PAGOS’UN ETEKLERİ: ANILAR, YAŞANMIŞLIKLAR

PAGOS’UN ETEKLERİ: ANILAR, YAŞANMIŞLIKLAR


 


“…Evimiz, o zamanlar İzmir’in en güzide semtlerinden olan namazgâh’taydı. Mezarlıkbaşı’ndan biraz yukarıya çıkıp İkiçeşmelik’e gelmeden birbirine paralel ve çok dar olan iki sokaktan birisine girince sokağın sonunda genişçe bir meydana varırdınız. Sol yanınızda insan boyu beton parmaklıklarla çevrilmiş alanda Romalılar döneminden kalma antik kent Agora kalıntıları bulunurdu. Sağ yanınızda ise bakımlı küçük bir park vardı. Bu parka paralel giden sokaktan tepelere doğru dar ve dik yokuşlar tırmanırdı. Yokuşların her iki yanında eski Türk ve Rum mimarisinin en güzel örnekleri olan evler sıralanırdı. Bu yokuşlar evlerin arasında döne dolaşa tırmanır bir yerden sonra da yokuşun yerini düzensiz merdivenler alırdı. Sonunda Mumcu ve Topaltına, oradan da Ballıkuyu ve Kadifekale’ye ulaşırlardı. Bu sokaklardan araba falan geçemezdi, çöpleri bile iki yanlarında kocaman küfeleri olan eşek katarları toplardı.


Eğer parktan bu sokaklara girmez yola devam ederseniz sağ tarafta Namazgâh Hamamı önünüze çıkar. O yıllara özgü bir yaşam kültürüydü hamamlar. Hamamı geçince yol sola kol verir. Bu yolu kullanırsanız önce Misak-ı Milli ilkokuluna daha sonra bahçesinde güvercinlerin oynaştığı Hatuniye Camiine gelirsiniz. Caminin karşı köşesindeki Dönertaş’a, oradan devamla Tilkilik ve Altınpark’a ulaşırsınız. Artık, o zamanlar için İzmir’in merkezi sayılan Basmane’ye geldiniz demektir. Bu saydığım mahalleler Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyet sonrası yeniden yapılanan İzmir’in Alsancak ve Karataşla birlikte en güzide yerleriydi. İzmir’in en tanınmış tüccarları, esnafları ve hatırlı aileleri buralarda otururdu.


Namazgâh Hamamından sola dönmez düz devam ederseniz pazaryerine ulaşırsınız. Bu Pazaryerine bayramlarda dönme dolaplar, salıncaklar, sallanan kayıklar ve atlıkarıncalar kurulurdu. Hepsi tahtadan yapılmıştı ve insan gücüyle çalışırdı.


Pazaryerinin biraz ilerisinde ilkokula adım attığım Kemal Atatürk İlkokulu vardır. Okulun hemen yanından İzmir’in ünlü Patlıcancı Yokuşu tırmanır yukarılara.. Oldukça dik bir yokuştur ve yokuşun sonundan sağa doğru uzanan dar ve eğri büğrü yollar ve merdivenlerden bizim eve de ulaşabilirdik.. Evimiz 820 sokağın yokuşun bitip merdivenlerin başladığı noktadaydı…”




Agora
 


Biz de yağmurlu bir İzmir gecesinin ardından güneşin parladığı pırıl pırıl bir İzmir sabahında Agora’ya çıkan sokağın başında Sevgili Oğuzla buluştuk. Önce Agoraya geldik. Çocukluğumdan bu yana kazılar ilerlemiş daha çok eser gün ışığına çıkarılmış, çevresindeki kalın beton parmaklıklar yıkılmış ve ziyarete açılmıştı. Karşısındaki park eskisi kadar bakımlı değildi. Parkın köşesindeki kömürcü kırk yıl sonra hala kömürcüydü. Kurban bayramlarında bu kömürcünün köşesinde yerleşmiş tütsücü bir yandan ayağı ile ateşi körükler diğer yandan yüzülmüş, boynuzları kırılmış kelleleri sırayla tütsülerken çıkan koku havayı doldururdu. Anılardan sıyrılıp yola devam ettik. Namazgâh Hamamı halen yerindeydi ama Misak-ı Milli, okulu yıkılmıştı. Çocukluğumda bana oldukça geniş gelen, çınar ağaçlarının gölgelediği yoldan ilerledik. Karşımıza küçük bir parkın içinde Hatuniye Camii çıktı. Bahçesinde yine güvercinler oynaşıyordu. Parkın etrafı cıvıl cıvıldı. Oğuzla çay bahçesine oturup hem bir sabah çayımızı içtik hem de bir soluklandık. Dönertaş Sebili köşeden bize bakıyordu. Sebilin köşesinde yer alan mermer sütun hareketliydi ve kolayca döndürülebiliniyordu. İsmi de buradan geliyordu. Bir rivayete göre ne zaman bu dönertaş dönmezse deprem olacak demekti.



