Midilli – Nisan 2012

Midilli (Lesvos) – Nisan 2012






21 Nisan sabah saat 05.00’da Midilli’ye gitmek üzere feribotumuzun kalkacağı Ayvalık’a doğru yola çıktık. Feribot saat 09.30’da hareket etti. Yaklaşık 1.30 saat süren güzel bir yolculukla adaya vardık. Yaklaştığımızda diğer Yunan adalarına benzer bir manzara ile karşılaştık. Midilli aslında Yunanistan’ın üçüncü büyük adası olan Lesvos’un en büyük şehri.


Ayrıca kuruluşu M.Ö 10.yüzyıla dayanan doğu Ege’nin en eski şehirlerinden biri. Yaklaşık 30 bin nüfusu ile eski ve yeniyi en iyi şekilde içinde barındıran bir şehir. Biz şehir merkezini en son güne bırakarak, kendimizi uzun bir gümrük kuyruğundan geçerek iskelenin karşısında bulunan araba kiralama şirketinde buluyoruz. 23 Nisan tatil olduğundan adaya gelen ziyaretçi sayısı tahminimizden daha fazla.


Limanın hemen karşısında bulunan rent a car’dan günlüğü 30 euro karşılığı Hyundai İ10 marka bir araç kiralıyoruz. İlk durak otel.



Otelimizi, Booking.com üzerinden  günler öncesinden ayarladık. Adanın iki körfezinden biri olan Gera körfezinde. Gera’ya Midilli-Kalos yolunun 10.kilometresinden sapılarak, zeytin ağaçları içinden geçilerek şahane bir deniz manzarasının size eşlik ettiği mükemmel bir yoldan gidiliyor. Körfezin çevresi yer yer şık evlerin, köylerin, otellerin bulunduğu sakin sessiz doğa harikası bir yer. Otelimiz Gera’s Olive Grove Perama bölgesinde, fotoğraflarında gördüğümüzden çok daha güzel.



İçinde at,eşek köpek, tavuk gibi hayvanların bulunduğu, zeytin bahçeleri ile kaplı güzel bir arazi içinde yer alan bu otel, odaları ile de mükemmel. Odalarda harika Gera körfezi manzaralı büyük balkonlar, mutfak tezgahı, zarif döşemesi ile günlerce kalmak isteyeceğiniz bir mekan. Ayrıca sahipleri çok nazik insanlar. Sabah kahvaltısı taze portakal suyu, zeytin reçeli, nefis kızarmış ekmekleri ile mükemmel.



Odalarımıza yerleşip en kısa sürede yola çıkıyoruz. İlk durak adanın güney kıyıları. Plomari uzoları ile ünlü, Yunanistan’ın içtiği uzoların %60’ı burada üretiliyor. En ünlü uzo Barbayani 150 yıldır burada üretiliyor. Plomari kasabası büyük denizci Barbaros Hayrettin paşa’nın doğduğu şehir olması nedeni ile de bizim için önemli bir kasaba.Plomari denize doğru inen yamaçda yer alan, geleneksel mimari tarzı ile adanın turizm alanında gelişmiş bir şehri. Arabamızı park edip yiyecek bir şeyler aramaya başlıyoruz.



Denize bakan yamaçta yan yana tavernalara rastlıyoruz. Boy boy ahtapotlar asılmış güneşte kurutuluyor. Bir an önce yemek için sabırsızlanıyoruz. Bir taverna seçip oturuyoruz. Güneşte kurutulmuş ahtapot, bütün bütün kızartılmış kalamar, saganaki (kızarmış peynir) ,nar gibi kızarmış barbun, horiatiki (feta peynirli Yunan salatası) ve tabi uzo ile mükemmel bir ziyafet çekiyoruz, manzara mükemmel. Gelen hesap keyfimize keyif katıyor, 35 euro’ya iki kişi mükemmel bir yemek yedik.



Yola devam ediyoruz. Mükemmel ağaçlarla kaplı yollardan geçerek adanın en yüksek dağı Olimpos’a doğru tırmanıyoruz.  Panayia Ayasotisa kilisesi ile Ortodoksluğun ve geleneksel değerlerin emanetcisi olmuş Aiasos (Ayasos) köyüne geliyoruz. Aiasos dar Arnavut kaldırımlı sokakları, taş evleri, yöresel seramik eserler satan dükkanları ile görülmeye değer. Her yıl 15 Ağustos’ta Panaya kilisesinde mucizevi Meryem ana ikonası için dünyanın her yerinden gelen ziyaretçiler ibadet ediyorlar.



