Muğla – İçinden bile geçilmeyen şehir

 


Güneye iniş yolu üzerindedir Muğla ama nedense pek çok kişinin aklına gelmez  merak edip içinden geçmek. Ne de olsa asıl amaç  Marmaris ya da Fethiye yöresindeki tatil beldesine doğru bir an önce ulaşıp Ege’nin mavi sularına atmaktır kendimizi.


Askerliğimi Muğla’da yapmış olmasaydım benim için de hala aynı gerekçeler geçerli olacaktı belki de. Ayrıca şimdiye değin kaldığım hiçbir tesiste Muğla için günübirlik tur dahi düzenlendiğini görmediğim gibi şehir hakkında herhangi bir broşür de gözüme çarpmadı diyebilirim.


 


Muğla ilk görüşte  aşık olunacak bir sevgili değil.  Ama gördükçe ve tanıdıkça çok hoş yönleri olduğunu göreceğiniz şirin bir Ege kenti.


Burası, dağlarla çevrili yaklaşık 50 bin nüfuslu bir şehir. Bu nedenle yarım günde bir çok yeri gezebilir civardaki lokantalarda Muğla’ya özgü, özellikle keçi etinden yapılmış yemeklerinden ve tahinli pidesinden tadabilirsiniz. Denizden yüksekliği 650 mt civarında olduğundan havası sahile göre çok daha kuru ve serindir. İlginç bir istatistik ise Muğla’nın Rize’den sonra en fazla yağış alan il olması ancak buna rağmen kentte düzgün bir baraj olmadığından yaz ve kış su sıkıntısının çekilmesi. Toprak su tutmadığından akan yağmur Gökova körfezine giden dereleri besliyor. Bu nedenle Akyaka’nın suyu oldukça serindir.


 


Muğla’nın en göze çarpan yapıları şehrin meydanından çarşıya doğru giderken gördüğünüz bakımlı taş evler. Şehrin merkezine “ Arasta’ya” doğru gidildiğinde yıllar öncesini anımsatan bir film setine gelmiş gibi hissedersiniz kendinizi. Her türlü esnaf burada toplanmıştır. Arasta’nın tam orta yerinde ise tarihi saat kulesi vardır. Saat kulesinin sağından devam ettiğinizde ise eski rum evlerinin arasından geçerek eskiden hapishane olan, şu anda civar ören yerlerinden çıkan arkeolojik eserlerin ve geleneksel kıyafet ve takıların sergilendiği Muğla Müzesine gelirsiniz. (Hemen onun önünde ise askerlik yaptığım tabura ait çok güzel bir gazino vardı. Ancak son gittiğimde tabur lağv edildiğinden gazino da kapalıydı.)



Saat Kulesi


Saburhane sokakları


 Muğla içindeki eski evler


 Ancak Muğla’nın en cana alıcı yeri Saburhane’dir. Burada oturanların çoğu bu evlerin ilk kuşaktan beri sahipleri olup kendilerine özgü çok hızlı bir şiveyle konuşurlar. “Dondurmam Gaymak”  filmini izlediyseniz oradaki şivenin anlaşılabilir olması için nispeten yumuşatıldığını söyleyebilirim. Zaten filmin jeneriğinde  Renkli – Türkçe – Muğlalıca diye yazıyordu.



Saburhane’ye genel bakış


Tipik bir Muğla evi

Saburhane evleri kendine özgü bacalarıyla kırmızı kiremit çatılı, beyaz duvarları ve daracık sokaklarıyla SİT alanıdır. Asar dağının eteklerinde kurulu bu harika mahallenin araba giremeyen labirent gibi daracık sokaklarından yukarıya doğru çıkıldıkça Muğla’nın çam ormanlarıyla çevrili yeşilliği  gözler önüne serilir. Dağlarla çevrili bu şehrin önü oldukça büyük bir yaylalıktır. Karabağlar yaylası denilen bu yere Muğlalılar yazın şehrin sıcağından kurtulmak için ağaçlar arasında kalan bu yere gelirler. Aslında eni konu 3 km uzaklıktadır ancak sık ağaçlar ve az güneş giren geniş avlulu taş evler sanki klima varmış gibi her zaman serindir. Yayla’da bulunan Süpüroğlu Konağında ise yöresel lezzetlerin en güzellerini tadabilir tarihi Keyif Oturağı kahvehanesinde de kehvenizi yudumlayabilirsiniz. Yaylanın en hoşuma giden başka bir yapısı da camisidir. Tamamen penceresiz olan ahşap cami sadece yaz aylarında kullanılmaktaydı.


