PHi_PHi’ Yi GÖRDÜM ! MiNiCiKTi…





Sevgili Dostlar;

        Geçen hafta otelleri görmek ve anlaşmalarımı uzatmak amacı ile çıktığım Uzakdoğu gezisinde, Phi_Phi, Krabi, Koh_ Samui – Phuket – Bangkok ve Pattaya’ya gittim. Özellikle PHi_PHi küçücük bir ada ama gerçekten mucizevi bir yer. Hele The Beach filminin çekildiği “maya beach” tam bir rüya. Eğer cennet böyle bir şey ise bugün ölmeye hazırım. Balayına Phi_Phi ye gidenlere de 10 yıl evlilik garantisi bizden.!  


PHi_PHi – PHUKET


The Beach Filmini seyretmiş ve “bir gün mutlaka buraya bir tur yapacağım” diye kendi kendime söz vermiştim. Bu sene başında Tayland-Bangkok’da ofisimizi açınca Operasyon sorumlumuzdan ilk isteğim Phi_Phi adası operasyonunu hazırlaması oldu. Hazırlıklar, gazete ilanları v.s. derken ilk müşterimizi yolladık. Dönüşünü heyecanla bekledim. Yorgundur, bir gün sonra kendisini arayayım diye düşünürken müşterim beni aradı ve “gözlemlerini kelimelere dökemeyeceğini” teşekkürlerle belirtti. Merakım gitgide artmıştı. Mutlaka Phi_Phi yi görmeliydim. Diğer bölgelerden de, otellerden de müşterilerim memnun kalmaya devam edince, yeni anlaşmalar yapmak üzere kendime her bölgede 2 şer gece konaklamalı bir “info” gezisi ayarladım. Hem de çoluk çocuk.


Yediğim içtiğim benim olsun, sizlerle yaşadıklarımı bölge bölge paylaşmak istiyorum.


İlk bacak Phuket ve oradan tekne transferi ile Phi_Phi adası; Phi_Phi’de merkez liman hariç topu topu 4-5 adet olan oteller, büyük teknelerin yanaşabileceği müsaitlikte değil. Bu nedenle her otel, büyük teknelerin yanaşabileceği mesafeye “Longtail” olarak adlandırılan, motoru uzun bir şafta ve pervaneye bağlı ufak teknelerini gönderip müşterilerini otele aldırıyor. Yerel giysili otel görevlilerinin tropikal meyvelerden yapılmış kokteyllerle karşılaması, tatilinizin hoş geçeceğine dair ilk ip uçları. Siz gelmeden önce klimalarla soğutulmuş odanızda ufak bir sürpriz de sizi bekliyor. Yatağınızın üzerine tek tek minik yapraklarla bezenmiş “WELCOME” yazısı… Uzun emeklerle yapıldığı anlaşılan bu sürprizi bozmamak adına, biz de uzun bir süre yatağımız kullanmaya kıyamıyoruz.


Adaya geldiğimizde muson yağmurlarının tatlı sürprizi ile karşılaştık. Tatlı diyorum, çünkü sanılanın aksine Muson yağmurları bu bölgelerde Endonezya’da ki gibi saatlerce, günlerce süren bir yağmur değil. Sadece bir veya iki saat sürüyor. Sıcaklık asla değişmiyor. Üstelik havanın nemini alıyor, gökyüzü değişken bir tablo gibi renkten renge, bulutlar ise alt alta, üst üste şekilden şekle giriyor. Yaşanması gereken bir doğa olayı bence. Hele denizin içerisinde iseniz….


Artık oğlum Cem_Jr ı (3yaş) tutamadık. Önce yatağın üzerindeki yapraklara, daha sonra da hemen evimizin (bungalow) önünde ki bembeyaz kumsalda ilerleyerek çarşaf gibi, masmavi, berrak denize ilk dalışlarını gerçekleştirdi. Denizde, rengarenk balıkları ekmek vererek elleri ile besledi. Yorulunca, dalları denize sarkan ağaçlara kurulu hamakta saatlerce uyudu. Öyle acıkmış olmalı ki, akşam yemeğinde ki bol baharatlı açık büfe Thai, Çin ve Hint yemeklerinden her birini büyük iştahla tattı. Yerlilerin ağaçlardan henüz kopardığı Hindistan cevizlerinin (koko) suyunu kamışla içti. Yetmedi, içlerini kaşıkla kazıyarak meyvesini afiyetle yedi.