     
Eski İzmir sokakları                  Eski İzmir Sokakları

  
Dönertaş Sebili                        Hatuniye Camii

Çay molasından sonra Tilkilik tarafına değil Oteller Sokağına yöneliyoruz. Şehirlerarası otobüs garajını Basmane’de olduğu yıllarda, Tren Garının da burada olmasından kaynaklanan bir yoğunluk vardı Basmane’de. İzmir’in en canlı merkeziydi. Her zaman cıvıl cıvıldı. Oteller sokağı da canlıydı. Daha sonra Garaj buradan taşınınca bu oteller önemini yitirdi. Bir süre işsiz güçsüzlerin yatağı oldu. Şimdilerde ise geçtiğimiz yıllarda Belediyenin gerçekleştirdiği projeyle restore edilip tekrar butik oteller tarzında İzmir’e kazandırıldı. Otellerden sokağından Altınparka çıkıyoruz. Tarihi Basmane karakolunun bulunduğu çınar ağaçları ile gölgelenen günün her saati canlı bir yer Altınpark. İzmir’in güzide kulüplerinden Altınordu’nun da kurulduğu yer.



1965 yıllarında tüm Altınpark, Tilkilik, Agora, Namazgâh meydanlardan Mumcu’ya kadar tüm ara sokaklar Lacivert – Kırmızı bayraklarla donatılmıştı. Semtimizin takımı Altınordu o yıl şampiyonluğa oynuyordu. Kırmızı – Lacivert bayraklar yine dalgalanıyordu.



    

    
Oteller Sokağı

    
Tarihi Basmane Karakolu        Urfalı Bedir ve Oğuz

Öğle vakti yaklaşmıştı. Oğuzla birlikte Urfalı Bedir’e oturup bir şeyler atıştırdık. Çayımızı da içtikten sonra bu kez Tilkilikten Dönertaş’a çıkıp oradan geldiğimiz yoldan Namazgâh’a geri döndük. Bu kez 820 sokaktan dar ve yokuş ara sokaklara vurduk. Yol boyunca okuldan çıkmış öğrencilerin “Hello” diye seslenişleri arasında, evlerden uzanan meraklı bakışların altında fotoğraf çeke çeke artık iyice dökülecek hale gelmiş eski Türk ve Rum evleri arasında yürüdük. Yedi yaşına kadar yaşadığım ev de yılların getirdiği değişimlere rağmen ayaktaydı. Hemen karşısında teyzemlerin oturduğu ev, Leblebici hanında zücaciyecilik yapan Aksekili’lerin evi, Çakır Hatice teyzenin ve gelini Sarı Papatya’nın evi, Motorcuların evi. İdris amcaların evi, hepsi ayaktaydı. Şimdi başkalarının oturduğu bu evlerin içini adım adım biliyordum. Yıllar sonra bu sokakta olmak çok farklı bir duyguydu.



