Sakız-Atina

Atina ve Sakız’dayız…. ( Temmuz 2011 )




 


31 Temmuzun evlenme yıl dönümümüz olması nedeni ile Çeşme’den Sakız adasına oradan da gemi ile Atina’ya geçmeye karar verdik. Cuma günü saat 18.00 de Çeşme Ulusoy limanından EgeBirlik Şirketinin gemisi ile Sakız adasına gitmek üzere yola çıktık. Egebirlik biletini internet sitesinden seyahat günlerimizin hafta içi olması nedeniyle gidiş-dönüş 11 Euro’dan aldık. (hafta sonu 16 Euro)


Sakız limanında inip pasaport kontrolünden geçtikten sonra deniz kenarında yürümeye başlıyoruz. Sakız’ı kış ayında görmüş olduğumuzdan daha kalabalık ve canlı buluyoruz.



    


Bu gece saat 00.40 da Hellenic Seaways şirketine ait Nissos Chios  gemisi ile Atina’ya hareket edeceğiz,biletimizi alacağımız seyahat acentasını buluyoruz. Sakız’ı gezecek bol vaktimiz var. Sokaklara dalıyoruz. Siesta zamanı  bitmiş, akşam üzeri olduğundan her taraf kalabalıklaşmaya başlamış, akşam bütün mağazalar açık.Hava çok sıcak olduğundan  burada herkes alışverişi bu saatlerde yapıyor, etraf cıvıl cıvıl.



  


Akşam yemeği için geçen seyahatimizde gelip memnun kaldığımız  Tzıbaepı tavernaya geliyoruz. Burası limanda gümrükten çıktıktan sonra cadde üzerinde bir yer. 20cc ouzo, bir büyük su , Saganaki (kızarmış Feta peyniri) , adını bilmediğimiz fileto balık kızartma, kızarmış kabak topları, üzerine kocaman bir dilim beyaz peynir konulmuş,domates,soğan, zeytin ve salatalıktan oluşan Horiatiki (yunan salatası), üç koca parçadan oluşan ızgara Ktapodi (ahtapot) yiyip toplam 36,40 Euro hesap ödüyoruz.



Bütün mezedesler (meze tabakları) ve ouzo mükemmel lezzetli geliyor bu arada yanlışlıkla masamıza gelen dolmadeslerden garson gelene kadar birkaç tane alıyoruz (küçük sıcak zeytinyağlı dolma),mükemmel lezzetli. Dikkat taverna’da kredi kartı geçmiyor.


Vapur saatine kadar sahilde oturuyoruz. Gemi Sakız’ın merkezinde bulunan limandan kalkacak. Etraf oldukça kalabalık yolcu sayısı çok, gemi gelene kadar herkes eşyalarıyla yol kenarına yayılmış, az sonra gemimiz Nissos Chios görünüyor,  2007 yılında yapılmış, 141 mt  uzunlukta, 1715 kişilik, diğer gemilere göre çok hızlı. 6 saatte Atina’da olacağız bizden üç saat önce yola çıkan gemilerle aynı anda Pire limanına varacağız.



   


Gemiye biniyoruz, gece rahat edebilmemiz için en lüks koltuklu İonia salonundan bilet aldık.( 1 kişi tek yön 38,50 Euro ) Gerçektende gemi çok şık, koltuklarımız çok rahat. Biner binmez uykuya dalıyoruz.



  


Salonun hemen yanında yine İonia salonuna ait güzel bir barı var. Sabah 06.00’da geminin ışıkları yanıyor, önümüzdeki kocaman pencerelerden Pire Limanına yaklaştığımızı görüyoruz. Burası inanılmaz büyük bir liman, bizim gemimiz kadar büyük pek çok gemiyi barındırıyor.



    


Pire, Atina’ya 10 km uzaklıkta Yunanistan’ın en büyük üçüncü kenti ama şu an iki şehir birleşmiş. Yunan  adalarına kalkan gemilerin başlangıç noktası. Gemiyi boşaltıyoruz, bizleri bekleyen otobüslere (Ücretsiz) binip metroya yakın bir durakta iniyoruz. Atina metrosu oldukça düzgün üç hattan oluşuyor, ana duraklarda hattınızı değiştirip gitmek istediğiniz yere ulaşabiliyorsunuz. İlk güzergah Pire-Kifissia, ikincisi Sepolia-Daphni, üçüncüsü ise Sintagma ile Doukissis arasında. Adam başı 1.4 Euro karşılığında bilet alıyoruz, aynı bilet ile 1.5 saat istediğiniz yöne gidebiliyorsunuz. Pire’den binip Omonia’da inip oradan da Acropoli durağına kadar gidiyoruz.


