no problem

Takside…
Trafik burada Ingiliz sistemi, tersten akiyor.

Şoför: Bavulunuz da pek ağırmış kaya mı var içinde?
(Benim
dünya seyahatine çıkan bavuluma söylenecek şey mi bu yaaa? Şu dakikaya
kadar 3 check-in işlemini 7 kg fazlasıyla ekstra bagaj parası vermeden
atlatmayı başardım.)
Özlem: Haha.Çok komik! Hava ne kadar sıcak.
Şoför: Sıcak iyidir, güçlendirir.
Özlem: Bavulu ondan böyle kolayca taşıdınız.

Otelde…
Bagajın
ağırlığının altını çizmek meğer popüler bir bahşiş miktarını artırma
yoluymuş. Aynı numarayı otelde bell boy’da cekti. 1$’ı beğenmeyen
cocuk, hislerini bizimle paylaştı ve ekstra 1$’ı daha söke söke aldı
bizden:)

Dükkanda…
Özlem: Bu Bob Marley t-shirt’u kaç para?
Satıcı kadın: 20 usd.
Özlem: Yuh. Yanında Bob’ı da mı veriyorsunuz?

Kadın buna çok güldü. Tüm dükkana anlattı espriyi. Alemler vallahi. Çok eğlenceli insanlar.

Sokakta…

Yarım saatlik Montego Bay Hip Strip turu sırasında son 20 gündür
tanıştığımdan daha fazla insanla tanıştım. Onlarca adam ot, birkaç
kadın el işi mal satmaya çalıştı. “Ben fakir bir turistim. Gelmeyin
üstüme…

Sonra bir adam beni sevdiğini söyledi. Bir kaç kişi de ne kadar güzel olduğumu… Hahaha. “Paralarımın hepsi size helal olsun be!”

Denizde…
Bu yaz ilk kez denize bugün girmiş oldum. Jamaika’nın yağmurları altında…
Bir
Jamaika şiirinden deniyor ki: “We have neither summer nor winter/
Neither autumn nor spring…” Hava gerçekten böyle. Miami 50 derece idi.
Burada buharlaşıp yok olmayı bekliyordum oysa ki, öyle olmadı.

No problem!
Burada hayata bakış aynen bu. Ne olursa olsun sorun yok!:)



Bob Marley’in Smile Jamaica isimli şarkısını düşüyorum
(In Jamaica) You’re gonna smile!
Soulful town, soulful people,
Said, I know, I know that you’re having fun!

SMILE MON




Jamaika
Turizm Burosuna ugradik ilk gun. Super tatli bir kadinla tanistik: Ann
Marie. Dedim: “Ann Marie! Bir yazi okudum. 1 haftada Jamaika’yi iyice
hissetmek icin yapmam gerekenler: Jamaikali bir aileye Pazar yemegine
misafir olmak, kriket maci seyretmek, dini olaylara karismak, dans
etmek vs. Yarina kadar Jamaikali bir aileyle kaynasmam ve evlerine
misafir olmam lazim”.

Ann Marie dumur oldu tabii. Kadin turistik
yerlere nasil gidilecegini anlatmaya alismis. Benim abuk sorularim
karsisinda ne etsin bilemedi (Dindar misiniz? Senin dinin ne?
Guinness’e gore milkare basina en cok kilise dusen ulke Jamaika’ymis,
dogru mu? Mo Bay’in nufusu 180 bin deniyor. Bu insanlar nerede? Ot
satmak illegalse herkes nasil satiyor? Sehir merkezine gitmek guvenli
mi? Zart mi, zurt mu?). Ann Marie “Keske dun konussaydik, sizi bizim
eve davet ederdim ama baska plan yaptim” dedi. Kriketin de zaten sezonu
degilmis, o plan da yatti. Jamaika’dan Jamaika’yi tam hissedemeden
gidecegim o gun kesinlesti yani. Ann ile “Aaa, haftaya mutlaka yine
goruselim” diyerek ayrildik.

Ogleden
sonra Coyaba Beach’teki kokos otelimize tasindik (1 haftada 3 kez otel
degistirdik, sormayin). Miami’den Eda da bu otelde katildi bize. Burasi
galiba balayi oteli. Sadece yemek saatlerinde insan var etrafta. Onun
disinda plaj da, otel de bizim. Memelere ozgurluk!

