MUMBAI, UDAIPUR,JAIPUR

 


Mumbai (Bombay)


 


Yolculuk sonunda başladı. Heathrow aktarmalı uzun bir yolculuktan sonra Mumbai’ye vardım.

Şehrin ismi 1996’da değiştirilmiş. Artık Bombay yerine eski ismi olan Mumbai kullanılıyor. İlk izlenimler şöyle:

Trafik: Fecaat! Şehir bir milyarlık Hindistan’ın en kalabalık yeri. Nüfus: 16.4 milyon. Doğal olarak bu insanlar yollara çıkınca İstanbul’a rahmet okutan bir görüntü ortaya çıkmış. Trafik teğet geçmek üzerine kurulu. Araç-araç, araç-insan, insan-insan fark etmiyor. Üç şeritli yolda 5-6 araç yanyana sürekli korna çalarak (bulunabilecek en tiz ve en rahatsızlık veren cinsinden) ilerlemeye çalışıyor. Yoğun trafikte mübalağasız 10 cm arayla ilerleniyor. Teğet konusunu daha rahat yaşamak isteyen sürücüler dikiz aynalarını yatayla 30-40 derece açı yapacak şekilde yukarı kaldırmak suretiyle alan daraltma yoluna gitmişler. Bu tip trigonometrik ayrintilarla uğraşmak istemeyen kimi sürücüler ise dikiz aynalarını komple söküp atmış! Aslına bakılırsa yadırganacak bir hareket değil. Nitekim, nasıl olsa 10 cm ötede her zaman bir araba var. Olur da varlığı unutulursa 3 sn arayla kornasına basarak mevcudiyetini beynimize kazıyor. Yakın çevrem bilir, buraya gelmeden önce babamın arabasıyla geri manevra yaparken sol dikiz aynasını yandaki araca taktırıp koparmış, gelirayak zarar ziyana yol açmıştım. Farkında olmadan Hindistan trafiğine hazırlık yaptığımı kim bilebilirdi.



İnsanlar: Her yerdeler ve çok fazlalar. Günün her saatinde cadde kenarı dahil olmak üzere yerde yatıp uyuyanından tutun, öylece dikilip etrafa bakınanına kadar her türlü işsiz güçsüz insana rastlamak mümkün. Ciddi bir işsizlik ve fakirlik söz konusu.



Giyim-kuşam: Gözümüzde canlanan rengarenk kadın elbiselerinin ancak Hint folklor ekipleri tarafından gösteriler esnasında giyildiğini düşünürdüm. Yanılmışım. Kadınların %90’ı gündelik yaşamda da bu elbiselerden giyiyor. 25 yaş altı kızların batılı tarzda giyinmelerine az da olsa rastlamak mümkün. Erkekler klasik Türk erkeğine yakın tarzda giyiniyor. Tek farkla: Altta sandalet var.


 


Udaipur


Udaipur’da ikinci günüm. Udaipur, Bombay ile Delhi arasında kurulmuş orta ölçekli bir şehir. Göl kenarında olması ve ihtişamlı saray ve tapınakların varlığı sebebiyle mükemmel bir panaromaya sahip. Bunu (benim de yaptığım gibi) rehber kitaplardan okuyan bilimum Anglosakson genç şehri istila etmiş durumda. Daha önce, Tunç isimli ünlü bir müzisyenden (Onno Tunç olabilir) başka bir Türk gelmemiş. Halk, geçimini turizmle sağlıyor. Yoldan geçen her turiste memleketini sorma bahanesiyle laf atıp, ardından satış mahaline çekmeye çalışmak adetten olmuş. Ancak, belli bir süreden sonra, bu davranış ızdırap vermeye başlıyor.



007 James Bond – Octopussy (Ahtapot) filmi Udaipur’da çekilmiş. Hemen hemen her otel akşamları bu filmi oynatıyor. Film ile ilgili olarak, her gün bu filmi izlemek zorunda kalan personele üzülmekten öte bir aksiyonum olmadı.


 


Şöför Abdülrezzak ile birlikte şehre hakim bir tepede konuçlandırılmış Muson Sarayı’na çıktık. Abdülrezzak, ismiyle müsemma, bir müslüman. Müslüman olduğumu duyunca çok sevindi, çeşitli sevgi gösterilerinde bulundu. İsmimi daha önce duymuş. Pakistan QTV televizyonunda bir şovmenin adı Cüneyt’miş. Kaynağı ne olursa olsun, ismimim yurtdışında ilk defa bir seferde anlaşılması, hatta önceden biliniyor olması beni ayrıca memnun etti. Derhal kaynaştık.


