Norveç / Ahşap Kiliseler ve arkadaşım Troll

İskandinav ülkelerinde gezerken Vikinglerden bahsetmeden olmaz . İlginçtir , daha önce Sicilya ile ilgili bir yazıda ( Palermo ve Cefalu / Romanesk yazısında ) bu kuzeyli barbarlara biraz değinmişiz . Sicilya’ya kadar indiklerinden , İngiltere’yi işgal ettiklerinden , Normandiya’ya isimlerini verdiklerinden , hıristiyan dinini kabul ettikten sonra papalığın o dönemdeki silahlı gücü olduklarından ve haçlı seferlerinde önemli rol oynadıklarından konuşmuşuz .

Ortaçağda Avrupa’nın orta ve güneyindeki hangi şehrin hikayesinde yakılıp yıkılma varsa altından kuzeyli barbarlar çıkar . Bizim ”Viki”den dolayı sevgi ile hatırladığımız bu kuzeyli barbarlar nasıl evcilleştiler acaba ?

10. yüzyılın ikinci yarısında ve 11. yüzyılın başlarında İskandinav topraklarında önemli değişiklikler oluyordu : Güçlü monarşik iktidarların kurulması ve hıristiyanlaşma .

Aslında 8-9. yüzyıllarda misyoner faaliyetleri ile Vikingler hıristiyanlıkla tanışmışlardı . Özellikle ticaretle uğraşanlar hıristiyan tüccarlar ile yakın ilişki içindeydiler ve içlerinden kiliselerin zenginliğinden , törenlerinin görkeminden etkilenenler çoktan hıristiyanlığı kabul etmişlerdi bile . Ancak hıristiyanlığın bu topraklarda sağlam kökler bulması kralların din değiştirmesi ile oldu (teorik konuşurken araya da bu topraklardan birkaç görüntü sıkıştıralım )



Viking krallarının en güçlülerinden Danimarka Kralı ”Mavi Dişli” Harald , Jelling kraliyet bölgesinde dikili bir anıt üzerine şöyle yazdırmış : ” Kral Harald , bu anıtın babası Gorm’un ve annesi Tyra’nın anılarına dikilmesi emrini vermiştir . Bütün Danimarka ve Norveç’e sahip olan ve Danimarkalıları hıristiyanlaştıran Harald ” Bu yazı günümüzde Danimarka’nın vaftiz sertifikası olarak bilinir . Harald , anıtın olduğu yere bir de ahşap kilise yaptırmış .

Aslında Harald , hıristiyan olmaya çok meraklı değildi . Ama Germen Kralı I. Otto , hıristiyanlığı yaymayı bahane ederek Danimarka’yı karıştırıyordu . Harald , hıristiyan olarak Germenleri müdahele konusunda bahaneden yoksun bırakmış oluyordu .



Harald’ı bir isyan çıkarıp devirerek tahta çıkan oğlu ”Keçi Sakallı” Sven , Danimarka kilisesini örgütlemeye devam etti . Sven , adına para bastıran ilk İskandinav hükümdarıdır .

Norveç’in hıristiyanlaşmasında İngilizlerin büyük katkısı olmuştur . Norveç’in ilk hıristiyan hükümdarı ”İyi” Hakon , İngiltere’de eğitim görmüş ve vaftiz edilmiştir . Ancak Norveç’te hıristiyanlığın yayılması 11. yüzyıl başlarında , sonradan Norveç’in koruyucu azizi ilan edilen Olaf Haraldsson’un çabaları ile olmuştur . Norveç’te kilise örgütlenmesinin temelini Haraldsson atmıştır .

İsveç’te ise babası ”Muzaffer” Erik’in ölümü sonrası annesi ”Keçi Sakallı” Sven ile ikinci evliliğini yapan İsveç Kralı Olaf Skötkonung döneminde ilk piskoposluk kurulmuştur .



Vikinglerin yeni dini tapınmak için özel binalar yapmalarını gerektiriyordu ve yaptıkları bu yazının konusunu oluşturdu . 11. ve 12. yüzyıllarda İskandinav topraklarında yüzlerce kilise yapıldı ve bunların hemen hepsi ahşap kiliselerdi .


Borgund Ahşap Kilisesi

Ahşap kiliseler Vikinglerin son dönemlerinden kalan sanat hazineleri olarak kabul ediliyor . 28 tanesi günümüze kadar gelebilmiş . Hemen hepsi UNESCO Dünya Kültür Mirası listesindeler . Direkli kilise veya ayakta duran ağaç kiliseler olarak ta biliniyorlar . Metal yardımcı malzeme kullanılmadan yapıldıkları söyleniyor .



Ahşap kiliselerden biri olan Borgund Ahşap Kilisesi’ni Laerdal’den Oslo’ya giderken görme şansımız oldu . Cennet gibi bir doğanın ortasında simsiyah-gizemli ama bir o kadar da çekici görünüyordu . Yanında küçük bir mezarlık ve 1868 yılında yapılmış bir yeni kilise vardı . Buralara kadar gelip hiç olmazsa bir tanesini yakından görmek bizim için harika bir deneyimdi .



