Sen Başkalarına Benzeme Sakın Hep Böyle Kal KÜBA

Herşey, Tunalıhilmi’deki Kavaklıdere sinemasının önünden geçerken, öylesine girip, öylesine izlediğim bir filmle başladı. Ekranda birbirinden tonton, birbirinden sevimli ihtiyar delikanlılar beliriyor, bir yandan yaşam öykülerini anlatıyor, bir yandan şarkılar söylüyorlardı.
 
“El cariño que te tengo / No telo puedo negar
Se me sale la babita / Yo no lo puedo evitar”

sözleri eşliğinde salona yayılan müzikten kulaklarımı, fondaki Havana şehrinin büyülü görüntülerinden gözlerimi alamıyordum. Film bittiğinde iflah olmaz bir Küba hastası olmuştum.

 (foto: internet)

Bu ülke hakkındaki yazıları okudukça, fotoğraflara baktıkça hastalığım tutkuyla karışık bir hal almaya başlamıştı. Her önüme gelene “Küba’ya gideceğim ben” diyordum, sağır sultan bile duymuştu bunu. Lakin bende en ufak bir gitme hazırlığı, uğraşı yok. Buena Vista Social Club’çılar bile İstanbul’a gelip konser vermişlerdi de o yaşlarında, ben hala harekete geçmemiştim. Zaman akıp giderken, “Fidel ölmeden görmek lazım” muhabbeti de ayrı bir stres unsuru olmuştu. “E gideceksen git, gitmeyeceksen çeneni kapa, otur oturduğun yerde” değil mi? Sonra her şey birdenbire oldu. Aralık ayında “hadi gideyim artık” dedim. Kararlılığımı yitirmemek için, işyerindeki bilgisayarımın masaüstüne bir Küba fotoğrafı koydum. Haftanın beş günü saat 09:00’dan akşam 18:00’e kadar o fotoğrafa bakmak işe yaradı. Mart’ta Küba’daydım 🙂

 (foto:internet)
İşte o fotoğraf 🙂

Bir kısım caaanım arkadaşımın, “Küba’da ne yapacaksın ?”, “Bilmem kim gitmiş hiç beğenmemiş” diyerek beni bu sevdadan vazgeçirmeye çalışmalarına kulak asmadım. Asmadım ama, benim kafamdaki asıl soru işareti başkaydı. Daha önce hiç bu kadar uzun süre uçmamıştım. Onca saat havada nasıl geçecekti? İstanbul Paris arası 3-3.5 saat bir şey değildi de, Paris’ten Havana’ya 10-11 saat uçmak nasıl olacaktı ? Türbülansa girersek, uçak düşerse, şöyle olursa, böyle olursa…. Felaket senaryolarının bini bir para… Neyse ki korktuğum hiçbirşey başıma gelmedi. Türbülansa bile girdiğimiz söylenemez. Kah kitap okuyarak, kah film izleyerek, kah koridorlarda yürüyüş yaparak o zamanı geçirdim. Diyeceğim o ki, sırf uzak diye çok istediğiniz bir yere gitmekten vazgeçmeyin. Ama, mümkünse benim gibi turla da gitmeyin. Yapabiliyorsanız, hiç çekinmeyin, alın başınızı gidin.

 
bu görüntüler sizi oyalıyor uçakta





Küba hem ucuz, hem de güvenli bir ülke. “Casa particular”larda yani Kübalıların evlerinin odalarında kalabilirsiniz. Böylelikle onların gündelik hayatlarına ortak olur, daha yakından tanıyabilirsiniz. “Paladar” denen küçük ev restoranlarında karnınızı doyurabilirsiniz. Rehberimiz bizi öğle yemeği için bir restorana götürmüştü. Kocaman bir ıstakoz, yanında lezzetli mi lezzetli bir balık (türünü bilmiyorum) salata, tatlı ve kahve için 20 peso vermiştik. Turla gittiğinizde kendinizi hızlı çekilmiş bir filmdeymiş gibi hissediyorsunuz. Ayrıca neredeyse tüm zamanınızı turdaki insanlarla beraber geçirmek zorunda kaldığınız için, günlük hayata karışamıyorsunuz, insanlarla iletişim kuramıyorsunuz. Bu nedenle biraz eksik, biraz buruk döndüm Küba’dan ben.



