SAINT PETERSBURG MU DEDİNİZ ?

 


.


ST: PETERSBURG

      



Yakında doğum günü var, mayısın onaltısında üçyüzaltısına  girecek. İki yıl önce gördüm   hiç yaşlanmamış, güzelliğinden de hiç birşey kaybetmemiş. Taştan yaratılmış o,  yaşlanmaz.  Neva kanallarıyla damarlarında dolaşıyor.  Kışın güneş saklanıyor ondan. Işığını sadece  beş saat  gösterdiğinde,  biraz moralini bozuyor  ama, yazın “al sana ışık , güzelliğine güzellik kat” diyor. Hele baharda, elli gün geceler bile beyaz oluyor . Bu ülkede insanlar  Puşkin’e, Puşkin ona hayran.
“…
  aysız ama aydınlık gecelerinde gördüğüm düşleri
  gece lambamı yakmadan okuyup yazdığım odamı”  seviyorum, sana hayranım Petersburg, diyor.


St. Petersburg’la Moskovsky Garında yağmur yağarken tanıştık. Gece yarısına iki saat vardı ama gökyüzü sadece, İstanbul’da havanın kapalı olduğu günler  kadar griydi. Trenle yaptığımız sekiz saatlik yolculuk  boyunca karsız kayın (değilse de bana göre öyle) ormanları arasından geçerek, votka eşliğinde akşam yemeğimizi yemiş, üzerine de zarflı bardaklarla çaylarımızı içmiştik.

 
St.  Petersburg’da Moskovky Garı                          Trende çay keyfi

Otelimiz Park Inn Pulkova şehrin merkezine metroyla on onbeş dakika uzaklıktaydı. Metro istasyonlarının isimlerini dört günde ezberlemiştik. Sabah erkek, akşam kadın sesi   Elektrosila, Park Pobedy, Moskovskaya dedi mi otele , Tekhnologichesky Instute, Sennaya Plochad, Nevsky Prospect dedi mi de şehrin atar damarı Nevsky Caddesinin ortalarına gelmiş oluyorduk. 

Dörtbuçuk kilometrelik bu caddede, sadece barok ve  neo klasik binaların güzelliğini seyrederek  bile saatler geçirmiştik. St. Petersburg saraylar, konser salonları, kütüphaneler, kanallar, köprüler, heykeller, kiliseler, katedraller, kafeler, meydanlar,parklar,  geniş kaldırımlar, kendi havasında insanlar yani bir şehrin güzel olması için gerekli herşeye  sahipti.

 
Svitoy Petro ve Pavel Katedrali  Büyük Petro’nun eli, dokunan şehre tekrar gelirmiş hikayesi


 Bizim nedense Deli dediğimiz Büyük Petro, kimliğini saklayarak  tersanelerinde  bir işçi gibi çalıştığı Avrupa’da, görüp hayran kaldığı ne varsa, kuracağı Petersburg’unda  da olsun istemiş. Denizciliği öyle öğrenmiş ki , İsveç’lilerden kaybettikleri bütün toprakları geri almış. Önce Tavşan Adasına bir kale yaptırmış. Kazıklar çakılmış , İsveç’li savaş esirleri kucaklarında taş  toprak taşıyarak  doldurmuş kalenin temellerini. Petro da   kıyıda şimdi turistlerin  gezdiği üç odalı bir kulübede kalmış (Peter’s Cabin). Rusya’nın soğan kubbeli kiliselerine  hiç benzemeyen,  altın kaplı  kılıç ihtişamıyla  göğe yükselen  katedral de ilk inşa ettirdiği yapılardan olmuş (Svitoy Petro ve Pavel Katedrali). Bu katedral  Petro  ve ondan sonraki çarların  gömülü olduğu yer aynı zamanda . Kalenin  başka kuleleri de var ki, aralarında kendi oğlu Aleksey de dahil olmak üzere  , Gorki, Dostoyevsky, Lenin’in ağabeyi ve Troçki gibi bir çoklarının zindanı olmuş.

