Oxford City,Stonehenge,Salisbury City

Merhaba;

İngiltere yazı dizimin ikinci bölümüne Londra çevresinde gezilmeyi fazlasıyla hakeden birkaç şehir hakkında bilgi vererek devam etmek istiyorum. Bunlardan ilki İngiltere nin ilim, irfan yuvası Oxford City.

Oxford City Londra ya 2 saat uzaklıkta küçük ama çok yeşil ve şirin bir şehir. Oxford City deyince akla gelen ilk şey Oxford Üniversitesi tabi ki ama şehirde en eskisi 750-800 yıllık olmak üzere bir sürü kolej var. Bu kolejler ülkenin en prestijli okulları, o yüzden gelecek vaadeden öğrenciler kabul edilmekte. İngiltere de tarih boyunca adını defahatle duyduğumuz birçok yazar, devlet adamı, sanatçı ve bilim adamları bu okullardan mezun olmuşlar. Okulların tarihi havası ve içeride ki atmosfer eğitim ve öğretimin hala eskisi gibi disiplin ve ciddiyet içerisinde yapıldığının bir göstergesi.

Bu okullardan en önemlisi olan Christ Church hem kolej, hem kilise, hem de dini okul misyonunu devam ettirmekte. Okul mutlaka görülmeye değer gerek mimarisi, gerekse atmosferi ile, ah bu okuldan mezun olsam herhalde nerelerde olurdum dedirtecek türden. Ayrıca okulun yemek salonu ilk Harry Potter filminin çekimlerinde kullanılan yemek salonu. Bu yemek salonunda okuldan mezun olan ve İngiltere tarihine adını sonsuza dek yazdırmış birçok önemli insanın yağlı boya tabloları yer almakta.


Christ Church-College


Yemek Salonu


Okulun avlusuna çıkan koridor

Oxford City de kolejler bununla kalmıyor tabi ki ama gerçekten muhteşem bir okuldu ve beni son derece etkiledi. İçeride eğitim ve öğretim devam ettiği için okulu son derece sessiz olarak dolaşmak zorunda kaldık. Bu okulun aynı zamanda dini bir okul olması, buradan mezun olan öğrencilerin ülke yönetiminde, sanatta, bilim de ve daha birçok dalda ülkenin önde gelen simaları olmalarını etkilememiş. Bu unsur da ayrıca bizi düşündürmesi gereken bir nokta olması münasebetiyle vurgulamak istedim. Çağdaş ve kaliteli eğitim dini okullarda da verilebiliyormuş bunu gördük. Yani bizdeki gibi dini okullardan sadece imam çıkmıyormuş…


Bir başka kolej…


Bir başkası daha…


Ve bir başka kolej daha…

Neden bu kadar kolejlere takılmış demeyin çünkü şehir o kadar küçük ki anlatabileceğim sadece okullar ve parklar başka hiçbir şey yok desem herhalde abartmış sayılmam. İstanbul un bir ilçesi bile buradan mutlak surette büyüktür.

Bu kadar kolejden sonra Oxford Üniversitesi hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Üniversite bizim ülkemizde olduğu gibi duvarlar ardındaki büyük bir alan içerisinde değil bütün fakülteler, bölümler şehrin her bir tarafına yayılmış durumda. Zaten hangi binayı görseniz üniversitenin amblemi ile karşılaşıyorsunuz. Bu üniversite 11.yy da kurulmuş ve hala dünyanın en prestijli üç üniversitesinden biri. Üniversitenin şehirde öyle bir ağırlığı var ki keşke burada okuyabilme şansına erişseydim diyerek iç geçirmedim değil.


Oxford Üniversitesi Kütüphanesi…
Bu ülke de yayınlanan tüm kitapların bir kopyası mutlaka bu kütüphane de koruma altına alınıyormuş. Londra yazımda değinmeyi unutmuştum hazır bahsi açılmışken bir iki bilgi vereyim. Ülke de kütüphanelerin o kadar önemli bir yeri var ki ve o kadar ciddi çalışmaktalar ki gerçekten büyülenmemek elde değil. Nerede olursa olsun farketmiyor içeriye girdiğinizde her yaştan insanı kitap, gazete okurken çalışma salonlarında ders çalışırken, cd playerlar la müzik dinlerken hatta film izlerken bile bulabilirsiniz. O kadar çekici ki ben de birkaç kütüphaneye üye olup bir zaman fazlaca vakit geçirmiştim.


Oxford Üniversitesi Tiyatro Salonu…


Üniversite de başka bir bölüm binası…


Ve başka bir fakülte…

Üniversiteden bu kadar bahsetmişken şehrin üniversiteden sonra en fazla yer kaplayan yapıtlarından,parklardan da bahsetmeden geçemeyeceğim. Oxford City tam bir parklar ve bisikletler şehri. Bu şehirde bir insanın stresli olabileceğine ihtimal vermiyorum. Bu parkların en güzeli de Oxford Üniversitesi Parkı. Çok büyük bir alana kurulu olan parkta yüzlerce hayvan koruma altında ya da kafeslerin ardında olmaksızın serbestçe yaşamakta bununla birlikte yüzlerce bitki çeşidiyle adeta doğa da bulunan bütün renkleri ayaklarınıza getirmekte.