Borgund Ahşap Kilisesi , en çok gezilen ve görüntülenen ahşap kiliseymiş . 12. yüzyılın sonlarında ( 1180 yılında ) yapıldığı tahmin ediliyor . Bazı kaynaklarda ise 13. yüzyılın başlarına tarihlenmiş . Ahşap kiliseler içinde günümüze en iyi korunarak , orijinal şekli bozulmadan geleni Borgund Ahşap Kilisesi imiş .



Kilise , kimileri tarafından Viking gemilerine , kimileri tarafından da uzakdoğu yapılarına benzetiliyor . Ejderha başları ile süslü kornişler ve kabartmalar Asya sanatında görülenleri andırıyormuş . Üzerinde Germen dilinde yazıtlar varmış . Yapının üstündeki kiremitler de ahşap .



Kilise , çürüyen eski kiliselerinin yerine inşa edilmiş .Yeni kilisenin çürümemesi için toprakla temas etmemesi gerekiyormuş ve bu yüzden kilisenin temeli taş ve kaya zemin üzerine atılmış . Bu tip kiliseler bölgenin zenginleri tarafından halkın da yardımıyla ahşap konusunda deneyimli ve yetenekli ustalara yaptırılırmış . Kilise tamamlandığında piskopos kapıyı 3 kez çalar ve kiliseye girerek altarı kutsal su ve yağ ile takdis edermiş . Ne yazık ki zaman içerisinde cemaat arttıkça ahşap kiliseler yetmemiş ve yerlerini basit planlı taştan romanesk kiliselere bırakmışlar .



Ahşap kiliselerin güzelliğinin Vikinglerin o zamanlarda içlerinde yanan hıristiyanlık ateşinin yoğunluğunu gösterdiği söylense de günümüzde Norveçlilerin nüfus cüzdanlarında Lutheryan yazıyor , ama birçoğu da artık agnostik . Dini , bir gelenek gibi yaşıyorlar . Kopamadıkları geleneklerinden biri de mitolojileri .



Norveç’te hediyelik eşya dükkanlarına girdiğinizde en çok göreceğiniz malzeme kıllı-tüylü , uzun burunlu , çirkin , insana benzer garip yaratıklar . Heykelleri var , oyuncakları var , tişörtlerde-bardaklarda resimleri var . Sevimli gösterilmeye çalışılmışlar . Bu arkadaşların adı Troll .


Troll

Troll , İskandinav folklorunda bazen büyü de yapabilen kötü ruhlu dev yaratıklar . Daha yakın geçmişteki masallarda troller insan boyutlarına indirgenmiş , hatta cüce veya cin olarak gösterilmişler .

Troller , dağlarda mağaralarda toplu olarak yaşarlarmış . Bazılarının şatoları da varmış . Çok güçlü ama yavaş , biraz geri zekalı olurlarmış . Her zaman geceleri ortaya çıkarlarmış çünkü gün ışığında ya patlar ya da taşa dönüşürlermiş . Gün ışığından başka şimşek ve gökgürültüsünden , kiliselerin çanlarından korkarlarmış . Yani Borgund Ahşap Kilisesi’nin yanında problem yok . Zaten troller hıristiyan değilmiş . Küçük çocukları kaçırdıkları da olabiliyormuş . Anneler çocuklarını Troll ile korkuturlarmış ama benim gördüklerim korkuyor gibi değillerdi .



Troller , günümüzde çağımızın şartlarına uydurularak köprü altlarında yaşayıp gelip geçenlerden haraç toplayan kötü yaratıklara dönüştürülmüşler . Eee , dünya değişiyor .

Sevgilerimle…







12 yorum

  • Ebruozcansatir dedi ki:

    Yine muhteşem bir yazı ve yansıma fotoğrafları elinize sağlık! Kiliseler çok gizemli bayıldım 😉

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili doktor,Norveç in ahşap kiliseleri gerçekten çok ilginç,Hıristiyanlığı kabul ettikleri yıllarda,Türklerin Müslümanlığı kabul ediş yılları ile aşağı yukarı aynı,Karahanlı,Gazneliler,Mavera ün nehir de aynı yıllarda Emevi saldırılarına uğradılar,demekki bu yıllarda tüm dünya değişiyor,Macarlarda aynı durumda….Fotoğraflar da çok çok güzel,yemyeşil manzaralar ruhumu yıkadı…Troller e gelince,ben kuzey seyahatimizde Trollheimen denilen müthiş virajlı,korkunç bir dağdan bir vadiye indiğimizi ve mitoloji de ,Norveçlilerin ,Trollerin burada yaşadığına inandıklarını hatırlıyorum…Çok uzun zaman öncesinin anıları….Sonsuz teşekkürler…

  • arkutbay dedi ki:

    Ebru Hanım , Neşe Hocam ; yansımaları hareket halindeki otobüsten çektim . Durabilseydik daha iyi bir iş çıkarabilirdim . Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim .

  • mosq dedi ki:

    Yine keyifli alarak okunan bir yazı ..ellerinize saglık bu arada gezinizde bol bol kanelbullar yemissinizdir bizim icinde umarım.halen tadı damağımızda:)

  • arkutbay dedi ki:

    Kanelbullar’ın çok lezzetli olduğuna eminim ama doğrusunu isterseniz hamurlu tatlılar ile pek aram yok . Belki İzmir lokması , o da nadiren . Ama siz böyle söyleyince de aklımda kaldı 🙂

  • NEVRAOZ dedi ki:

    Hocam tekrar gitmeniz kısmet olursa küçük bir troll istiyorum sizden; en sevimli çirkinlerinden 🙂

  • FigenLetaconnoux dedi ki:

    Borgund Ahşap Kilisesi’ne bayıldım. İçini gezebildiniz mi? Gezdiyseniz içinden de birkaç foto yükleyebilir misiniz yazınıza? Teşekkürler şimdiden…
    Bir dönem Türkiye’de de minik plastik troll bebekler ne de moda olmuştu, çok da sevimlilerdi. Selamlar…

  • arkutbay dedi ki:

    Figen Hanım , inanamayacaksınız ama içini gezmedim . Bunun için halen kendime inanamıyorum 🙁 Kıymetini orada anlayamadım herhalde .

  • bora arasan dedi ki:

    Vikinlerde boy boy. Rusların yöneten sınıfı Viking asıllı. Ama zamanla yönettikleri halkın arasında eriyip gidiyorlar. Ama Rus coğrafyasında bu süreci hızlandıran İstanbul ‘un basileusları oluyor.

    Viking boylarının ticaretlerine zarar vermesi, yaptıkları deniz akınları hemşehrilerimizi epey sinirlendiriyor. Yapılacak ciddi bir askeri harekatın maddi bir getiri getirmeyecek derecede çulsuz bir coğrafyaya doğru olması da askeri çözümün yolunu kesiyor.

    Neyseki, istanbul sarayında bol bulunan yasal olmayan kız evlatlardan biri Kiev’e gönderiliyor. Şehrin şefi hristiyan yapılıyor. O da düğün hediyesi olarak 5000 askerini imparatora özel koruma birliği olarak gönderiyor. Vareng denilen bu adamlar günümüz rusçasına varyag olarak geçiyor (çinlilere satılan uçak gemisinin adı)

    Bu birlik gerçekten sağlam askerlerden oluşuyor.1203 ‘teki ilk istanbul kuşatmasında templarları baltalarla doğruyorlar. İkinci kuşatmada ise (1204) birlik olarak yenilmiyorlar ama sonuçta şehir Haçlılara teslim ediliyor.

    Son anektod, Vikinglerin kaybettiği tek deniz savaşı, İstanbulda Yoros Kalesinin açıklarında oluyor. İkiyüz gemilik Viking donanması istanbulluların rivayete göre bir düzinelik dromonun ateşiyle yakılıp yok ediliyor…

    Trollere girmiyorum. Kuzeyin cinleri, mistiği apayrı, uçsuz bucaksız bir konu. Ama kötü troller iyi anlatılırken neden iyi olan elflerden bahsedilmez onu da çözemedim

  • arkutbay dedi ki:

    Sevgili Bora , gerçekten günlük hayatlarının içinde elf mitolojisinin ürünlerini gözlemleyemedim , ama ortalıkta bir çok elf geziniyordu 🙂 Bu yazı için Trolleri araştırırken biraz da magazinsel sitelerde elfler geçiyordu . Bir yerde de elflerin de cüce olduğunu , Tolkien ile güzelleştirildiklerini okudum . Harika katkın için de çok teşekkür ederim .

  • syrius dedi ki:

    aykut bey merhaba
    binrotayı çıkacağım volga gezisi ile ilgili notlar ararken i keşfettim ve yazılarınızı elime kahvemi de alıp büyük bir keyifle okuyorum.özellikle resimlerin büyük ve fazla olması yazıları çok zenginleştiriyor, okuyan da sanki sizinle geziyor….. emeğinize sağllık..
    gittiniz mi bilmiyorum ama biz bu gezi sırasında onega gölünde kızhı adasına gittik çok güzel bir ahşap kiliseler var ama hiç çivi gibi malzemeler kullanılmamış..unesko nun korumasında ve gerçekten büyüleyici…

    keyfiniz ve gezileriniz bol olsun
    asu

  • arkutbay dedi ki:

    Asuman Hanım , beğendiğinize sevindim . Dilekleriniz için de çok teşekkür ederim . Söylediğiniz adayı görmedim ama yorumunuzu okuduktan sonra şöyle bir araştırdım . Olağanüstü bir yere benziyor. Bu gezinizin hikayesini ve resimlerini paylaşırsanız çok mutlu olurum . Diğer arkadaşlarımın da beğeneceğine eminim . Özür dileyerek küçük bir düzelme de yapayım , rumuzdan dolayı karışıyor gerçekten . İsmim Ahmet Recai Kutbay .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*