 
Katedralin içi                                                      Çar ve çariçe mezarları


Şimdi, kıyılarında Petersburg’luların güzel havalarda güneşlenip suya  girdiği kalenin, nehre bakan   “Ölüm Kapısı”  ndan geçen mahkumların geriye dönüşü olmazmış. Bir film ya da belgeselde seyretmiştim.  Dostoyevsky ve yanındaki mahkumlar  idam mangasının karşısında, tüfekler kendilerine  doğrultulmuş, ölümü beklerken son anda çarın emri  gelmiş, tüfekler indirilmişti.  Dostoyevsky’nin devlet düzenini yıkmaya çalıştığı gerekçesiyle mahkum edildiği ölümden, yine çarın bir emriyle kurtulmuştu.


Neva önceleri izin vermez deltasına bir şehir kurulmasına, taşar,  yıkar yapılanları. Petro elinde metreyle dolaşır su seviyesini ölçmek için. Kanallar açtırır, taşkınları engellemeye çalışır. Bütün taş ustalarını topladığı gibi, gelirken taş getirmeyenleri de  şehre almaz denir. Petersburg,  kanalları  ve   üzerlerinden geçen birbirinden güzel köprüleriyle güzelleştikçe güzelleşir.

         
          Köprülerin demir işçilikleri muhteşem


İşte, Nevsky Caddesi bu güzel köprüleri, her tarzdan sarayları, binaları ve gerçekten de slav ırkının yadsınamaz  güzelliğiyle bir podyum gibi uzar Petersburg’da. İster köprülerin üzerinde durup kanalda yansıyan binaları seyredin, ister  parklarında oturup gözlerinizi yeşile, ciğerlerinizi temiz havaya doyurun. İsterseniz  de kendisi sanat tarihi olan bu kentte, bir çok sanatçının yaratma serüvenini düşünün. 


Biz  bunların hepsini yaptık. Nevsky’nin yukarılarında dolaştığımız  bir gün   Marata Caddesi’nden , Dostoyevsky’nin aynı sokakta birkaç evde oturduğu Kuznechy sokağına   girdik.  “Suç Ve Ceza”  yazar bu dar sokakta  otururken yazılmış. Hangi cümleler kafasında uçuşurken Dostoyevsky tarafından  bu kaldırımlara basılmış diye düşünmeden edemedik. Sokağın biraz ilerisinde güneşin pembeliğinin vurduğu siyah kubbeleri parlayan, sarı ve beyaz  renkleriyle Vladimirsky kilisesinin önünden geçip yine Nevsky’yle buluştuk.

 
Ayrıca Latin alfabesiyle yazılmış tabela aramayın,Kril alfabesini tanımaya bakın


Beş milyon nüfuslu bu şehrin gösteri sanatlarına ayrılmış yüzden fazla tiyatro ve konser salonu var. Barishnikov ve Nureyev’in de dans ettiği Kirov Balesinin adı şimdi Marijinski.  Petersburg’daki akşamlarımızdan birinde,   arkadaşımız  Valeria’nın    kardeşi Romka ve eşi Katya’nın bizim için aldıkları biletlerle, Maly Zal’da Devlet Filarmoni Orkestrasını dinledik. Şostakovich, Prokofiyeff ve Rahmaninoff’un piyano ve viyolonsel için eserlerini  kendi şehirlerinde dinledikten sonra  beyaz gecelerden birine daha daldık.  

Birçok restoran ve  kafenin  olduğu  Nevsky’de  birşeyler yiyip turlarken, trafiğin belli bir yerden sonra kesilmiş olduğunu farkettik. Gostiny Dvor’a yaklaştığımızda spot ışıklarını ve caddenin kenarında kurulan büyük  podyumu gördük. Moskova’nın Gum Alışveriş Merkezi gibi,  şehrin en eski çarşısı olan Gostıny Dvor’da defile başlamak  üzereydi. En ünlü İtalyan markaları podyumda, St. Petersburg’lular da onları  seyirdeydi. Biz de aralarına katıldık. Hava mavileşmeye başlamıştı., Bir önceki güne göre daha açık, ama, daha soğuktu. Moskova’da otuzaltı dereceyi gördükten  sonra burada onbeş derece  biraz üşütüyordu. Gece yarısı olmuştu.Moskova’daki alışkanlığımızı burda da sürdürdük. Kafe Hauz’dan (Rusçaya göre okunuş) dondurmalarımızı yedik.