Bu ülke de parklarda mangal yapma kültürünün olmaması fazlasıyla hoşuma
gitti çünkü muhtemelen yurdum da bu kuğunun akıbeti herhalde makatından
duhul eden bir şiş ve bir mangal ateşi olacaktı.

Şehir insanı geçimini neredeyse sadece öğrenciler üzerinden sağlamakta. Yani her taraf restoran, cafe, pub onun dışında çok kaldığınız da sıkılabileceğiniz bir şehir çünkü yapabileceğiniz şeyler çok sınırlı. Londra nın yakın olması herkes için bir şans tabi ki.


Yeni bina görmek neredeyse imkansız…


Fotoğraf olayını abarttıysam üzgünüm her bina görülmeye değer olduğu için
fazlaca fotoğraf yükledim.

Bu fotoğraflarla büyüleyici şehir Oxford a veda ederken bir sonra ki durağımız olan Stonehenge e doğru yola çıkıyoruz.

STONEHENGE

Stonehenge de Londra ya 1,5 saat uzaklıkta olan ve 5000 yıllık tarihi ile görülmeye değer bir başka yapıt. Bilmeyenler için kısaca anlatayım. Bu yapıt bir çok devasa büyüklükte dikdörtgen taşın havaya dikilerek oluşturduğu bir tarih öncesi tapınaktır. O zaman ki teknoloji ile bu taşların nasıl taşındığı, dikildiği ve birleştirildiği hala bir muamma. Taşların astroloji bilmi kullanılarak ve güneşin dünya çevresinde ki hareketleri hesaplanarak belli bir düzen içerisinde dikildiği; ekinoks dönemlerin de güneş ışığının sabah doğuşundan gece batışına kadar belli bir açı ile tapınağa yansıdığı belirtilmektedir. O zaman için bunların hesaplanması insanı hayretler içerisinde bırakıyor.

Ayrıca bu taşlar bölgenin jeolojik yapısında da yer almıyor yani 300 km. uzaklıktaki Cardiff City dolaylarından getirildiği tahmin edilmekte.

Eskiden tapınağın içerisine girmek ve taşlara dokunmak serbestmiş ancak ülkemizde de bolca görülen Steve “kalp” Mary hikayelerinden sonra yasaklanmış şimdi sadece 25 mt. yaklaşabiliyor insanlar. Bu bölgeye geçiş içinde 6 pound civarında bir para ödemeniz gerekmekte. Bir kulaklıklı kayıt cihazı ile birçok dilde tapınağın tarihi hakkında bilgi alabilirsiniz.Stonehenge bölümümüzünde bu cümleyle sonuna gelip Salisbury ye doğru yola çıkıyoruz.

Salisbury

Salisbury ye Stonehenge den dönerken uğruyoruz. Burası da oldukça küçük bir şehir bizim ülkemizde ancak küçük bir ilçe ile karşılaştırılabilir. Şehri önemli kılan şey İngiltere nin en büyük ve görkemli kathedralinin burada olması ve ayrıca da tarihe Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlük Sözleşmesi) olarak işlenen ve 1215 te imzalanan belgenin yani kralın yetkilerini kısıtlayan, hukukun kraldan üstün olduğunu tasdikleyen anlaşmanın bu kathedralin hemen arkasındaki yapıda imzalanmış olmasıdır. Papa,kral ve birçok dini liderin katılımıyla imzalanmış bu anlaşma tarihin en önemli anlaşmalarından biridir. Kathedralin kuş bakışı görüntüsü haç şeklindedir.Salisbury Kathedrali nin yapımına 1220 yılında başlanmış ve ana gövdenin tamamlanması 38 yıl almıştır.


İnternetten alıntı…


Anlaşmanın imazalandığı salonda fotoğraf çekmek yasak olduğu için o bölümü atlamak zorunda kaldım özür dilerim…


Bu da okul arkadaşım Piero…


Kathedralin içinde bulunan ve aynı zamanda dini mahkemelerin de yapıldığı bölüm…


Aynı zamanda ölen birçok aziz de kathedralin içinde bulunan bu lahitlerde yatmakta…


Ana giriş kapısı

Kathedralin içerisinde restoran ve kafeler mevcut olduğundan gezerken yorulduğunuzda birazcık soluklanabilir ve birşeyler atıştırabiliriniz. Şimdi aklınıza şu soru gelebilir. Neden İngiltere nin en büyük kathedrali Londra da değilde Londra ya 1 saat uzaklıkta ki küçücük bir şehirde. Bu sorunun bende ki yanıtı herhalde şu olurdu kraliyet ailesi kendinden daha görkemli ve büyük bir gücün fazlaca yakınlarında olamasını istermiydi, bence hayır.