Muğla’nın en güzel eserlerinden biri de Kurşunlu Camii’dir. Girişi ahşap olan cami oldukça estetik bir görünüşe sahip. Ayrıca Vakıflar Hamamı ve Ulu Cami de görmeye değer eski eserler.



Kurşunlu Cami

Size önerim, eğer arabanızla Aydın’dan Marmaris ya da Fethiye istikametine doğru gidiyorsanız çevre yoluna sapmayıp Muğla’nın içine girip birkaç saatinizi burada geçirmeniz. Bu şehir bu kadarcık ilgiden fazlasını hak ediyor aslında.



Aşağıdaki resimler Dr. Cengiz Tümer tarafından çekilmiştir.












Diğer resimlerle ilgili n
ot : Kendi albümlerime bakınca Muğla’nın ilçelerine ait yüzlerce resim olmasına karşın ne yazık ki Muğla’yla ilgili ancak bu kadar resim bulabildim.

Fotoğraflar : Nejat Ertan

19 yorum

  • mctumer dedi ki:

    Sevgili Arman, Muğla kurtuluş günü olmayan belkide tek ilimizdir. İtalyanlar tarafından hiç direnişle karşılaşmadan teslim olmuş ve daha sonrada kurtuluş savaşı sonunda italyanların çekilmesi ile işgalden kurtulmuştur. Bahsettiğiniz bacalarda o dönemden kalmadır. üstten bakıldığında haç şeklindedir. Ayrıca Ağahan ödülünü almış konağı ile Muğla halılarının satıldığı ve sergilendiği Arastada görülmeye değer

    • Sıradan Adam dedi ki:

      Kurtuluş Savaşında Muğla isimli kitabı bu konuda tavsiye edebilirim. Daha kısa zaman ayırmak isterseniz de belediyenin sayfalarında kısa bilgiler bulunmakta. burada iki satırla anlatmak pek mümkün değil. Eminim ülkemizdeki bütün iller için de böyledir ve hepsinin de ülkenin kurtuluşunda payı büyüktür.

  • oymakas dedi ki:

    Muğla tarihine dokunmak istemedim. Oldukça hassaslar bu konuda.

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    belgesel gibi bir yazı olmuş, yan taraftaki kısa kısa bilgiler de faydalı olmuş, elinize sağlık arman bey.

  • rome_o dedi ki:

    sevgili arman çok haklısın sayısız kere yanından geçtim ama hiç muğlaya girmedim. nedensede hiç te beni çeken bir yer görüntüsüde vermedi .. yazın sayesinde biraz fikrim oldu ..

  • abidindemir dedi ki:

    beğenerek okudum yazınızı. Fotoğraflar da aynı şekilde çok güzel…

  • MIYU dedi ki:

    Yazınızı okuyana kadar düşünmemiştim, gerçekten de çok ilginç, o kadar meşhur ve sevilen ilçeleri olmasına rağmen Muğla ilgiden pek bir ihmal edilmiş ilimiz. İlgimizi bu güzel yazıyla çektiğiniz için teşekkürler!

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Bazı il merkezlerimiz Muğla gibi… İlçeleri, merkezden çok daha çekici ve meşhur. Hemen aklıma gelen Balıkesir ve kısmen Aydın da öyle değil midir?

  • abt_smyrna dedi ki:

    İlçelerin hepsi Muğla’nın önüne geçmiş. Benim de dikkatimi çeken ve üzüldüğüm bir noktadır bu.

  • enise dedi ki:

    Ne diyebilirim ki? Elbette bravo ,ilginç konu.Bu yazı Muğla girişine asılmalı bence.

  • BÜLTER dedi ki:

    Muğla ilini anmış olduk bu sayede. Muğla’da ki tezat ilçeleri ve şehri ile ilgili.ancak ilgi eksikliği bir çok ilimiz için geçerli. Keşke turizm ve tanıtım konusunda daha çok fikir üreten bir millet olabilseydik.

  • Honeyseller dedi ki:

    Bir gün istanbul dışına tayin istersem gideceğim yerlerin başında geliyor muğla.Bir gün arkadaşıma ziyarete gittim Arman Bey,köteklide oturuyor, gittigim gün tesadüfen örendeymiş.Bende merkezde bir otele cıktım.Ödeme yaptım.Dışarı çıkınca hemen otelin yanıbaşında otelden daha güzel bir öğretmenevi olduğunu görünce çok gülmüştüm kendime….selamlar

  • cnr_mtnt dedi ki:

    çok güzel bir şehir tanıtım yazısı olmuş.. bu kadar küçük bir yer olduğunu bilmiyordum.. teşekkürler..