 
Gostiny Dvor’da defile hazırlıkları,yol trafiğe       Vladimirsky Katedrali 
kapatıldı
                                   


Sıra gece yarısından sonra gemilerin geçmesi için açılacak olan Neva’nın köprülerini seyretmeye gelmişti. Bu sadece şehre dışardan gelenlerin değil, şehrin yerlisinin de yaz aylarında kaçırmadığı  bir  eğlenceydi. Kışlık sarayın önündeki Dvortsovy Köprüsünün Vasiliyevsky Adası tarafında yerlerimizi alıp Neva kıyısında yapılan havai fişek, ışık ve müzik eşliğinde göğe yükselen fıskıyeleri seyrettik.
 
Saat biri geçiyordu ve etraf ana baba günüydü. Haliç’teki fıskiye geldi aklıma  Neva’nınkiler yanında o, ne kadar garip ve yanlızdı.  Birbuçukta köprüler açıldı, gemiler geçti, biz de otelimize döndük. Vakit bu kadar geç olmuşken gün doğumunu izleyelim istedik. Üç gibi tan yerinde bir kızıllık belirdi ve yeni bir gün daha başlamıştı.

 
Anichkov Köprüsü’nün bir ayağı                     II.Aleksander’ın suikaste uğradığı yerde yapılan
                                                                         İsa’nınYeniden Dirilişi Kilisesi

 Şaha kalkmış bronz  atlar ve onlara gem vurmaya  çalışan eğitimcileri  heykelleriyle   dört bir ucunun  süslendiği Anichkov Köprüsü Moika, Fontanka , Griboyedov kanalları  üzerindeki köprülerin en güzeli, her bir köprünün ferforje korkulukları birer sanat eseriydi. Petersburg’un en güzel fotoğraflarından biri olan Griboyedov kanalı üzerindeki köprülerden İsa’nın Yeniden Dirilişi (Khram Voskreseniya Khristova) Kilisesi’nin görüntüsü, gökyünün aldığı her renkte başka bir güzeldi.

         

 
Gribeyadov Kanalı ve İsa’nın Yeniden Dirilişi Kilisesi


Kilisenin arkasındaki pazarda matruşkalardan Rus köylülerinin ördüğü yün şallara, Sovyet Dönemi şapkalarından magnetlere her çeşit hediyelik eşya bulmak mümkün, tabi pazarlık şart. Kiliseyle cadde arasındaki Sanat Meydanı (Plochad Iskutssv)  klasik uslübun ihtişamını yansıtırken, Moika’nın rıhtımlarından birinde düelloda aldığı kurşunla hayatını kaybeden,Rusların gurur kaynağı Puşkin’in heykeli de meydanda yerini alıyordu.

Caddenin diğer tarafında  Vatikan’ın San Pietro’sundan esinlenerek yapılan  Kazan Katedrali bir tapınağı andıran sütunlarıyla başka bir meydanı çevreliyordu. Yine Nevsky caddesinin bu bölümünde gezinirken giriş katı kitapçı ve üst katı çok şık bir kafe olan, adını eski  dikiş makinelerinden bildiğimiz Singer Binası ilk bakışta bizi çarpmıştı. 

 
  
 
Nevsky’den görüntüler

Nevsky caddesi boyunca  yürürken görüntüye giren, Neva’nın kıyısındaki Donanma binası’nın külahı da altın bir kılıç gibi göğe yükselen Petersburg simgelerinden. Petro’nun kurduğu tersanenin bulunduğu yerdeki Donanma Binası günümüzde Denizcilik Okulu. Bu bölgedeki Dekabristler Meydanı’nın ortasında, ayağına yılan sarılan şaha kalkmış bir at üzerinde Büyük Petro’nun bronz bir heykeli ve altın kubbeli büyük St. İsak Katedrali Petersburg’un simgelerinden.

Kırk yılda tamamlanan onikibin kişilik katedral dünyadaki en büyük ortodoks katedrali. Dış cephesini süsleyen Finlandiya’dan getirilen porfir sütunları ve altın kaplama kubbesiyle muhteşem bir yapı. Katedralde sergilenen eski fotoğraflar arasında şehrin 900 gün kuşatıldığı  II. Dünya savasında, kıtlık nedeniyle etrafının lahana bahçesi olmuş hali ilginçti. Ayrıca katedrali hava saldırılarından korumak için altın kubbe siyaha boyanmış. II. Dünya Savaşında 1941’den 1944’e 900 gün süren bu kuşatma günlerinde bir milyona yakın insan bombardıman, soğuk ve en çok da açlıktan hayatını kaybetmiş, insanlar evlerindeki evcil hayvanlardan duvar kağıdına, kitap ciltlerinden kaynamış deri kemerlere kadar ne buldularsa yemişler.

