Pedalla Türkiye…

Bisiklet üzerinde Türkiye sınırları içerisinde 7500 km’lik bir yolculuğun hikayesi. Türkiye’mizin doğasını ziyaret bir diğer söyleyişle. Erzincan’dan başlayıp, Türkiye’nin yedi bölgesini kapsayan, 89 Önemli Doğa Alanı (ÖDA), 180 il ve ilçe merkezinin içerisinden geçerek İstanbul’da noktalanan bir serüven.


 


Saat 7:00 alarm çalıyor. Uyanma zamanı. Yola çıkma zamanı. 98 gün sürecek bir yolculuğa start verme zamanı. Sevdiklerimi son kez görüp ayrılma zamanı. Bekleyenim yollar, dağlar ve doğa. Sabırsız olduğum her halimden belli. Yola çıkmalıyım bir an önce. Güneşi göremiyorum. İçimi ısıtacak, bana güç verecek güneş yok bugün. Annemin gözyaşlarına gökyüzü de dayanamıyor bir vakit sonra. Bir daha eve ne zaman dönerim bu sorunun bilinmezliği ile yollardayım. Yağmur, çamur, zorlu yol daha ilk günden benimle. Pes etmek yok. Yola çıkıldı bir kere, geriye dönüş çok uzak.


İlk durağım Pülümür, ardından Munzur Dağları Tabiat Parkı içerisinde bir süre pedalladıktan sonra Tunceli geliyor.




Doğa bütün güzelliği ile gözlerimin önünde. Yola çıkmakta kararlı olduğumu gören güneşte bir gün sonra kabulleniyor ve yüzünü gösteriyor. Sevdiğim doğa ile baş başa olmaktan dolayı çok mutluyum. Elazığ’a bir hazan vaktinde varıyorum. Şanlı Harput’un selamını kabul ediyorum. Malatya’ya gidebilmek için Karakaya baraj gölü üzerindeki Kömürhan Köprüsünden geçiyorum. Kale’de organik çilekleri tadıyorum. Her şey o kadar güzel ki o aşık olduğum yollar altımdan akıp gidiyor sanki. Gideceğim yerlere çabucak varıyorum. Malatya’dan çıkarken Kubbe Dağının güle güle der dediğini duyar gibiyim. Hafif inişli çıkışlı yollar eşliğinde Doğanşehir’e giriyorum. Girmemle birlikte yağmur başlıyor. Şanslı günümdeyim. Uyanığımda hiç bir şey kalmamış. Ne bulut ne de yağmur. Sürgü Kasabasında Abuzer Abi ile laflıyoruz yol üstü marketinde. Nereden gelip nereye gittiğimi soruyor gören herkes gibi. Gölbaşı’ya vardığımı sağ tarafımda uzanan Gölbaşı Gölleri söylüyor. Kahramanmaraş sınırlarında yabancı olmadığım Akdeniz iklimini soluyorum.  İçime çekiyorum doya doya. Her ne kadar tek başıma çıkmış olsam da, yolda telefonumun arada sırada çalıyor. Sevdiğim arkadaşlarım beni yalnız bırakmıyorlar. Bu da beni çok mutlu ediyor. Hatırlanmak, sevilmek ve sevmek duygularını yaşıyorum. Kahramanmaraş’a gelip dondurma yemek olmaz mı diyerek yalıyorum dondurmamı. Gaziantep çok güzel bir yer. Önceleri bir yerde okuduğum yazı geliyor aklıma;


“Bir daha Dünya’ya gelme şansım olsaydı Gaziantep’te doğmak isterdim.”