    
Tilkilik                                      820 sokak

Mehmet Ali Bakkal artık yerinde yoktu. Onun hemen yanında, o zamanların ünlü cambazı BONCUK’un ekibiyle kumpanyasını kurduğu boş arsa da yoktu. Ve o günlerden aklımda kalan; tel üzerinde yürüyen, tek tekerlekli bisiklete binen, eğilince poposunda lamba yanan Boncuk ve uvertür kızın söylediği “ senin en güzel yeri, kahverengi gözlerin…” şarkısıydı. Bir de sıralanmış tahta sandalyeler arasında dolanan gazozcular, sunalkocular ve çiğdem çekirdekçiler…



    

Bu dolambaçlı ve dar sokaklarda bir an yönümüzü kaybettik. Bize eşlik eden çocuğa Mumcu Kahvesine nereden çıkabileceğimizi sorduk. Mumcu’ya vardığımızda Mumcu Kahvesi biraz yıpranmış ve örselenmişti ama aynı sarı boyası ve Körfez manzarası ile karşımızda duruyordu. Heme yanında uzanan Yangın Yokuşunu aşağıya doğru devam ederseniz İkiçeşmelik Camii yanından İkiçeşmelik Caddesine, yukarıya devam ederseniz Ballıkuyu, Kadifekale caddesine çıkar. Biz yine ara sokaklara giriyoruz. Boş arsalardan İzmir Körfezini kuşbaşı seyrediyoruz. Rengârenk badanalı tek katlı evler, küçük mahalle bakkalları bize eşlik ediyor.



    
İzmir Körfezi                                              Mahalle Bakkalı


       
   Maviydi Bisikletim                           Antik Roma Yolu

Bir an karşımda onu görüyorum. Rüya gibi. Yıllar önce izlediğim Dinçer SÜMER’İN yazıp, yönetip oynadığı “ Maviydi Bisikletim” adlı oyundan fırlamış gibi… Dinçer SÜMER de bu oyunda tam olarak bu semtte geçen çocukluğunu anlatır. Ve karşımda Masmavi, cıvıl cıvıl bisikletiyle, biraz utangaç biraz nazlanarak poz veriyor. Ne güzel anlatıyordu Dinçer SÜMER…



“Maviydi bisikletim. Alman malıydı. Hey yavrum hey, kuşlar gibi uçardı! Elden düşme değil, acenteden almıştık. Didonu elimde, Hisarönü’nden dönerken eve deliler gibi sevinçliydim.


          Aslan babam, dedim. Güzel babam sağ ol.


…Bir zil daha taktırmıştım bisikletime. Sonra iki ayna, iki de bayrak. Zillerden biri ince sesliydi, biri kalın. Aynalardan biri yolumun ardını görebilmek için, öteki kendimi. Bayraklardan bir Türk bayrağı, öteki siyah beyaz şanlı Altay. İte kaka bisikletimi Dönertaş yokuşunun taa üst başına çıkarır, sonra da üstüne atladığım gibi uçardım yokuş aşağı. Üüüüüf, savrulur saçlarım rüzgârla, kısa kollu naylon gömleğimin sırtı pır pır kabarır, kendimi göklerde sanırdım. Sonra yeniden yokuşu tırmanır kan ter içinde yeniden salardım kendimi Tilkilik’e doğru…”


 


Mavi Bisikletli çocuğu okşayıp yola devam ediyoruz. Artık yolun sonuna gelmiştik. Koruluktan çıkıp Cici Parktaki tarihi Roma yolunda bitiriyoruz gezimizi.
 


Oğuz’u bilemeyeceğim ama kırk yıl sonra çocukluğumun geçtiği yerlerde dolaşmak, anıları ve yaşanmışlıkları hatırlamak iyi gelmişti. Her şey biraz yıpranmış ve örselenmiş olsa da yerli yerindeydi. Ama artık oralar İzmir değildi. Göçlerle gelenler buralara yerleşip, İzmirlilik kültürü ile kaynaşıp kültür zenginliği yaratacakları yerde azınlık psikolojisiyle olsa gerek daha içine kapalı gettolar yarattılar. O, bakımlı, medeni, kültürlü şen insanların yerini kendi yerel örtüleri, çarşafları içinde gülmeyen ve kuşku ile bakan insanlar almış. O güzel İzmir Türkçesinin yerinde ise Arapça ve Kürtçenin genizden gelen hırıltılı şivesi tınlıyor sokaklarda.