Kilisenin duvarına dayanmış bir kahveye oturup Greek kahvelerimizi içiyoruz. Dönerken sessiz sakin köylerden biri olan Asomatos’a uğrayıp güzel sokaklarında dolaşıyoruz.



Akşam dönerken Midilli merkeze uğruyoruz. Öğlen yemeği fazla kaçırdığımızdan yemek yiyemeyeceğiz. Midilli’de eski liman gece cıvıl cıvıl, tarihi Panellinion Kahvesine gidiyoruz.Geleneksel Gemata(gülsuyu ve badem ile yapılıyor ) tatlısı yiyip kahve içiyoruz.



Ertesi sabah kahvaltıdan sonra yola koyuluyoruz. Bugün adanın kuzeyine gideceğiz. Kalloni’ye doğru yola çıkıyoruz. Yine yolda doğa çok güzel, Kalloni adanın ikinci körfezi burada ender bulunan kuşlara rastlayabiliyorsunuz. Kalloni’ye gelmeden yol üzerinde Agia Paraskevi köyüne giriyoruz.



Burada muhteşem taştan konaklar, oymalı ön cepheler, taştan ara sokaklar, güzel kahvehaneler e rastlıyoruz. Sabah kahvemizi içtikten sonra Taksiardis kilisesine giriyoruz. Köyün çıkışında zeytinyağı müzesi var ancak bugün Pazar olduğundan kapalı. Ayrıca bu köy yaz başında yapılan boğa panayırı ile ünlü. Kalloniyi geçerek dağa tırmanmaya başlıyoruz. Tepeden aşağıya inerken durup Petra’yı yukarıdan izliyoruz.



Petra şirin turistik bir yer, kıyı boyunca insanlar tavernalarda oturmuş güneşin keyfini çıkarıyor. Köye adını veren kaya tepesine kurulmuş, 114 basamakla çıkılan, Panagia Glykofilousa kilisesi oldukça heybetli.



Rivayete göre Meryem ana ikonunu taşıyan bir kaptan gece ikonunun kaybolduğunu anlamış, kayanın zirvesinde garip bir ışık fark etmiş, orada Meryem ana ikonunu bulmuş ve oraya kilise yaptırmaya karar vermiş. Küçücük bir kilise burası ama manzarası mükemmel. Turistik mağazalarla dolu sokakların bitiminde Vareltzidena konağı bulunuyor. Ahşap cumbalı görkemli taş bir bina.



Yola çıkıyoruz, kısa bir yolculuktan sonra Molivos’a varıyoruz. Ortaçağ kalesi, antik akropolun bulunduğu yere inşa edilmiş. Arabamızı kalenin altında bir yere park ederek dar kaldırım taşlı taş evlerle çevrili sokaklardan yürüyerek kaleye tırmanıyoruz. Manzara mükemmel, Molivos’un güzel sokaklarında dolaşıyoruz.



Uzun güzel yollardan geçerek Skala Skamnia sahiline iniyoruz. Bana göre adanın en şirin yeri burası. Skamnia küçük etrafı tavernalar ile çevrili bir koy.Panaya Gorgona(deniz kızı) kilisesi ve muhteşem gün batımı ile meşhur. Buradaki tavernalardan birine oturuyoruz. Etrafımız Türkçe konuşan insanlarla dolu, bütün turist otobüsleri yemek molasına buraya gelmiş.



 


Skamnia tavernaya oturuyoruz. Meşhur taze bakladan yapılmış fava, ahtapot, kalamar, barbun, yiyip uzo içiyoruz. Adada balığa doyuyoruz, porsiyonlar çok büyük 42 Euro hesap verip ayrılıyoruz.