Nedenini hep merak etmiştim bu zamana kadar. Bambaşka bir şehir olduğunu görünce anlıyorum.  Nizip’in ardından Birecik’e varıyorum. Birecik benim sevdiğim yerlerden. Güney Fırat vadisi ve Birecik Bozkırlarında vakit geçiriyorum. Çizgili İshak Kuşunu görüyor, Kelaynakların eve dönüşünü günün batışı ile seyrediyorum. Fırat’ın kenarına kurulmuş çay bahçesinde çayımı yudumlarken Sakar  Mekelerin dansını izliyorum. İçime bir huzur doluyor. On gündür yolda olmanın yorgunluğu bir anda bitiyor. Şanlıurfa’ya ulaşmam kolay olmuyor. Rüzgar gitmeme mani olsa da ilerliyorum. Beş km de bir mola veriyorum. Günün sonunu Şanlıurfa Balıklı Gölde balıklara yem vererek getiriyorum. Viranşehir’e giderken Ceylanpınar Önemli Doğa Alanı sınırları içerisinden geçiyorum. Her ne kadar görmek çok zor olsa da gözlerim Ceylan’ları aramadı değil. Mardin’i on km kala seçebiliyorum. Bir dağın üzerine ve yamaçlarına kurulmuş birçok kültürü bir arada yaşatan kenti çok merak ediyorum. Daha önce kitaplarda o kadar çok okudum ki görmek için can atıyorum. Mezopotamya denen bölgenin güzel kenti Mardin’in dar sokaklarında geziyorum. Yarın oluyor Mardin kadar güzel olan Midyat’ta alıyorum soluğu. Hasankeyf’e ulaşmak için sabırsızlanıyorum. Belki de bir daha görme şansım olmayacak diye korkuyorum. Bu eşsiz güzellikte ki tarihe, doğaya nasıl kıyarlar diye düşünüyorum yol boyu. Tabi sorularım hep cevapsız kalıyor. Hasankeyf’te iki gün geçiriyorum.




Doya doya havasını soluyor ve tarihini kokluyorum. Dicle Vadisini geride bıraktıktan sonra sağlı sollu petrol rafineleri dikkatimi çekiyor. Durmadan çalışıyorlar. Bismil ovasının yeşilliği karşılıyor ardından. Ovada çalışan işçilerin meraklı bakışları altında çeviriyorum pedalımı. Gözlerim yine etrafı süzüyor, olurda bir Toy görür diye. Ama nafile…


Diyarbakır’dan Erzurum’a gitmek için otogara yöneliyorum. Erzurum’a otobüs ile geçme kararı alıyorum güvenlik konusundan dolayı. Otobüs saatini beklerken muhabbet ediyoruz Diyarbakır’lılarla. Konumuz hep aynı. Değişen hiçbir şey yok. Erzurum’a gecenin bir yarısı iniyorum. Saat 02:00… Kimsesiz ve sessiz sokaklarda, otogara karşılamaya gelen arkadaşımın evine doğru ilerliyoruz. Sabah Çifte Minareleri ve Medreseleri geziyoruz ve meşhur cağ kebabını indiriyoruz midemize. Horasan’da bir gece konakladıktan sonra Aras Vadisi kuşlarının cıvıltısında Sarıkamış Ormanlarının oksijenini dolduruyorum içime. “Şehitler Yurdu, Dans Eden Karlar Diyarı” Sarıkamış’tayım. Selim İlçesi üzerinden Serhat ilimiz Kars’a ulaşıyorum. Bir gün sonrası Susuz ve Hasköy’ü geçip yemyeşil bir ovada Kura nehri kenarına kurulmuş Ardahan’da alıyorum soluğu. Ardahan’dan Artvin’e geçmek için Şavşat yolunu kullanmak istiyorum. Türkiye’nin sayılı yüksek geçitlerinden Çamlıbel Geçidinden geçiyorum. Haziran ayında karlar arasında ilerlemek ve üşümekte varmış kaderde diyorum. Birkaç yırtıcı dolaşıyor üzerimde onlara bakayım derken bisiklet üzerinden düşecem. Çamlıbel Geçidi Ardahan-Artvin il sınırı aynı zamanda. İnişe geçtiğim anda iklim değişikliği anında kendini belli etti. Karçal Dağları eteğinden yavaş yavaş iniyordum. Şavşat’ın ardından Artvin’e ulaşmak için güzel ve karadenizin yeşilliği ile bezenmiş vadide ilerliyorum.


Karşı yamaçta Artvin görünüyor, aşağıda ise Çoruh nehri tüm azgınlığı ile akıyor üzerine yapılan barajdan haberi bile yok beklide. Doğu Karadeniz Dağlarını aşıyorum ve Karadeniz’i görüyorum. Sarp sınır kapısına kadar gidip, isminin neden Sarp olduğunu gözlerim ile görüyorum.




