Peru Anıları I

Peru’ya niye gidilir?


A)     Çocukluğunuzdan beri adını duyup, belgesellerde izlediğiniz, Dünyanın Yeni Yedi Harikasından biri, İnka Uygarlığının efsanevi şehri Machu Picchu Peru’dadır.


B)      Eskiden insanların kutu açarak değil de soruları doğru cevaplandırarak bir şeyler kazandıkları yarışma programlarının favori sorularından “dünyanın en yüksek gölü hangisidir?” in yanıtı Titicaca Peru’dadır.


C)      Bizim kuşağın moda kitaplarından Tanrıların Arabaları’nın ana konusu, “kesin uzaylılar çizmiştir bunları” misali yeryüzüne çizilmiş ve ancak uçakla bilmem kaç metre yükseklikten görülebilen semboller yani Nasca çizgileri Peru’dadır.


D)     And dağları, İnka İmparatorluğu kalıntıları, rengârenk otantik giysileriyle kırmızı yanaklı Quechua yerlileri, Kolonyal mimarinin güzel örnekleriyle dolu kent meydanları, Sampona  ezgileri, Coca çayı, İmparatorluk Şehri Cuzco, Yüzen Uros adaları ve daha bir sürü şey Peru’dadır.


E)      Hepsi.


E şıkkını işaretleyip, uygun bir paket tur da bulduktan sonra çıktık yola… Fakat maalesef C şıkkına bütçemiz ve zamanımız yetmedi, bir dahaki sefere artık.


“Peru’ya niye gidilir?” sorusunun yanıtını yazımın başında verdim ama “Nasıl gidilir?” kısmı kimilerine biraz zahmetli gelebilir. Amsterdam Shiphol havalimanından saat 10:50 de havalanan KLM uçağı yaklaşık 12 saatlik bir uçuşun ardından aynı gün saat 16:30’da başkent Lima’nın Jorge Chaves Havalimanına indi. Yerel saat Türkiye’den 7 saat geride.  Yani İstanbul’da sabah 05:25 İstanbul-Amsterdam uçağıyla başlayan yolculuğumuz toplamda yaklaşık 18.5 saat sürdü.  Fakat dünyanın batıdan doğuya dönüşünden ötürü bir yedi saat kazandık…


KLM’in ekonomi sınıfında, pek de geniş olmayan koltuklarında geçirilen 12 saatlik bir uçuş insanı ilk başta ürkütse de uçulan diyarların heyecanıyla katlanıyorsunuz. İlk yarısı sonsuz mavilik Atlantik ikinci yarısı da sonsuz yeşillik yağmur ormanları üzerinde geçen uçuş uzun da olsa geçiveriyor.


Ülkeye girişte bizi ilk karşılayan Avrupa ve Rusya dışında bir ülkeye seyahat etmenin hafifliği; pasaportumu eline alan Peru’lu görevli yanındaki arkadaşına “Biz Türklere vize uyguluyor muyduk ya?” misali bir şeyler soruyor. Diğeri ise hemen yan tarafında asılı bir listede Türkiye ismini arıyor. Bu kararsızlıkta ben taa İtalya’lardan, Roma’daki Peru Konsolosluğundan alınmış vizemi “gururla” göstermeye çalışsam da beni dikkate alan yok. En sonunda Türklere vize uyguladıklarına kanaat getirip pasaportumda vizeyi buluyor ve mührü basıyor. (Bu arada Peru vizesini Türkiye’den alamıyorsunuz. Vize için pasaportlarınız İtalya’ya gidip geliyor).


Peru’nun Pasifik Okyanusu kıyısındaki başkenti 8 milyonluk nüfusuyla Güney Amerika’nın 5. büyük kenti. Şehir; 200 kadar askeriyle çıktığı bu topraklarda İnka İmparatorluğunu Avrupa’dan getirdikleri çiçek hastalığı virusünün de yardımıyla dize getirip Güney Amerika’nın büyük bölümünü İspanya adına ele geçiren Conquistador General Francisco Pizarro tarafından 1500’lü yıllarda kurulmuş.


Havalimanından çıkmadan Lima haritası edinmek için uğradığımız Turizm danışma deskindeki görevli haritayı masaya yayıp üzerinde 6-7 bölgeyi kocaman çarpılarla işaretliyor; buralara gitmeyi aklınızdan geçirmeyin…  Seyahatimiz öncesinde göz gezdirdiğimiz tüm seyahat rehberlerinde Lima,  turistler için güvenli bir şehir olarak belirtilmiyordu zaten. 

Neyse ki otelimiz şehrin Turistler için göreceli güvenli bölümlerinden Miraflores semtinde. Miraflores; Lima’nın kalburüstü kesiminin yaşadığı, Lima gençlerinin hafta sonlarında takıldığı, parkları, sinema, tiyatro, sanat galerisi, restoran, cafe-bar ve mağazalarıyla hareketli bir merkez. Pasifik Okyanusunun çakıl plajlarından birdenbire yükselen Chorrillos uçurumlarının hemen üzerindeki görüntüsüyle bu semt, falezlerin üzerindeki Antalya’yı anımsattı biraz bana. Bu arada Chorrillos, Miraflores’de uçurumların bulunduğu bölgeye verilen isim, İspanyolca uçurumlardan denize akan suları tanımlamak için kullanılıyormuş.