Şimdiki durağımız Kuzeydeki Mantamados. Burası Midilli’ye 38 km uzaklıkta. Zengin bir kent olan Mantamados’u şöyle bir gezip Taksiarhis Manastırına gidiyoruz. Koruyucu başmelek Mihail’e adanmış manastırda vaftiz törenine rastlıyoruz. Çıkışta kafesinde oturup lokma yiyiyoruz. Mantamados süt ürünleri ve seramik ürünleri ile ünlü bir şehir. Köyde bulunan dükkanlardan peynir ve süt ürünü alabilirsiniz.



Midilli’ye doğru yola devam ediyoruz. Yol üzerinde görülmesi gereken birde Thermi var. Thermi’ye giderken yol üzerinde bir zamanlar muhteşem bir otel olan Sarlıca otelinin kalıntılarına rastlıyoruz. Thermi Spa’sının iskelesinde minik tavernalar, eski şifalı hamam binaları ve yeni hamamlar var.


Bu akşam yorgun olduğumuzdan ara yollardan Gera körfezi kıyısındaki otelimize dönüyoruz.


Ertesi sabah oteldeki nefis kahvaltıdan sonra eşyalarımızı alıp oteldekilerle vedalaşıp yola koyuluyoruz.


Gera körfezinin diğer kıyısını dolaşarak Midilli’ye bu kez güney yönünden giriyoruz. Rent a car firmasına arabamızı ve vapur saatine kadar valizlerimizi bırakarak Midilli’yi gezmeye başlıyoruz.


 



İlk olarak gözümüze çarpan, Agios Athanasios Metropolit Kilisesinin 30 mt yüksekliğindeki Gotik tarzda yapılmış çan kulesi, ona doğru yürüyoruz. Bu cadde meşhur Ermou caddesi. Kilise üç geçitli bazilika türünde ve Ayvalık Sarmısaklı’dan gelen kızıl dikdörtgen taşlar ile yapılmış. Mabedi ve Mihrap ve baş rahip koltuğu Bizans sonrası tahta oymacılığının en güzel ürünleri.



Biraz ileride minaresi bulunmayan  Yeni camiye rastlıyoruz. Oradan Midilli kalesine uzanan yolu görüyoruz ancak, bu ara sokaklardaki dükkanları gezmek daha çok ilgimizi çektiğinden bu seferlik Midilli kalesine gitmemeye karar veriyoruz.


Aslında bu kısacık gezi adanın tamamının gezilmesi için uygun bir zaman dilimi değil. Örneğin fosil ağaçların ve adaya ismini veren lirik şair Sapho’nun şehri Eressos’un bulunduğu adanın batı kısmına gidemedik.


Ermou caddesi iyi markaları barındırdığı gibi yer yer bizim Kemeraltı’nı hatırlatıyor. En çok ahşap boyama eserlerin yer aldığı dükkanlar dikkatimizi çekiyor.



Ermou caddesi boyunca yürüyoruz.Liman bölgesinde görkemli bir yapıt olan Agios Ioannis Therapondas kilisesine ulaşıyoruz.Şehrin en büyük kilisesi, 1860 yılında, haç şeklinde Bizans tarzında inşa edilen kilisede, değerli ikonların yanında, Bizans dönemine ait iki ikonun; İsa ( 14. yüzyıl ) ve Ayos İoannis Theologos ( 15. yüzyıl ) ikonları mevcut.



Kiliseden çıktığımızda acıktığımızı fark ediyoruz. Limanda sıra sıra dizilmiş tavernalardan Fenerbahçeli olan Fenari restaurant’ta yiyiyoruz. Burasıda mükemmel, Midilli’de diğer adalar gibi deniz ürünlerini bol, taze ve ucuz olarak yemek seyahatin en güzel kısımlarından biri.


Limandaki hediyelik eşya dükkanlarından adaya özgü ürünler alıyoruz. Saat 6.00’da kalkan feribotumuz ile adadan tekrar gelmeye söz vererek mükemmel anılar ile ayrılıyoruz.


 

1 Yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Bir daha gelmeye iyi ki söz verdiniz,Midilli yi ben de unutamıyorum..Geçen yıl haziranda 5 gece kaldık,her deliğe girdik-çıktık,ben de sizin gibi Skala Sikaminea daki öğlen keyfini hatırladıkça çok keyif alıyorum,gelecek sefere de Eressos ve Sigri ye gidersiniz…Teşekkürler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*