Sakız Adası




SAKIZ ADASI – Komşu CHIOS


 



Çeşme’ye her gittiğimizde elimizi uzatsak tutuvereceğimiz kadar yakın ama bir o kadar da uzak Sakız adası.. Keşke vize uygulaması olmasa da günü birlik gidip gelebilsek diye düşünüyoruz. Ama tabii o kadar kolay değil. Vizeniz, biletiniz, yurt dışı çıkış harcınız hazırsa 45 dakikada bu güzel komşu adadasınız, eğlenceli bir gece geçirip dönmek çok kolay. Çeşme’den Sakız’a feribotla yolcu taşıyan bir kaç firma var. Biz Ertürk Denizciliği seçtik. ( www.erturk.com.tr,www.egebirlik.eu )


 


Sakız’da bir sürü otel ve pansiyon mevcut. Adada  toplu adı Mastihohoria olan 14-15. yüzyılda Cenevizliler tarafından kurulmuş olan 20 adet  köy var. Bu köylerde kalmak mümkün. Biz  mevsim sonbahar olduğundan köyler  ıssızdır diye düşünerek merkezde kalmayı tercih ettik. Sakız’ın bir özelliği,diğer Yunan adalarına göre kışın bile hareketli olması. Bununda nedeni ada halkının  geçiminin diğer adalardaki gibi turizme değil sakıza dayalı olması. Sakız ticareti nedeniyle halk zengin. Bu nedenle kışın bile adadaki hareket sürüyor. Otelimizi www.tatil.com dan daha önce ayırtmıştık. Chios Chandris Otel.


Sabah saat 9.00 da Çeşme limanındayız. Arabamızı limanın girişine park ediyoruz. Yol boyunca park etmeye izin var. Pasaport kontrolünden sonra free shop’dan geçerek feribota biniyoruz. Pasaport kontrolü çok kısa sürede halloluyor. Çeşme limanı çok şık ve güzel yapılmış. Saat 10.00 da feribottayız. 10 dakikalık bir gecikmeyle  kalkıyoruz. Adaya yaklaştıkça heyecanlanıyoruz, güneşe yayılıyoruz ama kısa sürüyor, 45 dakika sonra adadayız. Pasaport  memuru  güleryüzlü  bir  şekilde   hangi otelde kalacağımızı soruyor bir problem çıkmıyor. Az sonra özgürüz. İlk durak rent a car. Araba kiralamazsanız adanın köylerine ulaşmanız zor. Ayrıca köylerin araları oldukça mesafeli dolayısı ile en pratik yöntem bu. Liman çıkışındaki rent a car’dan günlüğü 30 euro’ya Hyundai Getz  kiralalıyoruz. Cumartesi saat 14.00 den sonra tüm çarşı ve dükkanlar kapanıyor. Acele ile bulduğumuz en kalabalık sokağa giriyoruz. Burası parke taşlı, sağlı sollu mağazalarla dolu  bir cadde. Tıklım tıklım kalabalık herkes alışveriş yapıyor. Adaya özgü bir şey bulamıyoruz. Az sonra saat 14.00 oluyor. O kalabalık bir anda yok oluyor. İnanılır gibi değil bütün dükkanlar kapandı. Sahile paralel sokaklardan yürüyoruz. Sahil cafe ve barlarla dolu, hepsi de kalabalık. Şık insanlar oturmuş denize bakarak kahvelerini ,içkilerini yudumluyorlar. Ara ara turistik eşya satan dükkanlar gözümüze çarpıyor  bunlar açık ve pazar günü de akşama kadar açık olacaklarını öğreniyoruz. Panik yapacak bir durum yok. Sakıza özgü sakız reçeli ve likörü almanın peşindeyiz.


Otele giriş yaptık, şık, güzel, tüm odaları denize bakan ve Sakız’ın merkezini olduğu gibi gören bir otel bu. Oda temiz ve mütevazi.


