O SAHNEDE GÜZEL BİR MEHTAP GÖZÜKÜRDÜ

O SAHNEDE GÜZEL BİR MEHTAP GÖZÜKÜRDÜ




SÜREYYA SİNEMASI

Şişhane’de, Beyoğlu’nda,Şişli’de,Kadıköy’de eski yapılara, bakımsızlıklarına rağmen hayranlıkla bakardım eskiden.
Onları boyar, süsler parlatırdım hayalimde.
Gördüğüm Avrupa şehirlerindeki sokaklardan daha anlamlı bulurdum zamana karşı koymaya çalışan dirençli duruşlarını.
Heykelli çatıların, süslü sövelerin,cumbaların süslediği binaların mimarlarını merak ederdim.
Zaman geçip hepsi hızla yitip gitmeye başlayınca artık renkler de silinip gitti düşlerimden… 
Onları unuttuğumun farkına bile varamadan hem de…

***

Bir kaç hafta önce “Süreyya Paşa’nın Anıları”nı okudunuz mu? Diye bana soran Yavuz Berberoğlu olmasaydı, Kadıköy’ü Kadıköy yapan bu değerli insanı yazmayı düşünemeyecektim sanırım.
Çağdaş, modern ve gerçek bir kentli olan Süreyya Paşa aynı zamanda bir çağdaşlaşma önderi.
Tramvaylarıyla ünlü Kadıköy’e tramvay hattının geçeceği yer için bile kamuoyu yaratabilen bir önder.
Örgütleşmeye yönelik davranışlar bu gün bile zorlukla başarılırken; 19. yy.da doğan ve geçen yüzyılın başında Kadıköy’e, havagazlı elektrik, su bağlatıp, tramvay hattı döşetebilen ve bunların gerçekleşmesi için kendi servetinden harcayabilen bir idealist o.
Kitabı bitirince,   başka bir ruhla  yeniden gittim Kadıköy’e.
Altıyol’da inip o muhteşem “boğa heykeli”ne baktım. Etrafında dönen  trafik ve kalabalık, heykelin incelikli sanatına aldırmadan akıp gidiyordu.
Eskiyi anımsatmaya çalışan tramvayın iğreti duruşu kentin  karmaşasıyla öylesine uyumsuzdu ki… 
Sonra onun Süreyya Sinemasını gördüm. Artık yenilenmiş, parlamış, ışıklanmış haliyle şöhreti iade edilmiş eski film yıldızları gibi vakur duruyordu.




Fotoğrafların nakledilişi her zaman olduğu gibi başarısız. /Kadıköy haber portalından alındı./



II:Abdülhamit dönemi Osmanlı Paşalarından Serasker Rıza Paşanın oğlu olan Süreyya Paşa, I. Dünya Savaşı’ndan sonra
serbest iş yaşamına atılmış. İstanbul işgal altındayken Kadıköy Kızılay şubesini kurmuş. Çok sayıda fakir çocuğu sünnet ettirmiş, göçmenlere günlerce sıcak yemek vermiş, Kurtuluş Savaşı ordumuza 100 Binlira toplayarak göndermiş.
Kendi parasıyla kuruttuğu geniş bir bataklığın üzerine bu günkü Yoğurtçu Parkı’nı kurmuş. 1200 liraya mal olan Moda İskelesini,kendi cebinden 600 lira harcayarak inşa ettirmiş.
Dünya korkunç bir savaştan çıkmış, Osmanlı can çekişiyor, İstanbul işgal altında ve Anadolu’da bitkin düşmüş bir ulus canla başla bir savaş başlatırken İstanbul’da elektri santrali yok.
Yabancıların işlettiği  havagazı şirketi Kadıköy’e elektrik vermiyor. Gaz satmak için elektrik santrali kurulması engelleniyor yabancılar tarafından.
Cumhuriyet’in ilanından sonra da bu yabancı hegemonyası sürüyor.
Süreyya Paşa halktan topladığı imzalarla Ankara’ya gidiyor ve kısa zamanda Üsküdar ve Kadıköy’ü elektriğe kavuşturuyor.

