önyargıları ve nefretleri buharlaştırmaya davet ediyor hepimizi belgrad!

“her kim sırpsa ve sırp doğmuşsa/ve her kim sırp kanına ve geçmişine sahipse/ve kosova savaşına gelmemişse/yüreğindeki geleceğe/asla sahip olmasın…” tsar lazar


28062007


sırp, ermeni, yahudi. geleneksel türk nefretinin objeleri. demokrat-olanların bile içindeki kurt
*
altı saat ve üzeri tren yolculukları yorucu. bu trende klima yok. hava da nasıl sıcak. (1).
*
hem macaristan hem sırbistan kırsalında kilometrelerce uzanan ayçiçeği tarlaları. ama niye güneşe bakmıyorlar ki:)
*
her zamanki pasaport kontrolü sırasında bekliyor tren. macar polisinin benimle ilgili kontrolü kısa sürüyor. bir tanesi ‘teşekkür’ diyor pasaportumu uzatırken bana. şaşırıyorum. yanlış mı duydum. yoo. yanındaki polis de ‘teşekkür ederim’ deyince gülümsüyorum:)
*
ulysses ulaşıyor belgrad’a. ‘george seferis’ karşılıyor beni: ‘tanrı önce seyahati yarattı…’
*
bu şehre dair ilk iki manzara/izlenim şöyleydi trende gelirken: yüzlerce derme çatma kulübede yaşayan esmer tipler. çingeneler herhalde. ve çok yüksek olmayan ama oldukça geniş binalar. yugoslav ürünü galiba.
*
akşam çökmek üzere. ulaşıyorum yeni bir şehre, ülkeye.
*
yine hostel ister-misinciler karşılıyor beni istasyonda. teşekkür-ederim.
rezervasyon yaptığım hostele gitmek için internet sitesinde belirtilen tramvayı buluyorum. iyi de hangi yön. biniyorum birisine. iki durak sonra iniyorum tarife uygun olarak. bir garsona ve sonra bir büfedeki adama soruyorum caddeyi. bilmiyorlar. tekrar biniyorum tramvaya. sürücüye soruyorum bu kez. tam emin değil, ama bırakacak beni bir yerlerde. bırakıyor…
*









yatağım


(2). beş-yataklı bir odadayım. star hostel.
*
oturma odasında bira içen gezginlere katılıyorum hemen. maine eyaletinden bir amerikalı, tazmanyadan iki avustralyalı, bir irlandalı ve bir hong konglu.
hostelin işletmecisi iki kardeşten birisi m. ‘bana kosova savaşını biliyor musun?’ diye soruyor. ve öyle başlıyor sırp-osmanlı ilişkileri üzerine sohbetimiz…
sonra m. herkese sırp rakısı ikram ediyor. sert sayılır…









dört-bir-yandan gezginler



ne çok ortak sözcük varmış sırpça ve türkçe dillerinde: yok more, yastika, yorgan, kaşika, dcevrek, dortyol, fukara, kayısı, valla, cadde, sokak, tulumba, kadayıf, hayde bre…


29062007


turisti az bu şehrin.
*
her yerde büfeye rastlayabilirsin…(3).
*









üçü bir yerde:)


st sava kilisesi, sadece dünyanın en büyük doğu-ortodoks kilisesi olduğu için bile ziyarete-değer…
*









haksız mıyım:)


kiril alfabesi zorluyor beni.
*










yıkılma…


doksanlı yıllardaki nato bombalamasının tahrip ettiği binalar ‘sergilenmeye’ devam ediliyor…










nato bombalamasından arta kalan


*
kahvaltı olarak hostelde herkes ‘burek’ yedi bu sabah. yağlı ve peynirli börek.
*
sofya tren biletini alıyorum. (4).
*









huzur…


bu notların bir kısmını, cappuccino içtiğim cafede alıyorum. (5).
*
birbuçuk milyonluk nüfus. elbiselerine bizans’ın ve osmanlı’nın kokusu sinmiş olan.
*
dünya çapında ikiyüz milyondan fazla inananı olan doğu-ortodoks (yunanca orthos, doğru ve doxa, inanç anlamına geliyor.) inancına bağlı kiliseler, belli bir kültürel geleneğe sahip olmalarıyla isimlendiriliyor. bunlar arasında yer-alan sırp ortodoks kilisesi onüçüncü yüzyılda kurulmuş. en eskileri olan kıbrıs ve gürcistan ortodoks kiliseleriyse beşinci yüzyıldan beri hayatta.









