Orta Asya’daki Ata Yurdu

Orta Asya’daki ata yurdu

1 Aralık 2008
Arzu KILIÇÖZLÜ


Türkçe’nin en saf haliyle yaşadığı, kadınların erkekleri gölgede
bırakacak kadar renkli giyindiği, sokakları tertemi
z, müzeleri, tarihi
yapıları bakımlı bir ülke Türkmenistan. Yüzde 90’ı çöllerle kaplı. Buna
karşın şehirleri yemyeşil. Doğalgaz zenginliği sayesinde refah yüksek.
Fiyatlar ucuz. 5,1 milyonluk nüfusunun neredeyse tümü okur-yazar.

Aralık ayında sıcaklık 6-10 derece arasında. İklimi kuru olduğu için
soğuk hissedilmiyor. Atalarımızın izini sürmek, kutsal Merv’i, mucizevi
Ürgenç’i görmek, rüzgar kanatlı Akhalteke atlarının sırrını çözmek
istiyorsanız yola çıkmaya değer.

Orta Asya’daki ata yurdu

AŞKABAD

Başkentin ismi Arapça
aşk, Farsça kent anlamındaki ibad sözcüklerinin bileşimi. Yollar
yemyeşil, sokaklar temiz. Kadınlar devamlı ellerinde süpürgelerle sokak
süpürüyorlar. Ülke doğal gaz zengini olduğu için hava kirliliği yok.
Toprak bol, nüfus az, sokaklar boş. Merkez, merhum devlet başkanı
Türkmenbaşı Niyazov’un girişimleriyle beyaz kente dönüştürülmüş. Türk
müteahhitlerin yaptığı muazzam yeni binalar, anıtlar beyaz mermer
kaplı. Tekdüze bir izlenim veren ultra modern görüntü, kent
çevresindeki yerleşimlerde değişiyor. Kendinizi 100 yıl geriye
ışınlanmış gibi hissediyorsunuz.

Doğal gaz, benzin, elektrik, su ücretsiz. Maaşlar aylık yaklaşık
150-250 dolar civarında. Yasaklandığı için sokaklarda dilenci
görülmüyor. Ülke yabancı sermayeye ihtiyatlı yaklaşıyor. Mevcut devlet
başkanı, Niyazov kadar abartmasa da, şehirde resimlerine, onu öven
sözlere sık rastlan./_np/9195/6889195.jpgıyor. Halk cana yakın. Türk olduğumuzu öğrenenler
gözleri ışıldıyarak hal hatır sordu. Kadınlar desenli aplik yakalı,
rengarenk geleneksel uzun elbiseler giyiyor. Evliler başını bağlıyor.
(Başı bağlı deyimi buradan geliyormuş) Zenginler gülümsediğinde tüm
dişlerinin altın kaplı olduğunu görüyorsunuz..

Bayramı bol bir
ülke Türkmenistan. Halı, kavun, buğday, at bayramı bile var. Bazı
aileler gelir sağlamak için özel izinle turist gruplarını evlerinde
ağırlıyor. Odaları bahçeli avlu etrafına dizilmiş. Zarif halk dansları
ve şarkıları eşliğinde yemek yiyip, danslara eşlik edebiliyorsunuz. Ev
halkının yaptığı el işleri de bir kenarda satışta sunuluyor.

BİR TONLUK HALI

27 bin metrekarelik alana
kurulan, beş bin kişilik Ertuğrul Gazi Camii, Türk camisi olarak
biliniyor. Dış cephesindeki küfeki taşları İstanbul
Hadımköy’den, mermerler Marmara Adası, Adapazarı, Elazığ ve Uşak’tan,
künderakari kapı ve pencere kepenklerinde kullanılan meşe ağacı
Bolu’dan temin edilmiş. Türkiye’den 320 TIR’la taşınmış.