Küba’da ilgimi çeken en önemli şey, ter kokan tek bir garsona bile rastlamamış olmam. Kübalılar yoksul olabilirler ama, son derece temiz ve bakımlı insanlar. Gezi süresince en sık rastladığım manzaralardan biri, evlerin balkonlarında bayrak gibi dalgalanan tertemiz çamaşırlardı.





Kadınların özgüvenlerine hayran olmamak ise elde değil. İster şişman olsun, ister zayıf, ister güzel, ister çirkin hepsinde öyle bir hava var ki, “Dünyanın en güzel kadını benim” dercesine, podyumdaymışçasına yürüyorlar.



Saçları özenle taranmış, tokalar, taçlar, çiçeklerle süslenmiş. Tırnakları boyalı olmayan –hem de en şekillisinden- kadına rastlamadım.



 Balkonda saçını tarayan bir güzel

Küba’dan söz ediyorsak, müziğe ve dansa değinmeden olmaz. Hep duyardım, “Küba ritm ülkesidir. Her köşe başından müzik sesi gelir, insanlar gün boyu puro içip salsa yaparlar.” Bu sözlerde abartı vardır mutlaka diye düşünürdüm ama olmadığını bizzat gördüm. Bir kere insanlarda “dans geni” diye bir gen olduğuna inandım Küba’da. Herkes mi harika danseder kardeşim? Gazeteci Zeynep Oral’ın 29 Ocak-1 Şubat 2010 tarihlerinde Cumhuriyet Gazetesinde “Nazım’la Küba’da” adlı yazı dizisindeki cümlelerine harfiyen katılıyorum:

“İbadet eder gibi, dua eder gibi, sevişir gibi dans edip şarkı söyleyenlerin ülkesiydi Küba.”





“Çıkçıkıçıkçık..Çıkçıkıçık..” İşte Küba denince kulaklarımda bu ezgi ve gözlerimde pastel renkli bir tablo canlanıyor artık. Evet evet ! Küba, pastel boyayla yapılmış bir tablo gibi. Renkleri seviyorsanız, Küba’yı da seversiniz.





Renk dedim de aklıma çocuklar geldi. Küba’ya giderseniz, hafızanıza kazınacak en güzel görüntülerden biri çocuklar olacak. Tamam çocuklar her yerde güzeldir ama sarışın, esmer ve zenci üç çocuğu da yan yana sarmaş dolaş Küba’dan başka yerde görebilir misiniz bilemiyorum. Sadece binalar değil, insanlar da renk renk orada ve hepsi uyum içerisinde, kardeşçe yaşıyorlar. Darısı başımıza !







Rom ve puro. Küba’nın iki simgesi. İçine rom katmadıkları bir içkileri var mıdır merak ediyorum. Mojito’yu Ankara’da bir iki yerde denemiştim ama hiç beğenmemiştim. Gel gör ki, Küba’da mojitosuz bir günüm geçmedi.



Ama benim favori içkilerim “daiquiri ve piña colada” idi.

 Daiquiri

Trinidad’da, öğle yemeğinden sonra içtiğimiz “La Chancanchara” yı da anmadan geçemeyeceğim. Onun da içinde bal ve limon suyu vardı.



Puroların, bakire kızların dizlerinde sarıldığı mitinin gerçek olmadığı artık günyüzüne çıktı çıkmasına da, o purolar hakikaten teker teker elde sarılıyorlar özenle. Küba purolarını diğerlerinden farklı kılan bu olsa gerek. Hepsi el emeği, göz nuruyla üretiliyorlar.