 


Sarayın yanısıra Gujaratli muzisyenlerin gösteri yaptığı Shilpgram kasabasını görme şansım oldu. Akşam da Racistanlı dansçıların Dharohar adındaki nefis gösterisini izledim. Şehrin merkezindeki Sehir Sarayı’nı gezdikten sonra bir sonraki durak olan Jaipur’a devam etmeyi planlıyorum…


 


 


Kaosun başşehri: Jaipur


 


Bombay’in trafigine sarf ettigim her kotu soz icin ozur diliyorum. O zaman Jaipur’u gormemistim. Burayi iki kelimeyle ozetleyin derlerse sunu soylerim: Mahseri kaos! Trafigi su sekilde tarif edeyim: 3 m eninde bir yol dusunun. Yine arabalar, bisikletler ve rickshaw’lar (2 kisiyi tasiyabilecek sekilde duzenlenmis acik triportor) binlerce korna sesi esliginde yine tegetsel sekilde ilerlesin, aralarda Kemeralti kalabaligina yakin bir insan guruhu oradan oraya firlasin, bu kaosun icine bol miktarda inek ve hatta zaman zaman domuz ekleyin. Alin size Jaipur trafigi. Inanilasi degil! Evet, Sehir Sarayi, Jantar Mantar, Hawa Mahal mukemmel yerler. Ancak burayi guzel bir yer olarak hatirlamam icin hafizamin belli bir sure kendisini temizlemesi lazim.


 


Ve Amritsar… Sihlerin merkezi olan Altın Tapınak (Harimandir Sahib) burada. Sihler beni Hindu’lara göre çok daha fazla etkiledi. Tapınak başlı başına bir olay. Büyükçe bir göletin içine yapılmış ve söylenildiğine göre kubbesi altın kaplı. Oldukça mistik bir tonda okunan Pencabi (Hintçe’nin Pencap’ta konuşulan diyalekti) ilahiler sürekli megafonla ortama veriliyor. Kutsal sayılan su içildikten sonra kenara konan metal tasların sesi bu ilahiye karışıyor. Net olarak söylemeliyim ki Hindistan’ın sembolü Tac Mahal değil burası olmalı. Şu ana kadar gördüğüm en güzel yapıydı Altın Tapınak. Sonrasında Pakistan sınırında her akşam yapılan sınır kapatma seremonisine gittim. Milletlerarası bir törenden ziyade ortaokul voleybol müsabakalarını andıran bu olayda öncelikle her ülkenin taraftarları kendi sınırlarındaki oturma alanlarına yerleşip ülkeleri adına tezahüratta bulunuyor. Başçığırtkan “Hindustan” diye bağırıyor, izleyiciler karşılık veriyor. Pakistan tarafında da benzer şeyler? Eline Hint bayrağını alan bir fedai kapıya doğru koşup bayrağı sallıyor. Hemen ilerisindeki Pakistanlı taraftar kendi bayrağını frekansı 2 kat fazla olacak şekilde sallayarak karşılık veriyor. Sonrasında oldukça enteresan figürler eşliğinden bayraklar eşzamanlı gönderden indiriliyor, el sıkışılıyor, helallesiliyor ve kapi kapaniyor…


 


Ardindan Agra’ya gectim. Agra Kalesi ve Tac Mahal’den gayri pek birsey yok. Bu sabah gun dogarken Tac Mahal’deydim. Allah’in emri babinda cekilmis fotomu ekte sunuyorum.


 


Anlatilmaz yasanir turden 6 saatlik bir otobus yolculugundan sonra Khajuraho’ya varmis bulunuyorum. Yarin Kamasutra’nin derinliklerine inip Hindistan’daki son duragim Varanasi’ye dogru yollanacagim.
http://www.cuneyt360.com

4 yorum

  • Zeynep dedi ki:

    bir de İstanbul’un trafiğinden şikayet ederim.Bu yazınızdan sonra trafikten şikayet etmiyecem…

  • mertakinci dedi ki:

    trafik feciymiş ama yine de keyifli bir 3 şehir gezisi olmuş..

  • Freebird dedi ki:

    tac mahal dünyada aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel anıt yakından görmek muhteşem bir duygu olsa gerek

  • DEEP73 dedi ki:

    hindistanda trafik denince durmak gerekiyor diye biliyorum bende hindistan gezisi yapan rehber arkadasımız resımlerle anlatmıstı bizlere trafik gercekten kabus gibiydi ..trafik denince ınanılmaz bır kargasa geliyor insanın aklına bence bu ulkede kurallar diye bir sey soz konusu degıl dıye anlıyorum . yazınız çok detaylı olmnuş teşekkürler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*