Acropoli durağında iner inmez karşımıza sıra sıra kafeler çıkıyor, etraf mis gibi kızarmış ekmek kokuyor,bir kafeye oturup peynirli domatesli kızarmış ekmek yiyip, çay içiyoruz. Hava iyice ısınmadan Acropol’u gezmek istiyoruz.



Acropol saat 08.00 de açılıyor.Adam başı 12 Euro karşılığında biletlerimizi alıp yola koyuluyoruz. ( Kredi kartı geçmiyor ) Kısa bir yürüyüşten sonra İÖ.5. yüzyılda yapılan Dionysos tiyatrosuna geliyoruz. Sophokles, Euripides, Aristophanes’in pekçok eserinin gala geceleri bu tiyatroda yapılmış.


  


Sütunlu bir yürüyüş yolundan yürüyerek, 5.000 kişilik Herodos Atticus tiyatrosuna geliyoruz.İS.2.yüzyılda yapılmış, yüzyıl sonra yokedilmiş ama 18. Yy da Osmanlılar tarafından surlarla birleştirilerek yeniden yapılmış şu an Atina festivali sırasında temsillerin verildiği bir merkez olarak kullanılıyor.


Acropolis 90 mt yükseklikte, tırmanarak yürümeye devam ediyoruz erken saatte gelmenin ne kadar doğru bir karar olduğunu az sonra daha iyi anlayacağız hem sıcaklık, hemde kalabalık inanılmaz artıyor. Buradaki kalıntılar Yunan mimarisinin özünü oluşturuyor.


  


İlk dini yapılar İÖ 6.yyda belirdi. Perikles zamanında Parthenon, Erekhtheion, Athena Nike ve Propylaion yeniden hayata kavuşturuldu. Osmanlı döneminde kale şeklinde kullanılmaya başlandı, minareler eklendi. Ancak 19.yy da Yunan bağımsızlığının ardından tüm ortaçağ ve Osmanlı eklemeleri kaldırılıp büyük bir restorasyona başlandı.



Parthenon dünyanın en önemli yapılarından birisi İÖ 438’de bilgelik ve adalet tanrıçası Athena’ya ithaf edilmiş. 70×30 mt ebatlarında  pentelik mermerinden yapılan yapı, zarif sütun ve çizgileri ile mimari bir şaheser. Osmanlı zamanında barut deposu  olarak kullanılmış Venedik güçleri tarafından bombalandığında pek çok eşsiz friz ve sütun yok olmuş. Şu an bir çoğu British Museum’da ve kentte bulunan Acropolis Museum’da sergilenmekte.



  


Erekhtheion’un güney cephesini Karyatid verandası heykelleri süsler. İÖ 460 da inşa edilmiş, aynı anda Athena ve Poseidon’a tapınılan bir tapınaktır. Yapının bir bölümünde Zeus tapınağı vardır. Karyatidler (sütun olarak kullanılan kadın figürleri) adlarını Caryae’den gelen bakirelerin, tanrıçaları onuruna dans ederken benzer başlıklar giymelerinin ardından almışlar. Buradaki heykeller kopya, asılları British Museum, dört adedi Acropolis Museum’da, altı tanesi ise Osmanlı döneminde yok olmuş.



 


Güneydeki Karyatid verandasını geniş bir kuzey verandası dengeler. Veranda’dan tüm Atina’yı izlemek çok güzel. Likavittos dağı ve eteklerinde yer alan Kolonaki bölgesine gidemediğimiz için ancak buradan görebiliyoruz.



  Aşağıya iniyoruz, Acropolis Müzesi’ne gidiyoruz giriş 5 Euro. Müze gerçekten nefes kesici, antik bölgenin pekçok dekoratif alınlık, Athena adaklıkları ve heykellerine ev sahipliği yapıyor. Bina derinde kaldığından antik eserlerle yarışmıyor, tabanı yer yer altta kalan kazı bölgesini izleyebilmemiz için camdan yapılmış, camın üzerinde yürüyüp eserleri seyredebiliyorsunuz.