Karadeniz’e yapılan, eskiden deniz olan otoyol üzerinde ilerliyorum. Karadenizimi hala yok etmeye devam ediyorlar bunu gözlerimle görebiliyorum. Yol, Sarp’tan Samsun’a kadar uzanıyor. Ordu’da Türkiye’nin en uzun karayolu tünelinden geçiyorum. Ordu Nefise Akçelik Tüneli 3778 metre uzunluğunda. Samsun’a kadar düz ve sıkıcı yolda gitmek zorunda kalıyorum. Daha sonra yolum yine doğanın güzelliği ile bütünleşiyor. Bafra’nın Kızılırmak Deltası’nı, Yakakent’in güzel sahilini ve Gerze’nin muhteşem manzarasını geçerek Sinop’a varıyorum. Erfelek’e gitmek için erkenden uyuyorum. Sabah’ın erken saatinde çıkıyorum yola. Erfelek Tatlıca Takım Şelaleleri yazan tabelayı takip ediyorum. Şelalenin buz gibi soğuk suyunda yüzüyorum ve sıcak havadan az da olsa kurtuluyorum. Güzel manzara ve ormanlar içerisinde geç saatte Ayancık’a ulaşıyorum ve konaklamak için yer arıyorum. Oksijen delisi oluyorum Batı Karadeniz’de. İnebolu çok eski bir tarihe tanık. Kağnı ve kayıkla mucizeler yaratılmış vakti zamanında. Küre Dağları’nın çeşitli renkleri Kastamonu’ya giderken fotoğraflarıma değişik fon oluşturuyor. Ilgaz Dağı Yaban Hayatı Geliştirme Sahası sınırları içerisinde seyrediyorum bir süre. Kış sporları merkezi Ilgaz Dağında bir çok otelin reklam tabelaları dikkat çekici. Çankırı jipsli tepelerine arkamdan hızla ittiren rüzgar ile birlikte kısa bir sürede ulaşıyorum. Başkentin yoğun hayatına çok az bir yolum kaldı. Güzelim doğa ile olan randevuma birkaç gün ara veriyorum. Ankara’da kalabalık ­arkadaş grubum ile buluşuyoruz. Ankara’da güzel vakit geçiriyoruz. Bisikletime gereken bakımı yaptırıyoruz. Kulu’ya gitmek için iki gün sonunda yola çıkıyorum. Kulu’dan sonra Konya Ovası’nda yüzlerce Gelenge’ler eşliğinde uzun süre pedal çevirdikten sonra Konya’ya varıyorum. Yine daha önce dergilerden okuduğum Sille’yi merak ederek oraya gidiyorum. Birkaç gün kaldıktan sonra uzun ve sıkıcı yolda Obruk Gölüne kadar arkadaşlarım ile ilerlemeye başlıyoruz.




Obruk Gölü, bölgede 13. yy da ilk yerleşime başlanan Obruk Hanının arka tarafında yer alan ve mutlaka görülmeye değer bir krater gölü.


Buradan sonra yola yalnız devam ederek Aksaray’a yine sıkıcı ve dar bir yolla varıyorum. Nevşehir üzerinden Ürgüp’e gitmek bir gün sürüyor. Kapadokya bölgesini Zelve, Göreme ve Uçhisar’ıyla gezip görüyorum. Sabah 6’da Kayseri’ye gitmek için hareket ettiğimde havada balonların uçtuğu bir manzara karşılıyor beni. Kayseri’de pastırma kokularını burnumda hissediyorum sanki. İncesu dolaylarında Hürmetçi Sazlığının ve Yeşilhisar dolaylarında ise Sultansazlığı’nın kurumaya yüz tutmuşluğunu görüyorum. İçim acıyor. Eskiden sallar ile dolaşılan sulak bölgede şuan balıklar bile susuzluktan ölüyor.


