Napoli-Liman Kenti

Napoli-13/02/2011


 


Tam günlük Napoli-Pompei turunun öğleden sonraki bölümünde Napoli şehrini gezdik. Otobüsümüz Napoli’ye doğru yol alırken içimde adını tam olarak koyamadığım bir sevinç oluşmaya başlamıştı. Bunun bir nedeni 1970’li yılların sonlarında teyzem ve eşinin bu şehirde görev yapıyor olmaları olabilirdi. O yılllarda dış dünya ile bağlantının sınırlı olduğu düşünüldüğünde aslında Napoli’den gelen sesler, mektuplar, fotoğraflar bizi dünyaya bağlıyordu. Diğer bir neden de TRT’nin tek kanal olarak yayın yaptığı dönemlerdeki “İtalya’dan Futbol” programı. Bu programın yayınlandığı dönemlerde efsane futbolcu Maradona’nın Napoli takımında oynadığı futbol ve bir bücürün neredeyse tek başına Napoli şehrine şampiyonluğu getirdiği yıllar… Napoli’ye ait çağrışımlar açıkçası çok fazla değildi. Tabii ki daha sonraları kent ile ilgili okuduğum olumsuz haberler (mafya, hırsızlık olayları, çöp dağları vb) biraz kafamı karıştırmıştı. Ancak, Napoli’ye bu kadar yakın mesafede olup da buralara gelmemek olmazdı.


 


Kent girişinde ilk dikkatimizi çeken şey binaların eski, sokakların kirli oluşuydu. Balkonlarda çamaşırlar asılmış, kurumayı bekliyorlardı. İlginç bir görüntü olduğu kesin.





Otobüs, şehrin merkezine doğru ilerlerken gördüğümüz arabaların hemen hepsi vuruk, çizik içindeydi. Neredeyse sağlam araba yok gibi.


 


Napoli aslında bir liman kenti. İtalya’nın Roma ve Milano’dan sonraki üçüncü büyük kenti. Kentten Sardunya, Sicilya, Korsika, Capri gibi birçok turistik adaya ulaşabiliyorsunuz.


 


Ayrıca, şehir 1200-1816 yılları arasında  özerk bir devlet olan Napoli Krallığı’nın başkentliğini de yaptığından İtalyanlar için kentin tarihi bir önemi de var.


 


Otobüsümüz bizi Neapol Castel Nuovo’nun (Castel Nuovo Şatosu) önündeki park alanında bıraktı. Şatonun içine giremedik ancak dışarıdan Şato’nun fotoğraflarını çektik. 1279-1284 yıllarında Sicilya Kralı I. Carlo tarafından yaptırılan Şato ihtişamından bir şey kaybetmemiş. Şatonun dış cephesinde dalgalanan afiş anlam yüklüydü: “IL WELFARE NON E UN LUSSO= REFAH BİR LÜKS DEĞİLDİR”


 


Şatonun yanında bulunan elçilik binası ve Napoli Ulusal Tiyatro Binasını görüntüledikten sonra şehrin merkezine ulaşıyoruz: PIAZZA PLEBISCITO. Meydanın bir tarafında Kraliyet Sarayı (Plazzo Reale a Napoli) karşı tarafında ise San Francesco di Paola Kilisesi yer alıyor. Kraliyet ve kilise karşı karşıya.








Günlerden Pazar. Hava yazdan kalma bir günü andırıyor. Haliyle meydan oldukça renkli ve kalabalık. Aileler çocuklarını ilginç kıyafetlerle giydirmiş ve Piazza Plebiscito’ya getirmişler. Sanki çocuk bayramı gibi. Hal böyle olunca bize de hem onları yakından sevmek hem de fotoğraflarını çekmek düşüyor.












 


Meydandan deniz kıyısına doğru yürümeye başlıyoruz. Sahilde yürüyüşümüz 2,5-3 km ilerde duran bir başka kaleye kadar devam ediyor. Kalenin hemen yanında ufak bir marina ve şık balık restorantları var. Uzayıp giden sahil yoluna şöyle bir baktıktan sonra tekrar Plebiscito Meydanına geri dönüyoruz.






 


Vaktimiz sınırlı olduğundan şehir merkezinden çok fazla uzaklaşmadan şehri tanımaya çalışıyoruz. Caddeler kalabalık ancak hiç güvenilir değil (Belki de bize anlatılanların etkisinde kalıyoruz). Bazı ara sokaklara girmeye korkuyoruz. Zira, ara sokaklardaki binalar birbirlerine çok yakın ve güneş buralara zorlukla ulaşıyor.






Yavaş yavaş akşam olmaya başlıyor, dükkanlar birer birer kapanıyor. Biz de Umberto I Kapalıçarşısına giriyoruz. Her zamanki gibi şehrin magnetlerinden alıyoruz. Çarşıdaki pastaneden bir şey almıyoruz ancak güzel pasta ve tatlıların fotoğraflarını çekiyoruz. Hani yemiş kadar olduk derler ya o cinsten.