Otelimizin
bahcesinde yapildigi icin bir Jamaika dugunu de gormus olduk. Gerci
olayi fotograflamaya calisirken enselendim ve kibarca kovalandim
ortamdan, ama olsun. En azindan Jamaikali bir gelin-damat gormuslugum
var artik. Zenci olmalari disinda pek de bir fark yoktu. Haa bir de
adamin teki uzun uzun konusma yapti. Kovalandigim dugunun arka
kapisindan cikarken resmini gordugunuz calgicilar ile tanistim. Dialogun ilk cumleleri aynen sudur (Merhaba filan yok):
– Evli misin?
– Hayir.
– Benimle evlenir misin?
– Niye evleneyim?
– Sana gitar calar, sarki soylerim.
Boyle
eglenceli insanlar. Birsey yapmama bile gerek yok halkla kaynasmak
icin. Onlar atliyor zaten. Benim de canima minnet. Koca adayim bana
biraz gitar caldi, sarki soyledi. Helallestik, ayrildik.

Dun
gece otelde, uzerinize afiyet Jamaika’nin neredeyse milli yemegi olan
Jerk Chicken yedik. Yollarda adim basi jerk chicken yapilan bir mangal
gormek mumkun. Bizim tukuruk kofteciler gibi yani:) Tarifini ahcimiz
Brian’dan aldim, yayinlayacagim. Yapmasi pek kolay gorunmuyor gerci.

Bugun
Ann Marie’nin tavsiye ettigi soforumuz Clifton ile plajlari ve gun
batimi ile unlu Jamaika’nin en bati noktasindaki Negril’e gittik.
Yemyesil bir ulke Jamaika. Yesil daglar turkuaz renkli denizlere
kavusuyor. Ve biri bana biliyorsa anlatsin: neden bazi yerlerde gunes
bir baska guzel batiyor?

Zenginlik
ve fakirlik ic ice gecmis. Issizlik orani hic az degil. O nedenle suc
orani yuksek. Fakirlik disinda bir sorunlari yok ama. Dusmanlari yok
mesela. Once kolelikten kurtulmuslar (1 Agustos emancipation day’leri
idi). Bu konuda hala hassaslar ama. Fazla mesai yapmalarini gerektiren
bir durum olsa “biz artik kole degiliz” moduna geciyorlar hemen (Bir
taksiciyle giristigimiz saat pazarliginda ayari aldik).1962 yilinda da
somurgesi olduklari Ingiltere’den bagimsizliklarini almislar. Aralari
herkesle iyi: ABD, Kanada, Ingiltere, Kuba, diger Karayip ulkeleri vs…
Farkli etnik kokenden ve dinlerden olmalarina ragmen ulkede asla bu
nedenle bir ic cekisme olmamis. Mottalari: “out of many, one people”.
Jamaika kadar olamadik. Aferin bize!

Jamaika, bazi acilardan,
Turkiye’nin 20 yil onceki halini hatirlatiyor. Mesela ulkede Burger
King, Kentucy Fried Chicken ve Pizza Hut var. 80’lerin sonlarinda
Taksim’de McDonald’s ilk acildiginda koko santi teenager’larin bulusma
mekaniydi. Hatirlayan var mi? Buradakiler de aynen oyle. Genclik takmis
takistirmis, surmus surusturmus gelmis. Aptal bir hamburger icin
fast-food restaurant’ta 45 dk beklenir mi? Bekledik genclerle… Biz
onlari kesiyoruz, onlar bizi. 2 dk suskun kalamiyorsun zaten. Hemen
atliyor biri “Pardon, konustugunuz dil ne?” Boylece basliyor muhabbet.