Küba’da insanlar mutlu mu ? Devrimi ve Fidel’i hala benimsiyorlar ve savunuyorlar mı ? Bu soruların yanıtını bilemiyorum. Herkes kendine göre bir şey söylüyor. Fidel öldükten sonra Küba’nın değişeceği, sosyalizmin sona ereceği söyleniyor. Kimileri bu olasılığı endişe içinde dile getirirken, kimileri de sabırsızca bunların gerçekleşeceği günleri bekliyor. Küba’da insanların barınma, beslenme, eğitim, sağlık gibi temel gereksinmelerinin devlet tarafından ücretsiz karşılandığını biliyorum, bebek ölümlerinin yok denecek kadar az olduğunu.






Turdaki arkadaşlardan Barış, barda sohbet ettiği Kübalı gencin, bir i-phone’a sahip olmayı devrimden daha çok önemsediğini anlatmıştı. Küba henüz tüketim toplumu değil. Televizyon var ama kanal sayısı az. Ayrıca programlar da devlet kontrolündeymiş. İnternete erişim de sınırlıymış. Bunlar birçok insan için büyük, önemli eksikliklermiş gibi gelebilir. Marketlerde bir çeşit peynir varmış, dört beş çeşit peynir bulamazlarmış.



Aynayı kendimize tutalım bakalım. Biz tüketim toplumuyuz. Marketlerde çeşit çeşit peynir var. Televizyon kanalları sınırsız, ama programların pespayelikleri zirvede. İnternet erişimimiz görece daha serbest. Ama kredi kartı borcundan dolayı intihar eden insanlar da bizim ülkemizde. Ya da o marketlerdeki peynirleri satın alma gücü olmayan bir sürü insan. Karnını doyuramayan, çalışacak işi olmayan, okuma yazma bilmeyen insanlarımız bir yanda, diğer yanda dolaplarımız pek çok giysiyle tıkabasa dolu. Her giysimize uygun ayrı ayrı ayakkabılarımız var. En pahalı restoranlarda yemek yiyoruz. Tatmin oluyor muyuz ? Hayır. İnsan hep daha fazlasını istiyor. Bana kalsa, karnım doyduktan sonra, okula gidebilecek miyim, hastalanırsam ne olacağım gibi kaygılarım olmadıktan sonra, sokaklarda pervasızca dansedebildikten sonra varsın
i-phone’um olmasın. Varsın televizyonda yüzlerce kanal olmasın. TV başında oturup ne yapacağım ki, dışarıda hayat olanca ritmiyle, rengiyle, müziğiyle, dansıyla akarken ? İşte bu yüzden diyorum ki, “Sen başkalarına benzeme sakın. Hep böyle kal KÜBA.”



















30 yorum

  • venividiviki dedi ki:

    Bende de aynen sizin gibi Buena Vista Socail Club filmini izledikten sonra bir Küba merakı başladı. İşte bu yazınızı da bu merakla okudum. Gerçekten aynen size katılıyorum. Umarım Küba hiç değişmez. Ama sanırım bu er ya da geç olacak. Bugünün Kübası da hatıralarda kalacak. Ne mutlu size ki sizin de hatıralarınız olacak. Darısı başımıza.

  • edda dedi ki:

    hayallerinin peşinde gidenlerdensiniz, tebrikler. olumsuzluklara ragmen sizin icin unutulmayacak bir gezi olmustur.