 
 
Katedralin Kulesi 100 kg. altınla kaplı

Moskovsky Prospect’te kaldığımız Hotel Pulkova’nın  tam karşısındaki , 1975 yılında tamamlanan   Leningrad’ın Kahraman Savunucuları Anıtı,  ortasında yükselen bir obelisk ve  her iki tarafındaki duvarların üzerinde  bronz heykellerle Almanlara karşı yapılan  o,  900 günlük büyük direniş anlatılıp ve anımsatılıyordu. Anıtın yeraltındaki devamı müze haline getirilmiş, o günlerden kalan bir takım objeler , 900 bronz lambayla oluşturulan loş bir ışık  ve hüzünlü bir müzik eşliğinde sergilenmekteydi.

 
Leningrad’ın Kahraman Savunucuları Anıtı                Mihailsky Müzesi
ve Hotel Pulkova


Rusların büyük çoğunluğunu sadece Piter dediği St. Petersburg Unesco Dünya Kültür Mirası Listesinde bir şehir. Kışlık Saray ve diğer üç binayla birlikte Hermitaj dünyanın en çok esere sahip müzelerinden. Meydandaki granit Aleksander sütunu , Kışlık Saray ve meydanın diğer tarafını çevreleyen Genelkurmay binası iki farklı gücün göstergeleri. Kışlık Sarayda çar, çariçe ve arşidüklerin şaşaalı yaşantısını, en son Sukorov’un bu sarayda çektiği “Rusya’nın Hazine Sandığı” filminde izlemiştim. Bu ihtişamı yaşamak isteyenler  şimdi, belirtilen  zamanlarda binlerce doları sayıp  kiralayarak kutlamalarını yapabiliyor.

 
     
     
     
 
Kışlık Saray, Hermitaj ve civarı, Saray Meydanı, arkasında Genelkurmay Binası


Petersburg’un dışında  çarların ihtişamlı yaşantılarını sürdürdükleri Peterhoff, Yekaterina ve Pavlosks Saraylarından Peterhoff’da, sarayın ihtişamının yanında bahçe dizaynları ve fıskıyeler muhteşemdi. Baltık kıyısındaki bu sarayda yazın  fıskıyeler açılıyor.

Romka ve eşinin görün dediği Yekaterina ki bizim sadece Baltacı’dan dolayı bildiğimiz Büyük Katerina Sarayı’ndaki Kehribar Oda, aslında görülmesi gereken yerlerden. Baştan başa kehribardan yapılan odanın, II. Dünya Savaşında zarar görmemesi için üzeri kaplanmış. Ancak Almanlar olayı farkedip, kehribar plakalarını söküp götürmüşler. Ondan sonrası için bir çok varsayım varsa da (gemiyle taşınırken battı, savaşta yandı, Sovyetler bulup geri aldı….gibi) yakın zamanlarda Ruslar odayı tekrar orijinali gibi yapıp ziyarete açmışlar.

      
      
      
       Peterhoff Yazlık Saray

Gezdiğimiz saraylardan biri de tatar kökenli bir aile olan Yusuphov’ların sarayı. Zamanın ihtişamına uygun döşenen sarayda atalarından gelen bir alışkanlıkla olsa gerek hamamımsı bir bölüm de vardı. Rasputin bu sarayın bir odasında öldürülmüş ve kanala atılmış. Tüm müze saraylardaki gibi, burada da her odada sert bakışlı ciddi teyzeler, dinlenmek için şöyle bir yere yaslanmaya bile izin vermiyordu.

 
 
Yusuphov Sarayı


St. Petersburg’da Neva donmadan yani Ekimden önce gidilirse şehri gezmenin güzel bir şekli de kanal turu. Anichkov Köprüsü ve Saray Meydanı yakınından kalkan tekneler var. Biz Anichkov’dan başlayan bir tur yapmıştık. Petersburg’lu iki ufaklık turun güzergahını öyle biliyordu ki altından geçtiğimiz iki üç köprüde bir, köprünün üstüne gelip el sallıyordu. Tabi, rıhtıma gelindiğinde de bütün sevimlilikleriyle gülümseyip “Mükafat yok mu?” diye bekliyorlardı.
 
