Sisteki Goriller: Ruanda (3)


Sağım solum volkan, gördüğüm her yer volkan: Ruanda-Uganda ve Kongo sınırlarının kesiştiği noktada, Virunga volkanik sıradağlarındayım.


Ruanda-Uganda sınırından önceki son şehir  Ruhengeri’nin kalınabilir tek oteline az önce yerleştim.  Sınıra yakın kurulu diğer yerleşim birimleri gibi burası da  sınırdan yeni geçen yolcuların ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuş küçük bir yer. Asfalt kaplı olan tek yeri ana caddesi. Caddenin her iki yani da ufak dükkanlarla dolu, 10 metrekareyi ancak bulan dükkanlardan bahsediyorum. Yarın çıkacağımız gezi için konserve yiyecek arıyorum, hiçbir yerde yok. Sonra birisi kolumdan tutup şehrin en büyük bakkalına beni çekiştiriyor. Şehrin en  büyük bakkalı yerel ekonominin bir aynası; dükkandaki bütün mal, sahibinin oturduğu genişçe masanın arkasındaki raflarda.  Sokaktaki insanlar hareketsiz, gölgede oturup tembellik ediyorlar. Demin yağan yağmurdan olsa gerek hava yapış. Dükkanların hepsinin kapısı sonuna açık yoksa sıcakla başa çıkmak mümkün değil. İleride bir kalabalık görüp oraya yürüyorum, şehrin ana pazarı burası; bizlerin alışık olmadığı yerel yiyeceklerin yanında giyim kuşam da satılıyor. Hazır giyim eşyası olarak sadece tişörtler ve batili ülkelerden hibe gelen kullanılmış eşyalar var ( hibe edilen hersek bedavadan dağıtılmıyor). Kendinize başka bir giysi almak isterseniz diktirmeniz gerekiyor. Çarşının  terziler sokağında yürüdüğünüzde sokağın her iki yanına dizili elliden fazla dikiş makinesinin sesi ,  “Mzungu, mzungu” (beyaz adam ya da büyücü anlamına gelen bir sözcük) nidalarıyla  karışıyor. Size şaşkın bakan siyah, terli ve gülen yüzler beyaz dişlerinin tümünü birden gösterirken islerini durdurup bu garip beyaz adama bakıyorlar. Pazarı bir kez daha turlayıp peşime yeteri kadar çocuk taktıktan sonra ana caddeye çıkışım yine “mzungu” bağrışlarıyla karşılanıyor.


Ana caddede yürürken sağımda 3500 metrelik Gahinga, solumda 3700 metrelik Visoke ve 4500 metrelik Karisimbi dağlarının puslu tepeleri  seçiliyor. Dağların bana bakan yüzleri Ruanda sınırlarında  diğer yüzleri ise Kongo ve Uganda içinde. Bu volkanik sıradağlar  içinde bulundukları ülkeler gibi genç ve huzursuzlar. En son 2002’de aktif hale geçerek dörtyüzbin kişinin bölgeden boşaltılmasına yolaçmışlar. Lavlar onikibin evi kullanılamayacak hale getirmiş.
 
Bu ufak şehire gelmemin sebebi dağ gorilleri. Nesli neredeyse tükenme noktasına gelen dağ gorilleri 1970’lerde Amerikalı Dian Fossey’in çabaları sonucu kurtarılmış. Fossey, 1967’de bilimsel bir gezi için geldiği Zaire’de gorilleri izlemeye başlamış, kısa bir sure sonra Ruanda’da Karisoke Goril Araştırma merkezini kurmuş ve tam 18 yıl, herkesten uzak, izole bir şekilde gorilleri incelemiş. Yaptığı çalışmaları Sisteki Goriller adlı bir kitapta toplamış (daha sonra filmi de yapıldı). Dian Fossey 1985 yılında kimliği bilinmeyen kişiler tarafından Virunga dağlarındaki kulübesinde öldürülmüş. Öldürenlerin hayvan kaçakçıları olduğu düşünülüyor, dava bugüne kadar çözülememiş. Dian Fossey, o güne kadar insanları yanlarına hiçbir şekilde yaklaştırmayan gorillerin davranışlarını inceleyip insana alışmalarını sağlamış.


