Sessiz Aşık: Galata Kulesi




Tarihin sessiz tanığı: Galata Kulesi 


Sonunda gördüm…


 


Boğazın karşı yakasında kavuşacakları günü sabırla bekleyen Kız Kulesinin  asırlardır  sessiz duran aşığını, Galata Kulesi’ni gördüm; içine girdim, duvarlarına dokundum, merdivenlerinden tırmandım, seyir terasından  360 derece İstanbul’u izledim ve zamanda masalsı bir yolculuk yaptım.


 


Sultanahmet’teki aşı boyalı evleri gördüm önce, sonra ceviz ağaçları ve Hayvanat Bahçesi’yle Gülhane Parkı’nı, Topkapı Sarayı’nı, Kapalı Çarşı, Mısır Çarşısı, Yeni Camii, Sultan Ahmet Camii’ni, bir zamanlar kilise olan Aya Sofya’yı, en büyük aşkların balık ekmekle başladığı iddia edilen Galata Köprüsü’nü. Boğaz Köprüsü’nün yerineyse kayıklar  gördüm karşı kıyıya  yolcu taşıyan.  Ve işte “Kız Kulesi!!”   Hezarfen Ahmet Çelebi’nin taktığı kanatların sesi, martıların sesiyle  faytonların sesine karıştı bir süre sonra… ve elbetteki deniz kokusu… Seyir terasında zaman durdu sanki, aşağıda İstanbul’u tüketen ve İstanbul’un tükettiği yorgun insanların koşturmacasıyla akıp giden bir yaşam var ama ben bu hıza inat “aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın” kıvamındayım. Mutluyum,  çünkü uzun  zamandır bu anı beklemiştim. Aklımdan hiç çıkmıyor kule cambazlarıyla Kız Kulesi ve bir de kanat sesleri…


 


Galata Kulesi, dünyanın en eski kulelerinden biri ve Bizans İmparatoru Anastasius Oilozus tarafından 507 yılında  fener kulesi olarak ahşaptan inşa edilmiş. Yüksekliği 66,90 metre  olan Kule, 1348 yılında Cenevizliler tarafından yığma taştan yeniden yapılmış ve “İsa Kulesi”  denmeye başlanmış.


 


Tarih boyunca farklı amaçlar için kullanılmış kule; 16. yy’da Kasımpaşa tersanelerinde çalıştırılan savaş esirlerinin barındırıldığı yerken, kendisinin de daha sonraları kurbanı olacağı yangınlardan şehri-İstanbul’u   korumak için gözcülerin yerleştirildiği “yangın kulesi” olarak kullanılmış.  II.Selim döneminde ise (1566-1574) Türk Astronomu Takiuddin tarafından yenilenerek gözlemevi olarak kullanılmış. Kulenin bilime hizmeti bununla sınırlı değil. Çok bilgili olması nedeniyle kendisine “1000 bilim” anlamına gelen Hazerfan adı verilen Ahmet Çelebi, pek çok denemeden sonra Galata Kulesi’ne tırmanıp, yaptığı kanatlarla kendini rüzgara bırakmış ve Boğaz’ı geçerek Üsküdar sırtlarına konmayı başarmış.  Bu başarının üzerine, başlangıçta olaydan pek memnun olan Sultan IV. Murat’ın aklı daha sonra Şeyhülislam tarafından çelinmiş ve Hazerfan’ı  Cezayir’e sürmüş. İnanmanın, sevmenin  ve düşlerin peşinden gitmenin bedelini ülkesinden sürülerek ödeyen Hazerfan ise 31 yaşında Cezayir’de gözlerini hayata yummuş. Çağlar sonra konu olduğu bir filmin müziğindeki şu dizeleri hissetmiş midir acaba?


 


“…önce kuş olduk uçtuk semaya
sonra vurulduk düştük sevdaya
yandık ateşten korlar misali
öyle derindi vardık mihraba…”


 


1453’ten itibaren  Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak ve en bunalımlı günlerine de tanıklık eden Galata Kulesi dertli mi dertli, neler gelmemiş ki başına; yangınlar, depremler, mahkumlar, ölümler…  1875’teki bir fırtınada kulenin konik tepesi uçmuş, sonraki restorasyonlarda ise konik tepe yenilenmemiş, ta ki 70’li yıllara kadar. Kulenin yeni tepesi ise Cemal Süreya’nın  “Galata Kulesi’ni sünnet ettiler” şeklindeki  yorumuna sebep olmuş…


 


Sadece Cemal Süreya yorum yapmamış onun hakkında, Fatih Sultan Mehmet de fetihten sonra kulenin tepesindeki 8 metrelik haçı kaldırıp bunun şerefine bir de şiir yazmış…


 


Bedri Rahmi ise “İstanbul Destanı” adlı şiirinde,


 


“İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kız Kulesinin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur”


 


diyerek hayal gücümüzü zorlarken,  kuleyle ilgili bir acı şiir Ümit Yasar Oğuzcan’dan gelir Fatih’ten ve fetihten yüzyıllar sonra. Şairin oğlu Vedat kendini Galata Kulesinden atar, yüreği yanan babaysa kaleme sarılır, tarih 6 Haziran 1973’tür,


 


“…Bir adam düştü Galata Kulesinden, Bu adam benim oğlumdu” der ve “Uyan oğlum,  uyan Vedat” diyerek acısını hafifletmeye çalışır acılı şair…


 


Gece ve gündüz ışıl ışıl olan bu masalsı kule  bana Rapunzel’i anımsatsa da aslında zaman yok burada… İster orta çağda gezinin, ister yeni çağda, isterseniz de şimdinin “eller havaya” tadında akşam eğlenceleri sunan restaurant-cafe-bar ortamında… tercih sizin. Duvarımı süsleyen magneti –Kız Kulesi’yle birlikte her zaman benimle olsa da İstanbul’a her gittiğimde onu göreceğimden eminim…


 


Her daim güzel olan Galata Kulesi’ne eski zamanlar daha çok yakışıyor sanki, bir de aşkına kavuşabilse…


 
Sibel Bilir


02.01.2008-Ankara









6 yorum

  • ÖNCÜ dedi ki:

    merhaba,
    ben siteye yeni üye oldum öncelikle kelimelerle tarif edemeyecek kadar keyif aldım,

    galata kulesi ile ilgili yaznız bir harika gönlünüze sağlık hiç gezme fırsatım olmadı şimdiye kadar ama gezmiş kadar oldum ve tabiyki istanbula gittiğimde ilk iş olarak gitmeyi aklıma koydum,

    tekrar yüreğinize sağlık

  • borae dedi ki:

    çok güzel ve keyifle okunan bir yazı olmuş. tebrik ederim. Bora…

  • s.özdendir dedi ki:

    merhaba sibel istanbul bukadar tarif edilir AŞK bukadar güzel anlatılır eline yüreğine sağlık teşekkürler

  • bsrcakmak dedi ki:

    Gerçekten eşsiz bir yazı..

    tebrikler!;

  • Zeynep dedi ki:

    binrota’nın bu cumartesi galata turu olucak gitmeden böyle bir yazı okumam süper oldu ellerinize sağlık

  • DEEP73 dedi ki:

    galata kulesi sanırımki bu kadar güzel ifade edilir keyifle okudum inanın evet bu hafta sonu binrotanın gezisi olacak bence bu anlatımlar bayagı yaralı oldu bizimiçin..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*