       
        Ama anneanne ne çok konuşuyorsun, şimdi ağlıyıcam!


St. Petersburg’da bir dönem adını taşıdığı Lenin’in heykelini bir tek yerde gördüm. Eşimin mide rahatsızlığı nedeniyle  otelde dinlenmeyi tercih ettiği  cumartesi günü  öğleden önce gittiğim Park Pobedy’de, yüksek bir kaidenin üzerinde elinde kasketiyle benim gibi Petersburg’luları seyrediyordu. Her tarafı fıskıyeler ve banklarla dolu parkta çocuklar  favori eğlenceleri kay kay ve patenlerle kayarken, ellerinde biraları, suları, sigaraları, derin sohbetler ve sarılışlarıyla   her yaştan Petersburg’lu kışın hasret kalacakları güneşi topluyordu.

 
  
 
 
 
 
 

Sayılarla Petersburg ;
– 100’ün üzerinde göl ve gölet
– 93 nehir, kolları ve kanal
– Tehlike arzeden 65 su baskını
– 19.yy.da 150 olan ada sayısı şimdi 42
– 200 yıl başkent
– 21’i açılan 342 köprü
– Kışlık Saray’da 1000’de fazla oda ve salon
  2000 pencere bir o kadar kapı
– Peterhoff Yazlık Sarayında değişik tipte 64 fıskıye,
  250 heykelden oluşan büyük çağlayan
– Şehir 2003’te 300 yaşını doldurdu
– 1736’dan bu yana öğle 12.00’de top atışı
– Hermitaj’da 3 milyon eser
– Rusya Müzesinde sadece Rus ürünü
  400 bin eser
– Gregoryan takvime göre 25 Ekim’de olan
  Devrim 7 Kasımda kutlanırdı
– Yine aynı sebepten Noel 7 Ocakta kutlanır
– Zaman dilimi bizden 1 saat ileri

Not: En alt sıradaki Büyük Petro, Kehribar Oda fotoğrafları ile,Leningrad’ın Savunucuları Anıtı, Sukorov’un filminden balo sahnesi ve  köprülerin açılışı fotoğrafları görülmesini istediğimden internetten alınmıştır.

18 yorum

  • abidindemir dedi ki:

    Elinize sağlık. Severek okudum yazınızı. Okurken bilgilendiren bir yazı olmuş. Resimler ise gerçekten süper.

  • EYLÜLADA dedi ki:

    St. Petersburg’un hakkını fazlasıyla veren bir gezi-yazı… Ufkunuza sağlık Tülay Hanım! // Ama ben şu paragrafınızda donup kaldım: “…900 gün süren bu kuşatma günlerinde bir milyona yakın insan bombardıman, soğuk ve en çok da açlıktan hayatını kaybetmiş, insanlar evlerindeki evcil hayvanlardan duvar kağıdına, kitap ciltlerinden kaynamış deri kemerlere kadar ne buldularsa yemişler.”

  • mctumer dedi ki:

    Sevgili Tülay Hanım, anlatımıyla, detaylarıyla, fotoğrafları ile muhteşem bir yazı olmuş. Elinize sağlık

  • abt_smyrna dedi ki:

    Sanat eseri herhalde bu şehrin her yanı. Yaşar mıydım bilemedim. Açıkhava müzesini andırıyor her bir tarafı….
    Teşekkürler.

  • aliye34 dedi ki:

    Bu güzel yazı için tşkler. petersburg’u ilk fırsatta göreceğim

  • Honeyseller dedi ki:

    Sevgili Soyadaş,Dostoyevski petersburgu Beyaz geceler de “böylesine güzel bir gökyüzü altında insanlar nasıl kötü olabilir?” diiye anlatır. bu gökyüzünü gördüğünüz ise ne mutlu size.Yine nefis bir yazı ve nefis kareler.Ayrıca sayılarla petesburgta hayli ilgi çekici.Emeğine ,kalemine sağlık…..

