesimlerinde Katerina Sarayı’nın bulunduğu Çarskoe Selo gibi çevre köylere, hatta açıklardaki adalara kadar yayılmış bir ruh…


Bir de Puşkin’in dizeleriyle anlatmaya çalışalım St. Petersburg’u: ”Ey kent hayranım sana!/ Petro’nun şaheseri seni seviyorum/ Yapıların uyumuyla ırmağın akışını/ granit taşından rıhtımlarını/ dövme demirden parmaklıkları/ aysız ama aydınlık gecelerinde gördüğüm düşleri/ gece lambamı yakmadan okuyup yazdığım odamı/ ve penceremden görülen ıssız sokaklarla Amirallik Binası’nın altın okunu seviyorum.”

7 yorum

  • TALYA dedi ki:

    23 Mayıs 2008’de çıkacağım Moskova ve Volga nehri (gemi ile)yoluyla St.Petesburg gezime heyecan ile merakla her yazı ve izlenimi okuyorum…iyi gezmeler.

  • justinian dedi ki:

    Biraz önce Talya’nın Moskova yazısını okumuş ve fotoğraflarda gördüğüm mimariden çok etkilenmiştim.
    Şimdi de senin St.Petersburg yazından sonra benzer şeyler hissediyorum. Tarihi içeriği bu kadar özenle yansıtmana sevindim.
    Şu renkli ve binbir süsle bezeli kubbeler insanı cezbediyor 🙂 Rusya seyahati farz oldu artık. Eline sağlık.

  • saklav dedi ki:

    ne güzel anlatmışsınız, çok güzel bir şehir olduğunu biliyorum inşallah bir organizasyonla St.Petersburg a en kısa zamanda gitmek istiyorum , önbilgileriniz çok faydalı oldu herkese selamlar sevgiler

  • bosfor dedi ki:

    Bence de çok güzel bir yazı, yıllar önce sektörümüzü ilgilendiren üstelik bu ücretsiz tur a katılmadığıma daha çok üzüldüm şimdi, teşekkürler.

  • Alinda dedi ki:

    Beyaz geceleri yakalamak için ailem ile birlikte düşeceğim peşine yakında bu şehrin…Harika bir yazı…Teşekkürler…

  • NEŞE dedi ki:

    Geç bulduğum harika bir yazı..Hep gitmek istediğim bu güzel şehri çok etkili anlattınız ve benim bu konudaki planlarımı öne çektiniz.Güzel yazılar okudukça ,her oyuncağı isteyen çocuklara benzetiyorum kendimi,teşekkürler…

  • malimoran dedi ki:

    haftaya ordayım sanırım. güzel şeyler paylaşmak isterim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*