Ertesi gün Leonardo Di Caprio’nun da rol aldığı Kumsal (The Beach) filminin çekildiğimaya beach” e gitmek üzere “Longtail” dedikleri uzun-ince teknelerden kiraladık. Tai’ce den başka tek bir kelime dahi anlamayan kaptanımızla Okyanusun ortasındaki kayalardan oluşan “dağ” ları aşarak yola koyulduk. Kaptanımız, iletişim eksikliğinden, bizi maya beach yerine okyanus dağlarında bir gezintiye çıkardığı inancını taşıdığımız bir anda dümeni kırdı ve büyükce  bir “dağ”ın gizemli, daracık bir geçidinden içeri girdi.  Veee.. WHOUOUW!.. İnanmıyorum. Böyle bir manzara bu dünyada var olamaz. O ana kadar “biz kaybolduk, bu adam bizi nereye götürüyor, hiçbir dilden anlamıyor, kaçırılıyoruz, cep telefonlarımız da çekmiyor v.s.” diyerek, kibar tabiriyle bir saat boyunca “hayıflanan” canım karım bile sustu. Hep orada kalalım istedim!. Gördüğünüz, 4 tarafı dağlarla çevrili bir plaj, masmavi bir gökyüzü, bembeyaz kumsal, şeffaf, berrak, çarşaf gibi bir deniz, tropik ağaçlar ve sessizlik… Başta dedim ya. Eğer cennet buysa, bugün ölmeye hazırım!


İstemiye istemiye geri dönüş için yola koyulduk. Kaptanımız bu kez dağın arka yamacından dolaşıyor ve bize el değmemiş birçok mağara ve plaj gösteriyor. Canımızın çektiği yerde motoru durduruyor ve denizin, doğanın tadına varıyoruz. Bizi evimizin önünden alan tekne, 8 saat sonra bizi yine evimizin önüne kadar bırakıyor.


Akşam yemeğimizi, otelimizin hemen yanı başına konuşlanmış olan yerli halkın ilkel restaurant’ında, kum üzerindeki naylon örtülü masalarında kocaman, nefis bir okyanus balığı ve jumbo karidesler eşliğinde alıyoruz. 2,5 kişi ödediğimiz para, biralar dahil sadece 500 baht, yani 14 adet amerikan doları. Yemek sonrası İsviçreli bir çiftle beraber yerli çocuklarla ve oğlumla kumlar üzerinde oyunlar oynuyoruz. Türk usulü “birdirbir” ile tanışıyor tüm yerli çocuklarla beraber İsviçreli çift. En zorlandığımız bölüm ise “cattı-pattı kaç attı” yı tercüme etmek oluyor.


Peki tüm bunları yaşamak için illa da Phi_Phi adasında mı kalmak lazım..? HAYIR. Tüm bu adaların merkez noktası PHUKET. Phuket’ten hergün Phi_Phi, Maya Beach, Krabi, James Bond adası gibi 46 adaya günübirlik, birkaç adayı birden kapsayan turlar yapmak mümkün. Hele Scuba, yani dalış yapanlar için bu bölgeye “dalgıçların kabe’si” adı boşuna verilmemiş. Denizin altı üstünden de güzel ve gizemli. Denizlerde yaşadığı bilinen 1700 çeşit canlının 1500 kusürü bu bölgede. Başta da BARRACUDA.


İncisi ile meşhur ve bu adalara geçiş sağlayan çıkış noktası Phuket; Bangkok ve Pataya’yı aşan; denizi, güneşi, gizemi, alışverişi ve eğlencesi ile Turizm’in son incisi 

5 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*