  • justinian dedi ki:

    Sitedeki Küba yazılarının en başta gelen takipçilerinden biri olduğunu biliyordum. Hayalini gerçekleştirmiş olman ne güzel. Bakıyorum da aynı şeyleri yaşamışız. Ben de bu kadar yol biter mi? diye endişelenmiştim ama düşündüğüm kadar sıkıcı ve yorucu olmadı. Yol yorgunluğu da neymiş! Gecede 4-5 saat uykuyla çıkardım bütün turu… İnsan sevdiği bir yerde olunca ekstra enerji ile donanıyor 🙂 Türbülans konusuna gelelim. 🙂 Giderken hiç bir şey olmadı. Dönerken ise uçak orta derece bir türbülansa girdiğinde önümde haritada nerde olduğumuzu gösteren lcd ekrana baktım. “Bermuda” yazıyordu. O an biraz ürperdiğimi itiraf etmeliyim :)) Coşku dolu yazını çok beğendim. Son satırlarda yapmış olduğun tespitler bence doğru fakat ikisinin ortası en iyisi olurdu. Yani ne lüks tüketim ne de yoksunluk. Zaten Küba Amerika’nın baskısı ile dünyadan soyutlanmasa belki gençler özendikleri şeyleri alabilirlerdi. Eline sağlık Ayşe. Haftaya Fener-Balat turuna bekliyoruz. 😉

  • aysek dedi ki:

    VENİVİDİVİKİ, darısı başına !

    EDDA, haklısın. hayatım boyunca unutmayacağım bir gezi oldu.

    JUSTİ, tam yerinde türbülansa girmişsiniz ! Ben olsaydım oracıkta kalp krizinden gidebilirdim :)))) Fener- Balat, İstanbul’da merak ettiğim yerlerin başında geliyordu. Ama tek başına gidip fotoğraf çekmeye de ürküyordum açıkçası. Binrota’nın buraya gezi düzenlemesi kaymaklı ekmek kadayıfı gibi oldu :)))

  • Corto_Turco dedi ki:

    Ben de Havana’dayken sizinle aynı hisleri paylaştım. İnsanlar böyle bir hayat sürdürmekten gerçekten mutlu mu yoksa zorunluluktan mı kaynaklanıyor? Sonuçta bizim artık gerilerde bıraktığımız çok temel bir hayatı sürdürüyorlar ve sonuçta iphone’suz da yaşıyorlar. Biz tamamen dayatmaların esiri olduk ve şımardık. Umarım Küba da bize benzemez.

  • aysek dedi ki:

    Corto_Turco, bizler tüketmenin mutluluk ve tatmin getirmediğini yaşadık ve gördük. Onlar sanırım diledikleri gibi tüketebilecekleri günleri bekliyorlar, henüz farkında değiller tüketmenin mutluluk getirmeyeceğinin. Şu da var ki, tüketim toplumlarında herkes herşeyi istediğince tüketemiyor. Küba’da şu anda aralarında uçurum bulunan sınıflardan oluşan bir toplumsal yapı yok. Herkes hemen hemen aynı hayatı, aynı koşulları paylaşıyor. Şu anda uyum içerisinde yaşamaları bundan diye düşünüyorum. Serbest piyasa ekonomisine geçilse eminim onlarda da “sen ve ben” “bizsiz ” ayrımı çıkacaktır. Bu nedenle bize benzemesin istiyorum Küba.

  • NEŞE dedi ki:

    1960 lardaki yaşantımızda marketlerimiz,TV lerimiz,bilmemne phone larımız ,internet ve nice ler yoktu,transistörlü radyomuzla da mutluyduk ve ithal yasağı yüzünden aynı Cuba daki otomobillere biniyorduk,bu nedenle Cuba nın mutluluğunu anlayabiliyorum,”görgüsüz” bir ortamdan haberleri bile yok..

  • aysek dedi ki:

    Neşe Hanım, benim de çocukluğumda televizyon tek kanallıydı. pazar sabahlarını iple çekerdim, pazar sinemasını izlemek için. ya da annem mutfakta yemek pişirirken radyo dinlerdi, “indim havuz başına” ve “mihrabım diyerek” o yıllardan belleğime kazınmış bir şarkıdır. bilgisayar yoktu.cep telefonunu bırakın, ev telefonu bile çok sonradan bağlanmıştı. bizler sokak çocuğuyduk, sokaklarda yürlü çeşitli oyunlar icad ederdik. ve çok mutluyduk. o günlerimi özlüyorum.

