Romanya / Sonra Manastırlar

Sibiu'da geçirdiğimiz bir gecenin ardından akşam saatlerinde kalkacak uçağımıza yetişmek için sabah erkenden Bükreş'e doğru yola çıkıyoruz . Niçin erkenden derseniz , yol uzun değil ama yolda biraz sallanacağız . Bugün 3 tane manastır göreceğiz yol boyunca . Önce kalelerden sonraki yazımızın gezisi bu , sonra manastırlar .

Sibiu

 

Önce Güney Karpatları kuzeyden güneye doğru Olt Nehri'nin açtığı vadiden geçerek kesiyoruz . Solumuzda nehir akıyor , etrafımız yemyeşil . Romanya , Roma İmparatorluğu döneminden beri ağaçları , keresteleri ile ünlü bir coğrafyaymış . O zamanlardaki ismi Dacia . Şu otomobil markası olan . Roma İmparatoru Traianus tarafından imparatorluk topraklarına katılmış Dacia . Romayı görenler bilir ; Traianus sütununda bu zafer ayrıntılarıyla anlatılır kabartmalarda . Traianus'un Dacia seferinden onbinlerce kilo altın ve gümüşle döndüğü söyleniyor . Getirilen bu ganimetin imparatorluğun zenginleşmesinde ve daha sonraki fetihlerinde büyük katkısı olmuş .

 

Günün ilk durağı olan Cozia Manastırında ise bu tip ganimetler ile hiç ilgisi olmayan insanlar yaşıyor . Şimdi papaların açgözlülüğünü , katolik kilisesinin para hırsını filan hatırlatmayın bana . Bu manastıra özel konuşuyorum , bakın .

 

Cozia Manastırı , Olt Nehri kıyısında 1386-88 yılları arasında Wallachia Kralı ( bizim bu bölgeye Eflak dediğimizi bir önceki yazıdan hatırlayalım ) Yaşlı Mircea tarafından yaptırılmış .

 

Romanya'nın ulusal ortaçağ sanatı ve mimari eserlerinin en değerlilerinden biri . 1390-91 yıllarında yapılan fresklerin bir kısmı halen orijinalliğini koruyormuş . Manastırın giriş kapısının her iki yanındaki fresklerde mahşer sahnesi betimlenmiş . Sağda cehennem , solda cennet . Cehennem tarafında baş iblisin ağzından çıkan alevlerde günahkarlar kavruluyorlar . Türlü türlü işkencelere uğrayanların yanında  sırasını bekleyenler de var . Kimlerin beklediğini görmemiz için isimleri de yazılmış bazılarının . Tanıdık simalar var aralarında . Cennet tarafında ise yüzlerinde huzur dolu ifadelerle kapının açılmasını bekleyen sıkıcı bir topluluk var .

Manastırın içinde eski ve yeni ahitten sahnelerin canlandırıldığı çok güzel freskler var .

Fresklerden birinde manastırı yaptıran Kral Mircea ve oğlu Mihail , şövalye giysileri içinde , manastırı Meryem Ana ve bebek İsa'ya sunuyorlar .

Manastırın önündeki revak , çeşme ve saat kulesi 1707 yılında eklenmiş . Cozia aslında etraftaki dağların adıymış . Daha sonra manastıra bu isim verilmiş . Bugün bölge Cozia Milli Parkı olarak biliniyor . Manastırın etrafında bol miktarda ceviz ağacı varmış . Koz , Türkçeden geçen bir sözcük , ceviz anlamında . Cozia ise ceviz bahçesi demekmiş .

Günün ikinci durağı Horezu Manastırı . Manastırın ismi bir çeşit baykuştan , kartal baykuşu denilen huhurezu'dan geliyormuş . Rivayete göre manastırı inşa edenler Türklerin korkusundan sadece geceleri , kartal baykuşları şarkı söylerken çalışabiliyorlarmış .

 

Manastır , 1690 yılında Eflak Prensi Constantin Brancoveanu tarfından yaptırılmış . UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bu manastır ve Brankovenesk tarzın başyapıtı olduğu söyleniyor . Brankovenesk tarz ; Bizans , Osmanlı , geç rönesans ve barok mimarinin bir senteziymiş ve 17. yüzyıl sonu ile 18. yüzyıl başlarında Romanya'da sık kullanılmış . Bu dönem Romanya rönesansı veya Wallachia rönesansı olarak biliniyormuş .

Gördüğümüz manastırlar içinde en büyük alanı kaplayan bu manastır . 3 hektarlık alana yayılmış . Burada 18. yüzyılda kurulan duvar ve ikon boyama okulu , Balkanların en ünlü okuluymuş . 1872 yılından beri rahibe manastırı olarak kullanılan manastırın girişinde gene mahşer anlatılıyor . Sağda cehennem , solda cennet . Bir süre bakındıktan sonra kendimi cehennem tasvirlerini fotoğraflarken buldum . Daha mı eğlenceli geldi , yoksa gideceğim yeri daha yakından tanımak için mi oldu bilemiyorum .

Manastırı gezerken Constantin Brancoveanu'dan da bahsedelim biraz . 1688-1714 yılları arasında Eflak Prensliği yapmış bir Rumen soylusu kendileri . Soyunun Bizans'a kadar gittiği söyleniyor . Çok sevilen bir insanmış . Büyük bir serveti de varmış . Kendinden önceki Eflak prensleri gibi hem Osmanlıya vergilerini öder , hem de etrafındaki hıristiyan hükümdarlar ile iyi ilişkiler kurarmış .