sanatsal bir mabet anlayışı


ortodoks kiliselerin en üst lideri olan istanbul’daki patrik, sadece eşitler arasında birinci.









ortodoks ayin-sahası


hristiyan dünyasındaki geleneklerin oluşmasında konseylerin oldukça önemli bir yeri bulunuyor. bunlar arasında sekizinci yüzyılda toplanan konsey, bu dinsel çatının ayrışmasının başlangıcını oluşturuyor. ve onbirinci yüzyılda büyük bölünme yaşanıyor: ortodoksluk ikinci ana-kamp olarak beliriyor. papa’nın otoritesi ve kutsal ruh anlayışı temel iki anlaşmazlık konusu. ama bu iki grubu birbirinden iyice uzaklaştıran olay: dördüncü haçlı seferinde katolik orduların istanbul’u yağmalaması.
*
iki litrelik pet şişe birayı içiyorum şu anda hostelde. (6).


30062007


dün gece hosteldeki arkadaşlarla birlikte akşam yemeğine gidiyoruz. ‘kara georgia’ yiyorum ben. yemek sırasında bira. yemek sonrasında türk kahvesi içiyoruz bir de. (7).
*
gece nasıl kalabalık ana cadde. knez mihajlova. bir de popüler bir şarkıcının konseri var cumhuriyet meydanında.
*
m. her sırp ve karadağlı ailenin tarihinde, osmanlıya karşı bir direniş hikayesi olduğundan bahsediyor. haraç ve harem amaçlı gelen beyleri ve yeniçerileri püskürtmeye dair efsaneler
*









yunan arkadaşımla:)
sigara sağlığa zararlıdır:)))


bugün kalenin parkında, bir madeni parayı tebeşirle çizdikleri bir çizgiye doğru atarak oyun oynayan iki yaşlı adamı izliyorum. anlamasam da oyunun kuralını, keyif aldım onların yaşam-sevinci dolu hallerinden…









hoş bir kale


*









kaledeki şapel


yunan arkadaşım j. ile karşılaşıyorum kalemegdan’da. (8).









kaledeki türk evi


bir amatör grubun canlı müziğini dinliyoruz çimlere oturarak.
*
toplam dört dilim pizza yiyorum o gün. (9).
*









hüzün


dolaşırken rastladığım bir parkta, bir tabela dikkatimi çekiyor: ‘we were just children’ yazan. kosova savaşı sırasındaki nato bombardımanı zamanında ölen çocuklar hatırına yapılmış bir oyun parkı bu. etkileniyorum. yaşamın siyah-beyaz olmadığını farkediyorum bir kez daha…
*









derin


j. ile roma döneminden kalma bir kuyuya gidiyoruz. (10).
*









evet?:)


gece bar çıkışında kaleye gidiyoruz tekrar. o da ne: bir açık hava partisi. popüler bir dj. (11). uzaktan izliyoruz kalabalığı bir süre…
*
yunan arkadaşım, bu gezimde şimdiye dek en-iyi/en-çok anlaştığım oluyor…


01072007


sabah m. uğurluyor beni. ‘hayde bre, bre’ diyerek:)









uykusuzca ayrılırken:)


tramvayla terminale gidiyorum. (12). sofya’ya gidecek treni bekliyorum şu anda.
*
iki gece önce nehirdeki bir cluba gidiyoruz büyük bir gezgin grubu. (13).
*
o gece kanadalı gezgin-arkadaşın merakımı giderdiğini hatırlıyorum şimdi. rastladığım hemen tüm kanadalı gezginlerin sırt-çantasında kanada bayrağının olmasına dair: kendilerini amerikalılardan ayırt-etmek için…
*

harcama bilgileri:
(1) 3,825 forint ödüyorum bilete.
(2) geceliği 16 euro.
(3) birbuçuk litrelik su 50 sent.
(4) 40 dinar ödedim.
(5) 120 dinar.
(6) 125 dinar.
(7) bana düşen hesap 800 dinar.
(
8) 100 dinar ödemiştim girerken.
(9) 55 dinar tanesi.
(10) 100 dinar ödüyoruz giriş için.
(11) girişi 1,200 dinar.
(12) 40 dinar.
(13) bira için 2 euro ödüyorum.

2 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Belgrad ın 30 yıl önceki halini bilen olarak biraz daha okusaydım diyorum,bugünlerde ne hallerde şu Bielo-Grad(Beyaz şehir)?

  • abt_smyrna dedi ki:

    Yakındır Belgrad’a gidişim. Bu yazıları okuyup okuyp notlar alıyorum. Kafama estiği ilk anda düşüp yollara çıkıcağım Balkanlara…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*