Arabaya atlayıp köylere doğru yola çıkıyoruz. Otelin önünden geçen sahil yolundan ilk belirlediğimiz yer olan EMPORİOS‘a gideceğiz. Orada  yiyecek bir şeyler bulma umudundayız. Tabelalar çok açıklayıcı, yolumuzu buluyoruz. Ancak geldiğimiz yerin Emporios olduğundan şüpheliyiz. Volkanik siyah çakıl taşlı sahili olan bir koy olduğunu okuduğumuzdan şaşkınız. Burası tam terkedilmiş bir yer görünümünde  her yer kapalı. Ancak yazın hareketli bir yer olduğundan eminiz sadece mevsim dolayısı ile barların kapalı olduğunu düşünüyoruz. Hayal kırıklığı ve açlık duyguları ile ikinci hedefimiz PYRGİ ‘ye hareket ediyoruz.


 



 Pyrgi ada merkezinden yaklaşık 25 km uzaklıkta. Dar, taş sokakları, kiliseleri, siyah beyaz dekorlu evleri ile bu köy bizi güzelliği ile şaşırtıyor. Korsanların ve Türklerin saldırılarından korunmak için köyler denizden uzak,evler birbirine yapışık ve sokaklar dar yapılmış. Evlerin dış duvarları xysta (duvara kum-sıva kaplamanın yapılmasına dayanan, dikkatlice beyaza boyanıp ardından şekillerin kazınması ile yapılır.) denilen bir sıva türüyle yapılmış, siyah beyaz ve geometrik şekillerde yapılmış bu sıva köye başka hiç bir yerde görmeyeceğimiz bir güzellik  katmış.



Köyde dar sokakları geçerek ulaşabileceğiniz şık bir meydan ve 13. yüzyıldan kalma Bizans kilisesi St. Apostles  görülmeye değer. Evlerden sarkmış kurutulmuş domatesler, önünde oturmuş sakız ayıklayan güler yüzlü köylü kadınları ile çok güzel bir köy. Köylüler sohbete ve yardıma  hazırlar, Türk olduğumuzu öğrendiklerinde  çok iyi davranıyorlar. Adada gördüğümüz köylü kadınların hemen hemen hepsi siyah giyinmiş.


Pyrgi’den ayrılıp en çok merak ettiğimiz MESTA‘ya yola çıkıyoruz.Mesta Bizans döneminde 14-15. yüzyılda kurulmuş bir kale köy. Sokakları çok dar ve tonoz şeklinde , parke taştan labirent şeklinde yapılmış.


 


Bu sokaklardan geçip köyün meydanına geliyoruz. Meydan insanda ortaçağ’a gelmişsin hissini uyandırıyor. Büyük bir kilise var ve şansımıza kilisede ayin yapılıyor. Işıl ışıl bir yer burası, akın akın siyah giysili insanlar geliyor. Meydandaki cafe’de oturduk. Birşeyler yedik ve yanında SUMA içtik. Suma kuru üzümün damıtılmasıyla elde edilen ve sert bir içki. Biz rakı’ya benzettik.


 



Az sonra ayin dağılıyor. Kadınlar ellerinde tepsi ile yanımıza yaklaşıp, küçük plastik kaplar içinde bir yiyecek ikram ediyorlar, para vermek istediğimizde çok kötü azarlanıyoruz. Sonradan anladığımıza göre bizim İzmir’de ölülerin arkasından hayır için yapılan lokmaya benzer bir yiyecek bu. Fındık,üzüm,şeker,tarçın gibi malzemeler katılarak yapılmış çok lezzetli bir toz karışım . Kiliseden çıkan köylüler için meydanda uzun bir sofra kuruluyor. Kadınlı, erkekli grup, hararetli konuşup, gülüşüyorlar. Kendimizi bu köye ait gibi hissediyoruz, güneş batmak üzere olduğundan hoş bir saatte, ortaçağda bir meydanda, Suma yudumlamak çok keyifli oluyor doğrusu.Yer yer aydınlatılmış, filmlerdekini anımsatan labirentlerden geçip arabalarımıza varıyoruz. Bu arada Mesta’da bir otel gözümüze ilişiyor. ”Medieval Castle” taştan yapılmış mükemmel bir bina, bir dahaki sefere burada kalalım diye konuşuyoruz.


