MÜZİĞİN KALBİNE YOLCULUK

                                        


 


“ Müziğin kalbine bir yolculuktur Viyana… Bir taraftan Strauss’un keman namelerine takılır


 


kulağınız , diğer yandan Mozart’ın notalarına. İşte karşınızda müzik dolu romantik bir balayı


 


geçirmek isteyen çiftlerin vazgeçilmezi olmuş bir kent…”


 


         Derler ki ; Viyana şehrinin caddeleri bile sanat kokar. Gerçekten de daha şehre adımızı


 


attığınız ilk andan itibaren sizi karşılayan heykeller , opera binaları, tiyatro afişleri ve her köşe


 


başına ilişmiş sokak müzisyenleri bu sözün haklılığını kanıtlamaktadır. Balayı çiftleri için en


 


ideali eski kent merkezinde romantik bir yürüyüş ile işe başlamak olacaktır. Eski sıfatı sizi


 


yanıltmasın , çok katlı cam binaların hüküm sürdüğü geniş caddelerle çevrelenmiş yeni


 


Viyana’ya oranla ; sekiz yüzün üstünde halka açık parkı bünyesinde barındıran, sayısız


 


müzeye ve konser salonlarına kucak açmış eski kent çok daha çekici ve romantizm arayanlar


 


için birebir.


 


         Yürüyüşünüz için en iyi güzergah St. Stephan Platz yani Aziz Stephan Meydanı. İsmini


 


ev sahipliği yaptığı görkemli gotik katedralden alan bu meydan aynı zamanda kentin en büyük


 


meydanı olma unvanını da elinde tutuyor. Yaklaşık 136 metre uzunluğundaki kuleye çıkmak


 


için 343 basamaklık kısa bir yol kat etmeniz gerekiyor ama sizi karşılayacak muhteşem Tuna


 


manzarası buna fazlasıyla değer.


 


         Eğer basamak sayısı sizi fikrinizden caydıracak olursa , o zaman manzarayı seyre


 


dalmanın bir başka alternatifi de PRATER adı verilen dönme dolap. Yıl boyunca gece


 


yarısına kadar açık olan bu eğlence parkında , özellikle günbatımında nefes kesen bir manzara


 


sizleri bekliyor olacak. Bu keyfi sakın kaçırmayın!


 


         Viyana’ya kadar gelmişken on ila yirmi kişilik özel salonlarda gerçekleştirilen


 


konserlere katılmadan dönmek olmaz. Biletleri St. Stephan Platz’da dolaşan orta çağ


 


kostümlü gençlerden alabileceğiniz gibi , bu konuda otel resepsiyonlarındaki el ilanlarından


 


da yararlanabilirsiniz.


 


         Kentteki en eski konser salonlarından biri de Eylül-Haziran döneminde temsiller


 


düzenleyen State Opera House’dır. Ayrıca dünyanın en iyi akustiğine sahip olduğu kabul


 


edilen ve Viyana Filarmoni Orkestrası’nın ezgileriyle renk bulan Golden Hall da bu konuda


 


diğer bir seçenektir. Rezervasyon zorunluluğunu unutmamakta yarar var!


 


         Pek çoklarının Prenses Sisi olarak andığı güzelliği dillere destan olmuş Prenses


 


Elisabeth ve İmparator Franz Joseph’in aşklarına tanıklık etmiş görkemli Schönbrunn Sarayı


 


da şehrin ilgi çeken yerlerindendir. Güzel Çeşmeler Sarayı olarak da anılan yapı kraliyet


 


üyeleri için yazlık bir yerleşim yeri olarak tasarlanmıştır. İmparatoriçe Maria Teresa’nın on


 


bir kızı ve beş oğlu ile birlikte kaldığı saray antika mobilyaları , altın varaklı duvarları ve


 


muhteşem bahçeleri ile hafızanızda unutamayacağınız izlenimler bırakacak.


 


         Gelelim kentin ortasında nazlı nazlı süzülen , Osmanlı ordularının kıyısından döndüğü


 


Tuna Nehri’ne. Limandan belirli aralıklarla hareket eden teknelerle nehir boyunca keyifli


 


geziler yapıp, hava koşullarının uygun olduğu zamanlarda hoş fotoğraf kareleri


 


yakalayabilirsiniz. Viyana’ya özgü bir başka hoşluk da şehir turu yapan faytonlardır ki , tura


 


çıkmadan önce sıkı bir pazarlık yapmayı ihmal etmemenizi öneririm.


 


         Son olarak Mavi Tuna Valsi eşliğinde dans etmeden , o leziz Salzburger çikolatalarını


 


tatmadan ve her köşe başında rastlayacağınız satıcılardan sıcak punch alıp içmeden sakın


 


şehirden ayrılmayın. Hepinize keyifli yolculuklar J


 


                                                                                                 


                                                                             

6 yorum

  • Zeynep dedi ki:

    yazını çok beğenerek okudum.ve Viyana herşeyiyle kendine özel bir şehir

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    harika bir yazi fotograf isteriz 🙂

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Melis’e %100 yüz katılıyorum.

  • MIYU dedi ki:

    çok güzel bir yazı olmuş. Tebrik ediyorum. Nasıl güzel tarif etmişsiniz,okurken bir taraftan Tuna valsini duyar gibi oldum… 🙂

  • OyaÖzgen dedi ki:

    Viyana; klasik müziksiz, Maria Teresa’sız ve Dome Klise’siz olamayan zarif şehir. Satırlarınızı beğenmekle beraber sayfa düzeni biraz gözlerimi yordu, neden bazı satırlar şiir mısraları gibi yarım kalıp yeni bir satırla başladı,kavrayamadım.

  • DEEP73 dedi ki:

    buram buram tarih kokana zerafetin inceliğin sanatın operanın şehri viyana . İnsanın bu büyüye kapılmamıs mumkun degil diye düsünüyorum .viyanada bence insan kendini tarihin kollarına bırakıp her bir sarayı gezerken kendı yasamıs gıbı hissedebilir ..yazı için teşekkürler cok güzel ifade etmissiniz ..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*