 


Yazı ve Fotoğraflar:


Dr.M. Cengiz TÜMER


Aralık 2008


 

13 yorum

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Dediğim gibi, sizden çok keyifli bir yazı çıkacağını biliyordum = Hayat, anılar, yaşanmışlık, özlem, eskiler ve geçmiş günler… Elinize sağlık Dr! Bu tür gezilere çıkıp, iki farklı yazı penceresinden sunmaya devam edelim derim. // İki sorum olacak: 1) Sunalko ya da sunalkocu nedir? 2) Yazının girişindeki uzun bölüm, neden tırnak içinde verilmiştir?

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Ya da 4-5-10 farklı pencereden yazmaya…

  • mctumer dedi ki:

    Sevgili Oğuz, o yıllarda henüz Coca Cola ya da Pepsi yoktu. SunalKokteyl diye Coca Cola tadında bir içecek vardı. Tırnak içindeki bölüm, benim ” Geçmiş Zaman Olur ki” adlı hala yazım süreci devam eden biyografimden alıntıdır.

  • tütü dedi ki:

    Çok hoş ,çok keyifli, anı yüklü bir yazı. Beş altı yıl evvel, okuduğum okulların, oturduğum semtlerin sokakların ve evlerin peşine düşmüş ,ben de herşeyin ne kadar farklılaştığını görmüştüm. Bir sokağın parke taşlarının,betona dönüşmesi bile o sokağın ruhunu öldürüyor.Çok teşekkürler Dr.

  • oymakas dedi ki:

    Sevgili doktor, yazını okurken ben de kendi çocukluğuma gittim. Ne de olsa aynı yaştayız. Sen benden daha talihlisin ya da İzmir diyelim. Ne yazık ki benim çocukluğumun geçtiği mahallede yıpranmış da olsa artık tanıdığım eskiyle bağıntılı neredeyse tek bir yapı dahi kalmadı. Ben değişime karşı değilim ancak eskisinin yerine gelenlerin hepsi çok çirkin be doktor.

  • rome_o dedi ki:

    harika bir anı yazısı olmuş sevgili doktor. masal olur gibi okudum yazını . fotoğraflarda çok güzel ..

  • mcatullus dedi ki:

    Tasvirlerin ustaca yapıldığı, nostalji kokusu ve akıcı anlatımıyla romandan bir bölüm okur gibi oldum. Edebi yanı bayağı ağır basan bir yazı yani. Sizi kutlarım.

  • abt_smyrna dedi ki:

    İzmir için arşivlik bir yazı olmuş. Okunulası yaşanılası bu yazı için teşekkürler Doktor.

  • bosfor dedi ki:

    Mükemmel bir yazı olmuş son paragrafınızda ki değerlendirmenizde çok doğru, büyüklerimiz de İstiklal caddesine süslenip kravatlı takım elbiseli çıkarlarken, bugün her türlü insanın arasında yürümeye çekiniyorsunuz, teşekkürler.

  • hburcu dedi ki:

    Çok güzel bir yazı olmuş. Hele Dinçer SÜMER parağrafı süper olmuş. Aldı götürdü beni. Ellerinize sağlık.

  • cnr_mtnt dedi ki:

    izmir buluşmanızda ve oğuz abininde yazısında geçen urfalı bediri merak etmiştim.. fotoğraflarınız sayesinde görmüş oldum teşekkürler.. yaşanmışlıklar cidden çok tatlı geliyor yıllar sonra hatırladıkça.. sayenizde bizde hatırladık enfes bir yazı olmuş..

  • enise dedi ki:

    Sizin anılarınızı okurken, beni de kendi anılarıma sürüklediniz teşekkür ederim.”Efendi” kitabına konu olan yerleri bence siz daha güzel anlatmışsınız ellerinize ve yüreğinize sağlık.

  • ismailYurtozveri dedi ki:

    Ne güzel kaleme almışsınız gezinizi. 1955 yılında mumcu’da doğdum. Nice zamandır planlıyordum, ancak 2011’de gerçekleştirdim aynı yolculuğu. İkiçeşmelik camiinden bailayıp, mumcu’dan Topaltı ilkokuluna oradan yavan çeşme ve patlıcanlıdan agoraya kadar anıları tazeleyerek tek başıma dolandım.
    Bu gezimi kaleme alıp sizlerle paylaşacağım.
    Teşekkürler.

cnr_mtnt için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*