Hava karardığından otele dönüyoruz.Az sonra akşam yemeği için hazırız. Sakız gece ışıl ışıl görünüyor. Şık cafe ve restaurantların önünden geçerek limanın öbür tarafına yürüyoruz. Gemiden indiğimiz taraf burası. Daha önceden aldığımız bilgiler doğrultusunda akşam yemeği için  Tzıbaepı’e gidiyoruz. Burası, şirin bir ailenin işlettiği,bir balık lokantası. Kendimizi restaurantın sahibine emanet ediyoruz. Masaya sırayla peynir topları, domates köftesi, kabak, ahtapot kızartma, sardalya, barbun geliyor. Mezeler çok değişik ve lezzetli yanında ouzo içip patlayacak kadar yiyiyoruz. Gelen hesap şaşırtıcı adam başı Türk lirasına çevirdiğimizde 35 lira gibi bir hesap ödeyerek kalkıyoruz. Otele dönüş yolunda oturduğumuz cafede Greek kahvesiiçiyoruz ama doğrusu Türk kahvesinin daha sulusu gibi olan bu kahveden pak haz almıyoruz.


 



Sabah ilk durak NEA MOİ.Uzun, virajlı ama güzel bir yoldan sonra yol hafif çukura indiğinde Nea Moi karşımıza çıkıyor. Zaten adanın doğası mükemmel. Dün güney kısmında sakız ağaçları yoğunluklu yollardan giderken bu gün kuzeyde çam ormanları arasından geçiyoruz. Nea Moi manastırı 11. yüzyılda bakire Meryem’in göğe yükselişine adanarak yapılmış bir manastır. 17.000 m2 ye kurulmuş, bir ana iki küçük manastırdan oluşmuş. Ana binada ayin vardı, tavan ve duvar resimleri altın kaplama mükemmel görünüyordu.Bina restore edilerek Unesco dünya mirası içine alınmış. Ayrıca manastırda birde müze var. Pazar olduğu için biz müzeyi gezemedik. Sadece burada 1822’de Osmanlının yaptığı söylenen katliam sırasında ölen kişilerin kemiklerinin konduğu bir dolap vardı. Ürpertici bir görüntü bu.Fakat yeşillikler içindeki bu manastırda kuş seslerini dinleyip tepeden görünen denizi izlemek çok güzeldi.



 


 AVGONİMA köyüne varıyoruz. Burası adanın en yüksek tepesi ve adanın arka tarafına bakıyor. Çok düzgün ,deniz manzaralı,mavi pencereli taş evler, köyün meydanında kuzu çevrilen bir restaurantı var. Çok düzenli ve zengin bir köy burası.


 



ANAVATOS‘a gidiyoruz. Tepede uçuruma inşa edilmiş,terk edilmiş bir köy burası. Köyde sadece yaşlı bir kadının yaşadığı söyleniyor. 


İnce taş bir yoldan tepeye ulaşıyorsunuz. Restorasyon çalışmaları köyde devam ediyor. En aşağıda birşeyler yiyip içebileceğiniz cafesi var.


 Merkeze dönmeden KAMBOS bölgesine gidiyoruz. Adaya özgü taştan yapılmış yüksek duvarlar ve ağaçlar içinde iki,üç katlı zengin evlerin bulunduğu bir bölge burası. Doğası ve mimarisi ile ilgi çekici bir yer.  Merkeze dönüyoruz sahilde hediyelik eşya satan bir dükkana giriyoruz. Sakız likörü, tarçınlı sakız likörü,sakız reçeli, mastik(sakız)li lokum alıyoruz.


Saat 15.00 de güzel anılarla Chios’dan ayrılıyoruz.





1 Yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Emporios konusunda haklısınız,insan yanılabilir,siyah volkan çakıllı plaj,Mavravolia,hemen arkadaki koyda ve 3 km.uzakta,çakıllara basmak ve denize ulaşmak çok zor olsa da eylül de burada yüzmek benim için harikaydı
    Kuzey de de güzel köyler var,Pantoukios da bir öğle yemeği tavsiye edebilirim…çok teşekkürler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*