  • poetrey dedi ki:

    Tütücüğüm, yazı da fotolar da harika…

    Ellerine gönlüne sağlık…

  • mcatullus dedi ki:

    Çok ayrıntılı bir yazı. Resimler de bir o kadar güzel. Bu kadar bilgiyi iyi toplayabilmişsiniz. Elinize, yüreğinize sağlık.

  • Alinda dedi ki:

    Petersburg denilince aklıma Dostoyevski, Dostoyevski denilince “Beyaz Geceler”, “Beyaz Geceler” denilince Nastenka geliyor. Puşkin ise anlatmakla bitirilemez.Yüzbaşının Kızı’nı okuduktan sonra, uzun süre bu kitabın içinde yer alan Pugaçev İsyanının tarihi ile ilgili kitaplar okumuş ve araştırmalar yapmıştım. Sanırım Puşkin’e ben onlardan daha fazla hayranım.Güzel ve detaylı yazınızı keyifle okudum.Ellerinize sağlık.

  • ZİKO dedi ki:

    Tülay hanım herzamanki gibi harika bir çalışma.Emek verip zaman ayırmışsınız.Paylaştığınız için teşekkürler.Her yazınızdan sonra bende anlattığınız yeri görmek için müthiş bir istek oluşuyor.Ve tabi ki tam puan.

  • chinagunlugu dedi ki:

    Icinden su gecen sehirler daha mi guzel oluyor ne. Klasiklerle buyuyen herkes icin St. Petersburg ayridir ve siz cok guzel anlatmissiniz. Tesekkurler

  • ayşegül- dedi ki:

    Moskova yazınızdan beri beklediğim St.Petesburg yazınız tam da beklediğim gibi muhteşem olmuş. Çarpıcı ve büyüleyici bir fotoğrafla başlamışsınız, ilk satırları anlamakta zorlandım fotoğrafa tekrar bakmaktan.Bunu da malum zulaya atıyorum. Bir gün ayak izlerinizin üzerinden yürüyerek gezmek dileğiyle… Teşekkürler.

  • enise dedi ki:

    Her satırı,her ayrıntısı emek kokan ve fotoğraflarıyla muhteşem bir yazı.Sevgili Tülay’cım enerjin daim olsun canım.Kalemine ve yüreğine sağlık..

  • eceak dedi ki:

    Bir solukta okudum:) Ellerinize sağlık…

  • BÜLTER dedi ki:

    Bugün ikinci kez inceliyorum yazınızı Tülay hanım. St.Petersburg konu olunca, bu müthiş şehre yakışan muazzam bir çalışma hazırlamışsınız. Süper!! Bir de sorum olacak. Vize konusu ve bireysel ulaşım,güvenlik konusu nasıl Rusya’da? Bugüne dek turla yapılan hiç bir seyahate katılmadık ancak rusya için zorunlu olabilir mi?

  • tütü dedi ki:

    Sevgili bülter,Ayşegül’ün de Petersburg yazısını bekleyişinden ufukta oralarda olmak gözüküyor gibi geldi bana,şiddetle tavsiye ederim…Şimdi.., aynı çelişkiler içinde olduğumuzdan (kafamızda acabalar çoktu,eşimin aksaklıklara pek tahammülü yoktur,ben bu da bir heyecandı anı olarak kaldı diye düşünürüm) ve de yeşil pasaportlarımız olmasına rağmen trenle GAP turu yapıp çok memnun kaldığımız Demiryollarının Ankara merkezli yan kuruluşu olan bir turizm şirketi ile Rusya’ya gittik.Oralarda şehir dışında gidilen birkaç yer (Moskova’da Star City Uzay Merkezi ki burası ancak gurup yapıp gezilebiliyor,Petersburg’da Peterhoff Sarayı) hariç kendimiz gezdik. Sokakta İngilizce konuşanı bulmak gerçekten zor,hadi konuşarak anlaşamadınız, bir yerin ismini yazıp gösterseniz alfabe farkından yine anlaşamıyorsunuz.Ama büyük otellerde ve Garlarda sorun olacağını sanmıyorum.Güvenlik açısında her büyük şehirden bir farkı yok.Rahat rahat gezebilirsiniz.Biz günün gecenin geç saatlerine kadar dışardaydık….

  • oymakas dedi ki:

    Yine arşivlik bir yazı. HArika.

  • necatiekm dedi ki:

    keyifle okudum, harika bir yazı ve fotoğraflar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*