Halı
Müzesi’nde Türkmen halı ve kilimlerin en güzel örnekleri sergileniyor.
Özellikle, 40 kişinin yedi ay gece gündüz çalışarak yer tezgahında
dokuduğu, 49 milyon düğümden oluşan 193 metrekarelik halı büyüleyici.
Aslında Moskova’daki Bolşoy Tiyatrosu’na perde olarak hazırlanmış, çok
ağır geldiğinden geri gönderilmiş. Fotoğrafının çekilmesine izin
verilmiyor.

Aşkabat Milli Müzesi’nde ülkenin dört bir yanından
gelen eserler sergilenmekte. En ilgi çekici buluntuları arkeoloji ve
etnoğrafya bölümlerinde görebilirsiniz. 500 bin parçalık koleksiyonunda
antik dönem ve ortaçağa ait çok nadir buluntular var. Ayrıca çok sayıda
antik Türkmen halısı, milli kıyafetler, kumaşlar, müzik aletleri,
silah, müchever, madalya, tarihi yazılar, fil dişinden yapılmış boynuz
şeklinde kaplar (riton) ve heykelcikler sergilenmekte. 19. ve 20. yüzyıl bazı Rus ve Batı
Avrupalı sanatçıların tablo, çizim, heykelleri, ülkenin flora ve
faunası, fosil, ender jeolojik buluntuları ile bu görkemli müze
görülmeye değer.

KADINLAR İÇİN CENNET

Ayağımın tozuyla Çöl
Pazarı’na uğradım. Talkuchka/Cıgıldık, yani “itme-kakma” pazarı şehre
yarım saat uzaklıkta, çölün ortasına kuruluyor. Haftanın dört günü
ülkenin dört bir tarafından satıcılar buraya geliyor. Ulaşım ucuz.
Uçakla 45 dakikalık uçuşun bedeli 10 dolar. Pazar masal ülkesi gibi. Ne
ararsanız var: El işleri, kaftanlar, örtüler, halı, heybe, keçe, takı,
kalpak, eski madalyalar, kitaplar, sebze, meyve, otomobil, seyyar
restoranlar. Nereye bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Tam bir renk cümbüşü,
curcuna. Satıcılar laf atmıyor, mallarını gösterip “bak ne guzel,
alsana” diyor. Dolar, Euro geçiyor. Halılar çok güzel ama maalesef ülke
dışına çıkartmak zor.

Türk inşaat firmaları buraya da 2010’da tamamlanacak bir modern pazar kuruyor. Bitince pazarın bütün sihiri kaçacak…

MERV

Bu şehirde gelin olmak çok zor
/_np/9196/6889196.jpg
UNESCO’nun
Dünya Kültür Mirası listesindeki Merv şehrine Aşkabat’tan 50 dakikalık
uçuşla ulaşılıyor. Bilinen tarihi, Abamendiler’e (M.Ö. 6-4. yüzyıl)
uzanmakla beraber, ilk kuruluşunun daha da eskiye gitmesi muhtemel.
Türkler 1035’te toplu olarak gelip şehre yerleşmeye başlamış. Beş yıl
sonra Selçuklular ele geçirmiş. 1221’de Moğol istilasıyla yerle bir
edilmiş, mezarlar ve türbeler hazine avcılarınca talan edilmiş.
15.yy’da Timurlu Şahruh’un emriyle tekrar inşa edilip, başka
bölgelerden getirilenler yerleştirildiyse de kent hiç bir zaman eski
ihtişamına ulaşamamış.

Günümüzde kutsal şehrin Sultan Sancar
Türbesi, Abdullah Han Kalesi, Büyük ve Küçük Kız Kaleleri gibi
mekanları okul öğrencileri, aileler, yeni evliler tarafından ziyaret
ediliyor. Dua edip, toplu halde yemek yiyerek günlerini geçiriyorlar.
Mezarlıklar bu kutsal alanların yakınında. Yolda yeni evli bir çifte
rastladık. Gelin o kadar kat kat giydirilmişti ki, rulo yapılmış halıyı
andırıyordu. Gelinler kaftanı başlarından geçirip tüm vücutlarını
örtüyor. Kaftanın üstüne işlenen gümüş takılar 30 kilogram.
Türkmenistan’da gelin olmak, bu serenomiye katlanmak hiç kolay olmasa
gerek.