Taşıt trafiğinin kalabalık olduğu yolda bir bisikletli yol arkadaşı ile Niğde’ye kadar pedallıyoruz. Günlerdir yalnız gittiğim yollarda bir kişinin vermiş olduğu mutluluğu tadıyorum. Niğde’den sonra Bor’a oradan da Pozantı’ya eskisi gibi yalnız gidiyorum. Bolkar Dağları eteğinde otoyolda ilerlerken lastiğim patlıyor. Yedek iç lastiğimi takarak fazla zaman kaybetmeden Adana’ya ulaşıyorum. Adana’da akortu bozulan arka lastiğimi yaptırıyorum. Adana’da beni karşılayan arkadaşım ile Mersin ve Silifke’ye kadar birlikte gidiyoruz. Silifke merkezden geçen Göksu Nehrinin oluşturduğu delta kuşlar için önemli bir alan. Sol tarafımda uçsuz bucaksız Akdeniz, sağ tarafımda ise Toros Dağlarının oluşturduğu süper manzarada ilerliyorum. Aydıncık ve Bozyazı’dan sonra muzlar ülkesi Anamur’dayım. Her taraf muz seraları ile dolu. Halkın %50’sinden fazlası muz üreticisi. Gazipaşa’dan sonra yol düzeliyor. Alanya’da ise otellerden doğayı seçmek o kadar zor ki anlatamam. Onun için Manavgat’a kadar zevksiz bir yolculuk geçiriyorum. Manavgat’ta beni arkadaşlarım bekliyor. Manavgat Şelalesini geziyoruz hep birlikte. Antalya’ya kadar birlikte gidiceğiz. Side’de konakladıktan sonra Antalya’ya doğru dört arkadaş hareket ediyoruz. Antalya’da iki gün geçiriyorum. Düden Şelalesinin denize döküldüğü yeri geziyoruz. Üçüncü günün sabahında üç arkadaş Finike’ye doğru hareket ediyoruz. Tahtalı Dağı’nın gölgesinde ilerliyoruz bir süre. Kemer, Kumluca ardından Finike’de kalıyoruz. Ben buradan sonra yine yalnız devam ediyorum yola. Kaş’ın ardından Kalkan’da kalma kararı veriyorum. Kaş-Kalkan kıyılarının doğal güzelliği karşısında hayran kalıyorum. Fethiye gitmek için Saklıkent yolunu kullanıyorum. Saklıkent Kanyonunda bir gezinti yapıyoruz. Fethiye’den arkadaşlarım arabaları beni orada karşılıyor. Onlar arabası ile ben de bisikletim ile yol alıyoruz. Yakapark’ta güzel bir alabalık ziyafetinin ardından Fethiye geçiyoruz. Çalış Plajı yakınındaki evde sabah ediyorum. Bir an önce Akyaka’ya gitmek için yola koyuluyorum. Cennet koy Akyaka’da yıllarım geçmişti. Özlem duygularım kabardı. Köyceğiz Gölü kenarında gazoz eşliğinde bisküvimi yedikten sonra yapım çalışması olan yolda zar zor ilerliyorum. Akyaka’dan arkadaşım beni karşılamaya geliyor.