Dağ gorillerinin sayıları bugün sadece 600 civarı. Bunların 300 kadarı Ruanda sınırları içinde yaşıyorlar. Goriller, maymunlardan sonra insana en yakın memeliler. Yaşam süreleri 40-50 sene kadar, erkekleri olgunluğa 16 yaşı civarında, dişileri ise 9 yaşından sonra varıyorlar. Erkek goriller 15-17 yaşına eriştiğinde sırtları beyazlıyor, bundan sonra gümüşsırt olarak adlandırılıyorlar. Sürülerin çoğunluğu bir gümüşsırt erkek ve birden fazla dişiden oluşuyor. Sürünün büyüklüğü genelde 5 ila 30 bireyle sınırlı . Az sayıda grupta ise birden fazla erkek bulunuyor, sürünün lideri yine en güçlü gümüşsırt oluyor.  Dişi goriller 100 kilo kadarken gümüşsırt erkekler gerçekten büyükler;160 kilo ve üstü. Yiyecek olarak ot ve meyveleri tercih ediyorlar, nadir olarak  böcek yedikleri de oluyor. Adlarından da anlaşılacağı üzere yüksek bölgelerde 2500-4000 metre arasında yaşıyorlar.


 Ruanda Milli Parklar İdaresi her gün belli sayıda ziyaretçinin gorilleri ziyaret etmesine  izin veriyor, sebebi de göründüğünden çok daha narin olan gorillerin  insanlardan hastalık kapmamaları. Akşamdan Ruhengeri’deki Milli parklar ofisinden yürüyüşle ilgili bilgileri alıyorum ve sabahleyin gün doğmadan park merkezine yola çıkıyorum. Parkın merkezinde ondan fazla araç ve bunun iki katı sayıda görevli bizi karşılıyor. Görevliler üç goril grubunun izlenebilineceğini söyleyip bizi gruplara ayırıyorlar. Gruplar sekiz kişiyle sınırlı. Görevli bize en uzaktaki “Susa” goril grubunu izleyeceğimizi, gorilleri görmek için 2 ila 5 saat arası tırmanacağımızı bildiriyor.  Gorilleri gördükten  tam bir saat sonra inişe başlayacağımızı söylüyor. Yürüyüşe katılanlar ikişer ikişer dört çekerlere binip yola çıkıyorlar, yürüyüşçülerden biri olduğunu sandığım beyaz adam  “benim arabam var, gelin ben sizi götüreyim ” diyor. Arabaya binince tatlı bir sohbete başlıyoruz, aracın sahibi aslında dünyanın en dar pazarı olan   mesleğine sahip : goril veterineri!  Kendisi 4 seneden beri Ruanda’da gorillerin veterineri olarak çalışıyor, bütün grupları devamlı ziyaret ediyor. Bu işi neden seçtiğini soruyorum
– “Küçükken maymunları severdim, büyüyüp üniversiteye girme yaşına gelince, daha büyük şeyler yapayım dedim. Gorillere merak sardım, işte buradayım’
 – “Hep burada mi kalacaksın?’
– ” Amerika’da bu konuda iş bulabilme şansım kafama meteor düşmesi şansından daha az”
Gülüşüyoruz.


