Şapkadan Çıkan Nice!

Interrail maceramızın son durağını Köln olarak planlamıştık; ancak yollar insanı farklı yerlere sürükleyebiliyor. Planladığımız istikametin tam tersine güneye, Nice’e doğru yola çıktık, hem de meşhur TGV treniyle!! 900 kilometreyi 4 saatte alan bu mucize trende eşimle konuşurken yan koltukta bir Türk sohbetimize dahil oldu ve  aslında TGV daha da hızlı gidebilidiğini; ama test sürüşlerinde evlerin çatılarını uçurunca biraz (!) yavaşlattıklarını söyledi.. 




(Fotoğraf www.railteam.co.uk)


 


Toulon üzerinden aktarmalı olarak Nice’e vardık ama maalesef yağmurlu bir hava vardı. Paris’teyken rezervasyon yaptırdığımız hostelı bulduk. Hostelı ve giriş katındaki lokantayı işleten iki yaşlı kadın karşıladı bizi, üstleri hep yemek lekesiydi, elleri pis, yerler yapış yapıştı. Yemek yapılan yerde ayyaş bir adam oturmuştu ve  ayaklarının altında kaşınan pireli bir köpek vardı!! Odamızı gösterdi bize, kapının kilidi yok, hiçbir yere dokunmamaya çalışarak kararımızı verdik ve rezervasyonumuzu iptal etmeye çalıştık. İşin kötüsü yaşlı kadın hiç İngilizce bilmiyor ya da konuşmak istemiyordu neyse ki ben çatpat Fransızcayla derdimi anlattım ve kendimizi dışarı zor attık! Bugüne kadar hiç hostel sorunu yaşamamıştık her şeyin bir ilki varmış. Son anda gelmeye karar verdiğimiz şehirde sokakta kalmıştık!!Az sayıda olan hostellar da tabii ki doluydu, biz de şansımızı yakındaki bir otelde denemeye karar verdik ve sürpriz bir şekilde iki kişilik odayı 43 euroya tuttuk! Otelin sahibi yine İngilizce bilmeyen Tunus asıllı bir adamdı. Pasaportlarımızı görünce “Galatasaray?Hasan Şaş?” dedi ben de “Non, Fenerbahçe!” dedim, anlamadı ama olsun!


 


Odaya yerleştikten sonra kendimizi sokaklara attık. Hava kötü olduğu için epey sakindi dışarısı. Nice’e gelmeyi planlamadığımız için öncesinde çok araştırma yapamamıştım ve maalesef rehber kitabım da çok yardımcı olmadı. Zaten 15 gündür o kilise senin bu müze benim gezmekten epey yorulmuştuk o yüzden de sokaklar bizi nereye götürürse diye boşboş dolanmanın keyfini çıkardık.. Küçük Prens’in yazarı Antoine de Saint Exupery’nin adını bir çok yerde görebiliyorsunuz; çünkü Nice onun en sevdiği şehirlerden biriymiş ve uçağı buraya inerken düşmüş..




Yağmurlu Nice sokakları..


Oturan adamlar..


Nice’te bize en ilginç gelen şey meydandaki bu “oturan adamlar” ki kendileri hava kararınca aydınlanıyorlar. Meydandan sahile doğru, balıkçı restaurantlarını geçerek devam ettik. Karşımızda uçsuz bucaksız gökle aynı renk olmuş bir deniz, upuzun bir plaj ve meşhur yürüyüş yolu Promenade des Anglais çıktı. Yolun karşısındaki lüks otellere ve kumarhanelere bakarken bir yandan da patencilerin şovlarını izledik..



Deniz ürünleri restaurantından..


Sahil ve Castel


Promenade des Anglais’teki otellerden biri..

Fotoğrafta gördüğünüz uçak yere o kadar yakından geçti ki inanamadık, meğerse sahilin sonunda havaalanı varmış. Sanırım ünlü yazar da hayatını burada kaybetti..




Hayalimdeki arabayı Nice’te buldum!!


