ROMANTİK YOL BÖLÜM 2

ROMANTİK
YOL

2.
GÜN

YALNIZ
KRAL  II. LUDWİG’İN İZİNDE

Bavyera
Kralı II. Ludwig Linderhof Sarayında bizi bekliyor. İsterseniz bugün kü tüm
programımızı dolduracak olan kralı Tanrı Google’ın satırlarından tanıyalım;

 “Ludwig,
1845 de Münih de Nymphenburg sarayında    doğdu,babası
II.Maximilian Fransız Bourbon,Anne Marie ise Prusya sülalelerine dayanıyor.1864
de genç yaşta Bavyera kralı oldu,bu işe çok hazırlıksız olduğunu kendisi
açıklıyor “şu kesinki,çok erken kral oldum,yeterli bilgiden yoksunum”
diyor….Duygusal ve fiziksel yönden zayıf olan Ludwig,tiyatroya çok
meraklı,zaman zaman kendisi de oynuyor ve bir hayal dünyasında yaşıyor…15
yaşında ilk operası olan ,Wagner in Lohengrin operasını seyreder ve tüm
hayatına etki edecek muazzam bir Wagner sevgisi başlar genç Ludwig de.Kral
olduktan sonra da Wagner e Münih de bir ev verir,maaşa bağlar ve ondan devamlı
operalar yazmasını ister.Çevrenin ısrarı ile kuzeni Charlotte ile
nişanlanır(Avusturya-Macaristan imparatoriçesi Sisi nin kız kardeşi)Bu nişan
fazla uzun sürmez,bozulur,çünkü Ludwig erkek arkadaşları ile çok daha
mutludur.Ludwig,eski Alman destanlarından çok etkilenir,masallar ve destanlar
dünyasında yapayalnız yaşar.Yegane dostları ,etrafına topladığı sanatçılar
grubudur,onlarla birlikte ,yarattığı pahalı dünyada yaşar.Prusya ya
yenilmesiyle birlikte daha da içine kapanır….İşte bu dönemde ,büyük paralara
malolan Neuschwanstein şatosunda inzivaya çekilir.Bavyera hükümeti bu durumdan
son derece rahatsızdır,bir psikolog doktor eşliğinde Neuschwanstein den
alınır,akli dengesinin bozuk olduğu gerekçesi ile Starnberg gölü kıyısındaki
Burg şatosuna kapatılır.Ertesi akşamüstü  göl
kenarında yürüyüş yaptıkları Doktorla birlikte ,cesetleri diz boyunu geçmeyen
göl sularında bulunur.(13 haziran 1886)Resmi açıklamaya göre,Ludwig intihar
etmek istemiş,Doktor mani olmaya çalışmış ve çıkan boğuşmada her ikisi de
boğularak ölmüştür…Ceset hemen tahnit edilir ve iki gün içinde Münih de gömülür
ve böylece olası bir kurşun yarası da gözlerden saklanmış olur….Temize havale…..Bugüne
kadar işin doğrusu bulunamamış….Belki de bulunmak istenmemiş….Zavallı Yalnız
kral….” (*)


 Önümüzde ormanlar içinde kıvrılarak
uzanan 13 km’lik
romantik bir yol var. Bu yolun ortalarında bir yerlerde bir akarsu kenarında
mola veriyoruz. Doğa muhteşem, çay ormanların içinde şırıl şırıl akıyor ben
ülkemin sınırları içinde böyle temiz pırıl pırıul suyu olan bir çay bir dere
henüz görmedim. Emel’in önerisiyle fkar dağıtmaya karar veriyoruz. Emel komut
veriyor, ” – Efkar dağıtılıcak, DAĞIT” hep birlikte bir OFFFFFFFFFOF
çekiyoruz, gözlerimiz kapılı doğayı dnliyoruz. Bu atmosferde bize meditasyon
gibi geliyor, ülkemin giderek hoyratlaşan gündemini çok gerilerde kalıyor…
Linderhof Sarayının otoparkına aracımızı park ediyoruz ( 5 € ) Saraya doğru
yürüyoruz, sarayın girişinde büyükçe bir meydan, bilet gişesi, büyükçe bir
otel, hediyelik eşya mağazaları var. Turlar rehberli tur şeklinde. Almanca,
İngilizce İtalyanca turlar var. Bizi dokuz kişilik bir gurup olarak görünce
gişe görevlisi bize bir güzellik yapıyor ve Türkçe bilen Alman bir rehber
ayarlıyor. Turumuz yaklaşık iki saat sonra. Biz bu arada, Fas Evini, Baba Kral
Maximillian’ın av köşkünü, bahçeleri, havuzları, Neptün çeşmesini geziyoruz.  ( Giriş 8.50 € / kişi )