Miraflores, Chorrillos

Miraflores’ deki en popüler mekân Larcomar. Burası uçurumların üzerine kurulmuş ve içerisinde hediyelik eşya satın alabileceğiniz mağazalar kadar pek çok pasifik manzaralı restoran ve cafe-barın da bulunduğu bir merkez.  Akşam yemeğinde bu restoranlardan birinde hoş da bir sürpriz yaşadık. Kaldığımız otelin resepsiyon görevlisinin önerisiyle Larcomar’daki “Dama Juana” isimli restoranda rezervasyonumuzu yaptırdık. Restoran girişinde bizi karşılayan görevli nereli olduğumuzu sordu. Ardından masamıza geçtiğimizde masanın üzerinde küçük bir Türk bayrağı duruyordu. Masalarda farklı ülke bayraklarının olduğu açık büfe restoranda Peru ve Güney Amerika’ya özgü geleneksel danslar eşliğindeki yemek oldukça güzeldi belirtmeliyim. 

Miraflores’ni bir diğer ünlü turist aktivitesi ise Aşk Parkı. Pasifik Okyanusuna yukarıdan bakan Chorrillos uçurumları üzerindeki bu küçük park 1993 yılında Sevgililer gününde açılmış. Parkı çevreleyen alçak duvarlarda mozaik resimler ve aşk sözcükleri, parkın tam ortasındaysa büyükçe öpüşen bir çift heykeli mevcut. Heykeltıraş Viktor Delfin tarafından yapılmış heykelin ismi El Beso; yani “Öpücük”… Açıkçası pek bir özelliği olmasa da sanırım aşk adına tüm acentelerin Lima şehir turlarının ortak duraklarından biri haline gelmiş bu küçük park.


Miraflores, Aşk Parkı

Conquistador İspanyollar Güney Amerika’daki şehirleri eski Roma şehirlerinin kareli kâğıdı andıran şeklinde dizayn etmişler. Harita üzerinde yatay ve dikey dik kesişen sokaklar ve merkezde yer alan ana meydan. Bu ana meydan da hemen tüm şehirlerde aynı isimle anılıyor; Plaza des Armas yani “Silahların Meydanı”… Silahların meydanı olarak anılmasının nedeni de alanın eskiden askeri talim mekânı olması. Ayrıca bu merkezde önemli dini, askeri ve yönetimsel binalar yer alıyor. İşte Lima’nın Plaza des Armas’ın da Lima Katedrali, Lima Başpiskoposu Katedrali, Lima Belediye Sarayı ve Lima Başkanlık Sarayı yer alıyor. Plaza des Armas (diğer adı; Plaza Mayor) civarındaki binaların tümü kolonyal stilde ve bölge hem Lima’lılar hem de turistler için bir cazibe merkezi olduğundan çok sayıda restoran, cafe ve mağaza mevcut.



Plaza des Armas, Başkanlık Sarayı


Meydandaki önemli yapı Lima Katedralinde Francisco Pizarro’nun kabrini görebilirsiniz. Başkanlık sarayını koruyan gösterişli üniformaları içindeki askerlerin nöbet değişim töreni de ilginizi çekebilir. Tesadüfen yakaladığımız bu törende askeri bandonun çaldığı müzik, alandaki pek çok turist gibi benim de gülümseme neden oldu. Bando tören adımıyla yürüyen askerler için Simon And Gurfunkel’in “El Condor Pasa” şarkısını çalıyordu. Sonradan öğrendim ki bu çok bilinen bir Peru ezgisiymiş ve seyahatimiz süresince gittiğimiz hemen her yerde, ezginin Sampona ile çalınan versiyonuyla karşılaştık.  Şarkının Peru yerlilerinin hala konuştuğu Quechua dilindeki orijinalinde sanatçı kudretli And Kondoru’na sesleniyor ve kendisini Machu Picchu’ya, eski İnka krallığına götürmesini istiyormuş…



Conquistador Pizarro’nun Kabri


Plaza des Armas yakınlarındaki St Francis bahçesindeki güvercinleri ve bodrumlarındaki katakomplarıyla ilginç bir katedral ve müze. Mezarlığa gömülmektense tanrıya yakın olabilmek adına katedralin bodrumlarında çürümeyi tercih etmiş binlerce kişiden geriye kalan kemikler sınıflandırılmış ve bugün müzeye dönüştürülmüş dehlizlerde sergileniyor.




St Francis Katedrali

Sürecek…

Daha fazla fotoğraf için; www.erozgen.com



 



6 yorum

  • mugeyidogan dedi ki:

    Yazılarınızı binrota.com’ da görmek beni çok mutlu etti, hoşgeldiniz…

  • handep dedi ki:

    peru’ya girmek için kesinlikle seçilmesi gereken şık E. Çok güzel bir yazı olmuş. ”görülmemesi gereken yerler” merak uyandırıcı.. hoşgeldin erozgen..

  • NEŞE dedi ki:

    İlk bölümde bize güzel bir Lima gezisi yaptırdınız,fotolar da güzel,ellere sağlık !

  • rome_o dedi ki:

    yazı çok hoş bir girişle başlamış. .ilginç olan tüm güney amerika da şehir içerisindeki semt ve meydan adları hemen hemen aynı . bu isimlerin aynılarına küba da rastlamıştım

  • erozgen dedi ki:

    Yorumlar için çok tşk ler. “Gitmeyi Aklınızdan bile geçirmeyin” ile kastedilen “görülmemesi gereken” yerler merak uyandırıcı tabii ki… Ama o kadar cesur olmalı mı bilmiyorum. Lima’nın arka mahalleleri Rio’nun favela’ları kadar olmasa da oldukça tehlikeliymiş. En azından herkes öyle söyledi. Hatta sözde güvenli bölge Miraflores’de bile bazı apartmanların otoparkları “elektrikli” tellerle çevrili…

  • Zeynep dedi ki:

    güzel bir giriş olmuş eminim herkes C şıkkını seçiyordur. şuan gidemesek bile yazınızın devamı ile peru yolculuğuna başlıyabiliriz :))

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*