Ödemiş-Birgi

Ödemiş – Birgi gezimiz ( Mayıs 2012 )




Güzel Ege’nin görülecek yerleri bitmiyor. En çok görmek istediğimiz yörelerden biri Ödemiş, Birgi, Tire idi. Ama herkes buraların bahar aylarında görülmesi gerektiğinde hemfikir olduğundan uzun kış aylarının bitmesini sabırsızlıkla bekledik. Bahar aylarını Ege’de yaşamak inanılmaz bir duygu. Her yerden adeta çiçek fışkırıyor.Yol kenarları papatya ve gelinciklerle dolu. Mevsim ilerledikçe çiçeklerin cinsi ve rengi değişiyor.


Hafta sonu iki aile sabahın erken saatlerinde yola koyuluyoruz. Amacımız ilk durak olan Ödemiş pazarını  kalabalıklaşmadan gezebilmek.  Aklımıza çiçek diyarı Bayındır üzerinden gitmek geliyor. Urla’dan birbuçuk saatlik bir yolculuktan sonra görenlerin anlatmakla bitiremediği bir büyük çiçek bahçesi  Bayındır’a ulaşıyoruz. Göz alabildiğine ovaya sıralanmış çiçek seraları bizi karşılıyor. Yolun ne tarafına bakacağımızı şaşırıyoruz. Hiç aklımızda olmamasına rağmen durup arabayı çiçeklerle dolduruyoruz. Satıcı kadın her bir çiçeği evladını anlatırmışcasına anlatıyor. Hangisini seçeceğimiz konusunda zorlanıyoruz ama sonunda tıka basa çiçek dolu arabalarla yola koyuluyoruz.


Ödemiş güzel bir Ege kasabası,Bozdağlar ile Aydın Dağları arasında uzanan Küçük Menderes Nehri’nin suladığı verimli bir ovada yer alıyor.


Trafik oldukça yoğun, arabalarımızı park edip sokaklarında yürümeye başlıyoruz. Ödemiş pazarı adeta bütün sokakları kaplamış.



 


Bu yöredeki en büyük pazar olduğu söyleniyor, civar illerden  insanlar akın akın buraya geliyorlar, her yer inanılmaz kalabalık. Tazecik sebze ve otları görünce sokaklara dalıveriyoruz, sebze almak niyetinde olmamamıza rağmen elimiz kolumuz bir anda doluveriyor. En çok zamanı yöre hanımlarının el becerilerine ayrılan kadınlar pazarında harcıyoruz. Tezgahlar yöre hanımlarının birbirinden güzel el emekleriyle dolu. Bir tezgahta civar köylerden toplanmış, antika, gümüş işli örtüler dikkatimizi çekiyor, tezgahı kurcaladıkça el işlemeli örtülerin eskiliğine ve fiyatlarına şaşırıyoruz. Satıcı, her biri sanat eseri olan bu örtülerin fiyatlarının  5.000 $’a kadar çıktığını söylüyor, önce şaşırsakta üzerlerindeki göz nurunu gördükçe hak veriyoruz.


 


 



Karnımız acıkıyor, lezzet durakları kitabımız yanımızda ama kime sorduysak köfteci Hurşit’de Ödemiş köftesi yememizi öneriyor. Hurşit’e vardığımızda gözlerimize inanamıyoruz. Önü ana baba günü, köfte için sıra beklemek gerekiyor. Buralara kadar gelmişken yemeden dönmek istemiyoruz.Beklerken kokulardan ağzımız sulanıyor. Her birimiz ayrı masalarda yer bulup oturuyoruz. Yağlı yada yağsız yeme seçeneğiniz var. Yağlı dediğinizde tabağınız, köftenin altında yağa bulanmış nefis ekmeklerle geliyor. İnanılmaz bir lezzet bu Ödemiş köftesi, beklemeye değer doğrusu.  


Birgi’ye gitmek üzere yola çıkıyoruz. Yol üzerinde 1983 yılında açılan Ödemiş müzesi var. Burası hem arkeoloji hem de etnografya müzesi. Çoğunluğu Eski Tunç Çağı’na, Arkaik (M.Ö. 700-480) Klasik (M.Ö. 30-M.S. 395) ve Bizans (M.S. 395-1453) çağlarına ait eserler teşhir edilmekte. Müze, pazartesi dışında her gün 08.30-12.30/13.30-17.30 saatlerinde ziyarete açık.


 



Birgi’nin kimler tarafından, ne zaman kurulduğu tam olarak bilinmiyor. M.Ö. 2000’de Lidyalılar’ın yerleştiği Birgi, M.Ö. 546’da Pers, 334’te Helen ve 133’te Roma, 1308’de Türkmenlerin egemenliğine geçmiş. Belde Türkler’in eline geçince ismi Birgi olarak değişmiş, bugün belde statüsünde 3000 nüfuslu bir yer. Zengin ve çok renkli bir tarih dokusuna sahip, yerleşik alanının tamamı SİT alanı kabul edilmiş ve 1996 yılında onanan karar ile tarihi dokuyu gelecek nesillere aktarmak amacıyla koruma altına alınmış.