Bavyera kralı Ludwig ,çok gençken ,babası
ile çıktığı av partilerinde bu bölgeyi tanıyor ve seviyor.Aslında bölge yabancı
değil,baba II.Maximilian ın burada minik bir av kulübesi var.1869-1878 arasında
,Ettal manastırının arazisi içine yapılıyor köşk…

 

Baba Maximilian’ın mütevazi av köşkü

Linderhof, 18.yy.da Fransa da moda olan
saraylar tipinde ve muhteşem bir parkın içine yapılmış,Fransız-Bavyera
rokokosu karışımı,aşırı süslü ,heykeller, havuzlar, seyir terasları, merdivenler var bahçede…
Linderhof, bir saray halkını barındırmak için değil, yalnız bir kral için
yapılmış, kral öylesine inzivaya çekilmiş ki,yemek masasında hizmet eden
hizmetçileri bile yanında istemediği için,yemek masası aşağıda mutfakta
,şamdanlarına kadar hazırlanır ve özel bir asansör sistemi ile yemek salonunun
zemininin ortasındaki kapak açılarak yukarıya çıkartılmış.Yemek salonunda
yalnız bir kral… -Son günlerinde çok kilo alan ve sadece 3 dişi kalan kral
kimseye gözükmek istemiyormuş aslında – Gündüzleri uyur akşamları yüzlerce
mumun aydınlattığı salonlarda, odalarda otururmuş. Tavus kuşlarına ve kuğulara
bir de gece mavisine zaafı var. Kralın şatoda olduğunu belirtmek için bayrak
çekilmez iki kuğu sarayın bahçesine bırakılırmış. (**)




Merakeş (Fas ) Evi             


Ön cephe ise ortasında altın yaldızlı bir heykel grubunun olduğu ve yukarılara
kademelerle ve kameriyelerle yükselen güzel bir bahçeye açılıyor. Parkın
içinde iki adet doğu / Arap mimarisinde küçük köşk var. Birisi parkın ana girişindeki meydandan köşke doğru yürürken sol tarafta Merakesh House “Fas Evi” ,içerde tavus kuşu figürlerinin yer aldığı bir taht odası
görüyoruz.


Venüs Mağarası


Neptün Çeşmesi


Biraz ileride, Köşktensağa yukarı tırmandığınızda ise “Venüs Mağarası” yer alıyor, bir gezginin notlarından “… içinde minik bir suni göl ve o
devirlerde müthiş bir yenilik olan elektrikle mistik bir aydınlanması olduğunu
” öğreniyoruz ama bir sonraki tur yaklaşık yarım saat sonra olduğu için
bekleyemiyoruz, programı yetiştirmemiz gerekiyor.


 Bu güzel saraydan ayrılıyoruz. Bu kez
hedefimizde Avusturya sınırında kalan Plansee gölü var. Yine ormanlar içindeki
yolumuzda kıvrıla kıvrıla ilerliyoruz. Yolun genişlediği noktada üzerinde
kartal kabartması olan ve altında TİROL yazan sınır taşında bir fotoğraf molası
veriyoruz.


 Linderhof Sarayından çıktıktan yaklaşık 18 km / 15 dakika sonra
Plansee gölünün kıyılarındayız. Yüksek yamaçlarla çevrilmiş dar uzun bir göl.
Göl kıyısınca ilerliyoruz. Küçük bir yelken kulübü, otel ve kafenin bulunduğu
noktada birer kahve molası veriyoruz açlığımızı da sabah otelden ayrılırken
yanımıza aldığımız kek ve poğaçalarla gideriyoruz.


Kahve molası sonrası 30 km’lik bir yol yaparak
Hohenschwangau’ya varıyoruz. Araçlarımızı kasabanın girişindeki otoparka park
edip kent merkezine yürüyoruz.( otopark 5 € ) Saat 14.45. Neuschwanstein için
uzunca bir kuyruk var. Burada da turlar randevulu ve rehberli. Turlar Almanca
İngilizce ve İtalyanca. 18.15 teki İngilizce turda yer bulabiliyoruz. Kişi başı
12.50 € luk biletlerimizi alıyoruz..Bu noktadan tepedeki şatoya üç şekilde çıkabiliriz..Tepeye
30 dakika süren bir yürüyüşle tırmanabiliriz ki bu bizi aşar, üstelik havada
yağmurlu, kişi başı 6€ ya tek gidiş atlı arabaya binebiliriz veya bizim de
yaptığımız gibi iki kişi 5.60 € ya shuttlebus a binebiliriz.(gidiş-geliş, 18.00
den sonraki turlar için sadece gidiş bileti satıyorlar, dönüşte 20 dakikalık
bir yürüyüşle kent merkezine iniyorsunuz. )