1711 yılında Prut Savaşında Ruslarla anlaştığı iddia edilerek İstanbul'a getirilmiş ve Sultan III. Ahmet tarafından Yedikule zindanlarına hapsedilmiş . Bu iddiayı ortaya atanın Bogdan Beyi Dimitri Kantemir olduğu söylenir . Brancoveanu , oğulları ve damadı boyunları vurularak öldürülmüşler . Asıl ihanet eden , Brancoveanu'nun servetinde gözü olan Kantemir ise Ruslara sığınmış ve ölene kadar Rusya'da yaşamış . Osmanlılar bu olaydan sonra Eflak'a Fener Rum Beylerini atamaya başlamışlar . 1821 yılına kadar süren bu dönem Eflak'ta nefretle anılan bir dönem olmuş .

Manastırın çan kulesinde ağırlıkları 300 ile 1000 kg. arasında değişen 4 tane çan varmış . Keşişlerin odaları ve yemekhanenin duvarlarını da freskler süslüyor .

Manastırı gezdikten sonra karnımızın acıktığını farkediyoruz . 4 gün boyunca yanımızdan hiç ayrılmayan Rumen rehberimiz Katalin , çoktan öğlen yemeğini yiyeceğimiz yeri ayarlamış bile . Derme çatma bir lokantada ılık biraların eşliğinde yediğimiz tavuk çorbası ve ızgaralar bana yediğim en lezzetli tavukmuş gibi geldi .

Üçüncü ve son durağımız Curtea de Argeş . Yüzlerce yıllık ıhlamur ağaçlarının çevrelediği bir yolun sonunda ulaşıyoruz manastıra . 1512-17 yılları arasında yapılmış . Mevcut şekline 19. yüzyılın ikinci yarısında kavuşmuş .

Manastırın yapımının acıklı bir öyküsü de var . Daha doğrusu bir efsanesi . Eflak Kralı , üstat Manole ve ekibine bir manastır yapılmasını emretmiş . Ancak işler bir türlü yolunda gitmiyor , manastırın yapılan duvarları yıkılıyormuş . Çünkü manastırın yapıldığı yer bir rivayete göre lanetliymiş ve işlerin iyi gitmesi için bir insanın kurban edilmesi gerekiyormuş .

Ustalar toplanmış , ertesi gün manastıra gelecek ilk kadının kurban edilmesine karar vermişler . Ancak işe hile karışmış . Manole dışındaki tüm ustalar ailelerini ertesi gün manastır inşaatına gelmemeleri konusunda uyarmışlar . Ertesi gün inşaata gelen ilk kişi Manole ustaya yemek getiren hamile eşi Anna olmuş . Anna kurban edilmiş ve manastırın yapımı tamamlanmış . Gördüğünüz gibi , dürüstlük hiçbir zaman cezasız kalmaz .

Gezdiğimiz diğer manastırların aksine Argeş manastırında fotoğraf çekmemizi istemediler . Bunlar gezerken yanlışlıkla çektiklerim . Manastırda Romanya'nın ilk kralı I. Carol ve eşi Elizabeth ile Carol'un evlatlığı , Romanya'nın ikinci kralı Ferdinand ve karısı Marie'nin mezarları bulunuyor . Elizabeth'in yazıp resimlendirdiği bir kitabı da sergilemişler . İncil olabilir mi , bilmiyorum . Çünkü Elizabeth çocuk masalları da yazıp çizermiş .

Uzun ve yorucu bir gün oldu . Bükreş havalimanında biraz dinleniriz artık .

Sağlıcakla kalın…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

5 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Doktor,müthiş fotolar eşliğinde fresko şenliği beni mest etti..35 yıl önce sadece Köstence ve bir günlüğüne Bükreş seyahatimi hiç unutamadım,Romanya beni çağırıyor,bu kez 8-9 gün olmalı,3 gün Bükreş,sonra Braşov,Sibiu ,manastırlar,ve sizin izinizde kaleler,şatolar gezilmeli diyorum bu yazıdan sonra..Roma imparatoru Traianus un Dacia seferi dönüşünde 10.000 askerin ordudan ayrılarak Romanyada kaldığı dedikodusu var,Romen halkının ve güzel dillerinin kökeni böylece ortaya çıkıyor.Horezu seramikleri ile de meşhur belki birkaç parça almışsınızdır,ben tesadüfen almışım Bükreş ten hala saklıyorum..Bu yazıda en sevdiğim foto,Horezu dan:Şeytan yatırmış adamı dizine bir güzel dövüyor…Çok yaşa Doktor….

  • arkutbay dedi ki:

    Neşe Hocam , güzel yorumunuz ve katkılarınız için çok teşekkür ederim . Horezu manastırı çıkışında ufak tefek satıcılar vardı ama çok anlamlı bir şey yoktu ellerinde seramik olarak . Popoya şaplak atan şeytan ise benim de favorim oldu 🙂

  • Midgard dedi ki:

    Bu tematik yazılarınıza hayranım, manastırlara da hayran kaldım ki nedendir bilmem manastırları severim genelde. 🙂 Elinize sağlık arkutbay.

  • arkutbay dedi ki:

    Manastırlar bize karman çorman yaşamlarımızda sessiz sakin ve korunaklı bir yer olarak görünüyor herhalde . Teşekkürler sevgili Midgard .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*