  • justinian dedi ki:

    Gölgede kalmış bir yer hakkında fikir sahibi oldum. Teşekkürler sevgili Oymakas.

  • venividiviki dedi ki:

    Çocukluk dönemimin büyük bölümünü(6 yıl) geçirdiğim şehir Muğla. Aslında bir şehirden çok gelişmiş bir Ege kasabası görünümünde. Bana kalırsa da kesinlikle daha fazla ilgiyi hakediyor. O coğrafyayı bana tekrar hatırlattığınız için teşekkürler.

  • tütü dedi ki:

    Muğla evlerinin bacalarından bahsedince aklıma, Milas evlerinin bacaları geldi. Hafızam beni yanıltmıyorsa,sanki hepsi minyatür birer süslü ev gibiydi.Milas da hep ihmal edilir,Muğla gibi.Oysa Gümüşkesen Anıtı,onun biraz daha yukarısında
    ilginç mezar taşlarıyla Musevi Mezarlığı,Milas’ın eski yerleşim sokakları,yine yanılmıyorsam oranın adı da Saburhane’ydi. Teşekkürler oymakas,güzel yazı ve fotoğraflar için…

  • karyal dedi ki:

    Milas’lı bir kişi olarak bir itirafta bulunmalyımki;çoçukluğum tüm Mlias’lılar gibi,Muğla’yı küçümsemekle geçti..Resmi işlemler için ilimiz olmasından kaynaklı olarak Muğla’ya gitmek zorunda kaldığım ilk gençlik yıllarımda ;”Muğla’nın en çok neyini seviyorsun?” diye bir soruyla karşılaşsaydım eğer;”Milas’a dönüşünü” olurdu yanıtım hiç kuşkusuz..
    Ama, geçen zaman Muğla’yı ve civarını kavramama yardımcı oldu.Anlıyacağınız Muğla ile barışıkım artık..Yazınız,barıştığım ilime daha sevgiyle bakmama yardımcı oldu..
    İsmet İnönü,başbakan olarak geldiği Muğla’nın Cumhuriyet Meydanı’nda şöyle bir Asar(Hisar) tepesine bakıp ”Evlerinin bacalarına kadar temiz ve beyaz Muğlalılar…..” diye başlar konuşmasına…Gerçektende badanalı evlerin oluşturduğu,saburhane meydanı bembeyazdır…
    Tütü’nün dikkat çektiği gibi;Milas evleri(macar,rum,yahudi,türk evleri),Karya uygarlığı eserleri(Gümüşkesen,Uzunyuva,Baltalı Kapı v.s),hanları,tek tip değil,çeşitli bacalarıyla aslında Muğla’dan çok daha ilgi çekicidir.Ne yazıkki bu renklilik geçen zamanda gözlerimizin önünde yıkıldı,yıkılıyor..İşte bu anlamda Muğla’nın bir şansı oldu;Oktay EKİNCİ…
    Muğla’ya,damat olarak gelen mimar Oktay Ekinci Muğla kültürünün korunması,varlığını sürdürmesi,tüm dünyanın dikkatini çekmesi anlamında emeği geçenlerdendir.Binrota’da,yazıların yorumlarınında okunduğunu göz önüne alarak,hoşgörünüze sığınarak uzattım paylaşımımı..tekrar ellerinize sağlık,yüreğinize sağlık..selamlar..

  • tandemege dedi ki:

    doğru söylemişsiniz tatil havasına kaptırıp insanlar kendilerini Bodrum Marmarise bir an önce ulaşmak için bu güzel kenti atlayıp geçiyorlar galiba yazınızı okuyunca bende öyle yapıyorum dedim Marmarise ulaşmak için hiç durmadan yol alıyoruz herseferinde ama bu yaz Muğlada özellikle Saburhane civarını özellikle gezmek istiyoruım iyi fotoğraflar çıkacak bir yere benziyor paylaşım için teşekkürler…

  • NEŞE dedi ki:

    Bu gece “oymakas” külliyatından şansımıza “Muğla” çıktı..Siz nereyi anlatırsanız anlatın,bizi oralara uçurup götürürsünüz,en merak ettiğim mahallesi de mübadelede Rumların boşalttığı bölge..Orası acaba “saburhane” mahallesi olabilir mi?Bir de benim çocukluğumda yol şehrin içinden geçerdi ve biz çok güzel,büyük ve geleneksel konaklar görürdük(1965 civarı) O konaklar şimdi tarih olmuştur ve yerlerine iş merkezleri yapılmıştır herhalde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*