Bilet satış yerinin biraz yukarısında ve karşısında otobüs kuyruğuna
giriyoruz,servis otobüsüne kuruluyoruz….
Ormanlar arasından döne döne yükseliyoruz ve şatoya 600 mt. uzaklıkta Marien
köprüsü yakınlarında otobüs bizleri indiriyor.İlk durağımız Pöllat uçurumu
üzerinde baba Maximilian ın yaptırdığı köprü.. MarienBrück






 Havada sis ve tozuyarak yağan bir yağmur
var. Köprünün üzeri çekik gözlü gezgin dostlarımızla dolu. Köprünün diğer ucu
sisten gözükmüyor. Köprü üzerinde Pöllat uçurumunu seyrediyoruz fotoğraf çektiriyoruz
ve tozuyarak yağan yağmur altında II.Ludwig’in fantastik dünyasında yaratıp
sonrada bir ressama çizdirip inşa ettirdiği saraya doğru yürüyoruz. Sarayda
sisler içinde… Masalsı kuleleri sis içinde bir kayboluyor bir hayal meyal
gözüküyor. Yüzlerce kişi köknar ağaçlarının altında ve yetersiz gölgeliklerin
altında titreşerek bekliyoruz. Her beş dakikada bir tur gurubunu alıyorlar.
Bankalardaki numaraötör gibi tur numaranızı buradan takip edebiliyorsunuz. Ve
her zamanki Alman disipliniyle tam 18.15 te bizi alıyorlar. Sarayturu yaklaşık
35 dakika sürüyor. Tur birinci kattan başlıyor. Birinci katta Kralın yatak
odası, yüksek rütbeli kişileri karşıladığı kabul salonu ve misafir kabul
odaları var. İkinci kat misafirleriçin düşünülmüş ama kral erken yaşta ölünce
yüksek maliyet nedeniyle Bavyera Hükümeti burayı tamamlamamış. Üçüncü katta
geniş bir müzik salonu ve kralın çalışma odaları bulunuyor. Gündüzleri  mavi rengin hakim olduğu muhteşem
yatak odasında uyuyan kral,akşamları sanatçılarla buluşmakta,kışın karda tarihi
giysiler giyerek meşalelerle aydınlatılmış kızaklarda geziler yapmaktadır…Bu
güzel  şatoda ne yazık ki
172 gün kalabilmiş Ludwig, ısmarlanan tahtta da hiç oturamamış.Yatak odası
civarında tuvalet gördük ama hiç banyoya rastlamadık, anlaşılan seyyar
küvetlerde banyo adeti daha henüz devam ediyor o yıllarda.

En üst katta bulunan dev “Sanatçılar
Salonu” muhteşemin de ötesinde…Duvarlar bir resimli roman gibi freskolarla
dolu,tabii ki yine Wagner in operalarından sahneler…Tüm duvarlar hayranı olduğu
Wagner’in operalarından sahnelerle resmedilmiş.

 


Sis dağılmış. Seyir terasında MarienBrück
köprüsünü, karşı yamaçlarda baba Maximilian’ın sarayını ve arkasında Alpsee
gölünü seyrediyoruz ve fotoğraflıyoruz. Sarayın mutfağından geçip çıkıyoruz. 20
dakikalık bir yürüyüşlr shuttle’a bindiğimiz durağa iniyoruz. Saat 19.30
Ausburg’a yaklaşık bir buçuk saatlik yolumuz var. Akşam yemeğini burada yemeğe
karar veriyoruz. Açık olan üç restoranın birini tercih ediyoruz ve gerçekten
lezzetli bir akşam yemeğini  İtalyan
şarabı eşliğinde yiyoruz. ( Akşam yemeği Ana Yemek + Şarap 17 € / kişi )

(*) Bilgi evrenseldir ve aksi belirtilmedikçe internet ortamındaki bilgiler herkesin kullanımına açıktır.

(**) Bu bilgiler herhangi bir gezginin notlarından alınmamıştır. Köşk turu sırasında bize Türkçe rehberlik yapan Alman rehberin anlattıklarından derlenmiştir.


 

1 Yorum

  • enisnuhoglu dedi ki:

    hocam harıka yazınız ama yazı karakterı cok kucuk ve fotograflar yok.lutfen ekleyın arsıvlık yazınızı tamamlayın:)

    leipzing e gıtmeyı dusunuyorum ne dersınız 3 gun için

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*