10 günlük koşturmacadan sonra Nice bütün yorgunluğumuzu almıştı. Ertesi gün için Cannes ve Monako arasında seçim yapmamız gerekiyordu; çünkü ikisine birden vakit ayıramazdık. Monako’yu tercih edip uyuduk.


 


Ertesi gün güneş bize yüzüne göstermiş, sahildeki banklarda kahvaltı etmemize izin vermişti. Kahvaltı dediğim de zar zor bulduğumuz açık bir marketten aldığımız kekler ve meyve suyu! Her yer kapalıydı ve genç kızlar sokakta çiçek dağıtıyordu; önce anlamadık ama sonradan hatırladık ki günlerden 1 Mayıs!! Acaba şu an bizim ülkemizde neler oluyor diye düşünmeden edemedim. Gara gidip Monako’ya giden ilk trene kendimizi attık ve Cote D’Azur’u izleyerek yolumuza devam ettik.



Güneşi görünce sahile dökülen Nuce sakinleri ve tabii ki turistler..



Tren camından Cote d’Azur..


 

9 yorum

  • cnr_mtnt dedi ki:

    oturan adamlar gece daha bi güzel görünüyordur :)) çok güzel bi görüntü vermişler caddeye :)) elinize sağlık yazı çok güzel..

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Bazen böyle plansız keşiflerin tadı daha güzel oluyor. Monako’yu da yazacak mısınız?

  • justinian dedi ki:

    Ben Nice’te hostel açısından şanslıydım sanırım. Bir yatak ve orta halli bir duştan başka bir özelliği olmayan fakat temiz bir hostelde kaldım. Yalnız benim de gezi boyunca yaşadığım en büyük hostel fiyaskosu Paris’teydi. Bende çözümü ufak çaplı bir otel ayarlamakta bulmuştum. Sanırım Fransa düşük ücretli konaklama açısından en sorunlu ülke. Bunun en büyük sebebi de çok fazla turist olması. Ülkelerini ziyaret edenlere ihtiyaçları yokmuş gibi bir havaları var. Bir de Fransa’daki yapıları çok kasvetli bulduğumu söylemeliyim. Yine de Nice cıvıl cıvıl bir sahil kenti. Sahilde güneşlenirken tepeden geçen uçakları sayamamıştım. Beş dakikada bir hava limanına doğru bir uçak alçalıyordu. Sanrım Cannes ve Monaco arasında günübirlik bir ziyaret için seçim yapmak zorunda kalan çoğu insan Monaco’yu seçiyor. Bende öyle yapmıştım. 🙂 Teşekkürler Işıl.

  • tütü dedi ki:

    Nice’te eylül ayının güneşli günlerinde bulunmuştum. Şimdi o günlerin sıcaklığına tekrar gittim.Teşekkürler camkenari..

  • hburcu dedi ki:

    Anlamı nedir acaba bu oturan adamların??? paylaştığınız için teşekkürler.

  • camkenari dedi ki:

    Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

    EYLÜLADA, maalesef Monako hakkında yazı yazacak kadar çok bilgi yok elimde ve fotoğraflar da pek iç açıcı değil..Biraz zorlayacağım sanırım, içime sinerse yazarım elbette =)

    justinian, Nice gerçekten hostel açısından kısır bir şehir maalesef. Ama yolu düşenler yazıda verdiği oteli rahatlıkla seçebilirler. Umarım ikimizin de yolu Cannes’a düşer =)

    hburcu, biz de çok merak ettik ama bulamadık, araştırmalarım hala devam ediyor. Bir bilgi edinirsem yazacağım, tabi bir bilen varsa açıklarsa sevinirim..

  • MIYU dedi ki:

    çok samimi ve sıcak bir yazı olmuş. Ellerine sağlık keyifle okudum. Benim de en çok ilgimie çeken oturanadamlar oldu, yandıkları zamandaki görüntüyü merak ettim doğrusu 🙂 Teşekkürler paylaşımın için

  • eceak dedi ki:

    2009 baharında ben de gitmeyi planlıyorum. Zevkle okudum, elinize sağlık.

  • camkenari dedi ki:

    umarım denize girilebilecek bir havaya denk gelirsiniz..ayaklarımı bile sokamamıştım çok içimde kaldı =((

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*