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Aysek,o güzel yılları siz de ucundan yakalamışsınız,zaten 1980 den sonra da hepten koptuk, gitti…Cuba ya gidip te çok sevenler işte o yılların özlemini orada giderdiler ve o günlere geri döndüler,sizin de yazınızda bahsettiğiniz “sevmeyenler” grubu ise o yılların güzelliğini bilmeyenler,salsa nedir,acaba domates salçası mıdır,cha- cha ne demek ,ne geri memlekete geldik ,diyenlerdir diye düşünüyorum.

  • justinian dedi ki:

    Sitede genel anlamda bir Küba hayranlığı olduğu muhakkak. Küba ile ilgili yazılar ve fotoğraflar büyük coşku ile okunuyor, izleniyor. Şimdi yazıyı yeniden gözden geçirdim. Fotoğraflar da eklenince tadından yenmez olmuş. Ne güzel memleket yahu! İnsan bakınca fotoğrafların içine girmek istiyor. Öyle canlı, ilgi çekici ve heyecan verici! Bu coşkulu yazı için seni bir kez daha tebrik ederim.

  • aysek dedi ki:

    Teşekkürler Justi. Küba gezisine motive olmak için bilgisayarıma Küba fotoğrafı koydum ama, Binrota’nın hakkını da vermem gerek. Motivasyonumu yitirecek gibi olduğumda, ertelesem mi acaba dediğimde, Binrota’daki yazılar ve fotoğraflar beni yeniden kamçıladı. Teşekkürler Binrota. 🙂

  • edda dedi ki:

    fotoğraflarla bir başka olmuş yazınız… Küba’ya özendirdiniz bizi 🙂

  • aysek dedi ki:

    çok teşekkürler Edda 🙂

  • NEŞE dedi ki:

    Fotolarınız da gelince oldu size “kaymaklı ekmek kadayıfı” gibi bir yazı..Tekrar teşekkürler..

  • aysek dedi ki:

    Neşe Hanım çok teşekkür ederim…:)

  • rome_o dedi ki:

    acaba bir daha mı gitsek cubaya ..

  • edda dedi ki:

    klasik bir laf olucak ama sizin Cuba’nız gelmiş 🙂

  • aysek dedi ki:

    Küba’ya giden iflah olmuyor galiba.. Bağımlılık yapıyor…Tekrar tekrar gitmek istiyor insan.. 🙂

  • justinian dedi ki:

    Senin şu haftanın beş günü mesai yapar gibi gidilmek istenen yerin fotoğrafına bakma olayına takıldım 🙂 Ben de böyle yapıcam bakiyim işe yarayacak mı? 🙂 Bir ara piyasada deli gibi satan bir kitap vardı. “The secret” diye… O kitapta da bunu öneriyorlardı. Motto şöyle: Evren lambanın cini gibidir ve sen eğer gerçekten istersen dileğin gerçekleşir. Fotoğrafa odaklanmak ise en iyi yöntem olsa gerek. Latin Amerika turu için fotoğrafları indirmeye başlayayım 😛 Gerçi Mustafa Turgut’un fotolarına odaklansam yeter. 🙂 Hey, cin bi bakar mısın canım? 😀

  • aysek dedi ki:

    Justi, şaka değil gerçek, bu yöntem işe yarıyor Şeker Bayramı için İspanya’ya gitme niyetimiz vardı. Küba’dan döndükten Peru fotoğrafı koydum ama, “acaba İspanya fotosu mu koysaydım” diye geçirdim içimden. Sonra vazgeçtim çünkü İspanya turuna gitme olasılığım yüzde 100 idi. Peru fotosu kaldı. Ve bugün itibariyle İspanya’ya gidemiyorum !!!!!!! Gidemediğime üzülüyor muyum, hayır ! Demek ki Peru’ya gidecekmişim :))))))