Arabalarla 2500 metreye kadar tırmandıktan sonra yol bitiyor. İnip yürümeye başlıyoruz. Köyün içinden geçerken çocuklar etrafımızı sarıp bize dokunmaya çalışıyorlar sonra da  kaçışıyorlar. Ekilmemiş hemen bir adim yerin kalmadığı tarlaların arasından tek sıra halinde ormana ilerliyoruz. Ormanın sınırında bizi elleri AK-47 li askerler karşılıyor. Askerlerin esas görevi ülke için iyi bir gelir kaynağı olan gorilleri ve bizim gibi turistleri korumak. Komşu Kongo uzun yıllardan beri iç savaşta olduğundan sınıra yakın bölgeler pek tekin değil, bulunduğumuz bölgede de 3 sene önce bir turist grubu öldürüldüğü için işi sıkı tutuyorlar.  Goril İzcisi (evet böyle bir meslek var), ormana dalmadan önce goril izleme kurallarını sıralıyor; gorillere 5 metreden fazla yaklaşmak yok (bu gorillerin insanlardan hastalık kapmasını engellemek için çünkü genlerimiz çok benzer), hızlı hareket etmek yok (yoksa heyecanlanıp saldırabiliyorlar), gorilleri parmak işaret etmek yok ( bu hareketi yine saldırı sanıyorlar), üzerimize bir goril gelirse gözüne doğrudan bakmak yok (çünkü meydan okuma sanıyorlar) , yavrularına yaklaşmak ve oynamak yok – onlar yaklaşınca geri çekilmek şart (anneleri rahatsız oluyor), yüksek sesle konuşmak yok.
Önümüzde Goril İzcisi sık bambu ormanına dalıyoruz. Ağaçlar o kadar yakın ki aralarından geçmemiz mümkün değil. Askerler gideceğimiz yolu ellerindeki büyük satır benzeri bıçaklarla bambuları keserek açıyorlar. Bazı yerlerden geçmek için sürünmemiz gerekiyor yada bambulara tırmanmamız. Yarım saat sonra üzerimdeki her şey toprak rengine dönüyor. Yerin eğimi dikleşiyor. Yürümek iyice zor hale geliyor. Buna birde ısırgan otları eklenince keyfimi sormayın gitsin. Isırgan otunun bu cinsi kot pantolon üzerinden de çok güzel bir şekilde etkisini yapabiliyor. Üzerime bulaşan topraktan tam seçilemeyen kollarımın bütün derisinin kabardığını hissediyorum. Bacaklarım ayni durumda. Ne kadar yolumuz olduğunu soruyorum, izci “belli olmaz yaklaşınca size söylerim” diyor. Tırmanmaya, sürünmeye, kaşınmaya, terlemeye devam.  


Yürüyüşe başladıktan 3 saat sonra izci bize dönüp “yakındalar” diyor. Hepimiz heyecanlanıyoruz, adımlarımızı biraz daha hızlandırıyoruz. Bir saat kadar daha hızlı tempoda tırmanmaya devam, 3000 metreye çıkıyoruz. Artık iyice yorulmuşken ağaçların arasında karaltıları seçiyoruz. “Susa” grubunun 30 eski üyesi ve yeni doğmuş ikiz bebek goriller beslenmekle meşguller. İkiz bebek goriller doğada çok nadir yaşıyorlar. Bu yüzden veteriner onların üzerine titriyor ve her hafta gelip durumlarını kontrol ediyor.
 
Gorillerin yanında kaldığımız bir saat boyunca hayranlık, şaşkınlık karışımı duygularla bu büyük ama sakin yaratıkların kendi aralarında oynamalarını, alet kullanmalarını, çocuklarına bakmalarını ve birbirleriyle anlaşmak için yaptıkları işaretleşmeleri izliyoruz. O kadar çok yönden insana yakınlar ki gorillere hayvan kelimesi yakışmıyor, eğreti duruyor.


Süremizin dolduğunu izci herkese bildiriyor, hepimiz gözümüz arkada ağır ağır inmeye başlıyoruz. Geldiğimiz yoldan çok daha dik bir yamaçtan zaman kayarak 2 saatte araçlara geri dönüyoruz.
 
Akşamüstü otele vardığımda hemen o an uyuyabileceğimi düşünüyorum, ama yorgunluktan uyku tutmuyor. Ne yapalım bizde kitabı açar yarın ne yapacağımızı planlarız; Uganda iki adım ötede, vizeyi kapıda veriyor, sırt çantam yanımda, daha başka neye gerek var ki?

3 yorum

  • Zeynep dedi ki:

    dağ gorillerini kesinlikle ben de görmek isterdim.eminim çok güzel bir duygudur 🙂

  • rome_o dedi ki:

    gorilleri seyretmek gerçekten iyi bir deneyim olamalı .. bu yazıya biraz fotoğraf eklersen harika olurdu

  • justinian dedi ki:

    Ruanda serisinin üçüncü bölümüne geldiğimde “Goriller” konusunu görünce, “Ee, bu ne şimdi?!” demiştim. Pek ilgi çekici olmayacağını düşünmüştüm. Fakat nefes nefese okunabilecek bir yazıymış. Hatta üçlemenin en sürükleyici yazısı.. Sana gıpta etmemek mümkün değil arkadaşım. Ne maceralar yaşamışsın. Vg’nin de dediği gibi görseller biraz daha bol olsa tadından yenmeyecekmiş bu yazılar. Tebrik ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*