***

Sanatsız ve sanatçısız çağdaş olunamayacağının bilincinde olan Süreyya paşa, Üsküdar Bandosunu, Şark Mûsıki Derneğini kuruyor. Ancak en önemli eseri: Süreyya Sineması. 
Üç yıl süren inşaatın ardından tiyatrosunu bitiriyor Paşa.
Tiyatro’nun İlk müdürü ise, Hikmet Nazım Bey, yani Nazım Hikmet’in babası oluyor.
Süreyya Paşa, Selimiye Kışlası’na yazarak her hafta pazartesi akşamları yüz askeri biletsiz misafir ediyor ve şunları söylüyor onlar için:” O kahraman Anadolu yavruları, büyük bir terbiye ve nizam içinde sinemamıza gelerek filmleri seyretmeye başlamışlardır.”
Aynı zamanda, kayıkçılar ve hamallar kâhyasına da davetiye yollayarak her Pazartesi 25 kişiyi biletsiz sinemaya kabul ediyor. 
“Bu saf ve temiz insanların gösterdikleri incelik ve terbiye gerçekten takdire değerdi.” diye not düşüyor anılarına.

***

Süreyya Paşa,
Esnafı ve askeri bir arada tiyatro ve sinema öncülüğünde toplumsal bir yaşamın içine sokarak yenilikleri yavaş yavaş halka benimsetmeye çalışmış.
Salonun tavanına.” Geliniz, görünüz,ibret alınız. Tiyatro mektebi edeptir. Mûsıki ruhun gıdasıdır.” diye yazdırmış.
Türkiye’nin en büyük sahnesi unvanını uzun yıllar korumuş.
Sinemanın fuayesi Champs Elysees tiyatrosunun fuayesinin birebir eşiymiş. İç bölüm Alman tiyatrolarına benzetilmiş.
Sesli sinema olmadığı için tiyatro ve sinema kaynaştırılmış.
Çağdaş ülkelerde gördüğü yenilik ve güzelliği kendi ülkesinin insanlarıyla paylaşmak isteyişi ve bundan duyduğu haz onu böyle bir yer yapma sevdasına düşürmüş.
Viyana Operası’nda gördüğü sahneyi şöyle anlatıyor:” Sahne açıldığı zaman bulutlar arasından görülen güzel bir mehtapla karşılaşmıştık. Bulutlar üzerinde melekler uçuyordu.Bazıları süzülerek yere iniyorlardı. Bu manzarayı kendi tiyatromuzda halka göstermek arzusuna o zamandan beri kavuşmak istiyordum.”

***

Süreyya Paşa ünlü spor tesisleri, plajları, ağaçlandırma projeleri, madenciliği, iş yaratma çabaları,sosyal amaçlara yönelik sayısız projesiyle Kadıköy’ü Kadıköy yapmış gerçekten.
Tüm bu çabalarına karşın vefasızlığı da görmüş, hem de yaşarken. Görkemli sinemasının önünden geçirdiği elektrikli tramvaylarla değeri iyice artan caddeye kendi adının verildiğini gördüğü gibi, bir gecede tabelaların sökülüp atıldığını da görmüş.

***

Ne dersiniz? Şimdi o sinemanın önünden geçerken durup birine sorsak. Süreyya Paşa diye birinden haberdar mıdır?

Metal çerçeveli, zevksizlik örneği dükkanların çevrelediği, tarihi dokuyu delik deşik eden bu zihniyete  kaç kişi aldırır?

 Gömleklerin, pantolonların ardında sıkışıp kalmış “büyük sahnenin” öyküsünü ne kadar biliyor insanlar?

Hayat zorluğu, geçim sıkıntısı içinde günü kurtarmayı düşünen yığınlara anlamsız mı gelir tüm bu sorular?

Kalabalıklar akıp giderken kimsenin pek tarihe aldırdığı da yok mudur aslında?

Oysa ,tavanı süslü salonun duvarlarına, geniş localarına ne heyecanlar gizlenmiştir.
Önünden kayıtsızca geçip gittiğimiz  suskun yapılar, tarihin dilsiz tanıkları ne çoktu İstanbul’da…
Hâlâ sokaklar, köprüler, kapılar,caddeler var zamana tanıklık eden.
Ama biz geçiyoruz.
Yorgunuz..
Tüketip,aldırmadan gidiyoruz.
 
***

Oysa bir zamanlar o sahnede güzel bir mehtap gözükürdü bulutların arasından…Sonra pek çok melek uçuşup dururdu…Kimi iner, kimi ise tekrar yükselirdi bulutlara doğru…
Balıkçı, esnaf, hamal, Harbiye öğrencileri oturur film izlerlerdi incelikli bir terbiye ile…Ertuğrul Deniz Orkestrası çeşitli parçalar çalardı ve Kadıköy sessizce onu dinlerdi.