 


Müzeden çıkıp otelimizi bulmak üzere yürüyüşe başlıyoruz.Çok kısa bir yoldan sonra Acropolis Select otelini buluyoruz.Otel sokak arasında az katlı bir bina. Sakin bir yerde ve oda tüm ihtiyaçlarımızı karşılıyor. İki kişi bir gecelik fiyatı 77 Euro. Yunanistan’da seyahat şirketi (Argo Travel-www.argo.gr ) olan bir arkadaşımız bize otelde yer ayırttı ve bu seyahat için bize yardımcı oldu. Otelde biraz dinlendikten sonra tekrar yollara düşüyoruz. Otelden çıkıp metroyu kullanarak Sintagma meydanına gidiyoruz. Otelimiz metronun çok yakınında. Sintagma meydanında karşımıza 1842 yılında yapılan parlamento binası çıkıyor.



  


Ön cephede dor sütunlu giriş kapısı bulunmakta, önündeki duvarda savaşta hayatını kaybeden Yunanlılara ithaf edilen meçhul asker anıtı yer almakta.


 


Bu binayı Evzoneler (geleneksel giyimli askerler) koruyor. Her saat başında yaşanan nöbet değişim töreni izlenmeye değer. Meydanda Grande Bretagne oteli bulunuyor. Benzer mimari bir anlayışla yapılmış, 2. Dünya savaşında Alman ve İngilizce askerlerince karargah olarak kullanılmış.



 


Meydan tam orta aksından Ermou caddesi ile Monastiraki meydanına bağlanıyor. Ermou  şık mağazaların bulunduğu bir cadde, burada vitrinlere bakarak yürüyor, bir çok tanıdık marka ile karşılaşıyoruz.



 Monastiraki meydanı çok şirin, 1759 da Osmanlı valisi tarafından yaptırılmış Tzisdarakis camisi yer alıyor. Bir tarafında Pandanassa kilisesi mevcut. Cami şu anda Yunan halk sanatları müzesi olarak kullanılıyor. Ermou’dan Monastiraki meydanına gelirken başka küçük bir meydanda yer alan Kapnikarea 11. Yy Bizans kilisesi freskleri görülmeye değer. Monastiraki meydanından Kemeraltına benzer sokaklara girebiliyorsunuz. Burada pazar sabahı bit pazarı kurulmakta. İstediğinize uygun bir sürü şey bulabilirsiniz, çok güzel uygun fiyatlı  bir pazar.


   


Monastiraki çok şirin bir semt. Bir tarafınız Antik Atina agorası bir taraf ise tavernalarla dolu.



 


Hava çok sıcak olduğundan agorayı gezmeyi bir dahaki sefere bırakıyoruz. Ama Attolos Stoasını fotoğraflıyoruz, şu an Agora müzesine dönüştürülen Stoa eskiden yazın gölgelik kışın ise korunak işlevi görüyormuş. Kamu binalarını birbirine bağlamak için kullanılıyormuş.



Monastiraki’den Plaka’ya doğru yürürken agoradaki rüzgar kulesi dikkatimizi çekiyor. İÖ 1. Yy da Suriye’den gelen bir Yunanlı tarafından yapılmış su saati ve rüzgar gülü. Yolda pek çok kilise ve camilere rastlıyoruz.Fethiye cami bunlardan biri.



 


Acropolun eteğinde bulunan Plaka bölgesi şık mağazalarla dolu Ermou caddesi ve Sintagma meydanı altında kalan bölge antik kentle modern kent arasında kalmış, dar sokaklı eski binaları,  galerileri, tavernaları ile mutlaka görülmesi gereken bir yer. Burada gerçek Atina havasını soluyorsunuz. Bu sokaklar turistik dükkan ve tavernalarla dolu, gece ışıl ışıl Acropol manzarası eşliğinde şık mağazalar ve laterna sesi eşliğinde yürüyüş yapıyoruz.



 


Sıra akşam yemeğine geliyor. Atina’da pek çok yerde kredi kartı geçmiyor. Daha önce belirlediğimiz birkaç tavernayı bulup en çok hoşumuza giden Byzantino tavernaya oturuyoruz.