Bir başka İngiltere gezi yazısında görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Birkan ALTUNYOLLAR.

15 yorum

  • Zeynep dedi ki:

    bu güzel yazınız ve birbirinden güzel fotoğraflarınız için teşekkürler…

  • BEERCAN dedi ki:

    Ben teşekkür ederim. Okumanız beni mutlu etti.

  • abt_smyrna dedi ki:

    Stonehenge bölümü çok ilgimi çekti benim… Windows’un duvar kağıtlarında da kullanılan bir görseldi demek gerçekmiş : )

  • BEERCAN dedi ki:

    Artık geldiğin de götürürüm Buğra cığım çok yakın Londra ya :))

  • NEŞE dedi ki:

    Birkan,fotolarla birlikte harika bir yazı olmuş…Çok değil bence azbile bu güzel fotolar…Oxford daki üniversite binaları sadece verdikleri eğitim ile değil müthiş mimari özellikleri ile de dikkatleri çekiyor,kent bir müze kadar zengin mimari özelliklere sahip anlaşılan..Magna Carta yı da bilirdik ama sayende görmüş olduk,daha 1215 tarihinde hukuk varmış,bizdeki gibi guguk değil..Stonehenge konusunda çok okumuş ve belgesel izlemiş birisi olarak,21 haziran da burada büyük törenler ,ayinler düzenlendiğini biliyorum,keltler seviyor bu anıtı…Çok teşekkürler…

  • BEERCAN dedi ki:

    Neşe Hanım güzel övgüleriniz için teşekkür ederim. Evet Oxford City her yanıyla tarih kokan bir şehir. Birgün yolunuz düşerse çok etkileneceğinizden eminim. Stonehenge ise gerçekten çok gizemli bir yapı yapıtın tüm geometrik ve astronomik hesaplamaları 21 haziran a göre yapılmış. Aynısısndan İrlanda topraklarında da var adı Newgrange onun da bütün hesaplamaları 21 Aralık a göre yapılmış gerçekten o zamanın teknolojisine göre büyüleyici yapıtlar.Dediğiniz gibi keltler bu yapıtı çok seviyorlar. Belki de bu sevginin altında birazcıkta ana yurtlarının özlemi yatmaktadır kimbilir.

  • DEEP73 dedi ki:

    yazı süper olmuş elinize sağlık resimler dahada güzel çok beğendim teşekkürler..

  • BEERCAN dedi ki:

    Teşekkür ederim.

  • aysek dedi ki:

    Birkan Bey, yazı da fotoğraflar da harika. Fotoğrafların çok olması , bir gezi yazısı için gerekli bana kalırsa, hatta ne kadar çok fotoğraf olursa o kadar iyi. Cambridge’e gittiniz mi bilmiyorum ama, orası da görülesi, gezilesi bir yer. Bir de Edinburgh’u da şiddetle öneririm.

  • BEERCAN dedi ki:

    Guzel yorumunuz icin tesekkur ederim. Henuz Cambridge e gitmedim ama cok yakin oldugu icin firsat bulunca gitmeyi planliyorum. Iskocya da sadece Glasgow a gittim o da Bursaspor un sampiyonlar ligi maci icindi bu sene ama yaz aylarinda Londra dan cikip Adayi bisikletle dolasmak istiyoruz. O zaman daha detayli bilgiler aktarabilecegim Britanya ile alakali. Tekrar tesekkurler.

  • Suzandan dedi ki:

    salisbury katedralinin tepesine çıkışa izin vermediler mi? seneler evvel gitmiştim ve çok beğenmiştim.sayenizde bir kere daha andım :))

  • Suzandan dedi ki:

    soylemeyi unuttum.resimler cok guzel bu arada :)))) elinize saglık

  • BEERCAN dedi ki:

    Guzel yorumlariniz icin tesekkurler. Ben gittigim donemde katedral tadilatta oldugu icin yukari cikamadik ama icinden fazlasiyla etkilendim. Bir daha ki sefere umarim.

  • Dodi dedi ki:

    Yazınızı büyük bir zevkle okudum. Fotoğraflar eşliğinde hoş bir anlatım olmuş. Stonehenge kadar gidip, Bath’i görmeye vakit bulamadınız ise üzücü. Romalılar tarafından kaplıca olarak kurulmuş olan şehir, mimari zenginliği ile görülmeye değer.

  • BEERCAN dedi ki:

    Guzel yorumlariniz icin tesekkur ederim. Su anda Londra yasamaktayim lisans ustu icin. O yuzden zaman buldukca gormeye calisiyorum. Bath i biliyorum firsat bulunca gidecegim yerler arasinda. Tekrar tesekkurler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*