 


Günlerden 13 Şubat. Kapalıçarşı’nın içinde “Sevgililer Günü”ne ilişkin bir etkinlik yapılıyor. İnsanlar, bir rulo kağıt üzerine sevdiklerine mesaj yazıyorlar. Tabi ki bizde fırsatı kaçırmadık ve “Sevgililer Günü Rulosu” ndaki yerimizi aldık.




 


Kısa ama keyifli Napoli gezimizin sonuna geliyoruz.



Sağlıcakla kalınız.

6 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Çok güzel bir yazı,ama Napoli için yeterli değil,çok kısa kalmanızın etkisi diye düşündüm…Napoli gezmesi çok keyifli bir şehirdir ve güvenlik açısından diğer büyük şehirler gibidir,kollarda altın bilezikler,yüzükler ve güvenli olmayan cüzdanlarla gezilmez,yemekleri de ,hele portakal kremalı katmer tatlısı şahanedir…Sahilde fotolarını çektiğiniz kale “Castell dell Uovo” şirin bir kıyı kalesi ve bahsettiğiniz lokantalarda çok güzel deniz mahsulleri var,pahalısı da ,ucuzu da mevcut,her keseye göre var birşeyler..Napoli nin etrafı da şahanedir,belki bir başka yazınızda okuruz sizden…Teşekkürler..

  • sadiye dedi ki:

    Doğrusunu isterseniz, benim de Napoli hakkında söyleyebileceklerimi anlatmışsınız, bizde güvenlik konusunda çok tedirgin olduk.Anlatılanlarında etkisi var tabi ama, sadece o değil, gezerken etrafta çok tedirgin edici tip gördük, ara sokaklara girmeye pek cesaret edemedik.Hakikaten arabaların hali traji komik, her arabada mutlaka bir çizik bir vuruk vardı,bunu anlattığımda arkadaşlar ne demek istediğimi anlamıyorlardı, ancak görenler anladılar.Sizden ufak bir farkla Pizza ve pasta yedik, ayrıca kahvede içtik.Hatta bu Napolililer de yabancı dil pek az olduğu için ,aldığımız pasta ve kahveyi oturarak(Meğerse oturup yiyip içmekle , ayakta yiyip içmek arasında fiyat farkı varmış–ne manası varsa-) yeme şerefiine nail olduk.İtalyan arkadaş bize İtalyanca bir şeyler söyledi, söyledi,sonra vücut dilinden oturarak yemek için daha çok ödememiz gerektiğini anladık ama, biz o arada pastayı yemiş, kahveyide içmiştik.Eee bu seferde sizden olsun İtalyan kardeşim…Elinie sağlık

  • NEŞE dedi ki:

    Napoli de yeni araba kullanılmaz,çok haklısınız ama güvenlik endişesi biraz abartılıyor,İstanbul ne kadar güvenli ise Napoli de o kadar,yanınıza yaklaşan ve sahte birşeyler satanlardan kibarca uzaklaşmak gerekiyor o kadar…Romlu Baba tatlısı da muhteşemdir,yemesi harika…Napoli de araba kullanmanın dışında bir zorluk yok bence …Yeniden ve yeniden gitmeyi çok isterim..

  • arkutbay dedi ki:

    Bu Napoli’nin kaosunu ben anlayamadım . Sanırım kendileri de anlayamamışlar . En son güvenliğini polisten alıp askerlere bırakmışlardı . Her köşeden bir araba-motor çıkıyor . Dükkanın içinden çıkan motorlar bile gördük . Ama insanları Kuzey İtalyadakilere göre çok daha sıcaklar . Eşimle bir dükkandan fincan alırken sadece süs olduğunu ve birşeyler içmememiz gerektiğini İtalyanca anlatmaya çalışmaları çok hoştu . Ellerinize sağlık . Anlatmaya devam .

  • mertakinci dedi ki:

    işte bu tek kelime ile harika bir yazı….

  • Marinaio_Murat dedi ki:

    Merhaba herkese. Napoli hakkinda cok kisa surede ancak bu kadar izlenim olmasi cok normal. Ben uc yildir Napoli’de yasiyorum. Daha once ziyaret icin ugradigim bir liman olmasina ragmen, yasamaya baslayinca cok cok farkli yonlerini gormeye basladim. Uc yil gecti ama her gunu ayri bir hikaye. Anilarimi bir kitap haline getirmeyi dusunuyorum. Ancak Binrota uyesi arkadaslar icin en kolay cozum muhtemelen “sorun soyleyelim” olacak. Napoli’yi ziyaret etmek isteyen herkes benimle irtibat kurabilir. Yukaridaki yaziyi da faydali buldugumu soylemeden gecmeyecegim, tesekkurler. Ama her sehrin bir ruhu vardir, unutmayalim. Napoli ise sahsina munhasir bir karaktere sahip. Onunla ancak belli bir zaman gecirdikten sonra taniyabilirsiniz. Tabi herkesin o kadar tatil zamani olmadigina gore, yasayanlardan da dinleyebilirsiniz… Sevgiler Napoli’den!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*