Birlikte giriyoruz cennet koya. Akyaka’da geçireceğim beş günün iki gününde Marmaris İçmeler’e gidip geliyorum. Muğla’dan çıkışım kalabalık oluyor. Yedi kişiyiz, birlikte pedallıyoruz. Turun en kalabalık grubu diyebiliriz. Aydın’da bir misafirhanede kalıyorum. Kuşadası’na gitmek için dar kalabalık bir yoldayım. Söke üzerinde geçiyorum. Rampaları sabırla çıkıyorum. Ardında zafer benim, Kuşadası’ndayım. Denizli’den haftasonu tatiline gelen arkadaşlarım ile buluşuyoruz. Gece geç saatlere kadar birlikte vakit geçiriyoruz. Sabah oluyor ve ben yine yollardayım. Bugün durağım ise İzmir. Torbalı yakınlarında arkadaşlarım karşılıyor. İzmir Konak meydanında alıyoruz soluğu. İzmir’de bisikletime son bakımını yaptırıyorum. İzmir’i, Gediz Deltasını ziyaret ettikten sonra üç arkadaşım ile Sabuncu Belini çıkarak geride bırakıyoruz.  Manisa’da Bisiklet Fabrikasını ziyaret ediyoruz. Üç arkadaşım buradan geriye dönüyor. Ben ise devam Salihli bekliyor beni. Ardından Kulu, Uşak derken Dumlupınar’dayım. Baş Komutan Milli Parkı sınırları içerisindeyim. Kuş seslerinin müzik fonuna kendi sesimle eşlik ederek zevkle yol alıyorum. Altıntaş Ovası’ndan sonra seramik diyarı Kütahya’ya ulaşıyorum. Kütahya’dan bir arkadaşım ile çıkıyorum Eskişehir’e doğru. Çok geçmeden bir grup bisikletli bizi karşılıyor. Hepside Eskişehir’den arkadaşlarım. Kütahya’dan arkadaşım beni diğer arkadaşlarıma teslim ettikten sonra geri dönüyor. Eskişehir’de gece karpuz partisi düzenliyoruz. Gece uykumdan mide bulantısı ile kalkıyorum. Midemi üşütmüşüm. Turun ilk ve son hastalığı olarak notlarıma geçiyor. Hasta halimle Bursa’ya dört arkadaş birlikte gidiyoruz. Beni Bursa’ya bırakan arkadaşlarım otobüs ile Eskişehir’e dönüyorlar. Bursa, Karacabey, Mustafakemalpaşa ve Susurluk’tan sonra Balıkesir’deyim. Akşam bir güzel ziyafet çekiyoruz arkadaşlarım ile.

Edremit dolaylarında Kaz Dağlarının havasını hisseder gibiyim. Birçok endemik bitkinin yuvası Kaz Dağlarından geçiyorum. Truva Atını ziyaretten sonra Çanakkale’deyim. Boğaz’ı feribot ile geçerek Gelibolu’dan Keşan’a gidiyorum. Keşan’da bir gece konakladıktan sonra sabah Edirne’ye hareket ediyorum. Edirne girişinde üç arkadaşım karşılıyor beni. O gün birlikte zaman geçiriyoruz. Ayrıca İstanbul’dan üç arkadaşım geliyor bana eşlik etmek için. Sabah dört kişi Kırklareli’ne kadar gidiyoruz. Çok eğlenceli oluyor grup ile yol almak.


Kırklareli’nden sonra Pınarhisar’da iki arkadaşımız bizden ayrılıyor. Biz iki kişi devam ediyoruz yola. Lüleburgaz’da arkadaşımızın evinde güzel bir kahvaltının ardında Tekirdağ’a yola koyuluyoruz. Düz bir yolda rüzgarda arkamızdan eserek bizi atıyor Tekirdağ’a. Tekirdağ’a İstanbul’dan farklı iki arkadaşımız daha geliyor. Silivri’ye kadar dört kişiyiz yine. Bir arkadaşımız işi olduğu için Silivri’de kalmadan otobüs ile İstanbul’a dönüyor. Silivri’de aynı otelde kalan ve İstanbul’a giden iki turist arkadaş ile karşılaşıyoruz. Sabah beş kişi çıkıyoruz yola. Taksim Meydanına varmamıza yakın nüfusumuz 18-20 kişi oluyor. Taksim Meydanında Pedalla Türkiye Projesini noktalıyorum. Km saatim 7500 Km’yi gösteriyor. 98 Günde Türkiye’nin yedi bölgesinden geçerek İstanbul’a varmanın sevincini yaşıyorum. Koca bir serüveni noktalıyorum. Türkiye’nin doğal güzelliklerini kendi gözlerimle görüyorum. Her bölgenin ayrı güzelliğini görüyorum. Her dağın farklı havasını soluyorum. Tekrar döneceğimi söyleyerek bitiriyorum projemi….

17 yorum

  • yenerbayra dedi ki:

    Yazını hayran kalarak okudum. Bu yaptığın, müthiş birşey! Soracak o kadar çok sorum var ki…

    Türkiye’de bisikletle yoluculuk yapmanın tehlikeli olduğunu okumuştum. Özellikle trafiğin bir bisikletli için hiç de uygun olmadığı söyleniyor. Yoldayken, arbalardan dolayı eminim zorlanmışsındır. Şehirlerarası yollarda araba sürücülerinin tepkisi nasıl?
    Bu projeni ne zamandan beri hayata geçirmeyi planlıyordun? Planlama sürecin ne kadar sürdü? Daha önce, daha kısa yolculukların olmuş muydu?