Sultan Sancar Türbesi, küp formunda, çok sade bir yapı.
Üstünü örten kubbe bir zamanlar turkuvaz renkli, çok güzel çinilerle
kaplıymış. Çevresindeki yapılar depremler, saldırılarla yıkılırken,
türbe üç metre kalınlığındaki duvarları, altı metre derinliğindeki
temelleri sayesinde bugüne ulaşmış.

Büyük ve Küçük Kız
Kaleleri, Sasanilerce 7. yy’da kurulmuş. Çok sıkı korumalı, kerpiç
duvarlarıyla 600 yıl kullanılmış. Günümüzde ise tamamen harap olmuş
durumda.

Merv Pazarı’ndan kumaş, giyisinin yanı sıra çeşitli
hastalıklara deva otlar, hatta sülük bile alabilirsiniz. Şehri bir
günde rahatlıkla gezip, akşam uçağıyla Aşkabat’a dönebilirsiniz.
Türkmenler uçuş boyunca cep telefonunu rahatça kullanıyorlar, ikaz
etmeyi unutmayın.

TAŞAVUZ – ÜRGENÇ

Dileğinin gerçekleşmesini isteyen, kaftanla tepeden yuvarlanıyor
/_np/9197/6889197.jpg
Aşkabattan
Taşavuz’a uçakla yaklaşık bir saatte gidiliyor. Amu Derya deltasındaki
bu yerleşimin yeni adı Daşavuz. 19. yüzyılda bir kale olarak kurulmuş.
Günümüzde düzgün sokakları, blok apartmanlarıyla tipik bir Sovyet
yerleşim örneği. Moskova-Köhne Ürgenç demiryolu da buradan geçiyor.

Taşavuz’dan
yaklaşık iki saatlik otobüs yolculuğuyla ortaçağın önemli kentlerinden
Köhne Ürgenç’e varıyorsunuz. Açık hava müzesi görünümündeki kent geniş
bir alana yayılmış. Adeta bir adak yeri. Neredeyse her ağaç dalına bez
parçası bağlanmış. Şehri daha çok hastalar, dilekte bulunmak için
ziyaret ediyor. İsteği yerine gelen burada kurban kesiyor. Çocuk sahibi
olmak isteyenler içinde oyuncak bebek bulunan küçük beşikler bırakıyor.
Ayrıca dileklerin gerçekleşmesi için üstlerine geçirdikleri bir
kaftanla yere yatıp bir tepeden aşağı metrelerce yuvarlananları
hayretle izledim. Eh, buralara gelip de adak adamamak olmaz, ben de
geleneklerine katılmadan edemedim.

BAŞ VE VÜCUT  AYRI MEZARDA

Turabeğ
Hanım Türbesi, Orta Asya’nın en önemli yapılarından. Geometrik planı
çok büyük takvim gibi. İnsanoğlunun zamandaki önemsizliğini vurguluyor.
İçindeki kubbede ışıldayan mozaikler günleri temsil eden 365 ayrı
bölüm. Kubbenin altında, saati temsil eden 24 kemer, onun altında
ayları temsil eden 12 kemer ve ayın haftalarını temsil eden dört büyük
pencere bulunuyor. Türbe 14. Yüzyıl’da, Altınordu döneminde, Sufi
hanedanının aile mezarı olarak yapılmış. Turabeğ Hanım hem bu
hanedandan Kutluğ Timur’un karısı hem de Altınordu’ya İslamiyeti
getiren en büyük liderlerden Özbek Han’ın kızı.