 



Mezedesler, küçük sardalye benzeri balık ve ouzo içip 40.50 Euro ödüyoruz. Yemekler gerçekten çok başarılı, taverna hava karardığında oldukça romantik bir ortama bürünüveriyor Monastiraki’ye kadar yürüyüp güzel bir gece geçiriyoruz.


 


Ertesi sabah sırt çantalarımızı yüklenip yine yola düşüyoruz bu kez  Monastiraki’ye pazara gidip oradan Pire’ye kadar Metroya biniyoruz.


Pire limanını gemilere baka baka boydan boya yürüyoruz gemi kalkış  saatine (12.30) biraz  var, ancak yakınına geldiğimizde akın akın insanların gemiye bindiğini görüp bizde biniyoruz. Bu kez gündüz seyahat edeceğimizden daha uygun fiyatlı bilet (31,50 Euro) aldığımızdan geminin çeşitli yerlerini dolaşıp kendimize manzaralı güzel bir yer seçiyoruz. Ege denizini geçerken bir sürü adanın yakınından  geçiyoruz.


 Öğlen yemeği için gemide çok alternatif var, biz self servis bir restaurant seçiyoruz. Cam kenarında çok şık bir masa bulup oturuyoruz. Camlar yere kadar kendimizi denizin üstünde son sürat giderken buluyoruz bu çok zevkli bir yemek. İki porsiyon tavuk, patates ve kola’ya 24 Euro ödüyoruz.Gemide de kredi kartı geçmiyor. Üzerine bütün Yunanlıların sabah gözünü açıp içmeye başladığını düşündüğümüz Frappe alıyoruz. Gerçekten Atina ve Sakız’da herkes sudan çok Frappe içiyor ama nedenini anlıyamıyoruz çünki biz hiç  beğenmiyoruz.



Akşam 19.00 gibi tekrar Sakız’dayız. Hemen otelimize gidiyoruz. Geçen defa kaldığımız Chandris otelin yanında gördüğümüz eski bir konak olan Kyma otelden yer ayırttık  bu gece evlenme yıldönümümüz olduğundan değişik bir otel olsun istedik ve çok yorgunuz. Ancak otel hayal kırıklığına uğratıyor, bina güzel ama odalar çok bakımsız, beğenmediğimizi söyleyerek yine Chandris otele gidiyoruz. Deniz manzaralı nefis bir oda veriliyor (120 euro) Odada dinlendikten sonra Sakız’da methini duyduğumuz gene merkezde sahilde bulunan Delfinya Taverna’ya gidiyoruz.Yol üzerinde hediyelik eşya satan mağazalardan sakız reçeli, ouzo, sakızlı lokum alıyoruz. Alışveriş için bu kezde sahildeki Sapavro’yu tercih ediyoruz.



 


Delfinya güzel bir taverna, yol kenarında bütün gece deniz manzarası eşliğinde gelip geçeni seyrederek uzomuzu içiyoruz.



Garsonlar Türkçe anlıyorlar. Biz ahtapotu anlatmak için kitaptaki ktapodi yazısını gösterirken garson ahtapot mu deyince gülüşüyoruz. Yunanlılar gerçekten çok sıcak ve yardımsever insanlar. Bu kez mezedeslerin yanında hem ahtapot hemde barbun yediğimizden 60.50 Euro hesap ödüyoruz. Geç saatte otele dönüyoruz.


Sabah saat 08.00de  Egebirlik ile Çeşme’ye geri dönüyoruz. Dönerken başka Yunan adalarına gitmek için plan  yapmaya başladık bile….Kalimera……


 

1 Yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Temmuz ayında Atina ya gitmek cesaret ister ,hem de bir gece kalmak için…Çok keyif aldım yazınızdan,akşam yemeği için seçtiğiniz Byzantio taverna da 10 yıl önce biz de güzel bir yemek yemiştik…Bu yıl eylül de bir hafta kaldığımız Sakız adasında da her iki tavernanızı çok iyi biliyorum,Delfinia diğerinden biraz daha pahalıdır,tabii limanın daha popüler bir bölgesinde olduğu için…Kyma otel in sahibinin eşi Türk bir hanımmış,dıştan gördük,biz de biraz aynı fikre kapıldık sizin gibi…teşekkürler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*