ÖLÜDENİZ-KARABURUN HATTINDA BOL TESADÜFLÜ TATİL






Jorge Louis Borges’in “Anlar” şiirinde der ki:
“Yeniden başlayabilseydim eğer hayata……
……seyahat ederdim daha fazla…..
……görmediğim bir çok yere giderdim……”


İşte bu dizelerden ilham alarak, bu yaz daha önce görmediğim iki yere gideyim dedim. Dalıştan arkadaşlarla dört kişi olarak yola koyulduk. Ölüdeniz’de başka arkadaşlarımızın da aramıza katılmasıyla dokuz kişi olmuştuk en son. Ölüdeniz’e varış saatimiz biraz biçimsiz oldu. Sabaha karşı 05:00 sularıydı. Otelde hasbelkader boş bir oda var mıdır acaba diye sorduk, doğal olarak yoktu. Bize havuz başındaki şezlongları gösterdiler. Her birimiz bir şezlonga uzandık, mışıl mışıl uyumuşuz. Uyandığımızda güneş çoktan doğmuştu. Odalarımız hala hazır değildi tabi ki, kahvaltı yapalım dedik. Ölüdeniz’i daha önce gezmiş arkadaşlarımızdan birinin anlata anlata bitiremediği “Help Bar”a gittik. Beklemediğim ölçüde lezzetli, doyurucu bir kahvaltı tabağı geldi. Keyifle indirdik midelere.









Kahvaltımız


Help Bar’ı begonvillerinden dolayı görür görmez sevmiştim zaten. Yiyeceklerinin lezzetiyle gönlümüzü bir kez daha fetheden Help Bar, Ölüdeniz’den ayrılana kadar her sabah ve her akşam uğramadan geçmediğimiz bir mekan oldu bizim için.









Help Bar









Ölüdeniz’e, Fethiye’ye gidip de Balık Hali’nde balık yememek olmaz. Fethiye’deki Balık Hali’nde, birkaç değişik tezgahta sergilenen, günlük taze balıklardan istediğinizi seçiyorsunuz. İsterseniz eve götürüyorsunuz, isterseniz oradaki restoranlardan birine oturup, pişirme parasını ödeyerek afiyetle yiyorsunuz balığınızı. Mezelerden de seçebilirsiniz. Tabi yanında rakı içilmezse, o balıklar ağlar. Ortalarda dolaşıp fasılımsıtrak müzik yapan bir grup da var. İstemezseniz sizin masanıza gelmiyorlar, ama zaten mekan çok büyük olmadığı için, diğer masalarda çalıp söylerlerken siz de duyuyorsunuz.









Fethiye Balık Pazarı’nda balık seçmeye çalışan kişiler




Otele yerleşip, üstümüzü başımızı değiştirdiken sonra, tatilci moduna geçmiştik. İlk hedefimiz, dalış teknesiydi. Ben sağlık sorunum nedeniyle artık dalamıyorum ama arkadaşlar dalış için gelmişlerdi Ölüdeniz’e. Ben de onlara teknede eşlik ediyor, onlar dalarken ben de yüzdüm bol bol. Zaten aslında iyi de oldu dalış bahanesiyle açılıp koylarda yüzmek. Neden derseniz, Ölüdeniz epeyce kirlenmiş. Önceki halini bilmiyorum tabi ama düzenli gidenler, önceden uyarmışlardı beni kirlilik hakkında. Ne yazık ki haklı çıktılar.









Ölüdeniz


Kelebeklere ve kelebek figürlü objelere kendimi bildim bileli hayranım. Dolayısıyla Kelebekler Vadisi, görmeyi en çok istediğim yerler arasındaydı. Nihayet bu isteğim gerçekleşti. Aslında Kelebekler Vadisi’ne gittiğim gün biraz tatsız geçti. Sabah kahvaltıda, kaynamaktan artık taş hatta kaya kıvamına gelmiş haşlanmış yumurtayı “Aman teknede öğle yemeğini bekleyene kadar acıkmayayım, tok tutar, iyidir” zihniyetiyle mideye indirince, mide isyan bayrağını açtı. İlk dalış noktası epeyce uzakta ve son derece dalgalı bir yerdi. Orada olanlar oldu. Mide bulantısından ayağa bile kalkamadım. Neden sonra midemdekileri iki kez çıkarabildim ve o zaman rahatladım. Halime acıyan dalış eğitmeni, rotayı Kelebekler Vadisi’ne çevirdi. Vadi ile tanışmam biraz keyifsiz oldu yani. Demir atılır atılmaz, karaya çıkıp biraz uzandım, dinlendim. Kendime geldikten sonra biraz yüzdüm. Kelebekler Vadisi’nin denizi de pek temiz gelmedi doğrusu. Umarım geçici bir kirliliktir ve bir an önce temizlenir. Yoksa yazık olacak böyle bir güzelliğe.