Necmeddin
Kubra ve Sultan Ali Türbeleri aynı avlu içinde, karşılıklı. Necmettin
Kubra 12-13. yüzyıllarda yaşamış Horezmli çok ünlü bir öğretmen ve
şair. Moğollar başını keserek öldürmüş. İki mezardan birinde başı,
diğerinde vücudu gömülü. Türbesi Türkmenler’in ikinci Mekke’si. Üç kez
ziyaret etmek bir hacca bedelmiş. İyileştirici güçlere sahip olduğuna
inanılıyor. Duacı, dilekçi ziyaretçisi bol. Türbenin üç kubbesi, özgün
çinili girişi bulunuyor. Sultan Ali ise 16. Yüzyıl Özbek lideri.
1320’lerde yapılan Kutluğ Timur Camii’nin tuğla minaresi 62 metre
yüksekliğiyle Orta Asya’nın en uzunu. Bacayı andıran minare 143
basamaklı. 800 yıllık Sultan Tekeş Türbesi, konik kubbe ve zigzag
desenli tuğla işçiliğiyle tipik Horezem mimari özelliklerini
yansıtıyor.

NE, NEREDE, NASIL?

Para birimi Türkmen Manatı. 14 bin Manat yaklaşık 1 dolar. Her yerde dolar, Euro geçiyor. THY, İstanbul’dan
Aşkabat’a her gün uçuyor. Vize almak zor. Havaalanındaki formaliteler
cabası. En kolayı turla gitmek. Aşkabat’ta beş yıldızlı Ak Altın Plaza
Hotel’de kalabilirsiniz. Tel: (99312) 363700. Çoğu özel otomobil taksi
olarak çalışıyor. Caddede elinizi kaldırınca, çok beklemiyorsunuz.
Fiyatlar makul, inmek istediğinizde “ben burada düşeyim” diyorsunuz.
Devlet binaları, havaalanı, müze ve cami içleri, sınır kapılarında
fotoğraf çekmek yasak. Sokakta dahi sigara içmek yasak.

TÜRKMEN YEMEKLERİ

Türkmen mutfağı bize hiç
yabancı değil. Mantı, mantı böreği (Khonim böreği), börek (samsa),
pilav, süzme yoğurt, ayran, mercimek çorbası, erişte ve şiş başlıca
yemekleri. Mantının kabak, patates, ıspanak, yabani otlusunu da
yapıyorlar. Bir kevgirin üstüne dizip, buharda pişiriyor, bir kase
yoğurtla servis ediliyor. Hanım Böreği mantının büyük rulo şekindeki
hali, içinde kıyma, patates, soğan, otlar var. Salata çok ince
doğranmış, turşumsu havuç, yabani ot ve süzme yoğurttan yapılıyor.
Türkmenistan’da pirinç bol ve çeşitli, pilavlar da öyle. En popüleri
Özbek pilavına benzeyen havuçlu, üzümlü, etli Türkmen pilavı. Pamuk
yağıyla pişiyor. En lezzetlisi pazardaki seyyar satıcılarınki. Tandır
veya fırında, süt veya su katarak pişirdikleri ekmek ve pidelerin
nohutlu, susamlı, soğanlı ve çörek otlu çeşitleri var. “Lochira”
denilen yassı, 2-3 milimetrelik ekmeklerin hepsinin üstüne “çekiş” adlı
aletle desen yapıyorlar. Tatlıları /_np/9192/6889192.jpghelva,
şekerpare ve pişmaniye. Daha çok meyveyi tercih ediyorlar. Deve et ve
sütü mutfaklarının gözdelerinden. Ayranının çok lezzetli olduğu
söyleniyor.