KFC’da
saydim , tam 6 guvenlik gorevlisi vardi. Ellerinde coplar. Hatta 2.
evlenme teklifini de bu security oglanlarindan birinden aldim. Ben
burada da evlenemezsem, bi daha hayatta evlenemem. Calgici karisi
Binnaz mi olsam, esnaf karisi Binnaz mi?:)

Negril
yolculugu boyunca Clifton ile konustum. O da benden geveze cikti cok
sukur. Her cesit tuhaf bilgiyi ogrenmis durumdayim ulkeyle ilgili. En
komigi 20 kusur yildir Amerika’da yasayan Eda ile Clifton’un iletisim
kuramamasi. Clifton Eda ile yaptigi muhabbette benden yardim istedi.
Hahaha. Bugunleri de gordum cok sukur! Jamaika tam bana gore bir yer.
Bir sekil anlasiyorum insanlarla:) Jamaikalilar Ingilizce disinda,
Patois dilini konusuyorlar. Ingilizceye biraz Ispanyolca biraz da
atalarinin dillerini katmislar, kelimelerinde yarisini yutuyorlar
oluyor patois (patua diye okunuyor). Yah-mon (yaman) evet demek. Irie
(ayri) de peki. Mesela “I am not coming” yerine “mi not go” diyorlar.
Sanirim ABD’deki zencilerin konustugu Ingilizce’ye yakin.

Ablamin
aklina uyup kano ile cevre turuna ciktik. Yani ben kano onlar da
pedalli bir aletle. Mutlu mutlu civardaki adalari gezdik. Sonra cok
siki bir ruzgar cikti, deniz dalgalandi. Gittigimiz yerden 2 saatte zor
donduk. Daha
dogrusu sadece ben donebildim; ablam ve Eda yari yolda kaldilar. Otelin
motorlu teknesi ile onlari gidip kurtardim:) Bu arada on tarafim
kavruldu. Milli renklerimizi bedenimde tasiyorum dunden beri; on
kirmizi, arka benekli beyaz. Jamaikan sinekleri de agzinin tadini
biliyormus. Yenmedik yerim kalmadi. Oldum bittim kasinmaktan. Ondan
benekliyim iste. Turkiye’den sitma olmayayim diye buralara tasidigim
sinek kovar sprey fos cikti. Yani yakinda “sitma oldum, imdat” diyen
mesajim ulasabilir.

Yine de su dakika her seye gulumsuyorum, Jamaikalilarin hep soyledigi gibi: “Smile mon”:)


http://ozlem-pansiyon.blogspot.com

6 yorum

  • maliho dedi ki:

    Bu yazınızı da çok sevdim, teşekkürler…

  • MIYU dedi ki:

    valla ne yalan söyleyeyim, bu yazından çok ama çok keyif aldım, havasından suyundan mı nedir bilemedim, ama Jamaika buralardan bile gülümsetti beni, hatta şu anda bile hala gülümsüyorum. Ellerine sağlık!!!

  • NEŞE dedi ki:

    Bob Marley in dediği gibi bence siz de”soulfull”bir durumdasınız,şu hamaktaki foto ya ne buyurulur,elde bir harita,arkada acayip renkli bir deniz…Sokaktaki Jerk chicken satıcısının arabasının üzerinde “Boston style”yazıyor,bu yemek oradan çalıntı bence…

  • ozlem-pansiyon dedi ki:

    merhaba arkadaslar, yorumlariniz icin tesekkur ederim. yazıların bölük pörçüklüğünün farkındayım. kanada 2006 senesinde çıktığım yarı dünya turunun ilk ülkesiydi. tarihi akış içinde yazıları okumak isterseniz; http://ozlem-pansiyon.blogspot.com adresinde sağ sütunda küçük bir pencere içindeki ” Blog Arşivi (Tarih)” okundan faydalanabilirsiniz. 2006 temmuz’unda kanada ile başlayan macera, abd, jamaika, ekvador, kolombiya, venezula… şeklinde tüm güney amerika kıtasındaki ülkeleri kapsayacak şekilde sürdü.

  • incialp dedi ki:

    merhaba. ben de cok sevdim yazinizi.
    eski yazilarinizi da gun icinde firsat buldukca kendime kucuk molalar yaratarak keyifle okuyorum…

  • rome_o dedi ki:

    ben de 1993 te gitmiştim jamaikya o zamanlar geldi aklıma .dediğin gibi “no problem mon ” diyari .ben montego bay de tatil yapmıştım ve sakin yerlerdi .başkent kingston için biraz tehlikeli derler aklınızda olsun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*