 


İlk durak Türk mimari tarihinde seçkin bir yeri olan koruma altındaki Çakırağa Konağı.Burası günümüze kadar korunmuş ender konaklardan biri. Konağın inşaatı 1761 yılında Şerif Aliağa tarafından başlatılmış, ancak zengin, renkli ve süslemeli stili, 19. yüzyılın ilk yarısında yapılmış.


 



 Üç katlı, dış sofalı, çift köşk odalı olan konağın zemin kat duvarları taş örgü, orta ve üst kat duvarları ise ahşap çatkı içine dolgu tekniği ile inşa edilmiş. Taş plakalarla kaplı zemin katta, hizmetli, bekçi, misafir kabul yeri, ahır ve samanlık bulunmakta. Üst katın tavan ve duvarları, zengin bitki ve meyve motifleri, şehir panoramaları ile süslü ancak birkaç yıldır çökme tehlikesi nedeniyle  üst katlara çıkılmaya izin verilmiyor. Süslemelere dışarıdan bakabiliyoruz. Mutlaka görülmesi gereken mimari bir şaheser olan Çakırağa konağı pazartesi hariç 08.30-17.30 saatlerinde ziyarete açık.


Konaktan aşağıya doğru yürüyoruz,yollar parke taşlarıyla kaplı tümü restorasyondan geçmiş eski binalara bakmaya doyamıyoruz. Hepimiz bu tarihin derinliklerinden gelen mekanda büyülenmişcesine yürüyor, hangi evde yaşamak istediğimizi konuşuyoruz.



 


Yol üzerinde giriş kapısı Osmanlı oymacılık sanatının güzel örneklerinden olan Dervişağa Camine geliyoruz. Derviş Ağa tarafından 1663 tarihinde  yaptırılan cami güzel bir restorasyon geçirmiş her bir işlemenin bir kısmı eski haliyle bırakılmış, eski yeni farkını yakından görebiliyoruz. Evliya Çelebi’ye göre caminin yanında 70 hücreli Derviş Ağa Medresesi ile 200 dükkân, iki han ve bir de hamamı bulunuyormuş ancak şu an çok sade ve yalnız bir camii.



Geriye yokuş yürümeye başladığımızda yorulup Çakırağa Konağına yüzünü dönmüş şık bir konakta yer alan Andıç kafeye giriyoruz. Burası ev sahibesinin zerafetini dışarı yansıtan, portakal suyunuzu yada çayınızı yudumlayıp el yapımı poğaçalar yiyip, eskinin izlerini yaşayacağınız bir mekan. Aile yadigarı eşyalarla döşenmiş ikinci kat yada küçük taş duvarlı bahçede oturmak tercihiniz ama her köşesi birbirinden güzel.



 


Şehri ikiye bölen yer yer minik şelaleriyle coşan akarsuyun karşı tarafına geçiyoruz. Burası şehrin meydanı. Aydınoğlu Mehmet bey, Ümmü Sultan türbesi ve Birgi Ulu cami bu meydanda yer alıyor. Ayrıca köylülerin ürünlerini sattıkları küçük bir pazar ve güzel bir kahvede bu meydanda yerini bulmuş.



Birgi Ulu camiye giriyoruz. Cami, hamam ve türbeden oluşan bir külliye olarak yapılmış. Günümüze yalnızca cami ve Aydınoğlu Mehmet Bey’in türbesi gelebilmiş. Yapı topluluğunu Aydınoğlu Mehmet Bey h.712 (1312–1313) yılında yaptırmış. Bunu belirten iki kitabe caminin kuzey ve doğu giriş kapıları üzerinde bulunmakta. 700 yıllık Ulu Camii’nin 10 yılda tamamlanan minberi kendisine hayran bırakmakta.



 


 


 


 Minber, 300 parçadan ve tamamen geçme olarak kündekari tekniği ile yapılmış mükemmel bir eser.  Ulu caminin karşısında Ünlü islam bilgini Birgivi Mehmet Efendinin adını taşıyan medrese yer alıyor.Medrese 8 m eninde, 19 m boyunda dikdörtgen bir alana yayılmış,çok kubbeli bir yapı.  Kapıları revaklı girişe açılan ve her birini bir kubbenin örttüğü yedi odadan oluşmaktadır. Bu odalarda yöre halkının el sanatları sergilenmekte.



Birgi’de göremediğimiz başka güzel tarihi yapılar da varmış, 1762 yapımı Karaoğlu Camii, Sarı Berber Mescidi, Güdük Minare bunlardan bazıları, biz bu eserleri sadece dışarıdan görebiliyoruz. Zaten Birgi defalarca gidilmesi gereken büyülü bir mekan. Bu arada, kulak çorbası, Sini pidesi, Tonbaç kebabı, Kabak çiçeği dolması, Keşkek Kestirme çorbası, kalbur bastı yöreye özgü yemeklermiş onları tatmak için tekrar gelmeye söz vererek yöreden ayrılıyoruz.


 


 


 


 


 


 

1 Yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Ege de oturmanın faydaları belli oluyor,hafta sonu için ne çok seçenek var…Çakıroğlu nun iki eşi vardı,herbirinin odasına geldiği yer ile ilgili tavan resimleri yapılmış,İstanbul lu nun odasında İstanbul, İzmirlinin odasında İzmir manzaraları…Ne hoş….Teşekkürler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*