MUALLÂKTAKİ TAŞ





MESCİDİ AKSA VE HZ.ÖMER CAMİ KUDÜS

 1978’de çekilmiş olan fotoğraflar soluk ve eski olmasına rağmen kullandım. 
Başarısız olduğumu bildiğim için yazılarıma gerekmedikçe bu nedenle fotoğraf koyamıyorum.


MUALLÂKTAKİ TAŞ


Van’dan hemen sonra yazacağım yazı Nemrut Dağ’ı, Komagene Krallığı’yla ilgili olacaktı. 
Ancak,Anadolu’nun yüreğine doğru yol alırken; yüksek yaylaların, dağların, geniş platoların alabildiğine kurak görünümü, beni  bir başka  kurak, hatta çöl coğrafyasına doğru yol aldırmaya başladı âniden.
 1978 yılında hayatımda ilk kez, kocaman bir çölün üzerinden yemyeşil bir vahaya indiğim o günü anımsayıverdim işte…
Duyduğumuz kadar vardı doğrusu.  Yemyeşil ağaçların arasından Önce Telaviv’e sonra Kudüs’e varmıştık. Ağaçlandırılmış  tüm arazi, kılcal borularla sürekli sulanıyor, bitki örtüsü ve iklim akıl almaz bir biçimde değişiyordu.
Yumuşak  Akdeniz meltemiyle sarmalanmış, modern görünümlü bir kent olan Telaviv’de, üstelik, Jhon Trovolta’nın “Saturday Night Fever” (Cumartesi Ateşi) filmini yazlık bir sinemada izlemiştik.
1948’de kurulan İsrail’in Otuzuncu yılında ben oradaydım ve yoktan varedilen küçük ülkeyi şaşkınlıkla izliyordum. 
Otel Sheraton, yemekler, müzik atmosfer kusursuzdu. Sokakta hemen herkes şıktı ve hemen herkes aynı zamanda birer askerdi de…

                        ***

Van’dan başlayarak yol aldığım hüzünlü coğrafyamda  kuraklıktan saramış yüksekliklere bakarken, aslında varolan ormanların, kültürlerin, uygarlıkların talanını ve oralara  asırlardır uzanamayan ellerimizi düşündüm.
Gücün, inancın ve hesaplı kitaplı yatırımların eseri olan bu küçük ülke ise, o zaman beni kendisine öylesine hayran bırakmıştı ki kumu toprağa  dönüştüren, iklim kuşağını değiştiren insanların başarısının başlangıç yerlerine, o ünlü kubitzilerine gitmeye karar vermiştim. 
Dünyanın her yerinden Filistin’e gelen Yahudiler, bu küçük yerleşim yerlerinde çiftçilik, hayvancılık yaparak ilk adımlarını atmışlardı.
Ünlü başbakanları “Golda Meir” de başbakan olmadan önce,yıllarca yaşamıştı bu çorak ve verimsiz topraklarda. 
Kendilerine vadedildiğine inandıkları Filistin topraklarını ABD’nin ve Batı’nın desteğiyle kuranların her biri her an savaşa hazır durumda olmayı öğrenmişlerdi.
78’li yıllarda dünyayı şimdiki gibi okumaya, analiz etmeye alışkın değildik bizler…
Gücü, estetiği, kültürü Batı’nın dayattığı değerler üzerine kuruyordu dünya. 
Gerçekleri görenler vardı tabi, ama onlar konuşamadan geçip gitmişlerdi aramızdan.
Sonraları, mitolojik devirlerdeki gibi tanrılara tapmayı özlemeye başlamıştı toplumlar…
Yeniden idoller, putlar yaratıp sonra onlara tapmaya  belki de o zaman başlamıştık. 
Amerika yeni puttu. Onun yarattığı hemen herşeye kayıtsız şartsız tapan yığınlar oluşmuştu.
İşte…Çöl ortasında bir vaha…
Olağanüstü bir başarı…
Düş kurulmaya görülsün! Eğer istersen hemen gerçek olur!
İşte bir düş gerçek olmuştu…
Umut veriyordu.
Bu nedenle çok etkilenmiştim.
Oysa biz  yıllardan beri düş kuruyoruz. Güzelim Anadolumuz yeşeremedi bir türlü…

***

Sonra öğrendik ki düşler; arkasına gücü ve de yeni dünya tanrılarını! almalıymış mutlaka.
Bağımsızlık ve özgürlüktense hiç söz edilmeyecek!
Adeta kulüpleşmiş yeni dünya düzenini küreselleşme diye böyle yutturmaya başlamışlardı da kimse farkına varamamıştı henüz…
Gezgin aslında gözlemci de olmalıydı ama,
genellikle çarşı pazar dolaşılır, renkli vitrinlere, süslü caddelere hayran olunup dönülürdü.
Kendi geri kalmışlığımız yerilir, ileri ülkeler göklere çıkarılırdı.
Ardındaki sömürü düzeninden söz edilmezdi.
Dünyayı dolaşmaya başladığınızda, insanlığın büyük bölümünün sefaletini, çok küçük bir bölümünde refah içinde yaşadığını hemen görebiliyorsunuz.
Adaletsiz paylaşım  bir kader mi?
Oysa gezginin asıl hedefi dünyayı yeterince iyi okuyabilmek de olmalı.Ben kendi adıma, dünyanın eşitsizlikle dönüşünü asla kabullenemedim. Bunu hep sorgulamak ihtiyacı hissettim.