  • SerkanTasdelen dedi ki:

    Merhabalar,
    Türkiye’de bisiklet ile yolculuk o kadar da tehlikeli değil. Trafiğin bisiklet için uygunluğu değil, bisiklet kullananın trafiğe uyması gerekir. Dar yolda ilerler iken hem arkayı hemde önü kontrol etmek gerekir. Gerektiğinde yoldan da çıkılabilir rahat bisiklette kullanılabilir. Şehirlerarası yollarda sürücülerin gerçekten saygılı oldukları yerler var ama tabi ki tam akside yaşanmıyor değil. Ama benim 7500 km’lik turumda beni rahatsız edenler olsada, canıma kast edecek kadar kötü bir şöför denk gelmedi. 🙂
    Bu projem çocukluğumdan beri aklımda vardı. Ama gerçekten ciddi ciddi düşünmem son 2-3 yıl içerisinde oldu. Tam kararı verdikten 8-9 ay sonrada işi gücü bırakıp yola çıktım. Projeyi planlama süreci biraz önce dediğim gibi 8-9 ayımı aldı. Güzergahın çıkarılması, göreceğim Önemli Doğa Alanlarının belirlenmesi, düzenli bir antrenman yapılması gibi…
    Bu turun öncesinde iki günlük bir yolculuğum bile olmamıştı. Erzincan’da çevre il ve ilçelere günübirlik turlarım olmuştu o kadar.
    Sorularınızı memnuniyet ile cevaplayacağımdan şüpheniz olmasın…

    Sevgiler…

  • ayse dedi ki:

    Öncelikle 7500km pedal çevirdiğiniz için kutlamalı sizi sonra da bizle paylaştığınız için teşekkür etmeli.

  • Cloud dedi ki:

    Benim motosikletle yapmayı düşündüğümü siz hem de bisikletle hayata geçirmişsiniz. Diyecek teş şey var helal olsun size. Gerçekten bir insanın hayatında yapabileceği önemli bir iş başarmışsınız. Ömrünüze bereket!

  • wolkan dedi ki:

    Yürek İster!…

  • tandem dedi ki:

    Tebrikler ben de motosikletle birkaç defa Türkiye turu yaptım tesadüf benim son yaptığım gezi de7500 km.Bisiklet ve motosikletin otomobile göre farkı yol kenarlarındaki çiçeklerin değiştiğini renklerinden önce kokularını duyarak anlamanız ,geçtiğiniz yörenin soğuğunu veya sıcağını iliklerinize kadar hissetmeniz ve en önemlisi daha sık mola vererek insanlarla daha yakın olmanızdır.Bu söylediklerim zannederim bisiklette daha yoğun olarak yaşanmakta.Yeni rotalara doğru yolunuz açık olsun…

  • murat9135 dedi ki:

    Gerçekten çok güzel.Ben de arkadaşımla birlikte özellikle Karadenizde böyle uzun süreli bir bisiklet gezisi yapmak istiyorum.Daha önce günübirlik geziler yaptık memlekette 100 km yi geçmemiştir oda.Ben şuan Ankarada oturuyorum.Memleketim tokat.Bunun için karayollarından veya herhangi bir kamu kuruluşundan izin almak gerekiyomu?Bilmek istediğim budur.Gerçekten hep aklımı kurcalamıştır.Araba ile seyahate tercih ederim bisikleti eğer yanlızsam:)Zamanım bir miktarda param varsa:)Cevabınızı bekliyorum.

  • deştileyli dedi ki:

    sabır gerektiren bir iş başarmışsınız, tebrik ederim.