NOT: Süreyya Paşa’nın Anıları adlı kitap Kadıköy Sağlık ve Sosyal Dayanışma Vakfı Yayınları arasındadır.

17 yorum

  • hburcu dedi ki:

    Ellerinize sağlık Asuman Ablacığım.. Ne hoş bir detay paylaşmışsınız bizimle. Çok güzel çook.

  • asust dedi ki:

    Sevgili Burcu teşekkür ederim.Sen ne zaman yazacaksın?Seni de okumak isterim.

  • BEERCAN dedi ki:

    Süreyya Paşa’lar gelirmi acaba tekrar,yoksa şehirleri birer rant ayağı gibi gören,kendi işlerindeki bürokratik engelleri aşmak için bu işe soyunan insanlar var oldukça ve biz bunlara dur demedikçe hiçbirşey değişmeyecek.Biz millet olarak ruhumuzu,nezaketimizi,saygınlığımızı kaybetmek için büyük bir hırsla çalışıyoruz.Yazın gerçekten müthiş olmuş verdiğin bilgiler için çok teşekkür ederim.

  • Alinda dedi ki:

    O sahnede gözüken mehtap kadar güzel bir yazı olmuş. Yüreğinize sağlık.

  • oymakas dedi ki:

    Bilgi ve eğitim erozyona uğradıkça şehrin yapısı da aynı şekilde erozyona uğruyor. Bu aralar belediyelerimizin uğraş verdiği bir konu da okul olma özelliğini yitirmiş binaların hazineye devredilmesi. Bilin bakalım hangi okullar bunlar?
    Elinize sağlık Asuman Hnm.

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Düş ve hüzün arasında gidip gelen nefis bir biyografi çıkmış kaleminizden Asuman Hanım. Umut da var içinde, isyan da… Ve hangi anlayışın kazanacağını zaman gösterecek. Çok değil, ay sonunda…

  • asust dedi ki:

    SEVGİLİ OĞUZ BEY, BEN HÂLÂ BU ÜLKEDE YAŞANANLARA KESİN BİR TEŞHİS KOYAMADIM. ÇOK DEĞİŞKEN. HANGİ ANLAYIŞIN NE ZAMAN BAŞLAYIP NE ZAMAN BİTTİĞİ DE BELİRSİZ…RÜZGÂR GİBİ. AY SONUNU BİR BEKLEYELİM BAKALIM. YORUMUNUZLA BENİ DÜŞÜNDÜRTTÜNÜZ YİNE.. HEM DE GÜLDÜRDÜNÜZ. SAĞOLUN. ESPRİLİ VE BİLGECE YAKLAŞIMLARINIZ İÇİN HER ZAMAN TEŞEKKÜR EDİYORUM.

  • melkelebek dedi ki:

    sureyya pasa icin huzunlu bir alkis vermissiniz , cok guzel,
    iste Siz o tiyatronun sahnesinde melekleri gorenlerin torunlarindansiniz
    sevgiyle kucakliyorum sizi

  • mctumer dedi ki:

    Sevgili Asuman Hanım elinize sağlık her zamanki gibi keyifli bir yazı okudum Ama içimin kanayan yarasına da dokunudunuz. “Kaynarpınar niçin bir potofino olamıyor” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi. “yaşam estetiğinden” giderek uzaklaşıyor toplum. Estetikten uzaklaştıkça da çirkinlikleri örtmek için ya çarşafa doluyoruz ya da Recep İvedikleri yaratıp günlük yaşamın olağan bir karakteri haline getiriyoruz. Bizi yönetenlere, çevreme baktıkça, Recep İvedikler rekor kırdıkça benim umudum iyice kayboluyor ve % 47 bile az diyorum Aziz NESİN’in dediği gibi bu oran aslında % 60 olmalı. Ve iyice umutsuzlanıyorum ama buna inad. İnecik gibi küçük bir köyde bile Görsel Sanatlar Günlerrini kurumsallaştırmaya çalışıyorum. Gördüğünün gibi bir dokundunuz bin işittiniz.