Masa başında cetvelle çizilmiş çok ülke var Orta Doğu’da. Gidip görünce yapaylıklarını da hemen hissedebiliyorsunuz zaten. 

***
 (Jerusalem), Mardin gibi  güneşin kızıla boyadığı işçilikli taşlarla inşa edilmiş bir efsane kent.
Tüm dini inançlar başbaşa vermiş oradan dünyaya bakıyor. Gerçekten başbaşa vermiş, öyle ki Hz. Meryem Kilisesi, Hz İsa’nın çarmıha gerileceği tepeye doğru yürüdüğü yol, Müslümanların Mescidi Aksa ve Hz. Ömer Camii, Yahudilerin Ağlama Duvarı birbirinin içinde gibi.
Uzun mermer yoldan yürüyerek Hz. Muhammed’in göğe yükseldiği kutsal taş’ın bulunduğu türbeye giriyoruz.
Beyaza yakın krem renginde devasa bir taşın gerçekten hiç bir destek görmeden kumluk arazide,asırlardır hiç kıpırdamadan, kaymadan nasıl durduğuna şaşırarak bakıyoruz.
Altındaki büyük boşluğa bir merdiven yardımıyla iniyor ve oradan akan suyla abdest alarak dua ediyoruz.
Hz. Ömer Camii’nin ve Mescidi Aksa’nın Osmanlı İmparatorluğu zamanında korumaya alınıp, kubbesinin altınla kaplandığını öğreniyoruz. 
İnanışa göre Hz. Muhammed,  atı  Burak’la bu taşın üzerinde duruyor. Allah’a doğru yükselirken taş da aniden hareket ediyor ve yükselmeye başlıyor,
Peygamber dönerek ;”Dur!” diyor, taş orada duruyor. 
Ve hâlâ aynı noktada kalması en büyük mucizelerden biri olarak gösteriliyor.Camiden çıkıp geniş meydandan güneye doğru ilerliyoruz,  yüksek mermer merdivenlerden bu kez Ağlama Duvarı’na iniyoruz.
Duvarın önünde ağlayan Musevî’ler , Meryem Kilisesi’nde Hristiyanlar, camilerde Müslümanlar günahlarının affı ve dualarının kabulü için aynı yaratıcıya dua ederken bu topraklarda  savaş; petrol, enerji ve güç için durmaksızın sürüyor. 

***

Sürekli tarihe olan merakım ve her dönemin izlerini taşıyan Kudüs’ün tarihi ve dini dokusu dünyanın hiç bir yerinde duyamadığım ilginç bir iz, değişik bir tat bırakıyor ben de.
Bu seyahatten kısa bir süre sonra elim bir kazada  kaybettiğim sevgili arkadaşım Ümit; “tarihin anası Bayan  Heredot, artık yeter, yoruldum, dur biraz!” diyor sürekli. 
Meryem Kilisesi’nin anahtarı Müslüman bir ailede duruyor. Kilisenin kapısını yaşlı Arap açıyor ve ondan sonra içeriyi görme şansımız oluyor.
Bu arada benim kılık kıyafetime bakıp: “I can’t beleive my eyes. Are you Muslim?” Diye soruyor.
Çok ilginç bir koku hissediliyor bu topraklarda…
Yaşanmışlık, acı, savaş, tuhaf bir rengi ve duygusu var…
Ya da bana öyle geliyor.
 O uzun yolda çarmıhını taşıyan İsa’yı düşünüyor insan ister istemez.Silahsız bir adamın  sevgiye dayalı, olumlu düşüncelerine duyulan öfke ve nefreti anlamaya çalışıyor.
En yakıcı silahtan daha güçlü olan şey belki de sevgi ve iyilik…
Gerçekten sevebilseydik bu kadar çok savaşmayacaktık çünkü… 

***
Muallâktaki taşın bir kez daha altına inip orada dua etmek istiyorum. Hatta bir beyaz mendil alıp boydan boya taşta gezdirip onu yüzüme sürüyorum./ Sonra eve getirip Kur’an’ın arasına koyuyorum./
Taşın garip bir sesi var. Sessizliğin sesi gibi…
Anlatılan hikâyeye inanıp inanmamakta özgürüz, ancak inanarak buralara gelen milyonlarca insanın sonsuz  enerjisi yüklenmiş bu taşa…
Fizik kanunlarını alt üst eden mucizelerle dolu öyküler belki de bizler için birer umut…
Kuantum fizikle aralanan  yeni bir kapının ardında soyut bir dünyanın varlığının göz kırptığını da görüyoruz. 
İnançların merkezi olan bu coğrafyada başka türlü hissetmeye ya da yazmaya olanak yok. Çünkü nereye baksanız üç Semavi dinin tüm ögelerini ve başlangıcını buluyorsunuz burada…
Tüm bu kutsal  enerjiye karşın bunca vahşetin devam etmesi ise inanılmaz!