Kelebekler Vadisi










Kelebekler Vadisi


Adını hep duyduğum, görmeyi Kelebekler Vadisi kadar çok istediğim bir yer de Kabak Koyu idi. Kaş’ın Datça’nın yollarına virajlı, tehlikeli diyenler Kabak Koyu’nun yollarını hiç görmemiş olanlardır. Zaten kendi aracınızla inemiyorsunuz koya. Aracınızı caddenin kenarına parkediyorsunuz. Kamyonetler sizi alıp koya indiriyorlar kıvrıla büküle inen, dik virajlı, toprak yollardan. İnerken sürücü size bir kartvizit veriyor. Geri dönmek istediğinizde karttaki numaralardan birine telefon ediyorsunuz ve gelip sizi alıyorlar.



Niyetimiz Kabak Koyu’nda öğleden sonra 16:00-17:00’ye kadar kalıp, oradan Karaburun’a geçmekti. Fakat Kabak Koyu’nun manzarası, denizi, atmosferi bizi öyle sarıp sarmaladı ki, kimsenin canı yola çıkmak istemiyordu. Plan önceden yapılmış olduğu için kimse oyunbozanlık etmek istemiyordu. Önce cılız bir ses telaffuz etti içimizden geçenler: “Acaba bu gece kalsak mı?”. Önce dokuz çift göz birbirini hızla taradı. Sonra birkaç cılız ses daha “Olabilir”, “Bana uyar”, “Kalalım bence” dedi. Ben “Bana uyar” diyenlerdendim. Gönüller bir olunca, karar çoktan alınmıştı. O gece orada kalıyorduk. Kalıyorduk da nerede uyuyacaktık ? Önceden rezervasyon yaptırmadığımız için her yer doluydu. En sonunda tesisteki görevli mi, sorumlu mu olduğunu tam çıkaramadığımız bir amca, geceyi onların “köşk” diye tabir ettiği, ama bildiğimiz çardak olan bir yapıda geçirebileceğimizi söyledi. Bu daire biçimindeki çardağın üstü kapalıydı ama yanlar açıktı. Akaşm olup hava kararınca diğer çardaktaki minderleri buraya taşıyarak takviye yaptık. Yanyana serdiğimiz minderlerle, koğuş usulü yanyana, serin serin uyuduk bir güzel. Kalacak yer sorunumuzu çözdükten sonra, soluğu denizde aldık. Denize doğru yürürken Ankara’dan, fotoğrafçı bir arkadaşımla karşılaştık. Akşam yemeğinden sonra o da arkadaşıyla sohbetimize katıldı. Bir güzel yedik, içtik, sohbet ettik. saat geceyarısını çoktan geçmişti. Sahile inip yıldızları seyredelim dedik. Biraz oturduktan sonra dayanamadık denize girdik. Gece denize girmenin keyfi başka. Altı kişi denizde epeyce bir kakara kikiri yaptık. Sabaha karşı da koğuşlarımıza çekilip uyuduk.









Kabak Koyu bungalovları











Kabak Koyu










Kabak Koyu










Kabak Koyu


Ertesi sabah Karaburun’a doğru yola çıkma zamanı gelmişti. Önce izmir’e, oradan da Karaburun’a geçtik. Karaburun ve Ölüdeniz birbirine taban tabana zıt iki belde. Ölüdeniz ne kadar İngiliz ise, Karaburun o kadar Türk. Bir tane bile İngilizce restoran, dükkan, mağaza adı, tabela adı yok. Hatta hiç yabancı turiste rastlamadım. Bu anlamda son derece sakin, yerli, tanıdıktı. Ölüdeniz ise adeta bir İngiliz kasabası gibiydi. Kahvaltısına bayıldığımız, akşamları da dalıştan sonra mutlaka uğrayıp birşeyler içtiğimiz Help Bar’da adisyonlar hem TL, hem USD, hem Sterling, hem de Euro birimiyle geliyordu. İş Bankası’ndan para çektiğim bir akşam da, bankamatik bana paramı Sterling olarak mı TL olarak mı çekmek istediğimi sormuştu. Şaşkınlıklardan şaşkınlık beğenmiştim. “Neredeyim ben, Brighton’a falan mı geldim” dedim kendi kendime.