At bakanlığı olan tek ülke

Sabah
kalk atını gör, atından sonra babanı gör, diyor bir Türkmen atasözü.
Türkmenler için at can yoldaşı, tutku, dilek, murada ermek demek.
Türkmenler gücü, dayanıklılığıyla ünlü atları Akhalteke sayesinde
çölleri aştı, gece gündüz yol alıp akın yaptı. 1917 Rus işgalinden önce
hemen hemen bütün Türkmen ailelerin en az iki atı varmış. Sosyalist
sistemde atlar devlet çiftliklerinde yetiştirilmiş. Bazı aileler
atlarından vazgeçmemek uğruna İran ve Afganistan’a
kaçmış. 1991’de bağımsızlığını kazanan Türkmenistan’da yeniden milli
sanat olmuş at yetiştiriciliği. Çiftlikler açılmış. Akhalteke milli
servet, devlet armasında yer alıyor. Komşu Kazak ve Özbeklerin aksine
Türkmenler at eti kesinlikle yemiyor. Türkmenistan, At Bakanlığı
bulunan tek ülke.

13 yorum

  • tütü dedi ki:

    Çok beğenerek okudum.Nefis bir anlatımla, rehber kitaplarda bulamayacağımız bilgiler vermişsiniz.Bu arada yazıyı okumadan gördüğüm beyaz gömlekli (damat)genç için ne kadar temiz giyimli diye düşünüp, yanındakini de (gelini) gerçekten rulo yapılmış HALI zannettim.Sitede eski sayılırsınız ama ilk yazınız hoşgeldiniz…

  • abidindemir dedi ki:

    Yazınız süper bilgilerle dolu. Dağarcığımda olacak her zaman. Bu güzel tarzınızdan dolayı sizi kutlarım.

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    merhaba ben site editoru melis. bu güzel yazınız için teşekkürler. fakat fotoğraflar sanırım hürriyet gazetesinin sitesinden alınmış, normalde sitemizde bunu tercih etmiyoruz veya eklenmişse de kaynak olarak belirtirseniz yazınızda sevinirim.

  • rome_o dedi ki:

    tam anlamıyla harika bir yazı … favorileri yazılarıma ekledim .. ilk yazınmış bu… siteyede bu vesileyle hoşgeldin.. umarım başka yazılarda eklersin bizde okuruz..

  • abt_smyrna dedi ki:

    Elinize sağlık Arzu Hanım. Hoşgeldiniz.
    Muhteşem olmuş!

  • mctumer dedi ki:

    Elinize sağlık, özgün ve detay bilgileri sıkmadan güzel bir anlatımla sunmuşsunuz.Keyifle okudum

  • Zeynep dedi ki:

    öncelikle hoşgeldiniz güzel yazınız ve detaylı bilgileriniz için teşekkürler

  • enise dedi ki:

    Arzu’cum hoş geldin diyorum ancak üyelik tarihine bakınca bana göre eski , fakat ilk yazın olduğunu anladım.Olsun canım anlatımın hoşuma gitti.Daha önceleri nerelerdeydin? Yüreğine sağlık…

  • BÜLTER dedi ki:

    değişik bir coğrafyadan haberler aldık.elinize sağlık.

  • hburcu dedi ki:

    Paylaştığınız için teşekkürler. Çok güzel bilgiler vermişsiniz. Eğer kendi çektiğiniz fotoğraflar varsa eklerseniz çok daha güzel olur. Söylediğiniz yapıtları merak ettim. ( Bide puntoları biraz büyütürsek 🙂 ) Diğer yazılarınızı da merakla bekliyorum. Ellerinize sağlık. Hoşgeldiniz.

  • Arzum59 dedi ki:

    Güzel sözleriniz için teşekkürler. Bu arada yazı Hürriyette çıktı ama fotoğraflar bana ait. Bir kaç tane daha eklerim. tekrar teşekkürler

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Arzu Hanım; Yazınızı yaklaşık (sanırım) 2 ay önce Hürriyet Seyahat’te okumuştum. Bir de burada okudum. Ufkunuza sağlık!

  • gelmedi-rukiye dedi ki:

    HOŞ BİR ANLATIM VE BİLGİLER.tEŞEKKÜRLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*