***

Kudüs’ün çarşı pazarı filmlerde gördüğümüz gibi. Çok renkli.
Otobüs şoförleri genellikle kadın.
Ortalıkta görünen hemen tüm işleri kadınlar yapıyor ve hemen hepsi de eğitimli birer asker. 
On yıl önce gittiğimde daha da gelişmiş bulmuştum İsrail’i.
Ormanlar, küçük korular, yemyeşil tepelerle kuşatılmış siteler inşa edilmişti.
Ancak 1978’e nazaran daha gergindi  sokaklar.
Değişmeyen bir tek şey  vardı, düğünlerde coşkuyla halay çekip, hâlâ; HAVVA NA GİLA şarkısını söylemeyi sürdürüyorlardı.
Dilerim ki şarkılar bu topraklarda barış içinde söylensin , sevgi, hoşgörü çoğalsın!
Aslında paylaşamadığımız dünya  hepimize yeter.





15 yorum

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    asuman hanım elinize sağlık, yazınızın puntosunu izninizle büyüttüm biraz, çok küçük kalmıştı, daha rahat okunuyor şu an, bu güzel yazınız için teşekkürler…

  • Honeyseller dedi ki:

    Gezgin aynı zamanda gözlemci olmalı.iyi bir gözlemci olmak için çok okumak,çok insan tanımak,çok sevmek gerekiyor bence.İşte tüm vasıfları içinde barındıran bir entellektüelin kaleminden doğan nefis bir yazı.Asuman hanım çok teşekkürler.Lütfen yazmaya devam edin…..

  • mctumer dedi ki:

    Sevgili Asuman Hanım, yeni yazınızla tekrar hoşgeldiniz. Gözlemleriniz ve dünya görüşünüzle harmanladığınızx yazınızı keyifle okudum. Elinize sağlık, Lütfen bizi yazılarınızdan uzun süreli mahrum etmeyin

  • rome_o dedi ki:

    anlatımınız o kadar güzelki ..

  • Alinda dedi ki:

    Şiir gibi bir anlatım…Büyülendim.Teşekkür ederiz.

  • abidindemir dedi ki:

    Zevk alarak okudum yazınızı.

  • Zeynep dedi ki:

    yazınızı keyifle okudum elinize sağlık diğer yazılarınızı da sabırsızlıkla bekliyorum

  • BÜLTER dedi ki:

    keşke daha çok yazsanız da okusak.

  • ZİKO dedi ki:

    ” Gezgin aslında gözlemci de olmalıydı ama,genellikle çarşı pazar dolaşılır, renkli vitrinlere, süslü caddelere hayran olunup dönülürdü.Kendi geri kalmışlığımız yerilir, ileri ülkeler göklere çıkarılırdı.Ardındaki sömürü düzeninden söz edilmezdi.”
    — Evet Asuman hanım tam da böyle yapıyoruz.Akşam akşam yüreğime bir sıkıntı çöktü.Mükemmel bir paylaşım.Teşekkürler..

  • EYLÜLADA dedi ki:

    1) Gezgin-yazar olma durumu gerçekten böyle bir şey işte: Küçücük bir yansıma, bir renk, bir koku insanı Van’dan alıp geçmişe götürüveriyor. 2) Şu sıralar yazı masamda benim de Yahudiler var. Bu anlamda yazınız benim için son derece açımlayıcı oldu. 3) Bilmiyorum burası yeri mi; ama geçen haftaki kazadan dolayı THY ailesine şahsınızda başsağlığı dilerim. 4) Ve son olarak, izniniz olursa ben de bu yazınızın altına imzamı atmak isterim.

  • asust dedi ki:

    SEVGİLİ OĞUZ BEY VE ZİKO SİZLERLE AYNI DÜŞÜNCELER PAYLAŞTIĞIMI HİSSETMEK BENİ ÇOK MUTLU ETTİ. İNSAN DÜNYAYA BAKIŞINDA YANLIZ OLMADIĞINI BİLİNCE SANKİ ÇOĞALIYOR, SÖYLEYECEKLERİNİ DAHA DA YÜKSEK SESLE SÖYLEMEK İSTİYOR. DEĞERLİ YORUMLARINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUM.

  • ayşegül- dedi ki:

    Yaşadığının ne olduğunu anlayan, ordan geçerken de farkında olan gerçeğin, gören ve bizlere de gösteren bu kalemden daha çok ama çok dinlemek istiyorum.

  • Kedim dedi ki:

    Sevgili Asust yazını geç gördüm okumaya doyamadım canım.

  • everest dedi ki:

    Ne de güzel oldu okumak… Elinize sağlık…

  • enise dedi ki:

    Enfes bir yazı ..Kelimeler yetersiz duygularımı anlatmaya..En iyisi susmak galiba..Yüreğine ve enerjine sağlık..

Honeyseller için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*