Help Bar Adisyonu


Karaburun, İzmir’de çok şirin bir belde. Denizi tertemiz bir kere. O Ölüdeniz’deki, Bodrum’daki, Çeşme’deki “çılgın kalabalık”tan eser yok. Sahil kenarında birkaç salaş restoran, bar, kafe var. Bir sürü koy ve köy var Karaburun’da. Hepsini gezemedik. Bir sabah Saip Köyü’ne kahvaltıya gittik. Saip Köyü Kır Kahve’sini sevimli bir çift işletiyor. Karı koca oldukça renkli insanlar. Kadın, seçtiğimiz masaya bizi oturtmak istemedi. “Güneş geliyor buraya, rahat edemezsiniz, ben sizi gölgedeki bir masaya alacağım biraz bekleyin” dedi. Beklerken, arakmızdan birden ney sesi gelmeye başladı. Döndük baktık ki, biri ney üflüyor. O sırada sırada kocası siparişlerimizle geldi. Biz “tabakları buraya koymayın isterseniz, eşiniz bizim için gölgede masa hazırlıyor. Oraya geçeceğiz” dedik. Bu sefer adam bizi oradan kaldırmak istemedi. “Ama kalkarsanız neyi duyamazsınız diye üzülüyorum. Bu bey öyle her zaman üflemez neyine, ancak keyfi yerindeyse ney üfler” dedi. Bu sefer de kocasının gönlünü yapmak için, o masada kalmaya karar verdik. Zaten neyi dinlemeyi biz de istiyorduk.









Karaburun, Saip Köyü Kırkahvesi










Saip Köyü Kırkahvesi


Kır kahvesine o akşam tekrar gittik, belki yine canı müzik yapan birileri vardır diye. Yoktu. Ama orada da Ankara’dan, çok sevdiğimiz bir mekanı işleten Sefa Abi ile karşılaştım. Meğer o da son birkaç yıldır Karaburun’cu olanlardanmış. Tatile beraber gittiğimiz arkadaşımın ablası, Karaburun’da bir yıllığına ev kiralamıştı. Biz o evde kaldık. Ablası Karaburun’u o kadar çok sevmiş ki, şimdi oradan ev almayı bile düşünüyor. Karaburun ileride gözde tatil mekanlarından biri olacak gibi görünüyor. Bozulacak, yerelliğini, dokusunu kaybedecek diye ödüm patlıyor benim de.

Karaburun’daki günlerimizin çoğu, dalış merkezinin de içinde bulunduğu bir restoranda geçti. Arkadaşlar daldı, ben yüzdüm. Restoranda oturduk, yedik, içtik. Tembel tatili oldu benim için biraz. Ama çok güzeldi. Ve yine Karaburun’a Ankara’dan dalışa gelen bir grup içinde başka bir arkadaşımıza daha rastladım. Onunla da orada görüşmüş olduk bol bol ve beraberce harika zaman geçirdik. Bu tatil benim için tesadüflerin tatili oldu biraz 🙂









Karaburun











 








Help Bar



6 yorum

  • Zeynep dedi ki:

    bu güzel yazınız ve fotoğraflarınız için ellerinize sağlık

  • Corto_Turco dedi ki:

    Eline sağlık. Özellikle fotoğraflar çok güzel. Her gittiğiniz yerde tanıdıklara rastlamanız da hoş olmuş. Bu arada Kelebekler Vadisine giderken teknede aynı deneyimi ben de yaşamıştım. Detaylara girmeyeyim.

  • mertakinci dedi ki:

    bu yazınızdan sonra sene kesinlikle gidiceğim yer olarak belirledim

  • aysek dedi ki:

    Zeynep, çok teşekkür ederim.
    corto_turco, ben anladım ne demek istediğini ;))))
    mertakinci, umarım siz gitmeden önce kirlilik sorunu çözülmüş olur ölüdeniz’de. kabak koyu henüz kirlenmemişti, orayı kaçırmamanızı öneririm.

  • NEŞE dedi ki:

    Böyle anında yapılan programlara bayılıyor ama uygulayamıyorum,yıllar öncede böyleydi,şimdi de böyle,program sağlam olmadan güvende hissedemiyorum kendimi..Aslında o bölgede su çok temiz bence rüzgar karşıdan estiği için geçici bir köpüklenme yapıyor..Çok beğendim şu “kabak koyunu”..teşekkürler Aysek..

  • aysek dedi ki:

    Neşe Hanım, umarım dediğiniz gibi geçici bir köpüklenmedir, yoksa yazık olacak Ölüdeniz’e. Cennet cehenneme dönmesin. Ben de ilginiz ve beğeniniz için çok teşekkür ederim. Sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*