  • Honeyseller dedi ki:

    herşey dinlemekten başlıyordu.Bu kez süreyya sinemasınının sesini duymuşsunuz ve yine nefis bir yazı ortaya çıkmış//
    Oğuz beyin bu ay sonunda belli olacak yorumuna bir şerh koymak istiyorum.1999 depreminde babamı kaybedince ülkemizde siyaset yapmanın ve siyasete önem vermenin derin anlamsızlığını hissettin.Zira referansın sandıktan çıkan oyların sayısı değil,süreyya sinemasının önünden gecerken süreyya paşayı hatırlayan insanların sayısı olması gerektiğine inanıyorum.Çocukluk yıllarının suluboya tadındaki mahallesini kızına göstermeye niyetlenen insanların sayısı daha önemli değil mi?Ağaçtan ormana.Mikrodan makroya.
    Ellerinize sağlık

  • abt_smyrna dedi ki:

    Süreyya Paşa oldukça etkileyici… Bu tip kent kültürünü yansıtan mekanları yazmaya devam etmek lazım. Elinize sağlık!

  • tütü dedi ki:

    Kurtarılan bir güzelliğimizi ve kurucusunu yapmak istediklerini, yaptıklarını düşündürttüklerini ve düşündüklerinizi ne güzel dile getirmişsiniz. Teşekkürler asust sizi her zaman ve severek okuyorum…

  • enise dedi ki:

    Sevgili Asuman ..İşin başı eğitim. O da yok…Yorgunuz;çünkü her yeni doğumda kendimizi yenilemeden ölüm,yeni doğum eski yaşamımızın devamı olduğuna göre yorgunuz.Silkelenip kendimize gelmemiz gerek.Düşüncelerimizden sorumluyuz.Bu nedenle temiz düşünmek gerek.Yazacaklarım çok bu konuda..Neyse ..Eline ,yüreğine sağlık …Teşekkürler..

  • ayşegül- dedi ki:

    Gençlik yıllarımda, tüm Kadıköy’lüler gibi benim de sık sık gidip fiilm izlediğim büyük bir sinemaydı Süreyya Sineması. O zamanlar da düşünürdüm bu kadar güzel bir yapı, localarla çevrili bir salon neden sadece sinema salonudur diye. Çok uzun yıllar sonra hakkı teslim edildi neyse ki, Belediye tarafından restore edilerek yeniden Süreyya Operası oldu.Kapısında belki bin kere arkadaşlarımla buluştuğum yerin sahibi Süreyya Paşa’yı sayenizde tanımış oldum. Teşekkürler paylaşımınız için.

  • asust dedi ki:

    SEVGİLİ AYŞEGÜL,ENİSE,ABTSMYRNA,TÜTÜ,BURCU,BEERCAN,ALİNDA,OYMAKAS, EYLÜLADA,HONEYSELLER,MALKELEBEK,MCTÜMER,BEERCAN GÜZEL YORUMLARINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYOR,BİR GÜN ZENGİN KÜLTÜRÜMÜZÜN VE DEĞERLERİMİZİN DUYARLI NESİLLERCE İYİ YERLERE TAŞINACAĞINI UMUYORUM.

  • justinian dedi ki:

    Merhaba sevgili Asust. İlk ve orta okulu Acıbadem’de bitirmiş ve hayatı Kadıköy’de geçmiş biri olarak ben de hiç birşey biliyormuşum Süreyya Paşa hakkında.. Ne yazık ki, Kadıköy’e hiç bir zaman Beyoğlu veya Sultanahmet’e baktığım gözle bakmamışım. Tarihini irdeleme gereği duymamışım. Sanırım bende kitabı okuduktan sonraki haliniz gibi; Kadıköy’e ve çocukluktan beri haşır neşir olduğum öğelerine daha dikkatle bakacağım artık. Bu harika yazı için teşekkürler 🙂

  • bosfor dedi ki:

    2003-2005 yılları arasında tamda sözünü ettiğiniz Altıyol daki boğa heykelinin karşısında işyerim vardı daha sonra bu kalabalığa katlanamayarak taşınmıştım. İşin garibi yazınızdaki bakıpta göremeyenlerden biri de benmişim. Ne boğa heykelinin detayına, ne sinemasına, ne tramvayına alıcı gözle bakmamışım. Sanırım bu bilgiler ışığında idealist Süreyya paşa nın mirasına daha detaylı bakacağım, teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*