  • kizirbey dedi ki:

    Hah şöyle, ellerine sağlık arkadaşım çok güzel gezmişsin.Tabi biz de sayende bisikletle gezdik onca yolu ama yorulduk.gerçekten emek verilen yazılar, haklı olarak insanı gezdiriyor. Lanetolası şu bisiklete binmeyi beceremedim birtürlü, yaşlı bir adamı devirdikten sonra tövbe ettim.Terme’de nehire uçtum ve yıldım. çok sevdiğim halde binemedim bir türlü ama neyse senin gezinde baya binmiş oldum.yazılarının tekrarını bekleriz. ellerine tekrardan sağlık. yolun açıkolsun.teşekkürler

  • BÜLTER dedi ki:

    okurken bile bacaklarım ağrıdı.siz de daha çok fotoğraf vardır, onları da esirgemeyin bizden.albümünüz bekleriz… hedefinize mükemmel şekilde ulaşmışsınız, tebrikler. ne hava şartları ve trafik ne de terör size engel olamamış.

  • dulda dedi ki:

    gerçekten tebrik ediyorum arkadaşım… öncelikle cesaretinden dolayı.. bende buna benzer bi seyahati bi arkadaşımla otostopla yapmıştım üniversite dönemlerimde o da oldukça ilginçti yazını okurken bi an o günler aklıma geldi… yüreğine sağlık…

  • asust dedi ki:

    Siz toprakla, yolla, havayla doğayla bütünleşerek tam bir serüven yaşamışsınız. gerçek bir gezginsiniz. Sizin yaptığınız şuna benziyor.Bir hava yoluyla uçarken uçuşu hissetmezsiniz pek. Ama ultra light tipi bir uçakla ya da planörle uçarken havaya dokunur, rüzgarı hissedersiniz. Gerçekten uçarsınız. Yol arkadaşınız bisikletinizin fotoğrafı ise çok şey anlatıyor. Harika yazınızı kutlarım.

  • bintaylan dedi ki:

    Değerli Dostum,

    Muhteşem bir yolculuk için muhteşem bir insan olmak gerekir öncelikle.
    Gezmek, görmek ve yeni yerler keşfetmenin yavaş yavaş maddi güçle orantılanmaya başladığı günümüzde, senin bu şekilde bir geziyi başarmış olman her şeyden önce takdir edilesi bir davranıştır benim gözümde. “YOL” isimli virüs damarlarında hızla çoğalmaya devam eder umarım.
    Saygılarımla

  • bintaylan dedi ki:

    Değerli Dostum,

    Muhteşem yolculukları başarmak için öncelikle muhteşem bir insan olmak gerekir.
    Sende bunu hakkıyla başarmışsın zaten. Gezmek,görmek ve yeni yerler keşfetmenin maddi güçle orantılanmaya başlandığı günümüzde senin bu şekilde muhteşem bir geziyi başarmış olman takdir edilesi bir durum herşeydem önce.
    “YOL” isimli virüsün kanında hızla çoğalması umuduyla.
    Saygılar…

  • gulliblecow dedi ki:

    süpersin….bisikletle turlamak ellerinide bıarkınca keyfi daha artar.:)çok güzel yaw seni içten tebrik ediyorum.

  • tufi dedi ki:

    Sizi ayakta alkışlıyorum, muhteşem bir iş yapmışsınız. Bence bir kitap yazmalısınız.

  • evelent dedi ki:

    Serkan Bey benim gibi kaç kişiye ilham verdiğiniz hakkında fikriniz var mı? Gezilerinizi çook önce başka bir forumda takip ediyordum ve bisiklet tutkumu alevlendiren en önemli olaylardandı bu. Şimdi bir kaç yıl sonra burada yazınızı görünce çok duygulandım. Helal olsun dedim daha önceden de dediğim gibi.
    Sizin gibi bir kaç arkadaştan aldığımız gazla -bundan hiçbirinizin haberi yok tabi- kız arkadaşım ve ben avrupa turu yapmaya karar verdik. Tabi ki bisikletle. Tur sonu Prag’da bisikletlerimizi çaldırmıştık gerçi ama sonradan yenilerini aldık. Şimdi (31 temmuzda İzmir fuarında) o kız arkadaşımla evleniyorum.
    Bir gün karşılaşma-tanışma dileğiyle saygı ve sevgilerimi gönderiyorum:)))

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*