  • edda dedi ki:

    secret ilk çıktığında merak edip bende okumayı denemiştim ama sıkılıp bırakmıştım, tamamen ticari amaçla yazılmış bir kitap bende. ama yöntemin işe yaradığına bende çok inanıyorum. hatta derler ya bir şeyi kırk kere söylersen olurmuş diye…

  • aysek dedi ki:

    Secret’ı ben de okumadım. Zaten okuyamıyorum öyle kitapları. Benimki tamamen kişisel motivasyon amaçlı bir eylemdi ve işe yaradı. Adına ister “secret” diyelim, ister fotoğrafın gücü, ister düşünce gücü, ister başka bişey :)) Önemli olan işe yaraması :))))))))

  • justinian dedi ki:

    The Secret’in aynı zamanda hem kitabı hem de dvd’si çıktı. Müthiş bir pazarlama stratejisi diyebiliriz. Ben de okumaya üşendiğim için dvd’sini aldım merak edip. Muhteşem görüntü kalitesi ve kurguda hazırlanmış bir AB Shaper reklamından farkı yoktu 🙂 Hani şu sabahları advertorial diye çıkıp, alın karın kası yapın şeklinde reklamlar gibi… Cidden aynısı.. Ana fikir pozitif düşünceydi ve bir tek parlak fikir şu fotoğraf mevzusu idi. Olumlu düşünürseniz otoparkta bile her an yer bulabilirsiniz kısmında videoyu kapattım 🙂 Tüm kitaplar aynı kapıya çıkıyor zaten… Önemli olan ana fikrin işe yaraması yani olaya yoğunlaşmak, olumlu düşünmek ve bu amaç uğruna fırsatları değerlendirip, girişim yapmak. Ayşe Peru ha! Çok hızlısın! Latin Amerika bağımlılık yapıyor galiba.. 🙂

  • aysek dedi ki:

    Justi çok güzel özetlemişsin. Önemli olan olaya yoğunlaşmak, olumlu düşünmek ve bu amaç uğruna fırsatları değerlendirip, girişim yapmak ! Dünyada görmediğim yer kalmasın istiyorum tabi aslında ama öncelik Latin Amerika’da evet. Peru, Arjantin, Şili, Bolivya……

  • incialp dedi ki:

    desenize keyifli bir Latin Amerika yazısı okuyacağız 🙂 yolculuk ne zaman ??

  • aysek dedi ki:

    Gönül ister ki hemen gideyim ama bir yıldan önce olmaz herhalde, para biriktirmem lazım 🙂

  • maliho dedi ki:

    Super bir gezi yazısı olmuş, fotoğraflar harika. Geçen kasım ayında oradaydık, aynen Fidel ölmeden bizde gidelim dedik. O kadar çok mutlu olduk ki bu sene yine o tarihlerde tekrarlamayı düşünüyoruz. 🙂

  • maliho dedi ki:

    Unuttum söylemeyi, bizim ekip döndükten sonra ben 3 gün de tek başıma takıldım oralarda, bir de kaldığım otelde kimle karşılaşayım, Buena Vista Socail Club üyelerinden “Omara”. Tabii bir de beraber fotoğrafımız oldu beraberce.:)

  • aysek dedi ki:

    Ne şanslıymışsınız Maliho, kıskandım doğrusu 🙂
    Küba’ya doyum olmuyor değil mi, bir kez gidince tekrar tekrar gitmek istiyor insan….

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili arkadaşlar,Maliho nun Cuba fotoları arasında ben Omara nın renkli kıyafeti ile o güzel pozunu görmüş,ama haydi ukalalık edipde “siz Omara yı da nereden tanıyorsunuz?”demek istememiştim…Durum şimdi anlaşılıyor,ablanızdan da birşey kaçmıyor !

maliho için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*